# Birleşmiş milletler iklim değişikliği çerçeve sözleşmesine yönelik kyoto protokolüne katılmamızın uygun bulunduğuna dair (s.s.268)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Kemal Cengiz (MHP, Çanakkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim
- **Tarih:** 4 Şubat 2009
- **Gündem:** BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ÇERÇEVE SÖZLEŞMESİNE YÖNELİK KYOTO PROTOKOLÜNE KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR (S.S.268)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-kemal-cengiz-23-2009-02-04-birlesmis-milletler-iklim-degisikligi-cerceve-sozlesmesine-yonelik-kyo-2

> Mustafa Kemal Cengiz (MHP), 4 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ÇERÇEVE SÖZLEŞMESİNE YÖNELİK KYOTO PROTOKOLÜNE KATILMAMIZIN UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR (S.S.268)); konuşma 1.011 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MUSTAFA KEMAL CENGİZ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasa üzerinde tekrar söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, gerçekten çok önemli bir uluslararası anlaşma ve protokolü burada görüşmekteyiz. Gerçekten önem verdiğimiz bir protokol ve dünyanın gelecekteki küresel bir tehditle karşı karşıya kalacağı bir durumda savaşla ilgili ve buna karşı alınacak önlemlerle ilgili uluslararası bir düzenlemeyi burada tabii ki tartışıyoruz ama tabii ki biraz önce bahsettik, Hükûmetimiz de bu konuda hazırlıklı olmadığı gibi, Meclisimizin de çok hazır olmadığını, bu konuda neler yapmamız noktasında da hâlâ sıkıntılarımızın devamı olduğunu görüyoruz.

Özellikle biz, iş dünyasıyla, bazı sektörlerle, özel sektörle, çevrecilerle yapmış olduğumuz görüşmeler sonucunda Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına da bir değerlendirme yaptık. Şu konularda özellikle şu soruların ve şu şüphelerin mutlaka aydınlanması ve bunların dile getirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu sorularımızı ve şüphelerimizi, çekincelerimizi maddeler hâlinde sizlere arz edip değerli bakanlarımızdan da bu konuda neler yapılabileceğini beklemek istiyoruz.

1) Kyoto Protokolü 2008-2012 yılları arasını kapsamakta ve 2012 yılından sonra taraf ülkeler, çerçevesi yeniden belirlenecek olan yeni şartların, yaptırımların ve kuralların geçerli olacağı ikinci anlaşmayı müzakere edeceklerdir.

a) Bu süreçte gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin konumları ve bağlayıcı unsurları neler olacaktır?

b) Bu süreçte farklı haklara ve özgün koşullara sahip olan ülkeler kendilerine tanınan bu özgün haklarını ve koşullarını sürdürebilecekler midir?

2) 2012 yılına kadar özgün koşullara sahip olan ülkemiz, 2012 yılı sonrasında sera gazı salımında azaltım kriterleri ve yaptırımları sonucunda o zamana kadar adaptasyonunu tamamlayamayan, yeni ve temiz enerji teknolojilerini kullanmayan, gelişme ve ilerleme sürecinde olan ülkemiz sanayi ve enerji sektörü bu aşamada bir duraklama ya da gerileme dönemi sıkıntılarıyla karşı karşıya kalabilecekler mi?

3) Gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasında mutabakata varılmayan;

a) Karbondioksit ve diğer sera gazı emisyonlarının azaltımlarına yönelik yükümlülüklerin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki paylaşımı,

b) Gelişmiş olan ülkelerden gelişmekte olan ülkelere olan maddi kaynak ve teknoloji transferleri,

c) Gelişmiş ülkeler tarafından gelişmekte olan ülkelere yapılacak olan kaynak aktarımlarının ne şekilde ve nasıl yapılacağının belirlenmesi.

İşte bu anlaşmazlıklar göz önünde bulundurularak 2012 yılına kadar çözüme kavuşturulabilecek midir bunlar? Yoksa, 2012 yılı ve sonrasında, şimdi olduğu gibi, müzakere ve tartışmalarla mı bu Kyoto Protokolü süreci devam edecektir? Dünya ülkelerinin ortak karar ve eylem birlikteliğini sağlama noktasında kaygılar devam etmektedir. Bu anlaşmazlıklar göz önünde bulundurularak 2012 yılı ve sonrasında da kargaşa ve kaos devam edecek midir?

4) Türkiye Cumhuriyeti 60’ıncı Hükûmeti, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü Taraflar Konferansı ve Taraflar Buluşmasında alınan kararlar çerçevesinde 2012 sonrasının sanayi gelişimi, temiz teknoloji ve ileri teknolojiye dönüşüm ve değişim maliyeti hesaplarını yapmış mıdır? Bunun ülkemize, sanayici ve iş dünyasına, ilgili sektörlere ve insanımıza getirdiği mali külfet nedir? Somut maliyet hesapları var mıdır? Bu konuda ülkemiz ekonomik ve teknolojik destek alacak mıdır? Bu sürecin ekonomik faturası kimlere, ne zaman, nasıl ve hangi yollarla ödenecektir?

5) Kyoto Protokolü ve 2012 sonrası süreç, devletimizin ilgili kurum ve kuruluşları, üniversite ve akademik çevreleri, odalar, sanayiciler, girişimciler, medya ve kuşkulu sektör temsilcileriyle, iktidar ve muhalefet partileriyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ne kadar tartışılmıştır, ne kadar sorgulanmıştır, bunlar üzerinde ne kadar mütalaalar olmuştur ve bilim dünyasının da bu tasarıya katkısı neler olmuştur veya sorulmuş mudur? Ortaya somut bir kanaat Hükûmetçe konulmuş mudur?

İşte bu sorularımız karşısında ve bu soruların devamı olarak şunu ifade etmek istiyorum: Yoksa, dünya ülkeleri imzaladı diye ülkemiz gerçekleriyle, dinamikleri göz önüne alınmadan, somut veriler üzerinden hiç kimseyle mütalaa edilmeden, özgün koşullarımız ortaya konmadan, bir yol haritası ve stratejisi belirlenmeden acaba meçhule giden dünya trenine son dakika biletsiz binmek için bir fırsat mı yakaladık diye aklımıza bir soru gelmektedir.

İşte, Sayın Bakanım, değerli milletvekili arkadaşlar; bizleri düşündüren bu beş tane soru üzerinde mutlaka durulmalıdır. Bu sorularımızın irdelenmesi gerekirdi. Bu yasa tasarısı Meclise gelmeden önce de burada veya üniversite camiasında, bilim platformlarında, sivil toplum örgütlerinde, iş dünyasında, özellikle sektörlerde bu tartışılmalıydı. Bugün en çok etkilenecek sektörlerden birisi enerji sektörüdür, çimento sanayisidir, demir çelik sanayisidir, endüstri kollarıdır ve diğer sanayiler bunlardan en çok etkilenecek kuruluşlardır. Bunlarla ilgili acaba, tabii ki Türkiye genelinde tarımdan sanayiye, aynı zamanda turizm sektöründen diğer sektörlere kadar ülkemizin Kyoto Protokolü ve 2012 sonrasında alacağı riskin ve yükümlülüğün maliyeti, faturası sektörel bazda ne olacaktır, nasıl olacaktır, sektörler bu faturayı nasıl ödeyecektir? Türkiye genelinde risk analizimiz var mı? Yok. Enerji sektöründe var mı? Yok. Demir çelik sektöründe var mı? Yok. Çimento sektöründe var mı? Yok. Diğer sanayi sektörlerinde yok, turizm sektöründe risk ve etki analizleri yapılmamış; bilim çevrelerince de bu yapılmamış. Almanya’ya baktığımızda altı ayda altı ülkenin risk analizini yapmış. Devlet Planlama Teşkilatımız ve ilgili sorumlular bu konuda hâlâ bir somut öneriyi ortaya koyamamışlardır. Özellikle yapmış olduğumuz Bakanlık ve Çevre Komisyonu görüşmelerinde hâlâ kurumlar arasındaki bu anlaşmazlığın devam ettiğini görmekteyiz. Özellikle Çevre Bakanlığı bürokratlarımız iyi niyetli, bu konuya eğilmekteler ve Çevre Bakanlığımızın bürokratları son yapmış oldukları Poznan toplantılarındaki takiplerini de bize aktardılar. Fakat bu bürokratlarımızın sadece gözlemleri veya tespitleri ülkemizin bu protokole hazır olup olmadığı noktasında bizi tatmin etmemektedir.

Önemli olan, ülkemiz 2012’ye kadar hiçbir yükümlülük almamasına rağmen, 2012’ye kadar özgün koşulları tanımamıza rağmen, 2012 sonrasında önümüze nasıl bir manzara çıkacaktır, nasıl bir yükümlülük konacaktır? Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne konmalıdır, bu mutlaka bize sonuçlanmalıdır.

Biraz önce Sayın Özdalga da burada konuşurken “Avrupa Birliği ve Amerika 2050 yılına kadar yüzde 80 indirim yapacağını ifade etti.” dedi. Ama Poznan’dan gelen arkadaşlara baktığımızda, Amerika 2050 yılında yüzde 50 indirim yapacağını orada söylemiştir. Dolayısıyla hâlâ burada bir çelişki vardır.

Yine arkadaşlarımızın burada ifade ettiği gibi, Kyoto Protokolü bir maliyet gerektiriyor. Bunun için de emisyon ticareti gerektiriyor ve emisyon ticaretinin olması gerektiğini ifade ettiler. Şimdi düşünün arkadaşlar, dünya bir savaşa gidiyor, küresel tehditle karşı karşıya kalmış, bir savaşa gidiyor. Yüz yetmiş yedi ülke imzalamış, ordularını kurmuş, savaşa giderken diyorlar ki: “Ya, biz yine aramızda ticaret yapalım, hem savaşalım hem savaşa gidelim hem de savaşırken ticaret yapalım, bu ticaretle de savaşın maliyetlerini çıkartalım!” Böyle bir yaklaşım, böyle bir anlayış ve Kyoto Protokolü’nün de böyle bir yaklaşım içinde dünyada bir çözüm yaratması mümkün değildir. 2012’den sonra önümüze gerçekten somut bir şeylerin gelebileceğini bugün ortaya koymalıyız. 2012’den sonraki faturayı bilmeliyiz, sektörler bilmelidir. Özellikle enerji sektörü ve diğer çimento, demir çelik sanayisi, ağır sanayi bundan ne kadar etkilenecektir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Kemal Cengiz (MHP, Çanakkale). “Birleşmiş milletler iklim değişikliği çerçeve sözleşmesine yönelik kyoto protokolüne katılmamızın uygun bulunduğuna dair (s.s.268)”. TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim tutanağı, 4 Şubat 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-kemal-cengiz-23-2009-02-04-birlesmis-milletler-iklim-degisikligi-cerceve-sozlesmesine-yonelik-kyo-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
