# Sayıştay kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.427)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Kalaycı (MHP, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 19. Birleşim
- **Tarih:** 17 Kasım 2009
- **Gündem:** SAYIŞTAY KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.427)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-kalayci-23-2009-11-17-sayistay-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-427

> Mustafa Kalaycı (MHP), 17 Kasım 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 19. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SAYIŞTAY KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.427)); konuşma 1.953 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 427 sıra sayılı Sayıştay Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızda bulunmaktayım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayıştay denetçi yardımcılığına giriş için gerekli olan üç aşamalı sınav ile ilgili hususlar, 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 9’uncu maddesi gereğince hazırlanan ve 29/1/1980 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanan yönetmelikle düzenlenmiştir. Sayıştay Başkanlığı tarafından 2/2/2009- 6/2/2009 tarihleri arasında yapılan Sayıştay denetçi yardımcılığı sözlü sınavının ve sınav sonucu yapılan atama işlemleri ile söz konusu yönetmeliğin sözlü sınavla ilgili bazı maddelerinin iptalinin ve yürürlüğünün durdurulması talebi ile açılan davalar neticesinde Danıştay 12. Dairesi, 2009/1045 ve 2009/1069 esas sayılı kararlarıyla yürütmenin durdurulmasına karar vermiştir. Danıştayın söz konusu yürütmenin durdurulması kararı sonucu bu kanun teklifinin verildiği anlaşılmaktadır.

Teklifin komisyonda değişen şekliyle 1’inci maddesinde 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 9’uncu maddesi başlığıyla birlikte değiştirilerek, yönetmelik ile düzenlenen denetçi yardımcısı adaylığına giriş sınavı ve diğer hususlarla ilgili hükümlere kanunda yer verilmesi öngörülmektedir ancak kanun maddesi âdeta yönetmelik gibi ayrıntılar içermektedir. Adayların 2 defa atanması gibi, uygulamada sorunlara neden olabilecek hükümler bulunmaktadır.

Ayrıca, yıllardır uygulanmakta olan ve mevcut yönetmelik hükümleri ile düzenlenmiş olan sınav sisteminde bazı değişikliklere gidilmektedir. Yapılan değişikliklerden en önemlisi, sözlü sınav kaldırılarak yerine mülakat getirilmektedir. Ayrıca, eleme sınavında yer alan yabancı dil bilgisi soruları çıkarılmakta, eleme sınavını kazanmış sayılanların sayısı artırılmakta, yazılı sınavı kazananlara sınır getirilmektedir.

Görüldüğü üzere, yıllardır uygulanan sınav sisteminde köklü değişikliklere gidilmektedir. Teklifin komisyonda değişen şekliyle 2’nci maddesinde ise 2/2/2009-6/2/2009 tarihleri arasında yapılan sınav sonucuna göre atananların sınav sonucuna ilişkin hakları saklı tutulmakta ve sözlü sınavda başarısız sayılanların 1’inci maddedeki düzenlemeye göre mülakata alınması ve mülakatta aranacak 75 puanın bu mülakatta 50 olarak uygulanması öngörülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, aynı eleme ve yazılı sınavına giren kişilerin üçüncü aşamada bazılarının sözlü sınava, bazılarının mülakata tabi tutularak denetçi yardımcılığına atanacak olmasının hukuki ihtilafa yol açabileceği düşünülmektedir. Bizim özellikle endişemiz, itirazımız buradadır.

Dolayısıyla Danıştay 12. Dairesi kararı ile oluşan hukuki boşluğa yönelik bir düzenleme yapılması ve ortaya çıkan mağduriyetlerin giderilmesi gerektiği görüşünü taşıyoruz. Ancak teklifteki maddelerin içeriği itibarıyla endişelerimiz ve itirazımız bulunmaktadır.

Bu teklifin Plan ve Bütçe Komisyonunda gündeme gelmesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisine teklifte bulunulduğunda, ki Plan ve Bütçe Komisyonu çok yoğun bir gündemle bütçe görüşmelerini yapıyor, buna rağmen biz “Derhâl görüşelim.” dedik, “Bu mağduriyeti, gençlerimizin bu mağduriyetini giderelim.” dedik.

İnanır mısınız, bu iki maddelik konu iki günümüzü aldı. Birinci gün tartışmalardan netice alamadık. Israrla sorduğumuz: Neden mülakat getirilmektedir, sözlü sınav neden kaldırılmaktadır? Hani dereyi geçerken at değiştirmek gibi oluyor. Yarım kalmış bir sınavı tamamlamak için niye mülakat hükmüne yer veriyoruz? Bununla ilgili tatmin edici bir cevap alamadık. Bizim endişemiz: Tekrar iptali söz konusu olabilecek bir içerikte olduğundan, tekrar mağduriyetlere yol açabileceği nedeniyle itiraz ettik.

Bir diğer konu: Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan 2010 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2008 Yılı Kesinhesap Kanunu Tasarısı’yla ilgili olarak Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek tarafından 26 Ekim 2009 günü Plan ve Bütçe Komisyonunda yapılan sunumda, önümüzdeki dönemde Hükûmet tarafından gerçekleştirilecek bazı önemli yapısal reformlar arasında 5018 sayılı Kanun’la uyumlu yeni Sayıştay Kanunu’nun çıkarılacağı da sayılmıştır. Yine 4 Kasım 2009 tarihinde Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu bütçesinin görüşmeleri sırasında da -kendileri buradalar- Sayın Başbakan Yardımcımız ve Devlet Bakanımız Cemil Çiçek Bey’in de yeni Sayıştay Kanunu’nun çıkarılacağı yönünde açıklamaları olmuştur. Dolayısıyla, yeni Sayıştay Kanunu düzenlemesinin Hükûmetin öncelikli hedefi olduğunun Hükûmet üyelerince ifade edildiği bir dönemde sınav sisteminde köklü değişiklik öngören söz konusu hükümlerin, bu teklif yerine, anılan düzenlemenin müzakeresi esnasında dikkate alınmasının daha uygun olacağını düşünmekteyiz. Sözlü sınavın mülakata dönüştürülmesini orada tartışırız, uygun görülür konur ama şimdi bu teklifte bu değişikliği yapmamızın uygun olmadığını düşünüyoruz. Sadece mağduriyetlerin giderilmesi, ortaya çıkan hukuki boşluğun doldurulmasına ilişkin bir düzenlemeyle yetinmemiz gerektiğini savunuyoruz.

Bu teklifin mevcut hâliyle kabul edilmesi, gerek Başbakan Yardımcımız Sayın Cemil Çiçek gerekse Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in sözlerine, dolayısıyla Hükûmetin hedeflerine güvenilmemesi, hâliyle de Hükûmetin yeni Sayıştay Kanunu’nu çıkarmayacağı gibi bir anlama gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, 5018 sayılı Kanun’la uyumlu yeni Sayıştay Kanunu’nun çıkarılması kamu mali yönetimi ve kontrolü açısından büyük önem arz etmektedir. Kalkınma planları ve programlarda yer alan politika ve hedefler doğrultusunda kamu kaynaklarının etkili, ekonomik ve verimli bir şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını, hesap verebilirliği ve mali saydamlığı sağlamak üzere kamu mali yönetiminin yapısını ve işleyişini, kamu bütçelerinin hazırlanmasını, uygulanmasını, tüm mali işlemlerin muhasebeleştirilmesini, raporlanmasını ve mali kontrolü düzenlenmek amacıyla çıkarılan 10/12/2003 tarih ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu, kamu mali yönetiminde yapısal bir reform olarak nitelendirilmektedir.

5018 sayılı Kanun’un bazı maddeleri yayın tarihinde, bazı maddeleri de 2004 yılında yürürlüğe konulmuş olmakla birlikte, Kanun tümüyle 2005 yılında yürürlüğe girmiştir.

5018 sayılı Kanun’un “Dış denetim” başlıklı 68’inci maddesinde, Sayıştay tarafından yapılacak harcama sonrası dış denetimin amacının, genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin hesap verme sorumluluğu çerçevesinde yönetimin mali faaliyet, karar ve işlemlerinin kanunlara, kurumsal amaç, hedef ve planlara uygunluk yönünden incelenmesi ve sonuçlarının Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlanması olduğu belirtilmekte ve dış denetimin genel kabul görmüş uluslararası denetim standartları dikkate alınarak, nasıl yapılacağı düzenlenerek, Sayıştayın denetim raporları ve bunlara verilen cevapları dikkate alarak düzenleyeceği dış denetim genel değerlendirme raporlarını Türkiye Büyük Millet Meclisine sunması öngörülmektedir.

5018 sayılı Kanun hükümlerinin tümüyle yürürlüğe girdiği 2005 yılından itibaren beş yıl geçmiş olmasına rağmen bu maddede düzenlenen hükümler doğrultusunda bir işlem yapılmamış, maddede öngörülen dış denetim genel değerlendirme raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmamıştır.

Sayıştay tarafından hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulması öngörülen yine 5018 sayılı Kanun’un 42 ve 43’üncü maddelerine göre idari faaliyet raporları, mahallî idareler değerlendirme raporu ve genel faaliyet raporu hakkında dış denetim sonuçlarını dikkate alarak görüşlerini içeren dış denetim genel değerlendirme raporu, 54’üncü maddesine göre de mali istatistiklerin hazırlanma, yayımlanma, doğruluk, güvenirlik ve önceden belirlenmiş standartlara uygunluk bakımından düzenlenen değerlendirme raporu, aradan beş yıl geçtiği hâlde bugüne kadar hiç hazırlanmamış ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmamıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkilerini belirleyen Anayasa’nın 87’nci maddesinde, yasama ve diğer görevlerinin yanı sıra Bakanlar Kurulunu ve bakanları denetlemek, bütçe ve kesin hesap kanun tasarılarını görüşmek ve kabul etmek de görevleri arasında sayılmaktadır. Bu durumda, kamu idarelerinin denetiminde yararlanılmak üzere Sayıştay tarafından hazırlanması gereken dış denetim raporlarının sunulmaması nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim görevini gerektiği şekilde yapamadığı görülmektedir.

Sayıştay, 832 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ile uyumlu olmadığı, 5018 sayılı Kanun’a uyumlu yeni Sayıştay kanununun çıkarılmamış olması nedeniyle, dış denetimi 5018 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda yapamadığı ve öngörülen raporları hazırlayamadığı görüşünü savunmaktadır.

5018 sayılı Kanun’un da bir kanun olduğu, kanunla verilen görevlerin yapılması gerektiği düşüncesiyle, Sayıştayın görüşüne tam katılmamakla birlikte, beş yıldır yeni Sayıştay kanununun çıkarılmadığı da bir gerçektir.

AKP hükûmetlerinin bugüne kadar bu konuya eğilmemesinin, bu düzenlemeyi yapmamasının, malum, hükûmet hangi kanunların çıkarılmasını isterse o kanunlar Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkarılmakta olup, beş yıldır yeni Sayıştay kanununun çıkarılmasını sağlamamasının nedenini, AKP’nin denetim ve teftiş konusuna yaklaşımında ve yolsuzlukla mücadele anlayışında aramak gerekmektedir.

AKP’nin denetim ve teftişe alerjisi bulunmaktadır. Denetimi, teftişi, denetlemeyi sevmemektedir. Nitekim, AKP iktidara geldiğinde ilk yapmak istediği işlerin başında teftiş kurullarının kapatılması gelmiştir. Kamu Yönetimi Temel Kanunu kapsamında teftiş kurullarının kapatılması yönündeki girişimi, o dönemdeki Cumhurbaşkanının yasayı veto etmesi ve kamuoyunda oluşan tepki sonucu engellenmiştir, ancak AKP bu düşüncesinden vazgeçmemiş, toptan yapamadığı bu düzenlemeyi bu defa bakanlık ve kurumların teşkilat yasalarında gündeme getirmektedir. Henüz AKP’nin hışmına uğramayıp faaliyet gösteren bakanlık ve kurum teftiş kurullarının geleceği belirsiz bir duruma sokulmuştur. Müfettişler yıldırılmakta, iktidarın yanlışlarıyla ilgili düzenlenen raporlarda yer alan önerilerin yerine getirilmesi yerine bu raporları düzenleyen denetim elemanlarıyla uğraşılmaktadır. Böylelikle denetim ve teftiş faaliyetlerini etkisiz bir hâle getirmeyi ne yazık ki AKP başarmıştır.

AKP’nin iktidar dönemi, hem merkezî idarede hem de mahallî idarelerde yolsuzluk iddialarının arttığı, bu iddiaların partinin yönetim kademesine kadar uzandığı bir dönem olmuştur. Yetimin hakkının korunması edebiyatı yapanlar hak, hukuk tanımaz bir anlayışla hareket etmektedir. AKP İktidarı döneminde Başbakan, bazı bakanlar, bazı milletvekilleri, belediye başkanları, parti yöneticileri ve bürokratlar, yandaş partili iş adamları ile birlikte her geçen gün yeni bir yolsuzluk iddiasının içinde yer almışlardır. Özelleştirme adına atılan adımların gerisinde daha önce özel ilişkilerle oluşturulmuş bir altyapı olduğu görülmüştür. Gerçekten AKP dönemine yolsuzluk iddiaları damgasını vurmuştur.

Hâlen bir siyasi partinin genel başkanı olan, 58 ve 59’uncu AKP hükûmetlerinde bakan olarak hatta başbakan yardımcısı olarak görev yapmış olan eski arkadaşınızın daha geçtiğimiz günlerde, 8 Kasım 2009 tarihinde yaptığı açıklamada yer alan iddiaları sanırım hepiniz okumuşsunuzdur. Ne diyor? “Galataport aslında bir liman projesinden öte bir rant projesiydi. Başbakan, bildiğiniz gibi, İstanbul’da Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmıştır, rant işini de çok iyi bilir. Galataport hadisesi cumhuriyet tarihinin en büyük imar rantını ifade eden bir hadiseydi ve Galataport’u ben engelledim.” diyor ve devamında soruyor: “O dönemde basın mensupları Başbakana Sami Ofer’i görüp görmediğini sordu, önce hiç görmediğini söyledi, sonra da görüştüğü anlaşılınca açmaza çıkacağını anladı ve Davos’ta bir kez görüştüğünü söyledi. Ankara’da hiç görüşmediğini belirtmişti. “Şunu soruyorum.” diyor: “Galataport ihalesi verdiğiniz Ofer’le kaç kez görüştünüz? Beş kez mi, altı kez mi? Bunun cevabını versin, başka diğer görüşmeleri kendisine bırakıyorum. Ankara Bilkent Oteli’nde partisinin kuruluş yıldönümü kutlanırken otelin erzak kapısından yukarı Ofer’i aldınız mı, almadınız mı? Otelde iki saat görüştünüz mü, görüşmediniz mi? Görüştüyseniz ne görüştünüz? Bunları kamuoyuna açıklayın. Başka hangi ihaleleri verdiniz? Bunu da açıklayın. TÜPRAŞ’ın hisse satışı nedeniyle meydana gelen görüşmelerden, gizliliklerden, dönen çarklardan şimdilik bahsetmiyorum.” Bu sözler daha önce AKP’nin önde gelen isimlerden birinin, bakanlık, başbakan yardımcılığı yapan bir arkadaşınızın iddiaları. AKP milletvekili olmuş başka arkadaşlar da birçok yolsuzluk iddiasında bulunmuşlardı. Ancak, akıbetlerini kamuoyu bilmektedir.

Değerli milletvekilleri, burada bir konuyu gündeme getirmek istiyorum. Son günlerde yapılan elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesi sürecinde yaşanan gelişmeler birçok soruyu gündeme getirmiştir. Ben bunlardan birini burada anlatacağım: Meram Elektrik Dağıtım Anonim Şirketinin özelleştirilmesi.

15 Eylül 2008 tarihinde teklifler toplanmıştır. 25 Eylül 2008 tarihinde ihale komisyonunun yaptığı pazarlık görüşmeleri sonucunda en yüksek teklifi 440 milyon dolarla Alsim-Alarko vermiş, ikinci sırada 439 milyon dolarla Kiler Alışveriş Hizmetleri, üçüncü sırada da 438 milyon dolar bedelle Cengiz İnşaat gelmiştir. Rekabet Kurulu 4 Aralık 2008 tarihinde devir iznini vermiştir. Özelleştirme Yüksek Kurulu tarafından 30 Nisan 2009 tarihinde Alsim-Alarkoya devrin yapılmasına, eğer bu şirket yükümlülükleri yerine getirmezse Kilere, o da yükümlülüklerini yerine getirmezse Cengiz İnşaata satış yapılmasına karar verilmiştir. Özelleştirme süreci yürüdü ve geçtiğimiz ekim ayı sonu itibarıyla tamamlandı. Süreç tamamlanırken bir de görüldü ki, Alsim yanına bir ortak almış, ismi olmuş Alcen! Nasıl mı? Cengiz Holdingle eklemlenmiş de ondan. Yani “Alcen” ismi Alarko’nun “Al”ından ve Cengiz Holdingin “Cen”inden gelmektedir. Ticaret Sicil Gazetesi’nde 2 Eylül 2009 tarihinde yayımlanan ilanla Alcen Enerji Dağıtım ve Perakende Satış Hizmetleri Anonim Şirketi kurulmuş. Alsim-Alarko, Alarko Holding, Alarko Fenni Malzeme toplamda şirketin yüzde 51’ine sahip olurken, Cengiz Holding AŞ yine Cengiz grubuna ait olan Eti Alüminyum ve Cengiz Madencilik de şirkette yüzde 48,99’luk pay sahibi olmuş. Böylece ihalede rakip olan iki firma aynı işi ortak olarak devralmıştır.

Hangi işlemler ihaleye fesat karıştırma anlamına gelir, ben sizlere soruyorum değerli arkadaşlarım. İhalede rakip olan iki firmanın kurduğu şirkete devrin yapılmasını doğru buluyor musunuz? Bu uygulama firmaların ihalelere danışıklı olarak girmelerini sağlamaz mı? Başka özelleştirmelerde de bu örnekler mevcut. Hatta bu uygulamaya “yandaş ortaklık” yakıştırması yapılmaktadır. İhaleyi kazanan firmanın yanına bir yandaş firmanın ortak edildiği iddia edilmektedir.

Yine, doğru mu -gündeme getirdim, Sayın Enerji Bakanımıza sordum, henüz cevap alamadım- bilmiyorum ama, Konya yerel medyasında yer alan haberlere göre Cengiz Holding Medaş’ın yüzde 49’luk hissesini 300 milyon dolara almış. Toplam ihale bedeli kaç dolardı? 440 milyon dolar. 300 milyon dolar doğruysa, bu özelleştirme çok tartışılır değerli arkadaşlarım.

Buradan AKP yönetimine seslenmek istiyorum: Ofer’ler, Oger’ler, Ali Dibo’lar, Deniz Feneri, Başbakan ve bakanların çocuklarının gemileri, yaptıkları işler, ATV ve Sabahın satışı ve kamu bankalarından sağlanan krediler, sahte faturadan ve hayali ihracattan aklanmalar unutuldu sanmayın. Türk Telekom’un satışı, Aycell-Aria birleşmesi, TÜPRAŞ hisselerinin satışı, ilaç alımlarındaki yolsuzluk, doğal gaz alımında formül değişikliği, akaryakıt kaçakçılığı, enerji ihalelerinin özel bürolarda pazarlanması, POAŞ’a vergi indirimi, imar değişikleri yoluyla rantlar sağlandığı, kapalı kapılar ardında yapılan özelleştirme pazarlıklarıyla ilgili yolsuzluk iddialarından kurtulduk sanmayın. Eninde sonunda hakkınızdaki tüm yolsuzluk iddialarıyla ilgili hesap vereceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Kalaycı (MHP, Konya). “Sayıştay kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.427)”. TBMM Genel Kurulu, 19. Birleşim tutanağı, 17 Kasım 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-kalayci-23-2009-11-17-sayistay-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-427 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
