# Maliye bakanlığı, gelir bütçesi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Özyürek (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim
- **Tarih:** 23 Aralık 2003
- **Gündem:** MALİYE BAKANLIĞI, GELİR BÜTÇESİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-22-2003-12-23-maliye-bakanligi-gelir-butcesi

> Mustafa Özyürek (CHP), 23 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MALİYE BAKANLIĞI, GELİR BÜTÇESİ); konuşma 1.106 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Maliye Bakanlığı bütçesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir bütçe maratonunun sonlarına yaklaştığımız bu dönemde, bütün arkadaşlarımdaki yorgunluğu görebiliyorum; ama, bu bir görev, gereğini hep birlikte yapmak durumundayız.

Değerli milletvekilleri, 150 katrilyonluk bir bütçeyi ve Maliye Bakanlığına düşen 23,4 katrilyonluk bir payı görüşüyoruz. Aynı zamanda, Maliye Bakanlığı, 99 katrilyonluk vergileri toplama göreviyle görevlendirilmiş bir bakanlık. O nedenle, böylesi önemli bir bütçeyi, bir bakanlığın bütçesini görüşürken bazı temel konulara değinmekte yarar görmekteyim.

Değerli arkadaşlarım, Maliye Bakanı da, buradaki sunuş konuşmalarında, daha sonra çeşitli vesilelerle yaptıkları konuşmalarda hep Türkiye'nin tozpembe tablosunu gündeme getirdi. Bazı temel göstergelerdeki iyileşmeleri öne çıkarmak suretiyle, Türkiye'nin iyiye gittiğini, muhalefetin, kendilerine eleştiri yöneltenlerin haksız olduğunu söylemeye çalıştı.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, 2000 yılında ve 2001 yılında iki önemli bunalım yaşadı, ekonomik kriz yaşadı. Bu krizlerden sonra, daha önce IMF ile devam eden anlaşmalarımız, görüşmelerimiz çerçevesinde, güçlü ekonomiye geçiş programı yürürlüğe konuldu. Bu programa uyulduğu takdirde, şu anda yaşadığımız sonuçların alınması bütün ekonomistler tarafından kabul edilen bir sonuçtu. O nedenle, ortaya çıkan sonuçları, bu iktidarın beklenmedik bir başarısı veya bu iktidarın çok özel bir marifeti gibi göstermek, aldatıcı olur. Yani, IMF reçeteleri acı reçetelerdir; bunun, toplumda, siyasette, sosyal alanda olumsuz etkileri vardır; ancak, bu reçetenin gereklerini yerine getirirseniz bazı iyileşmeler kendini gösterir. Nedir bunlar; enflasyon aşağı düşer, faizler düşer ve belli dengeleri sağlarsınız, borçlarınızı ödemeye başlarsınız; ama, bu programın esas meselesi, gözardı edilen tarafı, halka, insanlara çektirdiği ıstıraptır, acıdır. O nedenle, elbette, biz, temel göstergelerdeki iyileşmelerden, Türkiye'de yaşayan insanlar olarak mutlu oluyoruz; ama, bunun, bir de öbür yüzü, arka yüzü var ki, onu görmezlikten gelmek doğru değildir. Bakalım, bu Türkiye'nin, ekonominin arka yüzünde neler var.

Değerli arkadaşlarım, bu arka yüzünde çekilen acılar başlangıçta öylesine yoğun oldu ki, şu anda Parlamentoda bulunmayan 57 nci hükümeti oluşturan partiler bunun siyasal faturasını çok ağır bir şekilde ödedi; Türkiye, insanlarımız, halkımız bunun acı faturasını ödemeye devam ediyor.

Şimdi, Türkiye'de 12 000 000 insanın açlık sınırında olduğu, Devlet İstatistik Enstitüsünün rakamlarında görülüyor. Adalet ve Kalkınma Partisi, hazırlamış olduğu acil eylem planında bu gerçeği kabul ederek, Türkiye'de çok büyük ölçüde açlık sınırında yaşayan insanlar bulunduğunu, bu açlık sınırında yaşayan insanları üç ay içinde tespit edeceğini ve üç ayın sonunda da bunlara yardım yapmaya başlayacağını vaat etmişti. Üç ay değil, onüç ay geçti; ama, ne açlık sınırında yaşayan insanların tespitine dönük bir çalışma yapıldı ne de bu insanlara insanca yaşayacak bir yardım, bir destek sağlandı. Yapılan nedir; yapılan, bu insanlara sadaka niteliğinde bazı yardımlar yapılıyor; işte, kömür dağıtılmaya çalışılıyor, ramazanda kurulan çadırlarda bir tas çorba verilmeye çalışılıyor ve erzak torbaları, biraz da politik amaçlı, partizan amaçlı bir şekilde evlere dağıtılıyor.

Değerli arkadaşlarım, bunlar, onurlu, haysiyetli, fakir ama, yoksul ama, onurunu, kişiliğini koruyan insanları rencide ediyor. Onlara yapmamız gereken, Anayasamızın da öngördüğü sosyal devlet olmanın gereği olarak, vatandaşlık hakkı olarak belli ölçüde bir yardım yapmaktır. Bu yardım da nakdî olmalıdır ve düzenli, sürekli olmalıdır. En önemlisi, tabiî, bu insanlara iş bulmamız gerekiyor. 2000 Kasımında ve 2001 Şubatında yaşadığımız krizlerde 2 000 000'dan fazla insan işini kaybetti ve geçtiğimiz dönemde, 2001 yılından itibaren, her yıl, 600 000-700 000 gencimizin de iş aradığını düşünürseniz, böylesine büyük bir işsiz sayısının kapımızda olduğunu, toplumumuzda olduğunu ve büyük bir mutsuzluk, umutsuzluk içinde yaşadığını görmek durumundayız. Önemli olan, bunlara, insanca yaşayacakları iş bulmak ve orada insanca yaşayacakları ücreti almalarını sağlamaktır. Ne yazık ki, bu noktada da önemli bir adım atılmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, ekonomi, böyle, son zamanlarda, hepimizin alıştığı gibi, ekranlarda, grafiklerde yansıyan rakamlar değildir. Ekonomi, insan içindir. Eğer, siz, insanınızı mutlu edemiyorsanız, insanınızı insanca yaşayacağı bir gelir ortamına kavuşturamıyorsanız, yaptığınız işlerin çok fazla anlamı olmaz. Elbette, temel göstergeler önemli, onlar iyileştirilmeli, olumluya çevrilmeli; ama, onun arkasında esas hedef kitle insan; yani, işsize iş bulmak, yoksula gelir temin etmek amacımız unutulmamalıdır.

Şimdi, burada, enflasyonun düşmesini, bazı temel göstergelerin iyileşmesini çok öne çıkarmak, övünerek anlatmak, bana, bir olayı hatırlattı. Fakir bir babanın çocukları "babacığım, hep çayla, ekmekle kahvaltı etmekten bıktık; bize bir gün bir peynir alsan da, peynirle, ekmekle, çayla şöyle bir kahvaltı yapsak" derler. Baba, çocuklarının talebini, haklı isteğini karşılayamamanın üzüntüsü içinde ezilir, ezilir. Çocukların isteği öylesine yoğunlaşır ki, bir gün, sofraya oturduklarında çocuklar, bir kavanoz görürler; kavanozun içinde bir kalıp peynir durmaktadır. Çocuklar sevinir "ne güzel, peynir ekmekle kahvaltı yapacağız" derler. Babaları "topu topu bir kalıp peynirimiz var; onun için, şimdi, siz, ekmeği alın, bu kavanoza sürtün, onunla kahvaltı edin; size, bir peynir yeme hissi uyandırır" der. Şu anda yapılan da o, değerli arkadaşlarım. Ekranlara bakıyoruz, işte, borsa yükseliyor, faizler düşüyor, dolar düşüyor; fakat, o fakir insanlar, yani, çocuklarına peynir bile sağlayamayan insanların sayısında bir azalma yok, o yoksul insanların çaresizliğine bir çare yok. Bizi mutlu edecek, Cumhuriyet Halk Partisini mutlu edecek gelişme, temel göstergelerdeki iyileşmenin yanında, bu fakirin, yoksulun sofrasına peynir, arkasından zeytin, arkasından reçelin konulabildiği bir noktaya gelmektir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye, uzun zamandır, yatırımı unutan, kalkınmayı unutan bir ülke haline geldi. Hatırlarsınız, bir dönemde, iktidarlar, yaptıkları barajlarla, açtıkları otoyollarla ve fabrikalarla övünürlerdi. Şu günlerde hapse girmesi gündemde olan Erbakan da, hep "100 000 tank, 100 000 top" diyerek, belki hayalci; ama, Türkiye'nin kalkınmasına ne kadar önem verdiğini gösteren bir söylemle halkın huzuruna çıkardı. Menderes, yollar, barajlar yapmakla; Demirel, barajlar kralı olmakla övünürdü; yani, Türkiye için kalkınma önemliydi, yatırım önemliydi, istihdam önemliydi, ihracat önemliydi; ama, şimdi, varsa yoksa borsa, faiz, kur... Öyle bir üçgene Türkiye'yi ve halkımızı hapsettik ki, bu üçgen -işte, biraz önce anlattığım- yoksulluğa çare olmuyor. Bu üçgen, işsiz insana iş bulmuyor.

Değerli arkadaşlarım, sorun buradadır. Bunu çözmek lazım. İşte, hep söyleriz, bizim insanımız mütevekkildir, dayanışma içinde yürür. Bir göz gecekonduya köydeki işsiz üç kişi, beş kişi daha gelir ve onlar kardeş kardeş yaşarlar; ama, bu dayanışmanın da sonuna geldik. İnsanlar, artık, en yakın akrabalarını bile istemiyorlar. İşte, Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürünün de açıkladığı gibi, kadınlar, canları olan doğurdukları çocukları sokaklarda bırakmak durumunda kalıyorlar. Açlığın, çaresizliğin insanlara nelere mal olduğunu görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bu bütçeyle memurlarımıza bir zam öngörüyoruz, ne diyoruz; ilk altı ayda yüzde 6 zam vereceğiz, ikinci altı ayda yüzde 6 daha zam vereceğiz ve böylece, bir memur, ilk altı ayda ücretinde, maaşında 29 000 000 lira artış sağlayacak.

Değerli arkadaşlarım, hepimiz günlük hayatın içindeyiz, 29 000 000 lirayla ne alınabiliyor?! Yani, 29 000 000 liralık bir zammı nasıl düşünebiliyoruz, nasıl öngörebiliyoruz?! Sayın Başbakan, asgarî ücret tartışmaları olduğu zaman, "nedir asgarî ücret; 225 000 000 nedir; çocuklarınızın gece kulüplerinde garsonlara verdiği bahşiş" dedi. 29 000 000 lira bahşiş de değil.

Şimdi, zenginlerimizi bıraktık, orta halli insan için bile 29 000 000 hiçbir şey ifade etmiyor. 29 000 000 lirayla ne alınır diye düşünebilirsiniz; 12 kiloluk bir tüp alınabilir.

Değerli arkadaşlarım, Kamu-Sen'in araştırmalarına göre, memurlar 2003 yılında yüzde 12 kayba uğramıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Özyürek (CHP, Mersin). “Maliye bakanlığı, gelir bütçesi”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-22-2003-12-23-maliye-bakanligi-gelir-butcesi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
