# Milli eğitim temel kanunu ve devlet memurları kanunu (s.s.614)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim
- **Tarih:** 29 Haziran 2004
- **Gündem:** MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNU VE DEVLET MEMURLARI KANUNU (S.S.614)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2004-06-29-milli-egitim-temel-kanunu-ve-devlet-memurlari-kanunu-s-s-614

> Mustafa Gazalcı (CHP), 29 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNU VE DEVLET MEMURLARI KANUNU (S.S.614)); konuşma 2.662 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 614 sıra sayılı tasarıyla ilgili, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım; tümünüzü saygıyla selamlarım.

Bu tasarı, Millî Eğitim Temel Yasasında ve Devlet Memurları Yasasında değişiklik yaparak, öğretmenlerimizi derecelendiriyor. Bu tasarıya göre, yılda bir kez yapılacak sınavla, öğretmenler, aday öğretmenlikten sonra öğretmen, uzman öğretmen ve başöğretmen sanını alacaklar. Sınavda ve ek değerlendirmelerden eğer geçerlerse, öğretmenlerimizin tümünün yüzde 10'u başöğretmen, yüzde 20'si de uzman öğretmen olabilecek. Bu uzman öğretmen ve başöğretmenlerden de, eğitimöğretim tazminatının yüzde 40'ını başöğretmenler alacak, yüzde 20'sini de uzman öğretmenler alacak. Böylece, tasarının savına göre öğretmenler arasında bir yarışma olacak, öğretmenlik mesleğinin niteliği artacak, öğretmenin durumu iyileşecek. Eğitim öğretim tazminatı ortalama 300 000 000 lira civarında; işte, 1 inci, 2 nci, 3 üncü derecede olanlara biraz fazla veriliyor, 6 ncı ve altındaki derecelerde olanlara da daha az veriliyor. Bugünkü duruma göre, başöğretmenlere, yani 600 000 öğretmenin yaklaşık 60 000'ine 140 000 000 lira, uzman öğretmenlere de 70 000 000 lira daha fazla verilecek. Bu durum, bu ekonomik ayrılık, öğretmenler arasında, çalışan ile çalışmayanı, sözde, ayıracak, öğretmenlik mesleğini saygın bir duruma getirecek bu tasarıya göre.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, öğretmenlik, saygın bir meslek olmalıdır; bütün dünyada da öyledir; çünkü, insanı yetiştirir. Gelecek kuşakların mimarıdır öğretmen; kişilik kazandırır insana; insanı insanlaştırır. Bunun için de, öğretmen adaylarının çok iyi seçilmesi, öğretmenlerin, yetiştirilmeleri sırasında da, çok iyi bir eğitim görmesi gerekir. Öğretmen olduktan sonra da, hizmetiçi eğitimden ve başka iyileştirmelerden geçerek, öğretmenlik mesleğinin çok saygın, çok iyi bir durumda olması gerekir; ancak, bu getirilen önlemle, yani, öğretmenlerin çok az bir bölümünü "uzman öğretmen", "başöğretmen" diye niteleyerek, öğretmenlik mesleği saygınlık kazanmaz.

Değerli arkadaşlar, zaten, öğretmen, Millî Eğitim Temel Yasasına göre, özel ihtisas isteyen bir mesleği yapmaktadır. Bakın, bu tasarıyla değiştireceğimiz 43 üncü maddede, öğretmenlik mesleğinin özel bir ihtisas mesleği olduğu söyleniliyor; bütün öğretmenler için "bir özel uzmanlık mes-

(x) 614 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

leğidir" deniliyor. Şimdi, siz, öğretmenlerin yüzde 20'sini ayırıyorsunuz "sen uzman öğretmensin" Peki, öteki yüzde 80'i?.. "Sen uzman öğretmen değilsin, öğretmensin"... Şimdi, Millî Eğitim Temel Yasasında "bütün öğretmenler uzmandır; özel uzmanlık isteyen bir meslektir; öyle yetiştirilir" deniliyor.

SONER AKSOY (Kütahya) - Onu değiştiriyoruz.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Şimdi, değerli arkadaşlar, her öğretmen, öğretmen olmak için uzman olarak yetiştirilir; sınıf öğretmeni de öyledir, dal öğretmenleri de öyledir. Yani, siz, yüzde 20'sine, zaten, öğretmen için verilen bir nitelemeyi, uzmanlığı, sanki, sonradan kazanılacak bir nitelikmiş gibi yapıyorsunuz; yüzde 80'inin de uzmanlık niteliğini alıyorsunuz; yani, kazanılmış bir hakkını yok kabul ediyorsunuz.

Ayrıca, ekonomik ayrılıklar yaratarak, öğretmenlerin tümü aynı işi yaptığı halde, aynı yükümlülüğü taşıdığı halde, kimilerine ayrıcalıklar tanıyarak, çok az bir bölümüne "sen, biraz daha fazla alacaksınız" diyorsunuz. Anayasanın 128 inci maddesinde, kamu çalışanlarının aylıklarının ancak yasayla düzenleneceği söyleniyor.

Değerli arkadaşlar, tabiî, yasa yapıyoruz; ama, buradaki kimi ölçüleri yönetmeliğe bırakıyoruz. Yönetmelikle, siz, daha önce, ödenekleri, aylıkları yasayla belirlenir denildiği halde, yasaya verilmiş bir açıklığı yönetmeliğe bırakıyorsunuz. Bu açıdan da kuşku doğuran bir şey vardır.

Şimdi, diyeceksiniz ki, kötü mü başöğretmen; öğretmenlerin bir kısmı başöğretmen olacak; kulağa hoş geliyor, kötü de değil; zaten, eskiden de vardı. Öğretmenlik mesleğinden gelenler bilirler; yani, okullarımızda bir "başöğretmen" vardı, müdür denilmezdi; son zamanda buna "müdür" denildi. Şimdi, o zaman, niye, başöğretmenlik alındı öğretmenlerden? Şimdi, sanki birtakım büyük haklar veriyormuş gibi bir bölümüne, yeniden, başöğretmen denilmesi, bir çelişki değil midir?!. Yani, zaten, başöğretmendi, başöğretmenlik alındı, müdür yapıldı. İlçe millî eğitim müdürü, okul müdürü, il millî eğitim müdürü... Müdür olsun hepsi; peki, oldu. Şimdi başöğretmen olacaksınız, öğretmenlerin yalnız yüzde 10'u başöğretmen olacak deniliyor.

Değerli arkadaşlar -öğretmen olanlar bilirler- bir okulda, bu tasarı böyle çıkarsa, çeşit çeşit öğretmen olacak; öğretmen, uzman öğretmen, başöğretmen. Veli "ben çocuğumu başöğretmende okutmak istiyorum..." 600 000 öğretmen içinde başöğretmen de çok az; yasaya göre kota koymuşsunuz, sınır koymuşsunuz; isterse ölçütleri aşsın, sınavı kazansın, öteki değerlendirmeleri aşsın; ama, hayır; Maliye Bakanlığı "başöğretmen oranı yüzde 10 olacak" diyor. Peki, başöğretmen bir okulda sınırlı sayıda olacağına göre, öğretmenler arasında bir ayırım olmayacak mı bu?! Biz, tabiî ki, çalışan öğretmenlerin ödüllendirilmesini isteriz; yani, gerçekten, çalışan ile çalışmayan ayrılsın, çalışan öğretmenin kimi ayrıcalıkları olsun. Örneğin, öyle bir somut değerlendirme yaparsınız ki, kendi dalında ve eğitim bilimlerinde yüksek lisans ya da doktora yapmış öğretmene, ayrıca "uzman öğretmen", "başöğretmen" demenize de gerek yok "yüksek lisanslı öğretmen" dersiniz; hizmetiçi kurslara katılmışsa, kendi alanında yapıtlar vermişse onu da desteklersiniz, isteklendirirsiniz.

Değerli arkadaşlar, peki, bu, nereden kaynaklanıyor?! Bir küreselleşme rüzgârıdır esiyor, bir performans değerlendirmesidir gidiyor. "Bunu, memurlar için de getireceğiz, öğretmenler için de getireceğiz" deniliyor. Tabiî, bu rüzgâr ne kadar sürer bilmiyoruz; ama, öğretmenlik bir bütün olarak değerlendirilse, öğretmenlere ekonomik birtakım hakları verilse, gelişmiş Batı ülkelerinde olduğu gibi haklar verilse, öğretmenlik mesleği daha saygın bir duruma gelmez mi.

Elimde, Millî Eğitim Bakanlığının 1995 tarihli millî eğitim personel kanunu taslağı var; bu taslak, on yıldır, Millî Eğitim Bakanlığında ele alınıyor, konuşuluyor. Burada, öğretmenlere, bir bütün olarak kimi haklar tanınıyor; doğru, yanlış. O günkü iktidarlar demiş ki, öğretmenlik mesleğini bir bütün olarak ele alalım ve örneğin, öğretmenlere bir öğretmenlik akademisi kuralım -ben, bu düşünceyi paylaştığım için söylemiyorum- orada, öğretmenleri hizmetiçi kurstan geçirelim ya da öğretmenlere, aynen ordu mensuplarında olduğu gibi "ÖYAK" diye OYAK'a benzer -geçmişte, Millî Eğitim Bakanları böyle öneriler yapmışlardı- bir yardımlaşma sandığı kuralım. Öğretmenlerin 1943'te kurduğu İLKSAN'ı, "verdimse ben verdim" diyerek, araba, arsa ticaretine boğarak, kendi paralarından ayırarak kurdukları sandıklarını soyduracaklar, sonra da "biz, öğretmenlere ÖYAK kuracağız" diyecekler! Diyelim ki, o da doğru... İşte, bu taslağın içinde, öğretmenlerin derecelendirmesi var; ama, başka durumlarla onu bağlantılı hale getirmiş.

AKP İktidarı ne yapıyor; bu büyük taslaktan bu maddeyi cımbızla çekiyor. O da nedir; 44 üncü madde; işte, öğretmenlerin -demin söylediğim- basamaklara ayrılması. Değerli arkadaşlar, bir bütün içinde belki bu anlam kazanıyor; ama, salt bu maddeyi buraya alarak, bir de, üstelik, hükümetin getirdiği tasarıda yalnız sınava indirgeyerek Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiş olması bir talihsizliktir, öğretmenlere bir hak verme değil, kazanılmış haklarını geri almadır.

Hükümetin gönderdiği tasarıya bakacak olursanız, bir sınav yapılıyor; öğretmen, yalnızca o sınavda başarı kazanırsa, öğretmenlikten uzman öğretmenliğe, oradan da başöğretmenliğe geçiliyor.

Değerli arkadaşlar, Millî Eğitim Temel Kanununda ve öğretmenlikle ilgili bütün düzenlemelerde, hepiniz de bilirsiniz ki, öğretmen, genel kültür sahibi olacaktır, alanında bilgi sahibi olacaktır, bir de pedagojik bir ihtisasın sahibi olacaktır. Şimdi, siz sınavla belki genel kültürü ölçebilirsiniz, alanındaki bilgiyi de ölçebilirsiniz; ama, pedagojik, yani, eğit-bilimsel uzmanlığı nasıl ölçeceksiniz? Bir tek sınavla ölçülür mü bu?! Hükümetin getirdiği tasarıda tek sınav var. Öğretmenlik, bir kişiliktir; her bilen iyi öğretemez, iyi öğretmen olamaz. Bir sınavda başarı kazanan kişi iyi öğretmen olamaz. Eğer kişilikli değilse, sosyal etkinliklere sahip değilse, pedagojik bilgileri yoksa, onun bir test sınavından 100 alması, 90 alması başarılı bir öğretmen olduğunu göstermez; hükümet bunu çekip Millî Eğitim Komisyonuna gönderdi. Millî Eğitim Komisyonunda, arkadaşlarla birlikte dedik ki, bu, öğretmenlik mesleğini yaralamaktır, bir sınava indirgemektir; altkomisyona gönderelim; arkadaşlarla karar verdik, AKP'li arkadaşlar da katıldı, altkomisyona gönderildi. Altkomisyonda birlikte güzel bir çalışma yapıldı, bunu da belirtmeliyim; sendika temsilcilerini çağırdık, uzmanlara yazılı görüş sunduk; kimi olumlu iyileştirmeler yapıldı.

Arkadaşlarım söyleyecektir, ben de söylemek istiyorum; örneğin, sınavın etkisini yüzde 100'den yüzde 50'ye çektik. Kıdemi önemseyelim dedik, 10 puan da kıdeme verildi; sicil, bir kere sicilin burada olmaması gerekir bana göre; ama, ısrar edildi, işte bir başarımı ölçülecektir, ileride açık sicile geçilecektir falan denilerek 10 puan da ona verildi; 30 puan da eğitim başarımı ortaya konuldu. Bunlar olumlu gelişmelerdi.

Bir de, dedik ki; her yıl sınav yapılırsa, öğretmen, öğretmenliği bırakıp, haydi, öğrenciler gibi dershaneye koşacak; neden; benim sınavım var, uzman öğretmen olacağım, başöğretmen olacağım... Nereye gidiyorsun öğretmen; çalışmaya, dershaneye... Peki, okul ne olacak, senin çalışman ne olacak?! Hayır; ben, öğrencilerime mahcup olmak istemem, çevreme mahcup olmak istemem... Onun için, hadi bakalım, öğretmenliğini bırakacak, öğrenmeye gidecek.

Değerli arkadaşlar, altkomisyonda, üç yılda bir sınav yapalım denildi, AKP'li arkadaşlar da katıldılar. Bizim, yine önergemiz var bu konuda. Özellikle -AKP'nin içinde eğitimci arkadaşlar varsa- altkomisyonda oybirliğiyle aldığımız kararı, önergeyle, bir kere daha size sunacağız.

Değerli arkadaşlar, her yıl sınava girecek bütün öğretmenlerin yalnız yüzde 10'unun başöğretmen olarak 140 000 000 lira, uzman öğretmen olarak 70 000 000 lira alabilmeleri için... Parası da önemli değil, zaten öğretmenler az bir ücret alıyor; ama, o niteleme, öğretmenler arasındaki ruhsal ayrışmaya neden olacağı için, her yıl sınava girmelerini sakıncalı bulduk ve dedik ki; eğer kontenjanlar yüzde 10'un altına düşerse, hükümet ya da Millî Eğitim Bakanlığı sınav açsın; ama, sonra Sayın Bakan geldi... Burada Bakanımız da yok, yurtdışında mı bilmiyorum...

AHMET YENİ (Samsun) - Hükümet burada, hükümetin bakanı burada...

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Hayır, hükümet burada, Sayın Cemil Çiçek burada, ben onu görüyorum; ama, ben, Sayın Hüseyin Çelik'i, Millî Eğitim Bakanını söylüyorum.

Sayın Bakan, altkomisyonda yaptığımız bu iyileştirmeye -hükümet olmak hükmetmektir düşüncesiyle- "hayır, her yıl yapılsın" dedi ve kimi arkadaşlarım oy vermemekle birlikte, yeniden, her yıl sınav yapılması kararlaştırıldı. İnşallah, Genel Kurulda, bunu, hiç olmazsa bu bölümünü değiştirelim; yani, öğretmenleri her yıl sınava koşturmaktan, kendi işlerini bırakıp "efendim, ben de başöğretmen olayım, uzman öğretmen olayım" diye dershanelere gitmekten, o strese girmekten kurtaralım; yine üç yılda bir yapalım.

AHMET YENİ (Samsun) - Kendilerini yenilesinler!

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakın, eğer bu tasarıyla, öğretmenlerin ekonomik durumuyla ilgili bir iyileştirme yapılacağına inanıyorsanız, bu doğru değildir. Öğretmenlerimizin ekonomik durumu, öteki memurlarımız gibi, gerçekten iyi değildir.

Değerli arkadaşlar, bakın, 1979 yılında yapılan bir araştırmaya göre, yirmi yıllık bir öğretmen, o zamanki aylığının, aldığı paranın, yüzde 59'uyla beslenme giderlerini karşılayabiliyormuş. Aradan yirmibeş yıl geçmiş, bugün, bir öğretmen, aldığı aylığın yüzde 73,5'iyle beslenme giderlerini karşılayabiliyor. yirmibeş yıl önce, öğretmen, aylığıyla bütün gereksinimlerinin yüzde 98'ini karşılayabilirken, bugün yüzde 48'ini karşılayabiliyor. Yani, öğretmenin, cumhuriyetin ilk yıllarına göre, bugün, aylığında reel olarak bir gerileme vardır. Örneğin, cumhuriyetin ilk yıllarında, bir öğretmen, aylığıyla tam 20 altın alabiliyordu değerli arkadaşlar; bugün ise ancak 5 altın alabiliyor.

K. KEMAL ANADOL (İzmir) - Şimdi yoksulluk sınırında.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bakın, öğretmenin durumunu başka ülkelerdeki öğretmenlerin durumuyla karşılaştıracak olursak; Türkiye'de onbeş yıllık bir öğretmenin bir yılda aldığı para 5 064 euro; Belçikalı, onbeş yıllık bir öğretmenin aldığı para 27 247 euro, onbeş yıllık bir Alman öğretmenin aldığı para 39 578 euro, İsviçrelinin 38 710 euro, Yunanistanlı bir öğretmenin ise 21 054 euro; yani, bir Yunanistanlı öğretmen Türkiyeli 4 öğretmenin aldığı aylığı alıyor.

Değerli arkadaşlar, bakın, bugünkü aylık düzeyine göre, öğretmen 1 saati 6 000 000'a çalışıyor; ama, girmeye çalıştığımız Avrupa Birliği ülkelerindeyse, öğretmen, 1 saatte ortalama 25 000 000 alıyor; yani, ister dünyayla kıyaslayın, ister geçmişimizle karşılaştırın, öğretmenlerin durumu, ekonomik olarak, gerçek anlamda gerilemiştir.

Öğretmenlik mesleğinin saygın olması için, öğretmenin ikinci bir iş yapmaması gerekir; filmlere konu oldu, yazıldı, çizildi. Öğretmenler limon satmaktadır, öğretmenler ikinci bir iş yapmaktadır; yani, şimdi, siz, gerçekten geçinemeyen bir öğretmene diyorsunuz ki, sen başöğretmensin öğretmenim. Bunu hepsine demiyorsunuz; yalnız yüzde 10'una diyorsunuz ve çok az farklı bir para da veriyorsunuz.

Peki, bu ekonomik duruma bir de şöyle sendikal yönden bakın isterseniz. Gelişmiş Batı ülkelerinde, öğretmen hangi haklara sahip, bir de onlara bakalım.

Değerli arkadaşlar, öğretmen, bütün gelişmiş ülkelerde yaptığı işte söz sahibi olan insandır. Ne demek bu; eğitimin yönetimine katılır, eğitim işinin planlanmasında, programlanmasında söz sahibidir. Öğretmen, hem kendi durumunu hem eğitimin durumunu yükseltmek için sendikal haklara sahiptir. Nedir o sendikal haklar; toplusözleşmedir, grevdir. Geçen gün, burada, hangi ülkelerde bu hakların olduğunu saydım; Türkiye de, olmayan ülkelerden. Türkiye'de ne var; 2001 yılında bir sözcük oyunu yapıldı, toplusözleşme, toplugörüşme oldu Sayın Bakanım. Peki, toplugörüşmeyle, kurum idare kurulu kararları alınıyor -Sayın Müsteşarımız da şimdi bize bakıyor- bu kurum idare kurulu kararlarının altında Millî Eğitim Bakanlığı mensuplarının imzaları var; beraber kararlaştırıyorlar mesleğimizle ilgili, eğitimle ilgili şu şu konularda iyileştirmeler olacak diye -hiçbir yaptırımı yok- ama, maalesef, bunlar da uygulanmıyor; yani, sendikal haklar yönünden, katılma yönünden, yönetim yönünden yok.

Şimdi diyorsunuz ki: "Biz, öğretmenlere iyileştirme getiriyoruz." Tasarının gerekçesinde var. Öğretmenler, bugün, yine, Meclisin kapısındaydılar, günlerdir de karşı çıkıyorlar.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Kaç kişi, kaçta kaçı?!

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bakın, öğretmenler kitapçık yayınlıyor "öğretmene apolet değil, insanca yaşayacak ücret istiyoruz" diyorlar; bütün sendikalar, bütün öğretmenler böyle diyor.

Değerli arkadaşlar, şimdi, siz diyebilir misiniz, öğretmenler öyle dese bile -ki, bu, öğretmen işkolunda en büyük sendika, yetkili sendika- biz, öğretmenler için hak veriyoruz, iyilik veriyoruz!. Peki, öğretmenler deli mi ki, kendisine verilen bir hakkı, bir ayrıcalığı, bir iyiliği "hayır, biz kabul etmiyoruz, biz istemiyoruz" desinler, gerçekten, bu, hak olsa, öğretmenlerin durumu iyileşse, çalışan ile çalışmayan ayrılsa...

Bakın, öğretmenlerin, dallarında doktora yapmalarını, yüksek lisans yapmalarını ben de desteklerim. Bunun, bir öğretmen için onur kırıcı tarafı da yok; çünkü, o, yönetmelikle düzenlenip, insana haydi, sen doktora aldın, bilmem ne aldın demezler.

Değerli arkadaşlar, Bakanlığın görevi hizmetiçi kurs açmaktır. Öğretmenleri müdür yapmak için 2000 yılında sınava tabi tutuyorsun, müdür olabilme hakkını kazanıyorlar; ama, asıl olarak atanabilmeleri için Bakanlığın hizmetiçi eğitim kursu açması gerekiyor. Aradan şu kadar yıl geçmiş, Bakanlık -şimdi yanlış söylemeyeyim- altı yıla yakındır hizmetiçi eğitim için kurs açmıyor -ben, yalnız bu hükümet için söylemiyorum, bundan önceki hükümetler için de söylüyorum- kendine düşen görevi yapmıyor, öğretmen de asıl olarak atanamıyor. Şimdi, ne yaptı Sayın Hüseyin Çelik; bakın, öğretmenlere hak veren Hüseyin Çelik -Sayın Bakan- bütün okul müdürlerini görüşme yöntemiyle atamayı kabul etti.

Değerli arkadaşlar, öğretmenlere sözde hak veriliyor; öğretmen, kendi yöneticisini seçemiyor. Bakın, üniversite öğretim üyeleri, kendi yöneticilerini -3 tane, 5 tane- seçiyorlar; YÖK'ten geçiyor, Cumhurbaşkanından geçiyor; hiç olmazsa, adam, seçime katılıyor. Devlet Tiyatrolarında kendi ala-nında seçiliyor... Öğretmene o kadar çok güveniyorsak, yöneticilerinin seçiminde öğretmeni neden işin içerisine katmıyoruz?! Sonra, ne demek müdürü mülakatla seçmek?! Hiçbir nesnel, hiçbir somut değerlendirme ölçütü koymadan, orada, ilk ve ortaöğretimde 52 000 okul var, bunun 10 000'e yakını açık... Sınav kazanmış öğretmeni müdür atamıyorsunuz, diyorsunuz ki: "Ben seni mülakatla atayacağım, sana da, ben, burada, 'başöğretmen' diyeceğim; sesini çıkarma -hak da veriyorum- bir kısmınıza 140 000 000 lira fazla para da vereceğim."

Değerli arkadaşlar, bunu, yutmuyor öğretmenler ve kabul etmiyorlar. Bakın, bugün öğrendik, Ankara Valiliği, en büyük öğretmen sendikasını kapatabilmek için, savcılığa başvuruda bulunuyor; Eğitim-Senin Temmuzun 13'ünde duruşması var. Şimdi, bu, haksızlık, hukuksuzluk değil mi? Millî Eğitim Bakanı, geldi geleli, durmadan, Millî Eğitim Temel Kanununu değiştiriyor.

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Adalete güvenin.

AHMET YENİ (Samsun) - Hani sizin adalete güveniniz vardı?..

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Şimdi "adalete güvenin" diye laf atan arkadaşıma soruyorum, niye dokunulmazlıkları kaldırıp da adalete güvenmiyorsunuz o zaman?

AHMET YENİ (Samsun) - Ne alakası var?

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Yani, bakın "ne alakası var" diyorsunuz; öğretmenin sendikasını kapatmak için, ben, mahkemeye verdim... "Adalete güven" diye oradan bağırıyor.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Meclisin kapısına gelen kaç kişi var, yüzde kaç?!

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Tabiî, bunu, dinleyenler duymadığı için açıklamak zorunda kalıyorum, Sevgili Milletvekilimin sözünü yinelemek istiyorum: "Adalete güvenin."

ASIM AYKAN (Trabzon) - Önce siz güvenin!

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - O zaman, gelin, hep beraber güvenelim, öğretmenlerden önce biz güvenelim; kaldıralım şu başta hükümetteki adaletten kaçanlar olmak üzere, kendi kendini affedenler olmak üzere; mahkeme yerine geçip, burada yasa çıkarıp kendini bağışlatanlar; yalnız kendisini değil, kaçırdığı vergiyi de bağışlayanlar...

Değerli arkadaşlar, öğretmenler alacaklı bu ülkeden. Bakın, İLKSAN statüsü 12 Eylülde değiştirildi. Geçenlerde burada uzun uzun söz ettim, TÖBDER malları hâlâ hazinede duruyor. Öğretmenler kendi maaşlarıyla o malların sahibi oldular. Sayın Adalet Bakanımız burada, kendisinden dilekte bulundum, yalnız TÖBDER'i...

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - İsabetli olmuş.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - "İsabetli olmuş" diyor; bakın, halka şikâyet ediyorum. Öğretmenlerin mallarına hazinece el konulmasına "isabetli olmuş" diyor. Şikâyet ediyorum bu kürsüden, AKP'li arkadaşımı şikâyet ediyorum.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - İsmini söylesin.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bakın, partilerin verildi, sendikaların verildi, öğretmen mallarına gelince "isabet oldu" deniliyor!

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Madde üzerinde konuş.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Değerli arkadaşlar, öğretmenleri seviyorsak, gelin, Batı'daki ölçütleri ölçü alalım, onlara siyaset yapma hakkı tanıyalım; burada kaçımız aynı yerde oturabileceğiz acaba! Yani, gerçek söylüyorum, öğretmenler, Batı'da olduğu gibi, daha doğrusu bütün kamu çalışanları siyaset yapma hakkına sahip olsun, yönetime katılma hakkına sahip olsun.

SONER AKSOY (Kütahya) - Zaten yapıyorlar.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Onlar gönderdi bizi.

MUSTAFA GAZALCI (Devamla) - Bakın, yaptığı işe sahip olsun. Millî Eğitim Bakanı, sendikaları, böyle "benim bir yaptırımım yok, bunları tanımıyorum" değil... Biz, öğretmenleri böyle ayıran derecelendirmeleri istemiyoruz, hele hele kota konulan...

Bakın, şimdi, bir ölçü koyuyorsun, bu ölçüyü adam aştı, sınava girdi, başardı "arkadaş, yüzde 20'niz başöğretmen olmaya hak kazandı; ama, ben, ancak, yüzde 10'unuzu alabileceğim" diyorsun. Hani, sen bir çizgi koydun, köprü koydun, adam geçti onu; niye böyle yaptın diye sormayacak mı?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA GAZALCI (Devamla)- Sayın Başkan, kişisel söz hakkımı da kullanabilir miyim?

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “Milli eğitim temel kanunu ve devlet memurları kanunu (s.s.614)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 29 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2004-06-29-milli-egitim-temel-kanunu-ve-devlet-memurlari-kanunu-s-s-614 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
