# Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında (s.s.1136)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Nuri Akbulut (AK Parti, Erzurum)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim
- **Tarih:** 6 Nisan 2006
- **Gündem:** CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA (S.S.1136)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-nuri-akbulut-22-2006-04-06-ceza-ve-guvenlik-tedbirlerinin-infazi-hakkinda-s-s-1136

> Mustafa Nuri Akbulut (AK Parti), 6 Nisan 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: CEZA VE GÜVENLİK TEDBİRLERİNİN İNFAZI HAKKINDA (S.S.1136)); konuşma 1.043 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Erzurum) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığınca iade edilen ve İnfaz Yasasının 1 maddesinde değişiklik yapan yasa teklifi üzerinde şahsen söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ve dünkü olaylarda hayatlarını kaybeden 5 askerimiz ve 1 polis memurumuza Allah'tan rahmet diliyorum. Hepimizin yüreğini dağlayan bu acı için yakınlarına ve bütün Türk Milletine başsağlığı diliyorum. Bu olaylarda yaralananlara Allah'tan acil şifalar diliyorum ve buradan, bir kez daha, vatan uğrunda bütün şehitlerimizi şükranla ve minnetle anıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda, daha önceden Genel Kurulun görüşüp iradesini ortaya koyduğu bir yasayı, ne yazık ki, yeniden görüşüyoruz. Meclis gündeminde, gündemde yer almak için bekleyen yüzlerce kanun tasarısı ve teklifi olduğu halde, Meclisin bu değerli zamanının veto edilmiş bir yasa için yeniden harcanacak olmasından dolayı duyduğum üzüntüyü sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu nedenle, yasayla ilgili görüşlerimi söylemeden önce, Cumhurbaşkanlığının, Cumhurbaşkanlığı makamının yasama, yürütme ve yargıyla ilgili ilişkilerine kısaca değinmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, ekonomik kıskaçlar içerisinde yalnızlığa terk edilen, demokrasi, özgürlük, hak, adalet arayışı içinde ezilen ve çaresiz bırakılan milletimiz, 3 Kasım 2002 seçimlerinde iradesini ortaya koymuş ve kendisini yalnızlığa terk eden geçmiş iktidar ve partilere gereken dersi vermiştir.

Bildiğiniz gibi, milletimiz, yapılan seçimlerle, Adalet ve Kalkınma Partisini -ki, henüz kuruluşun birinci yılını tamamlamıştı- çok büyük bir çoğunlukla iktidara taşımış ve iki partili bir Meclis öngörmüştür. Demokratik kurallar içerisinde iradesini ortaya koyan milletimizin bu iradesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında şekillenmektedir ve görevi, makamı, mevkii ne olursa olsun, her kurum ve kişi buna saygı duymak durumundadır.

Diğer yandan, Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil eden Cumhurbaşkanlığı makamı, hepimizin saygı duyduğu, yine özenle korumamız gereken bir makamdır. Demokratik parlamenter sistemimizde, Anayasamız, Cumhurbaşkanının gözetiminde, devlet organlarının uyumlu bir şekilde çalışmasını öngörmektedir. Anayasamıza göre, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek durumunda olan Cumhurbaşkanı, yasama, yürütme ve yargıyla ilgili sorumluluklarını yerine getirirken, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokratik usul ve esaslara uygun davranmak, herkesin insan hak ve hürriyetlerinden yararlanmasına saygı göstermek ve üzerine aldığı bu görevi tam bir tarafsızlıkla yerine getirmek durumundadır.

Bu tespitler ışığında bir değerlendirme yapıldığında, ne yazık ki, Cumhurbaşkanlığı makamıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin tam uyum içerisinde çalıştığını söylemek mümkün değildir. 22 nci Dönem Parlamento çalışmaları sırasında Meclisin kabul ettiği, ancak Anamuhalefet Partisinin itiraz ettiği yasaların neredeyse tamamı, bu arkadaşlarımızın görüşleriyle örtüşür şekilde veto edilmektedir. Oysa, 22 nci Dönem Parlamentoda çok güçlü bir iktidar grubunun bulunduğu bilinmektedir ve Cumhurbaşkanının geçen dönemlere oranla çok fazla veto yetkisini kullanması, vatandaşlarımız arasında değişik yorumlara yol açmaktadır. Elbette, veto yetkisi anayasal bir yetkidir; ancak, bunun, demin belirttiğim gibi, çok güçlü bir iktidar partisinin bulunduğu bir Mecliste, iradesini ortaya koyan bir Meclise karşı yapılıyor olması, sanki Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve hükümetin çalışmalarının yavaşlatıldığı şeklinde yorumlanmaktadır. Oysa, vatandaşlarımız, yapılan uygulamalara bakarak, Cumhurbaşkanlığı makamını siyasî bir taraf gibi algılamamalı, karar ve tercihlerde belli bir siyasî görüşün önplanda tutulduğunu düşünmemeli ve Cumhurbaşkanlığı makamını bir siyasî partinin uzantısı veya muhalefetin tamamlayıcısı gibi değerlendirmemelidir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Devleti temsil ediyor; yapmayın; ağır oluyor!..

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - Değerli arkadaşlar, Cumhurbaşkanlığı makamı yürütmeyle ilgili görevlerinde de tam bir sorumlulukla ve Anayasaya tam bir uyumla bağlı olmak durumdadır.

HALUK KOÇ (Samsun) - Korumak zorunda olduğumuz birtakım değerler var...

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - Hepimizin korumak zorunda olduğu değerler var.

HALUK KOÇ (Samsun) - Ama, siz korumuyorsunuz; lütfen!..

ORHAN ERASLAN (Niğde) - Sizin koruduğunuz değer Erbakan; Türk Milletinin birliği değil.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - Değerli arkadaşlar, ben ondan da bahsedeceğim izin verirseniz.

Anayasanın 104 üncü maddesinde, kararnameleri imzalamakla görevli kılınan ve bu yetkisi yalnızca bir denetleme yetkisi, yalnızca bir tevsik yetkisi, bir şekil şartı olan bu uygulama, Cumhurbaşkanının devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını sağlamak görevi çerçevesinde tüm sorumluluğu hükümete ve ilgili bakana ait olan bu kararnameleri, sanki denetleme yetkisi varmış veya sanki reddetme yetkisi varmış gibi davranmaktan vazgeçmelidir.

HALUK KOÇ (Samsun) - Sayın Akbulut, çok yanlış konuşuyorsun. "Denetleme yetkisi varmış gibi" bir laf çok yanlış.

MUSTAFA NURİ AKBULUT (Devamla) - Seçimle işbaşına gelen ve halka karşı sorumluluğunun gereği olarak taahhüt ettiği programları uygulamak durumunda olan hükümetin işlemlerinin yerindelik açısından denetlemeye tabi tutulması, hükümetin siyasal takdir yetkisine müdahaledir ki, bu durum, anayasal sistemimize, parlamenter rejimin mantığına ve sağlıklı işleyiş kurallarına aykırıdır.

Anayasada belirtilen kanunları yayımlamak görevi nasıl kaçınılmaz bir görev ise ve yasal şekle uygun olarak kanun halini almış olan metin, Cumhurbaşkanlığınca şu veya bu nedenle yayımlanmaktan kaçınılamaz ise, yine, yasal şekle uygun olarak hazırlanıp kendisine gönderilen kararnameleri de, Anayasada yazılı, kararnameleri imzalamak, görevi gereği imzalamak ve bu suretle yasama ve yürütmeyi güç durumda bırakacak tutumlardan kaçınmak durumundadır.

Sayın Cumhurbaşkanımız, yargıyla ilgili atama yetkilerini kullanırken de, siyasal görüşleriyle tanınıp bilinen kişileri tercih etmekten ve vatandaşlarımızın bu nedenle yargıya olan güvenini örselemekten özenle kaçınmalıdır. Bu tarihten bir süre önce, yirmi yıldan beri bir siyasî partimizin delegesi olduğunu söyleyen bir meslek odası başkanının Anayasa Mahkemesine üye olarak atanmak istenmesi, bu tür atamalardaki tercihi göstermesi bakımından çok ilginçtir; ancak, atanması yapılan kişi, Anayasa Mahkemesini töhmet altında bırakmamak gibi sağduyulu bir düşünceyle bu atama talebini kabul etmediği için, atama gerçekleştirilememiştir.

Makama duyulan saygının korunması bakımından, Cumhurbaşkanlığı makamı, anayasal diğer yetkilerinin kullanılmasında da siyasî tercihlerin önplanda tutulduğu bir yaklaşım sergilememeli, özellikle kendisine bildirilen isimler içerisinden mensuplarının demokratik tercihlerini gözardı etmemelidir.

Sayın Cumhurbaşkanımızın anayasal af yetkisi de vatandaşlarımız tarafından tasvip edilmemektedir. Gerçekten, 1991 yılından 2006 yılına kadar onbeş yıllık süre içerisinde, eski Cumhurbaşkanlarımızdan Sayın Turgut Özal, 17 hükümlünün cezasını affetmiştir; yine, Sayın Süleyman Demirel, 93 hükümlünün cezasını kaldırmıştır; Sayın Cumhurbaşkanımız Sezer ise, bugüne kadar 258 hükümlüyü affetmiştir. Affedilen bu 258 hükümlüden 190 kadarı yasadışı aşırı sol örgütlere mensup hükümlülerdir. Bunlardan 39'u DHKP-C, 28'i TKP/ML-TİKKO, 19'u Dev-Sol, 28'i TİKP, 17'si MLKP, 5'i PKK, 15'i THKP-C örgütü üyesidir. Ayrıca, yine, yasadışı TDP, TKİP, TKEP/Leninist gerillalar ve Dev-Yol örgütü üyelerinden affa layık görülenler vardır. Cezaları kaldırılan bu örgüt üyelerinin daha sonra yasadışı faaliyetlerine devam etmesi, hatta bunlardan bazılarının güvenlik güçleriyle girdiği silahlı çatışmalarda öldürülmüş olması, bu yetkinin ne derece özenle kullanıldığını göstermektedir ve hükümlüler arasında dahi siyasî tercihlere göre değerlendirmeler yapıldığını göstermesi bakımından ilginç uygulamalardır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Cumhurbaşkanı, 21 inci Dönem Parlamentosu tarafından Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bu dönemde, Sayın Sezer'i aday gösterip seçilmesini sağlayan üç siyasî partinin 3 Kasımda aldığı toplam oy oranı yüzde 15 civarındadır. 3 Kasımda verilen cevap yalnızca bu partilere verilmiş bir cevap değildir; ülkeyi 3 Kasıma getiren şartlarda etkisi olan herkes ve her kurum bu cevaptan nasibine düşeni almalıdır, almıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Nuri Akbulut (AK Parti, Erzurum). “Ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı hakkında (s.s.1136)”. TBMM Genel Kurulu, 85. Birleşim tutanağı, 6 Nisan 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-nuri-akbulut-22-2006-04-06-ceza-ve-guvenlik-tedbirlerinin-infazi-hakkinda-s-s-1136 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
