# Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim
- **Tarih:** 25 Şubat 2004
- **Gündem:** KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2004-02-25-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349

> Mustafa Gazalcı (CHP), 25 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 999 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının 17 nci maddesi üzerinde CHP Grubu adına söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, bakanlığın merkez örgütünün kurulmasına ilişkin temelleri, esasları belirtiyor. Gerçi, tasarıda örgüt denilmiyor "teşkilat" deniliyor; bir yandan, yasa tasarısının, çağdaş, ileri, bilgi toplumunu temsil ettiği söyleniyor, öte yandan dilde de bir özen gösterilmemiş bu maddede de bütününde de. Yasa, anlaşılmak içindir, halk içindir. Örneğin "yönetim" sözü dilimize yerleştiği halde, tasarının kimi yerlerinde "idare" sözcüğüne yer veriliyor "teşkilat" deniliyor "ihdas" deniliyor, bu maddede olduğu gibi "hiyerarşi" sözcüğü var, gençlerin hiç anlayamayacağı "tadat" sözcüğü var. Salt dil açısından değil, içerik açısından da, tasarı, gerçekten büyük sakıncalar doğuruyor. Örneğin, bu maddenin (a) bendinde "Anahizmet, danışma ve yardımcı hizmet birimlerinin kurulması, kaldırılması, görev, yetki ve sorumlulukların dağıtımı yasayla düzenlenir" deniliyor; hemen arkasındaki (b) bendinde ise "Bağlı ve ilgili kuruluşlar eliyle yürütülen hizmetler için bakanlık merkez teşkilatında ayrıca birim kurulamaz" deniliyor; yani, bakanlık kendini bağlıyor.

Değerli arkadaşlar, burada hemen her maddede "CHP de böyle düşünüyordu, bu tasarı, yıllardır özlemimizdi diyorlardı" diye söyleniyor. Şimdi, bir karmaşa yaratılıyor. Gerçekten yıllardır merkezî yönetimden yakınıldığı doğrudur; bir yerel yönetim yasasının çıkarılması doğrudur; ama, CHP ile AKP'nin önerdiği arasındaki ayırım ya da bugün kamuoyunu ayaklandıran, bütün kuruluşları ayaklandıran nedir?!

Bakın, burada yetki ve sorumluluk veriliyor; tamam, bunda bir şey yok; ama, o yetki ve sorumluluk içinde, aynı zamanda, merkezî örgüt "ben kendimi yetkili kabul etmiyorum" diyor; yani "yerel yönetimler, ilgili birim bu işi yapıyorsa, ben hiçbir şey yapmam; dünya yıkılsa da yapmam" diyor; yani, bir, böyle bir ayrılık var.

İkincisi, değerli arkadaşlar, bu yetkiyle birlikte, özelleştirme yetkisi veriliyor. Sayın Bakan, hükümet ve ilgili sözcüler, bunu bir türlü anlamak istemiyor. Efendim, siz de yakınmıştınız... Evet yakındık; merkezî örgütten biz de yakındık. Yerel yönetime yetki verilmesini istedik, kaynak dağıtılmasını istedik; bütün bunlar doğru. Peki, burada eğri olan ne; o yetkiyle birlikte, açıkgözlülük edip, işi, kamu hizmetini özel kesime devretmek...

Şimdi, o yetkide bir de kendinin elini kolunu bağlamak söz konusu. "Ben bir şey yapamam, bu yapabilir, edebilir" de değil, bundan önceki yasalarda olduğu gibi; "yapamaz, kuramaz" deniliyor; Sayın Bakanım "kuramaz" deniliyor.

Bakın, Türkiye, nerelerden nerelere geldi değerli arkadaşlar. Bir zamanlar, bütün ulus çapında, eğitimde, kültürde yapılanları -bu millet mektepleriyle, köy enstitüleriyle yapılanları saymıyorum- örneğin, bir tek sağlıkta -bugün taşra örgütü kurulamaz denilen sağlıkta- şöyle bir anımsayalım; Kurtuluş Savaşından sonra bir başka savaş başladı; karabilisizlikle eğitim alanında savaşılırken, sağlıkta da, örneğin, sıtma ve veremle Anadolu çapında büyük bir savaş verildi ve Türkiye, bunu başarmıştır; gerçekten başarılı olmuştur.

Şimdi, diyeceksiniz ki, efendim, o, bilmem seksen yıl önceydi, yetmiş yıl önceydi; hayır; çağımızda öyle salgın hastalıklar var ki -televizyonlardan izliyorsunuz- Çin'de de olsa, İngiltere'de de olsa, seferberlik ilan ediliyor; bütün herkes ayağa kalkıyor; yasaklar konuluyor. Peki sen ne yapıyorsun; efendim ben karışamam, yapamam... Şimdi, böyle bir şey olamaz. İşte, fark burada değerli arkadaşlar. 9 tane bakanlık; yani, bunun içerisinde Sağlık Bakanlığı var, Kültür Bakanlığı var, Orman Bakanlığı var ve kamuyu ilgilendiren bakanlıklar var. "Ben bu konuda hiçbir şey yapamam; çünkü, orada yapılıyor" deniliyor. Peki, o yapabilecek mi bu işi; hayır, o da özel kesime devredecek. İşte, fark bu; bir türlü bunu anlamıyorsunuz. Yani, çağdaşlık, bilgi toplumu, şu bu deniliyor; ama, aradaki fark, gizleniyor, ısrarla anlatılıyor.

Değerli arkadaşlar, şimdiden, Kültür Bakanlığı, kıyıların kiraya verilmesinden, müzelerin yabancılara işletmeye verilmesinden söz ediyor. Şimdi, bütün ören yerlerini, müzeleri, kıyıları; halkın gireceği yerleri düşünün; yarın devrettiği zaman belki "buraya halk giremez" denilecektir. Diyorsunuz ki "burada halk var; biz, bunu halk için yapıyoruz." Ama, doğuracağı sonuç öyle olmayacak; burada anlaşalım.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Tabela asılacak!..

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Evet, değerli arkadaşlar "tabela asılacak" diyor değerli arkadaşımız "halk giremeyecek diye tabela asılacak" diyor bu arkadaşımız; çok acı, çok, değerli arkadaşlar!

Bu, bir gereksinimden doğmuş bir yasa değil, Türkiye'nin gereksinimi var;ama, kendi yapısına uygun, böyle, IMF'nin, Dünya Bankasının, OECD'nin dayatmasıyla çıkarılacak bir yasa değil. Öyle sözcükler var ki bu tasarının içinde, Dünya Bankasına verilen o niyet mektuplarındaki cümleler aynı. 12 Eylülde, savcılar çeşitli davalarda -ben biliyorum- Barış davasında da, DİSK davasında da aynı cümleleri kullanırdı. Burada da bakıyorsunuz, bu tasarıda çok açık. İsterse, ben, o niyet mektuplarındaki satır ile bu tasarıdaki, aynı cümleleri gösterebilirim. Hele, o gerekçede, bir karmaşa olan gerekçede birtakım fotoğraflar çekiliyor, şöyle değil mi böyle değil mi; işte, ulusal gelir çarpık değil mi... Bütün bunlar doğru; ama, getirdiğiniz çözüm ne; çözüm, efendim, bunu kamu yapamaz; yerel yönetimler yapamaz, bunu özel kesime, sivil kuruluşlara verelim. O sivil kuruluşlar ne; ölçüt yok. Vakıflar mı ya da yandaş dernekler mi ya da bir başkası mı; ne zaman verilecek; bu yok. İşte, karşı çıkılan budur değerli arkadaşlar.

Ben hukukçu değilim; ama, bu tasarının Anayasaya aykırı olduğunu, bütün hukukçular, özellikle Anayasa profesörleri söylüyor ve diyorlar ki: "İdarenin bütünlüğü içinde, genel yönetimler, genel yetki sahibidir; yerel yönetimler ise, adı üstünde, yerel yetki sahibidir." Bu tasarıda, bu karıştırılmış. Nerede Anayasaya aykırılık diyorsunuz; işte, burada. Anlaşalım... Görüştüğümüz bu 17 nci maddede, dünya yıkılsa, bağlı kuruluşların yaptığı işleri bakanlık yapamaz diyorsunuz. Şimdi, ille burada yazması mı gerekiyor bağlanan elin kolun bağlandığı?!

Değerli arkadaşlar, yerel yönetimler, yerel yetkilere sahip olabilir; ama, genel yönetimler de genel yetki sahibidir; Anayasa bunu öngörüyor; ama, siz, Anayasayı değiştirmeden, bu tasarıyla, o yetkiyi veriyorsunuz. Sayın Bakanım, buradaki yanlışlıklardan birisi de işte bu.

Değerli arkadaşlar, bir de, siz inanabilirsiniz; efendim, her şeyi özel kesim yapsın; kamu kesiminde çalışanlar sözleşmeli olsun; yabancı şirketler gelsin, yerli şirketler gelsin; belediyeler yerli şirket olsun, sosyal devletin modası geçmiş diyebilirsiniz; parası olan varsa hizmetten yararlanır diyebilirsiniz; ama, bir şeyi yapamazsınız; geleceğe ipotek koyamazsınız. Sizin, seçmenin dörtte 1'inden oy aldığınız doğru; sizin meşruluğunuzu tartışmıyoruz; ama, tartıştığımız, geleceğe ipotek koymaktır. Bu tasarıda diyorsunuz ki... Yarın, sizin kafadaki bir iktidar gelmedi, örneğin sosyal devlet anlayışına inanan Cumhuriyet Halk Partisi geldi; siz, burada, bizim önümüzü bağlayamazsınız "kuramazsınız, yapamazsınız" diyemezsiniz. Bakın, biz, yerel yönetimlere yetki verilmesini istiyoruz; ama, istemediğimiz, o yetkinin bakanlıkta olmamasıdır, orada yasak getirilmesi; öbür tarafta da özel kesime ya da sivil kuruluşlara -ucu belli değil, ölçütü belli değil- açılmasıdır; yanlış olan odur. Çoğulculuk öldürülüyor; gerçekten, gelecek karartılıyor değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 25 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2004-02-25-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
