# Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Kemal Cengiz (MHP, Çanakkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim
- **Tarih:** 3 Şubat 2009
- **Gündem:** KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:266)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-kemal-cengiz-23-2009-02-03-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kanununda-degisiklik-yapilmasina

> Mustafa Kemal Cengiz (MHP), 3 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:266)); konuşma 1.558 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 266 sıra sayılı yasanın 5’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi grubum ve şahsım adına selamlarım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; incelemiş olduğum bu yasa üzerinde üç tane kanıya vardım: Bu yasayı incelediğimizde, irdelediğimizde, bir vatandaş olarak yasaya baktığımızda bu yasanın getirmiş olduğu bir zammı da görmeden geçemedik. 1319 sayılı Emlak Kanunu’nun 8’inci ve 19’uncu maddesi gereğince bir mükellefin tahakkuk ettirilen emlak vergisinin yüzde 10’u nispetinde de bir zam getirilmektedir. Bir vatandaş olarak olaya baktığımızda yine bu ekonomik krizde vatandaşa bir zam yüklendiğini de burada görmekteyiz ve yine bu Emlak Kanunu’nda da vatandaşa yüzde 10 da olsa bir zam yüklendiğini görmekteyiz ve vatandaş adına da bunu tabii ki üzüntüyle karşıladım.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Zam yüklenmiyor. Daha önceki kanunda var olanı biz il özel idarelerine aktarıyoruz.

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Devamla) – Yok, ben okudum onu. Ben de okudum.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Yeni bir zam yok. Hayır.

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Devamla) – Bir, vatandaş olarak zam var. Bir de belediye başkanı olarak da, bakın, eski bir belediye başkanı olarak da burada şu yanlış var arkadaşlar: Şimdi, belediye başkanı bu yüzde 10’la beraber emlak vergisini toplayacak, toplayamadığını icraya verecek, ondan sonra bütçesine koyacak, ondan sonra ile bunu yollayacak.

NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) – Geçmiş dönem tanımlanıyor, yeni değil.

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Devamla) – Yok, biz bunu başka türlü mü okuduk yani? Müsaade et de… Sen de çıkarsın konuşursun. Müsaade et, biz fikirlerimizi açıklayalım.

Burada belediye başkanları bir taşeronluk yapıyor. Dolayısıyla ilde özel hesapta toplanan bu paralar:

1) İktidara yakın olan,

2) İl genel meclisinde gücü olan, il genel meclisi başkanına veya valiye çok yakın olan belediye başkanlarına bu para kaydırılabilir ve daha çok bazıları bunu kullanabilir. Eşit ve adaletli olarak da diğer belediye başkanlarının kullanamayacağı bir yapı var.

Dolayısıyla, benim teklifim şudur: Her belediye başkanı, kültür ve tabiat varlıklarını koruma katkı payı faslı açarak, kendi emlak vergisinden aldıkları yüzde 10’luk payı bu fasla aktarmalı. Kendi belediyesinin yapmış olduğu projeler ve kendilerinin ilçelerindeki kültür ve tabiat varlıklarını koruma adına da, kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurulundan onaylanan projeleri de buradan, kendi bütçesinden destekleme adına en doğru yaklaşım ve en adaletli yaklaşım olacağını düşünüyorum. Özellikle de, yani, bu şekildeki bir merkeziyetçilik, ilde oluşturulacak bir merkeziyetçilik, belediye başkanları adına da, tabii ki, bir ayrıcalık. İktidara yakın olanlar, valiye yakın olanlar, il genel meclisine yakın olanlar, iyi anlaşanlar, buradan aslan payını alabilir. Bu endişemiz de var. Bu da sabittir.

Özellikle üçüncü de, bir arkeolog ve sanat tarihçisi olarak böyle bir yasayı incelerken de, Kültür ve Turizm Bakanlığımızın, özellikle yapısıyla da ilgili bazı düşüncelerimizi de ifade etme fırsatı bulduk.

Özellikle Kültür ve Turizm Bakanlığını çok önemseyen… Kültür ve Turizm Bakanlığımızın hem ekonomimizin hem Türkiye’mizin tanınmasında hem de birçok sektörün desteklenmesinde mutlaka çok önemi vardır. Ben özellikle burada Başbakana da seslenmek istiyorum: Mutlaka Kültür ile Turizm Bakanlığının ayrılması gerekiyor. Çünkü Anadolu’nun ve dünyanın merkezindeki bir Anadolu’nun, hem kültür değerleri açısından hem de dünyadaki turizm potansiyeli açısından baktığımızda Kültür ve Turizm Bakanlığı bir bakanlığa sıkıştırılmayacak kadar, bir bakanın iki parçaya ayrılmayacak kadar hem kültür hem de turizm çok önemlidir.

Türk kültürü, zaten on bin yıllık geçmişiyle dünyaya büyük değerler taşımış, turizm artık ekonominin bile baş tacı olmuştur. Turizmde bir tane örnek vermek istiyorum: Özellikle İspanya’nın Mallorca Adası’na, bir adasına 21 milyon kişi giderken 2007 yılında, Türkiye’ye de 22 milyon kişi gelmiş. Bir Mallorca Adası kadar turist çekemiyoruz. Dolayısıyla turizmde de bazı açılımlar yapmak, Kültür Bakanlığımızda da bazı açılımlar yapmak gerekiyor. Bunun için kültür politikalarımızın belirlenmesi ve katılımcıların sağlanması, bütün kesimlerin burada temsil edilmesi noktasında Türk kültür konseyinin mutlaka kurulması lazım. Bu Türk kültür konseyinde de bütün kesimlerin görüşleri doğrultusunda Türk kültür politikasının mutlaka yeniden yapılandırılması ve gözden geçirilmesi lazım.

Turizm Bakanlığımız ise ayrıldıktan sonra, mutlaka bütün kesimlerin ve turizm sektörünün içinde olacağı, muhalefetiyle iktidarıyla içinde olacağı bir turizm konseyi oluşturarak, bu turizm konseyinde turizm politikalarımızın ve turizmdeki yeni açılımların mutlaka irdelenmesi ve bu açılımları sağlamamız gerekmektedir. Özellikle Kültür Bakanlığımızın içeriğine baktığımızda, bir Kültür Bakanının üç beş yılda, iki yılda bu bakanlığa hâkim olması mümkün değildir, bu bakanlığı en iyi şekilde algılaması mümkün değildir. Çok önemsediğim bu bakanlıkların mutlaka ayrılması, Anadolu gibi… Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli bakanlıkları olabileceği ve bu açılımlarda da hem Türkiye’mizin tanıtılması hem de dünyaya açılımımız açısından çok önem arz ediyorum bu olaya.

Özellikle Sayın Bakanım -diğer konulara geçmeden önce de şunu ifade etmek istiyorum- buradan iki tane müjde verdi, bir Çanakkale Troya Müzesi, bir de Anadolu Medeniyetleri Müzesiyle ilgili bir çalışmanın ve proje aşamasında olduğunu söyledi.

Sayın Bakanım, burada not almanızı istiyorum: Troya Müzesinin projesi mutlaka “Troya Atı Projesi” olmalıdır. Dünyada örneği olmayan ve uzaktan da bakıldığında tamamen Truva atıyla dünyada ün alan bu kentimizin ve atımızın mutlaka müzeyle de “Truva Atı” şeklinde taçlandırılmasını diliyorum.

Anadolu Medeniyetleri Müzesinin projesi de Türkiye haritasının sınırları şeklinde projelendirilmeli ve bu projenin de her ilin üzerine, her ilden gelen tarihî eserlerimizin, arkeolojik eserlerimizin bu müzenin Türkiye haritası üzerindeki illerinin üzerinde oluşturulacak reyonlarda ve bölümlerde sergilenerek giriş noktalarının da bu şekilde ayarlanması ve dünyaya farklı bir projeyi sunmamız gerektiğine inanıyorum.

Özellikle, Sayın Bakanım “Türkiye’de ne kadar toplam kazı yapılıyor?” diye sorduğumuzda… İki sefer bu soruyu sordum, tabii ki bürokratlarınız bu cevabı veremedi. 2008 yılı verilerine göre Türkiye’de 280 tane kazı izni verilmiştir. Bu 280 tanesinin 100 tanesi yabancılara, 180 tanesi de yerlilere verilmiştir ve ben özellikle kazıların mutlaka mercek altına alınmasını, yabancılara verilen kazıların denetlenmesini ve kazılardaki yapılanmayı mutlaka gözden geçirmenizi temenni ediyorum. Bir kazı izni nasıl verilir? Bir kazıda:

1) Kazı ekibinin yeterliliği önemlidir.

2) Kazı ekibinin programı önemlidir.

3) Kazı ekibinin finansı önemlidir.

Bir de kazı ekibinde bulunması gereken diğer yan branşlar önemlidir, restore gibi, mimar gibi, jeoloji gibi.

İşte, bu olaylara baktığımızda, özellikle yabancılara verilen kazılarda bu gibi vasıfların pek aranmadığını, âdeta ülkemizin bir kazı cenneti hâline geldiğini ve bu araştırmacıların da özellikle Türkçe kazı sonuçlarını yayınlamadığını ve üniversitedeki bilim adamlarının bu kazı sonuçlarından yeterli düzeyde yararlanamadığını görüyoruz.

Özellikle bugün Kültepe’deki tabletlerin, Boğazköy’deki sfenkslerin, Uşak Müzesi’ndeki tarihî eserlerin kaçırılmasından sonra, temizlenmek üzere Almanlara verilen tarihî eserlerimizi hâlâ alamadığımızı… Geri iade edilmeyen, incelenmek üzere verilip, temizlenmek üzere verilip de geri alamadığımız arkeolojik değerlerimiz var. Bunların niye hesabı sorulmamaktadır? Bunların niye peşine takılınmamaktadır? Bugün geldiğimiz noktada, bu eserleri veren ve geri alamayanlardan da mutlaka hesap sorulması gerektiğine inanıyorum.

Tabii, özellikle il kültür müdürlüklerinde bir yapı var. Bu yapıya baktığımızda, il kültür müdürü olan arkadaşlarımızın ne arkeolog ne sanat tarihçi ne de bu branşla ilgili olduklarını görüyoruz. Efendim, kimya mühendisi kültür müdürü, jeoloji mühendisi kültür müdürü, efendim, bakıyorsunuz imam kültür müdürlüğüne atanmış. Dolayısıyla, kültür müdürlüğü gibi konularda, il kültür müdürlüklerimizin bünyesinde iki bölüm oluşturulmalıdır. Birisi, arkeoloji kanalını takip eden bir yapı. Diğer taraftan da arkeolojinin bittiği yerde, arkeolojinin tükendiği yerde başlayan sanat tarihinin ve Anadolu’daki özellikle Selçuklu, beylikler, Bizans ve Osmanlı değerlerinin takip edilmesi, korunması, restoresi ve bunların yapılanmasıyla ilgili bir il kültür müdürlükleri yapısı mutlaka gözden geçirilmeli ve bu yapılar korunmalıdır.

Bunun yanında, müzelerdeki araştırmacı ve uzman olarak çalışan arkadaşlarımızın hem üniversitelerden yararlanamadığını hem de o yörenin üniversitelerinin kendi bölgesindeki tarihî eserlere müdahil olamadığını görüyoruz. Mutlaka müzelerle üniversitelerin bağının kurulması ve birbirlerine de bu kurguyla destek olunmasının sağlanması gerekmektedir. Özellikle üniversitedeki, müzedeki personelin ve Kültür Bakanlığımızın personelinin, taşrada görev yapan personelin yeterli düzeyde ücret alamamasından dolayı müzelerde birçok çalıntılara veya kaybolmalara ve gerçekten müze soygunlarına vesile olan olaylara da şahit olmaktayız. Çok değerli eserlerin, tarihî değeri ve manevi değeri yüksek olan eserlerin çok cüzi maaş alan insanlara teslim edilmesi de mutlaka irdelenmelidir.

Özellikle Çanakkale’ye baktığımızda, Çanakkale’de bugün bilinen altmış iki antik kent var, tahmin edilen de iki yüz civarında antik kent vardır ve bunlardan bir tanesi Troya, bir tanesi Alexandreia Troas, bir tanesi Parion, birisi Assos, bir tanesi Chryse Antik Kenti, Apollon Smintheus Tapınağı gibi alanlarda kazı yapılmakta ve bu kazılarda da -en önemlisi- Almanlara kırk civarında kazı izni verilmiş. Almanlara verilen bu kırk kazı iznini mutlaka sorgulamalıyız, mutlaka araştırmalıyız, çünkü bugün en çok Almanya’ya kazılardan tarihî eser kaçakçılığı gitmiştir, en çok bu kanaldan gitmiştir, temizlemek için verilen birçok eser de geri alınamamıştır.

Ben şunu söylemek istiyorum: Bugün, köpeksiz köy bulmuşlar değneksiz geziyorlar ve özellikle de bazı kazı araştırmacılarının buna dikkatinizi çekmek istiyorum. Sayın Bakanım, bazı kazı araştırmacılarına baktığımızda… Arkeolojik kazıları arkeologlar yapar fakat Troya kazısını yapan Alman profesör metalürji, metal uzmanı, Alexandreia Troas kazısının başkanlığına yapan epigraf. Bazı kazı başkanlıkları da arkeolog olmayan insanlara verilmiş ve bunların hem programı olmadığı gibi hem de finansı yok. Bunların mutlaka irdelenmesini istiyorum, bunların mutlaka takip edilmesini istiyoruz. Gerçekten, özellikle Alexandreia Troas kazısını, Sayın Bakanım, not almanızı istiyorum, Çanakkale Ezine ilçesindeki Alexandreia Troas Antik Kentini ve onun kazı başkanı Elmar Schwertheim’i not almanızı istiyorum çünkü bu kazı başkanının önce kendisine Kültür Bakanlığımız Neandreia Antik Kenti’ni verdi. Neandreia Antik Kenti’ni verdikten sonra burasını terk etti, Alexandreia Troas Antik Kenti’nde üç yıl gayri resmî araştırma yaptı, 1997 yılında kendisine kurtarma kazısı verildi. Kurtarma kazısı nereye verilir, arkadaşlarımız bilir; kurtarılması gereken, heyelan altında, su altında, deniz altında, bunlara verilir ve “kurtarma kazısı” adı altında verilen böyle bir, dimdik ayaktaki kenti ayak oyunlarıyla aldı. Daha sonra, biz daha farklı bir ekip bulmamıza rağmen, bu vatandaş, Profesör Doktor Hans Wiegartz’ın üzerinden, hiç kazı alanına gelmeyen, orada araştırma yapmayan vatandaş, Hans Wiegartz üzerinden tam altı yıldır orada kazı yapıyor. Şimdi, yeni, adam ölünce, bu vatandaş ölünce kendisine kazı başkanlığı verilmiş. Mutlaka bunun irdelenmesini istiyorum. Bu Profesör Doktor Elmar Schwertheim’ın programı yok, finansı yok, kazı evi yok. Kazı eserlerini, kiralamış olduğu ve yabancı ekiple kaldığı evde depolamakta ve gizlemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Kemal Cengiz (MHP, Çanakkale). “Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)”. TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim tutanağı, 3 Şubat 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-kemal-cengiz-23-2009-02-03-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kanununda-degisiklik-yapilmasina (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
