# Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kan.tekl.(ss.641)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim
- **Tarih:** 14 Temmuz 2004
- **Gündem:** KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KAN.TEKL.(SS.641)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2004-07-14-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kan-tekl-ss-641

> Mustafa Gazalcı (CHP), 14 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KAN.TEKL.(SS.641)); konuşma 786 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MUSTAFA GAZALCI (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası ile Çeşitli Yasalarda Değişiklik Yapılması Hakkında Yasa Tasarısına ilişkin kişisel görüşlerimi sunacağım; tümünüze saygılar sunuyorum.

Tabiî, saat 11.00'den bu yana Meclis çalışıyor, ardı ardına yasalar çıkıyor, yorulduk, dinlemekte de güçlük çekiyoruz, çok haklısınız; ama, hiç olmazsa bir iki arkadaşın bir yasa üzerinde görüşmesinin de yararlı olduğunu düşünüyorum.

Geçen yıl, 2003 yılının nisan ayının 16'sında, burada bir yasa tasarısını yasalaştırdık; Turizm Bakanlığı ile Kültür Bakanlığını birleştirdik. Cumhuriyet Halk Partisinin karşı çıkmasına karşın, çoğunluk oylarıyla kabul edildi; gerekçe de devletin küçülmesi, tasarruf ve etkinlik sağlamaktı. Sayın Bakan da "bu iki bakanlığın birleş6mesiyle bir sinerji yaratılacak; en az altı ay sonra, göreceksiniz, çok güzel işler başarılacak" demişti. Tabiî, kültürden başlayarak devletin küçültülmesi ve tasarruf yapılması çok yanlıştı. Kaygımız, Kültür Bakanlığının, apayrı çalışma alanları olan Turizm Bakanlığıyla birleşmesinin kültürü gölgede bırakacağı kaygısıydı. Demek ki, aradan onbeş ay geçtikten sonra sinerji yeni geliyor. Sayın Bakan, ardı ardına üç yasa tasarısını Meclise getirdi ve gerçekten, AKP'den alışmadığımız bir yöntemle, "ben yaptım, oldu" anlayışı burada uygulanmadı, benden önceki arkadaşımın da belirttiği gibi, muhalefet grubuna danıştı, dışarıdaki ilgili kitle örgütlerine, uzmanlara danıştı, komisyonda da birlikte güzel bir çalışma yapıldı. Bunların tümü olumlu, güzel işler; yani, yasa tasarısının hazırlanması sırasında danışılması güzel, en azından bugün, daha az tartışılacak bir konu olduğunu burada açıkça teslim ediyoruz.

Değerli arkadaşlar, kültür, bir toplumun, bir ülkenin temel varlığıdır. Türkiye'nin de, altında imzası bulunduğu Birleşmiş Milletler ve UNESCO'nun ortak belgeleri, ülkelerin kültürel varlıklarını bağımsız, özerk, kamusal ve özel kuruluşlar eliyle korunmasını, geliştirilmesini öngörür. Bu tasarı, bir ölçüde, bu amaca hizmet etmektedir; yani, kültürel varlıklarımızın korunması, geliştirilmesi.

Grup adına konuşan arkadaşımız da söyledi. Burada, o iki bakanlık birleştirilirken, Kamu Yönetimi Temel Kanununda ve Belediyeler Kanununda, kültürel varlıkların bütünüyle yerel yönetimlere bırakılacağı, SİT alanlarının da Çevre ve Orman Bakanlığına verileceği kaygısını taşıyorduk; bereket, bu tasarıyla -belki, danışıldığı için, konuşulduğu için- bırakılmamıştır. Zaten, Anayasamızın 63 üncü maddesi, devlete, tarihî, kültür ve tabiat varlıklarımızı koruma görevini vermiştir.

Türkiye, çeşitli uygarlıklara beşiklik yapmış, 2002 tarihine göre 45 000'in üzerinde kültür ve tabiat varlığı olan bir ülke; sayımı da devam ediyor. Bu kültür varlıklarımızın henüz bir master planı yapılamamıştır.

Bu varlıklarımızı koruma yolunda, kültüre, genel bütçeden binde 3 gibi son derecede düşük ve sınırlı bir pay ayrılmaktadır. Ne acı ki, iki bakanlık birleştikten sonra da bu pay artmamıştır, 3,5'e çıkmıştır; yani, devlet, kültüre yeterince bir pay ayıramadığı için, koruma da yeterli bir biçimde yapılamamıştır. Nitekim, Sayın Bakan bir arkadaşımızın soru önergesine verdiği yanıtta "müzelerin sağlıklı depoları bulunmadığı için, son on yıl içerisinde 351 000'in üzerinde kültür varlığımız kayıttan düşmüştür" demiştir.

Değerli arkadaşlar, o kadar ki, kimi zaman, bu varlıklar korunamıyor. Ben, bir konuyu komisyonda arkadaşlarla paylaşmıştım, Genel Kurulda da açıklamak istiyorum. Denizli'de, bizim, 650 yıllık bir Ulu Camimiz vardı. Bu camiin yapımına Selçuklular döneminde başlanılmış, Germiyanoğulları döneminde onarım görmüş. Bir büyük kimliğimizdi bizim Ulu Cami, Kurtuluş Savaşı sırasında Denizli Sancağının saklandığı bir cami... Bir gecede yok edildi. Şimdi, yalnız, resimlerde kaldı bu büyük tarih, bu büyük kimlik.

Değerli arkadaşlar, o zamanki belediye başkanı, yerel yöneticiler böyle bir hata yaptılar; ama, Kültür Bakanlığı koruma kurulları da bu büyük hataya ortak oldular. Elimde iki belge var; birisi, 1985 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulunun bu konudaki bir kararı... Bu kararın, son satırını okuyacağım: Bu kararda, Koruma Kurulu "Ulu Camiin kitabesinin, yeni yapılacak camiin uygun bir yerinde muhafazası şartıyla yıkılabileceğine karar verildi" diyor.

2003 yılında İzmir 2 Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulunda bir karar daha veriliyor; yani, bakın, yaklaşık 50 000'e varan kültür ve tabiat varlıklarımızdan biri, Denizli'nin 650 yıllık bir camii, koruma kurullarının da oluruyla nasıl gidiyor! Onun da sonundaki yazıyı okuyorum: "Tescilli Ulu Cami parseli üzerindeki tescil şerhinin kaldırılmasının uygun olduğuna, yıkılmış olan Ulu Camiin kitabesinin ilgili müzesince korunmasına karar verildi." Önce "bu kitabe yeni yapılacak camiin uygun bir yerinde korunsun" sonra "buna da gerek yoktur" deniliyor. Bunu şundan söylüyorum: Denizli'deki Ulu Cami gibi, Türkiye'nin birçok yerinde kimliklerimiz, varlıklarımız, kimi zaman kültür bilincinin, tarih bilincinin yoksunluğundan, kimi zaman kaynak eksikliğinden yok ediliyor.

Değerli arkadaşlar, yasalarla bir kimliği, bir kültürü, bir tarihi, bir varlığı koruyamazsınız; kültür bilincinin mutlaka insana verilmesi gerekir. Bunun için en büyük görev, bence, başta Kültür Bakanlığınındır; tabiî, Millî Eğitim Bakanlığının, özel kesimin, belediyelerin, basının, bütün herkesin görevi vardır; ama, en birinci görev de Kültür Bakanlığına düşmektedir, yani bu kültürel bilincini verme konusunda.

Kültür Bakanlığı bu bilinci verirken, tabiî, çeşitli etkinlikler de yapmalıdır. Ben, geçen mayıs ayında Kültür Bakanına bir soru önergesi vermiştim; bu önergede kapalı kütüphanelerin sayısını sormuştum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de 1 440 kütüphane varmış Kültür Bakanlığımıza bağlı. Bunların 99 tanesi -Sayın Bakanın bize verdiği yanıtta- kadrosu olduğu halde personeli olmadığı için kapalı, 386 tanesi de kadrosu ve personeli olmadığı için kapalı olduğundan, toplam 485 kütüphanemiz kapalıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Gazalcı (CHP, Denizli). “Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kan.tekl.(ss.641)”. TBMM Genel Kurulu, 115. Birleşim tutanağı, 14 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-gazalci-22-2004-07-14-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kan-tekl-ss-641 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
