# Çalışma saatleri hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Özyürek (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim
- **Tarih:** 17 Aralık 2003
- **Gündem:** ÇALIŞMA SAATLERİ HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-22-2003-12-17-calisma-saatleri-hakkinda

> Mustafa Özyürek (CHP), 17 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ HAKKINDA); konuşma 1.511 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz ve enflasyon muhasebesi diye adlandırdığımız, Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu ve Kurumlar Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı hakkında, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini ve önerilerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu konu, yıllardır Türkiye'nin gündeminde olan bir konu; ama, gecikerek de olsa, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine gelmiş olmasından, Cumhuriyet Halk Partisi olarak mutluluk duyduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Bu tasarının, öncelikle görüşülmesi konusunda, Cumhuriyet Halk Partisi, Danışma Kurulunda onay vermiştir, kabul etmiştir; 48 saat geçmemesine rağmen bunu kabul ettik. Bugün sabah tartıştığımız gibi, Cumhuriyet Halk Partisi, her konunun geciktirilmesi gibi bir amaç peşinde değildir. Önceden geniş olarak tartışılmış, aşağı yukarı bir mutabakat sağlanmış konular öncelikle görüşülebilir; ama, büyükşehirlerin sınırlarının değiştirilmesi, Denizli İli Belediyesinin sınırlarının değiştirilmesi gibi, 12'ye 5 kala buraya getirilen konularda her zaman karşı olmaya devam ettik. Yani, şunu söylemek istiyorum: Bu konu, enflasyon muhasebesi konusu, bu işin teknisyenleri tarafından yıllardır tartışılan; fakat, çok tartışıldığı için de bir türlü çözülemeyen bir konuydu; nihayet, Meclisin gündemine gelmiştir.

Daha 1998 yılında, o zaman "vergi reformu" olarak adlandırılan, Sayın Temizel'in Maliye Bakanlığı döneminde hazırlanan tasarı görüşülürken de, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri, önergeler vermek suretiyle, enflasyon muhasebesinin vergi sistemimize konulmasını istemişlerdir; ama, ne yazık ki, o günkü iktidar çoğunluğu, bu öneriyi kabul etmemiştir.

Değerli arkadaşlarım, enflasyon, bütün kötülüklerin kaynağıdır. Aslolan, iktidarlara düşen, enflasyonsuz bir ekonomi yaratmaktır; amaç, bu olmalıdır; ama, ne yazık ki, Türkiye, otuz yıldır, kronik bir enflasyon ortamında yaşadığı için, pek çok değerleri, enflasyon tarafından aşındırılmıştır. Ücretler, enflasyon karşısında erimiştir; malî tablolarda yer alan değerler, rakamlar, enflasyon karşısından erimiştir.

Eğer, siz, enflasyonla başa çıkamıyorsanız, enflasyonu ortadan kaldıramıyorsanız, enflasyonun etkilerini en aza indirecek çareleri bulmak zorundasınız. Onun için, örneğin, işçi ücretleri, memur ücretleri enflasyondan olumsuz etkileniyorsa, endeksleme suretiyle, yani, enflasyonun olumsuz etkilerini giderecek şekilde önlemler almak zorundasınız. Bunun gibi, vergi matrahının enflasyondan olumsuz etkilenmesini, yani, mükelleflerin kazanmadıkları paranın da vergisini ödemek durumuyla karşı karşıya kalmalarını önlemek istiyorsanız, enflasyon muhasebesini getireceksiniz; ama, dediğim gibi, esas amaç, temel amaç, enflasyonla mücadeledir.

Bugüne kadar enflasyon muhasebesinin gündeme gelmeyişinin nedenlerinden biri de, iktidarların, sanki, enflasyon muhasebesi vergi sistemimizde yer alırsa, artık enflasyonun kalıcı hale geldiğini iktidarlar itiraf ediyormuş gibi bir sonucun doğacağı korkusudur. Oysa -Cumhuriyet Halk Partisinin 1998'deki önerilerinde de vardı, nitekim bu tasarıda da var- enflasyon yüzde 10'un altına düşerse, enflasyon muhasebesiyle ilgili hükümler otomatik olarak geçersiz olur.

Enflasyon muhasebesi niçin gecikmiştir, birini söyledim. Yani, enflasyonun kalıcı hale gelmesini iktidarlar kabullenmiş gibi olurlar. İnşallah, hükümetimiz, enflasyonla mücadelede devam eden politikayı aynen sürdürecektir, enflasyon muhasebesi bu konuda bir rahatlık vermeyecektir.

Bir diğer neden, enflasyon muhasebesinin uygulamasındaki zorluktur. Gerçekten, enflasyon muhasebesi, uygulaması oldukça teknik, oldukça güç bir yöntemdir. O nedenle, Maliye bürokrasisi, enflasyon muhasebesini getirmekte her zaman biraz ağırdan almıştır, meseleyi biraz geciktirmiştir.

Bir diğer önemli neden, enflasyon muhasebesi uygulanması sonucunda vergi gelirlerinde önemli bir azalma olacağı korkusudur. Nitekim, Plan ve Bütçe Komisyonunun raporunda, enflasyon muhasebesinin uygulanması sonucunda 2 ilâ 3 katrilyonluk vergi kaybı olacağı ifade edilmektedir. Hemen belirtmeliyim ki, bu, abartılı bir rakamdır, 2 veya 3 katrilyonluk bir vergi kaybı kesinlikle söz konusu olmaz. Bu konudaki global yaklaşımlar "olsa olsa" metoduna dayalı hesaplamalar çok yanıltıcı olur; çünkü, enflasyon muhasebesinin uygulanması özkaynaklarıyla çalışan; yani, kendi sermayesiyle iş yapan işletmelerin lehinedir; ama, krediyle çalışan, dış kaynakla, borçla çalışan işletmelerin aleyhinedir. O nedenle, teker teker işletmeler üzerinde bir değerlendirme, bir hesaplama yapmadan, enflasyon muhasebesi uygulaması sonucu şu kadar vergi kaybı olur, bu kadar vergi kaybı olur yaklaşımı doğru değildir, yanıltıcıdır.

Şimdi, eğer, raporda ifade edildiği gibi, zaman zaman Sayın Maliye Bakanımızın da söylediği gibi 2-3 katrilyonluk bir vergi kaybı olacaksa bunun nasıl telafi edileceğinin, bu kaybın hangi kaynaklarla karşılanacağının burada açıklanması gerekiyor. Benim tahminim, bu düzeyde bir kayıp kesinlikle söz konusu değildir ve bunu şu anda bilebilecek hiç kimse yoktur. Öyle zannediyorum ki, TÜSİAD'ın geçmişte 80-90 işletmede yaptığı bir çalışma vardı; o çalışma biraz genellenmek suretiyle bir sonuca varılıyor ki, bu, yanıltıcıdır. Belirtmek istediğim, enflasyon muhasebesinin bugüne kadar gündeme gelmeyişinin nedenlerinden biri vergi kaybı korkusudur; bu korkunun yerinde olmadığını söylemek istiyorum. Yalnız, uygulamadaki güçlükler noktasında, öyle zannediyorum ki, ne gelir idaremiz ne mükellefler ne de muhasebeciler ve malî müşavirler bu konuda hazırlıklıdır.

Bu yasanın çok daha önce çıkarılması lazımdı. Örneğin, haziran ayında, Türkiye Büyük Millet Meclisi tatile girmeden bu yasa çıkmalıydı, altı yedi aylık bir uygulama ve eğitim dönemi tanınmalıydı, o zaman bir seferberlik halinde, bütün Türkiye'de eğitim çalışmaları yapılmalıydı, seminerler düzenlenmeliydi; yalnız, bu fırsatı bulamadık. Gereksiz bir şekilde gecikmiştir; çünkü, bu konudaki hazırlıklar çok önceden başlamıştı. Şöyle bir baktığımda, yıllar önce üzerinde durulan maddeler, hükümler -üç aşağı beş yukarı- aynen getirilmiştir. Yani, bunu, vergi idaremiz, geçen yıl da getirebilirdi, bundan beş altı ay önce de getirebilirdi; bunun gecikmesi gereksiz olmuştur. Şimdi, herkesin, iş dünyasının ve malî müşavirlerin iki ayağı bir pabuca sokulmuştur.

Bir diğer nokta, yani "enflasyon muhasebesini niçin getirmiyorsunuz" sorusuna karşılık bir diğer nokta "vergi kanunlarında enflasyonun etkisini giderici yeteri kadar hükümler var; onun için, enflasyon muhasebesi olsa da olur, olmasa da olur" denilebilir. Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına konuşan değerli arkadaşımın da ifade ettiği gibi, o hükümler bir bütünlükten yoksundur ve amacı tam olarak karşılamamaktadır. Onun için, bu konuda, uluslararası standartlara uygun bir düzenleme yapılmasına ihtiyaç vardı, gecikerek de olsa bu düzenleme önümüze getirilmiştir.

Değerli arkadaşlarım "enflasyon muhasebesi" diye kısaca adlandırdığımız "enflasyon düzeltmesi" yani vergi matrahının enflasyondan olumsuz etkilenmesinin önlenmesine dönük pek çok çalışma bugüne kadar yapılmıştır. Daha geçenlerde, yine burada, İmar Bankasıyla ilgili konular konuşulurken sık sık değindiğimiz gibi, tüm bankalarda bir enflasyon muhasebesi uygulaması yapılmıştır. Sermaye Piyasası Kurulu, çıkardığı çeşitli tebliğlerde, enflasyon muhasebesini kendine tabi şirketlerde uygulamıştır. Yine, TÜRMOB bünyesinde kurulan TÜMÜDESK'in oluşturduğu 2 nolu standartta bu öngörülmüştür. Yalnız, bunların hepsi, sadece malî tabloların gerçek durumu aksettirmesini sağlayan, yani, enflasyonun etkilerini gideren düzenlemelerdir; ama, vergiye gelince, hiçbir etkisi yoktu. Bunu bankalarda yaşadık; enflasyon muhasebesine göre malî tablolar düzenlendi, kâr-zarar tespit edildi, kâr dağıtımlarının ona göre yapılması öngörüldü; ama, vergiler, eski sisteme göre, yani, enflasyon muhasebesi uygulanmadan ödendi. Şöyle gariplikler oldu: Bankalar, açıkladıkları malî tablolarında çok büyük zararlar beyan ettiler, gösterdiler; ama, vergi dairesine kâr beyan etmek zorunda kaldılar. İşte, şimdi, bu enflasyon muhasebesinin vergi sistemine de monte edilmesiyle, bu tip gariplikler artık ortadan kalkacak; malî tablolar hem yatırımcılar hem iş sahipleri -patronlar- hem de malî idare yönünden gerçek durumu aksettirecek ve vergiler buna göre ödenecektir.

Şimdi, bu tasarının önemli olduğunu ve Cumhuriyet Halk Partisi tarafından da desteklenmekte olduğunu başta da ifade ettim. Zaten, uluslararası standartlar bunu gerektiriyor. Eğer, Türkiye bir gün Avrupa Birliğine girecekse, bu açıdan da ihtiyaç var ve eğer, enflasyon bu tempoyla gider, bir gün yüzde 10'ların altına düşerse, o zaman da, enflasyon muhasebesinin anlamı, gereği kalmaz; onu halledebiliriz.

Şimdi, vergi matrahına etki edecek bir düzenlemeyi, elbette, Maliye Bakanlığı yapmalıdır; ama, malî tabloların nasıl düzenleneceği konusunda; yani, uluslararası muhasebe standartlarının, denetim standartlarının oluşması konusunda Maliye Bakanlığı biraz geride durmalıdır; çünkü, daha önce, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği bir kanunla, Muhasebe Standartları Kurulu oluşturulmuştur. Bu Kurul, Başbakanlığa bağlı bir kuruluştur; onun yetkileri artırılmalı ve kadro yönünden takviye edilmelidir. Artık, muhasebe konusu, malî tablolar konusu ve muhasebe standartları konusu bu Kurul tarafından çözümlenmeli; ama, o Kurulun koyduğu esaslara göre belirlenen malî tablolardan, bir anlamda, vergisel malî tablolara geçerken, Maliye Bakanlığı devreye girmelidir.

Maliye Bakanlığı, çok eski bir kuruluş olduğu ve geleneklerine bağlı bir kuruluş olduğu için ve başka kuruluşlar da eksiklerini yeteri kadar tamamlayamadıkları için, bu konulara da girmek zorunda kalmıştır; ama, bundan sonra -işin doğrusu; bütün dünyadaki uygulama odur- Maliye Bakanlığı, bu konularla, vergi boyutuyla, yani, matraha etki eden boyutuyla ilgilenmelidir; onun dışındaki konular, Muhasebe Standartları Kurulu tarafından yerine getirilmelidir.

Değerli arkadaşlarım, birkaç konuda dikkatinizi çekmek istiyorum. Şimdi, bu kanunla, Türkiye'de, Maliye Bakanlığının belirlediği yöntemlere göre bir malî tablo düzenlenmesi gündeme gelmiştir. Sermaye Piyasası Kurulu kendine göre bir malî tablo düzenlenmesini istemektedir, Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulu kendisine göre bir tablo düzenlenmesini istemektedir. Bu çoklu yapıyı, bu kafa karıştıran çokluğu, malî müşavirleri ve iş dünyasını yük altında bırakan bu farklılıkları mutlaka gidermek lazım. İşte, artık, burada, tasarıda, aktifte, pasifte, gelir tablosunda yer alan kalemlerin nasıl değerleneceği belli edilmiştir ve bunun temeli de TEFE'dir; yani, toptan eşya fiyat endeksidir. SPK'nın dayandığı değerler de odur, BDDK'nın dayandığı değerler de odur; ama, aradaki ufak tefek farklılıklar abartılmak suretiyle bir işletmenin üç ayrı bilançosu ortaya çıkmakta, bu da herkesin kafasını karıştırmaktadır. Artık, buradaki çoklu uygulamadan mutlaka vazgeçmek lazım.

Bir diğer önemli nokta, değerli arkadaşlarım, bu tasarının gecikerek Genel Kurulumuza gelmiş olması nedeniyle, tasarı çıktıktan, kanunlaştıktan sonra, hem iş dünyasının hem de bu tabloları düzenleyecek olan muhasebecilerin, malî müşavirlerin, yeminli malî müşavirlerin bu konudaki eksiklerini tamamlamaları, eğitim ihtiyaçlarını gidermeleri için bir süre tanınması gereğidir.

Burada tasarının geçici 1 inci maddesinde, şöyle bir ifadeyle altı aylık bir süre tanınmaktadır: İlk geçici vergi döneminde beyan edecekleri geçici vergi matrahının tespitinde, dileyenler eski usulü; yani, enflasyon muhasebesi getirmeden önceki yeniden değerleme, LIFO, FIFO gibi yöntemleri uygulamaya devam edebilirler.

Biraz sonra tasarının ilgili maddesi görüşülürken, bir önerge vermek suretiyle, burada "iki geçici vergi dönemi geçtikten sonra" şeklinde bir düzeltme yapılmasını; yani, eylül ayında verilecek geçici vergilerin zorunlu olarak enflasyona göre endekslenmesini; fakat, daha önce, ocak ayında, nisan ayında ve haziran ayında verilecek geçici vergi beyannamelerini, dileyenlerin, eski yönteme göre düzenlemeye devam etmeleri şeklinde bir tolerans tanınmasını rica ediyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Özyürek (CHP, Mersin). “Çalışma saatleri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-22-2003-12-17-calisma-saatleri-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
