# Seydişehir eti alüminyum tesislerinin özelleştirilmesi süreciyle ilgili

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Kalaycı (MHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim
- **Tarih:** 27 Mart 2008
- **Gündem:** SEYDİŞEHİR ETİ ALÜMİNYUM TESİSLERİNİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ SÜRECİYLE İLGİLİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-kalayci-23-2008-03-27-seydisehir-eti-aluminyum-tesislerinin-ozellestirilmesi-sureciyle-ilgil

> Mustafa Kalaycı (MHP), 27 Mart 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SEYDİŞEHİR ETİ ALÜMİNYUM TESİSLERİNİN ÖZELLEŞTİRİLMESİ SÜRECİYLE İLGİLİ); konuşma 1.267 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 119 sıra sayılı Tasarı’nın birinci bölümü hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sosyal güvenlik, mesleki, fizyolojik veya sosyoekonomik herhangi bir riske düçar kalınması sonucu, çalışma ve gelir elde etme imkânından geçici veya sürekli olarak yoksun bulunan bireye, insan onuruna yakışır biçimde hayatını devam ettirebilmesini sağlayan önlemlerin ve katkıların bütünü olarak tanımlanabilir. Hayatın kaçınılmaz doğal bir sonucu olarak karşılaşılacak risklere karşı korunabilmek, kimi yaşlılık ve ölüm gibi mutlak, kimi hastalık ve muhtaçlık gibi muhtemel tüm risklere karşın geleceğe güvenle ve ümitle bakabilmek, toplumsal barış ve huzurun sağlanması açısından da çok büyük önem ve değer taşır.

Türkiye’de uygulanan mevcut sosyal güvenlik sistemi, bireylerin çalışma statülerindeki farklılıklara göre kurgulanmış bir sistemdir. Gerek emeklilik gerekse sağlık sistemlerinde beş ayrı yasayla sigortalıların hak ve yükümlülükleri tanımlanmaktadır. Bunlar arasında prime esas kazanç, aylık bağlama oranı, kazancın güncellenmesi, prim oranları, sigorta yardımlarının türü ve kapsamı gibi konularda norm ve standart farklılıkları bulunmaktadır. Haklar ve yükümlülükler arasında aktüeryal denge kurulamadığından, sosyal güvenlik kurumunun bütçesi giderek artan bir şekilde açık vermektedir. Bu açıklar bütçeden yapılan transferlerle kapatılmaya çalışılmaktadır ancak açıkların bütçeye yükü önemli oranlara ulaşmıştır. Bu durum, sosyal güvenlik sisteminin finansal açıdan sürdürülebilirliğini gittikçe zorlaştırmaktadır. Diğer taraftan, mevzuatın karmaşıklığı, aşırı bürokratik işlemler, bilgiişlem yapısının yetersizliği ve personele ilişkin sorunlar, sosyal güvenlik kurumlarının etkin çalışmasına engel olmuştur.

Sayın Başbakan, 11 Mart 2008 tarihli grup konuşmasında, mevcut sosyal güvenlik sorunlarının sorumlusunun 1969 yılı sonrasında sorumsuz, kaygısız, düşüncesiz, popülist uygulamalar olduğunu belirterek, popülist siyasetin aktörlerinin kimler olduğunu açıklamayacağını, bunların bilindiğini belirtmiştir. Bahsettiği otuz dokuz yıllık dönemde otuz hükûmet kurulmuş olup, bunlardan tek başına iktidar olup ardı ardına iki hükûmette en uzun süreyle yaklaşık altı yıl Başbakanlık yapan rahmetli Turgut Özal’dır ancak Özal döneminde sosyal güvenlik sistemine yönelik önemli düzenlemeler yapılmış, emeklilik yaş hadleri elli-elli beş yaş olarak belirlenmiştir.

Tek başına iktidar olup, en uzun süreyle Başbakanlık yapan ikinci kişi Sayın Erdoğan olup, Başbakan olduğu 14 Mart 2003 tarihinden bugüne geçen beş yılı aşkın süre içerisinde sosyal güvenlik sisteminin sorunlarını gidermeye yönelik hiçbir hukuki düzenleme yapılmamıştır. Gerekli düzenlemelerin yapılmaması nedeniyle sistemdeki adaletsizliklerin ve açıkların her geçen yıl daha da artmasına yol açıldığı bir gerçektir. Bu durumda, Sayın Başbakan, sorumsuz, kaygısız, düşüncesiz, popülist siyasetin başaktörünün kendisi ve AKP Hükûmetleri olduğunu da kabul ettiği anlaşılmaktadır.

Sosyal güvenlik reformu çok zor bir reformdur. Bir koalisyon hükûmeti olan 57’nci Hükûmet döneminde bu reformun önemli bir ayağı gerçekleştirilmiş, emeklilik yaş haddi elli sekiz-altmış, prim ödeme gün sayısı da yedi bin gün olarak belirlenmiş, kademeli bir geçiş süreci öngörülmüştür. Bu reform yapılmamış olsaydı, bugün sosyal güvenlik açıklarının çok daha büyük boyutlara ulaşmış olacağı da bir gerçektir.

Değerli milletvekilleri, 5510 sayılı Kanun ile emeklilik yaş haddinin altmış beşe, yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için gerekli prim ödeme gün sayısının da dokuz bin güne yükseltilmesi öngörülmüştür. Her ne kadar, altmış beş yaş için, 2036-2047 yılları arasında, elli sekiz-altmış yaştan altmış beş yaşa kademeli geçiş öngörülmüş olmakla birlikte burada bir aldatmaca bulunmaktadır.

Zira, kanunda belirtilen kademeli geçiş sürecinden, bu kanunun bu yıl yürürlüğe girmesi hâlinde, ilk defa sigortalı olacak kadınlarda otuz bir, erkeklerde otuz üç yaşını dolduranlar yararlanabilecektir. Yani bu kanun yürürlüğe girdikten sonra, ilk defa sigortalı olacak on sekiz ila otuz bir-otuz üç yaş arasında bulunan herkes altmış beş yaşa tabi bulunmaktadır. Kimseyi kandırmayalım, gerçekleri kamuoyuna açıklayalım.

Aylık bağlanabilmesi için aranan prim ödeme gün sayısı dokuz bin gün olarak belirlenmiş olmakla birlikte, Emek Platformu ile SSK’lılar için yedi bin iki yüz gün üzerinde uzlaşıldığı açıklanmıştır. Bu kanunun temel amaçlarından biri olan, norm ve standart birliği sağlanması hususuna riayet edilmediği görülmektedir.

Ayrıca yaş şartı altmış beş olduğundan, on sekiz yaşında işe giren ve yirmi yıl sonra, otuz sekiz yaşında prim ödeme gün sayısı şartını tamamlayan sigortalının emekli olabilmek için yirmi yedi sene beklemesi gerekecektir. Bu durum kayıt dışı çalışmayı teşvik edecektir.

Bu kanuna tabi geçecek hizmetler için bağlanacak aylıklar mevcut uygulamaya nazaran önemli oranda azaltılmaktadır. Mevcut uygulanan hükümler ve bu tasarıda öngörülen düzenlemeler açıktır. Emekli aylığı bağlanmasına esas olan, prime esas kazançların güncellenmesini sağlayan kat sayının hesabında mevcut uygulamada TÜFE değişim oranı ile gayrisafi yurt içi hasıla gelişme hızı dikkate alınmaktadır. Yeni düzenlemede, TÜFE değişim oranı ile gayrisafi yurt içi hasıla gelişme hızının yüzde 30’u esas alınmıştır. Yeni düzenleme, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonraki hizmetlere ilişkin prime esas kazançların güncellenmesinde mevcut uygulamaya göre önemli azalmaya yol açacağından, bağlanacak aylıkların da azalmasını beraberinde getirecektir.

Ayrıca, bu düzenlemede, büyüyen ekonomiden bireye düşecek refah payının tamamı gözetilmediğinden, Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi de karşılanmamıştır.

Aylık bağlama oranı hâlen 1479 ve 506 sayılı Kanunlara göre sigortalılık süresinin ilk on yılının her yılı için yüzde 3,5, takip eden on beş yılın her yılı için yüzde 2 ve sonraki her yıl için yüzde 1,5 oranlarının toplamı, 5434 sayılı Kanun’a göre hizmet toplamı yirmi beş yıl olanların yüzde 75’i, yirmi beş yıldan fazla olanlara da her yıl için yüzde 1 fazlası uygulanmaktadır. Bu düzenlemede ise her yıl için yüzde 2 uygulanması öngörülmüştür. Bu durumda yirmi beş yıllık hizmete karşılık mevcut uygulamada 5434 sayılı Kanun’a göre yüzde 75; 1479 ve 506 sayılı Kanunlara göre ise yüzde 65 olan aylık bağlama oranı yeni düzenlemeyle yüzde 50’ye düşmektedir. Gerek güncelleme kat sayısı gerekse aylık bağlama oranı konusunda öngörülen düzenlemeler dikkate alındığında, bu kanunun yürürlük tarihinden sonraki hizmetlere bağlanacak emekli, malul, dul ve yetim aylıklarında mevcut duruma göre önemli miktarda azalma olacağı açıkça görülmektedir. Bunu çok net söylüyorum, yani hiç kimseyi kandırmayalım, hükümler ortada, tablo ortada, hesap ortada, lütfen gerçekleri söyleyelim. Eğer vatandaşlarımızdan fedakârlık bekliyorsak, bunu çok açık bir şekilde söyleyelim diyorum.

Zaten, mevcut aylıkların dahi açlık sınırının altında olduğu dikkate alındığında, bu kanuna göre bağlanacak aylıklarla emeklilerin hayatını nasıl idame ettirebilecekleri tümüyle göz ardı edilmektedir. Bu düzenlemeler sosyal devlet ilkesiyle bağdaşmamaktadır.

Emek Platformuyla varıldığı açıklanan uzlaşmaya göre aylık bağlama oranının üç bin altı yüz günü doldurmamış olanlar için her yıl yüzde 3 uygulanması öngörülmektedir. Hâlen üç bin altı yüz güne kadar her yıl için yüzde 3,5 uygulandığı dikkate alındığında yine önemli bir hak kaybı söz konusudur.

Ayrıca, ilk defa sigortalı olacaklar uzlaşılan bu düzenlemeden yararlanamayacaktır. Buradan AKP’ye sormak istiyorum: Sizin hak, adalet ve eşitlik anlayışınız bu mudur? Bu kanunun yürürlüğe girmesinden sonra ilk defa sigortalı olacaklar bu vatanın, bu milletin evladı değiller mi?

Ayrıca, gerek Sayın Başbakan gerekse AKP yetkilileri her fırsatta ne diyor? “İşte, millî gelir 2002’de -hatta 2002’de de denmiyor, yetmiş dokuz yılda- 181 milyar dolar... Biz beş senede bunun üzerine 308 milyar dolar koyduk, 489 milyar dolara geldi.” Şimdi de revizyon diye yapılan çalışma sonucu millî gelirimiz bir gecede yüzde 31,6 arttı, nüfustaki azalmayla birlikte kişi başına gelirimiz 2006 yılında 7.500 doları, 2007 yılında da 9.300 doları geçti deniliyor.

Allah aşkına, siz Türk milletiyle dalga mı geçiyorsunuz? Vatandaşlarımızın büyük çoğunluğu hayatını kredi kartlarıyla, kredi ve borçlarla sürdürmeye çalışıyor, siz 9 bin dolarlardan bahsediyorsunuz. Madem millî gelir arttı, bu kanuna göre bağlanacak emekli, dul, yetim aylıklarında neden azalma öngörüyorsunuz? Bu bir çelişki değil midir?

Sadece, fildişi kulelerde, yedi yıldızlı otellerde yaşayan, zengin ettiğiniz mutlu azınlığı, kendi çevrenizi değil, gelin çiftçinin, emeklinin, dul ve yetimin, esnafın, işçinin, memurun, işsizin hâlini bir görün. Ülkemizi ne hâle getirdiniz. Hayalî başarı senaryolarınız, pembe tablolarınıza rağmen gerçekler ortadadır, ama başarısızlığınız, beceriksizliğiniz karşısında şunu iyi bilin ki, mapushane edebiyatınız, mazlum ve mağdur edebiyatınız da artık sökmeyecek, bu millet hak ettiğiniz dersi ilk seçimde size verecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kalaycı.

MUSTAFA KALAYCI (Devamla) – AKP dul ve yetimler ile muhtaç durumdaki malullere bağlanacak aylıklara ilişkin şartlarda, sigortalıların emzirme, evlilik ve cenaze yardımları ile fiilî hizmet süresi zamlarında büyük bir tutarsızlık, ciddiyetsizlik sergilemektedir. Emek Platformuyla son yapılan düzenlemede tekrar bu hususlar yeniden düzenlenmektedir. Yasa âdeta yazboz tahtasına çevrilmiştir.

Bu görüş ve düşüncelerle hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Kalaycı (MHP, Konya). “Seydişehir eti alüminyum tesislerinin özelleştirilmesi süreciyle ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-kalayci-23-2008-03-27-seydisehir-eti-aluminyum-tesislerinin-ozellestirilmesi-sureciyle-ilgil (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
