# Türkiye cumhuriyeti ile pakistan islam cumhuriyeti arasında ve ticari kanunlarda adli yardımlaşma anlaşması (s.s.730

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Özyürek (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim
- **Tarih:** 6 Ocak 2005
- **Gündem:** TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE PAKİSTAN İSLAM CUMHURİYETİ ARASINDA VE TİCARİ KANUNLARDA ADLİ YARDIMLAŞMA ANLAŞMASI (S.S.730
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-22-2005-01-06-turkiye-cumhuriyeti-ile-pakistan-islam-cumhuriyeti-arasinda-ve-ticari

> Mustafa Özyürek (CHP), 6 Ocak 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLE PAKİSTAN İSLAM CUMHURİYETİ ARASINDA VE TİCARİ KANUNLARDA ADLİ YARDIMLAŞMA ANLAŞMASI (S.S.730); konuşma 1.330 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarı hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, uzun zamandır bu tasarı gündemimizde; hem Plan ve Bütçe Komisyonunda tartıştık hem de burada enine boyuna tartışıyoruz. Belki, zaman zaman, hararetli tartışmalar içerisinde işin özü kaybolabiliyor; ama, burada, özellikle, muhalefet partisi olarak bizim, yani Cumhuriyet Halk Partisinin konunun temeline ilişkin itirazımız, özellikle anayasal itirazdır; çünkü, Anayasamıza göre, işçilerin ve işverenlerin primleriyle elde edilmiş bir gayrimenkulün, taşınmazların veya çeşitli tesislerin bir kanunla başka bir kuruma devredilmesi mümkün değildir; işin özü budur.

Şimdi, Anayasanın bu açık hükmüne rağmen, hükümetin niçin bu yola gittiğini anlamakta güçlük çekiyoruz.

Şimdi, yine Anayasamıza göre, bu sağlık kuruluşları arasında koordinasyonu sağlamak ve bir bütünlük içerisinde sistemi işletme görevi Sağlık Bakanlığına verilmiştir. Bu görevi yerine getirmek için hastanelerin devredilmesine kesinlikle gerek yoktur.

Şimdi, sağlık sistemiyle ilgili olarak burada pek çok şikâyet gündeme getiriliyor. Sanki, biz, ya, bu sağlık sistemi SSK hastanelerinde çok iyi işliyor, onun için bunun devrine karşıyız gibi bazı takdimler oldu. Bunlar kesinlikle doğru değil. Hatta, bir arkadaşımız burada dedi ki, "SSK hastanelerinin bahçelerinde bekleyen hastaların, orayı bir miting meydanına çevirdiğini siz görmüyor musunuz?"

Şimdi, değerli arkadaşlarım, eğer, Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler, gerçekten çok iyi bir şekilde işliyor olsaydı, belki, bu eleştirilerin haklılık payı vardı; ama, hepimiz çeşitli vesilelerle bu hastanelere gidiyoruz; 10-15 kişilik koğuşlar, poliklinik kuyruklarında bekleyen yüzlerce hasta, o hastaların baskısından bunalmış doktorlar, görevliler... Şimdi, mesele, bu sistemi düzeltmek. Burada kanun çıkarırsınız, "onu oraya, onu oraya devrettim" diyebilirsiniz; ama, Türkiye'nin meselesi bu değil. Yani, sizin -Anayasa da müsait, gerekli yasal düzenlemeyi de çıkarabilirsiniz- bir bütünsellik içinde sağlık sistemini işletmenize engel bir şey yok ki. Niye ille bunun mülkiyetini Sağlık Bakanlığına devredelim diye bir sistemi getirip Anayasayı zorluyorsunuz; doğrusu, ben, bunu anlayabilmiş değilim.

Şimdi, elbette, sağlık sistemimizin pek çok sorunu var. Kendimizi aldatmayalım; Türkiye'de sağlık, eğitim ve yargı en çok ihmal edilen üç alan. Mahkemelerimizin hangi şartlarda çalıştığını biliyoruz. Hastanelerimizin durumunu çok iyi biliyoruz. Kalkalım gidelim, Ankara'daki -bırakalım SSK hastanelerini- Sağlık Bakanlığının herhangi bir hastanesini birlikte inceleyelim. Gerçekten büyük yokluk içindeler. Tabiî, bu, akşamdan sabaha, Sayın Bakanın ihmalinden filan kaynaklanmış bir sorun değil. Bu, yılların biriktirdiği, bizim sağlığa yeterli kaynak ayırmayışımızdan kaynaklanan bir sorun ve sistemi iyi işletmek için hiçbir şekilde kafa yormadığımız bir alan; kendi kendine işler... İşte, arada bir sorun çıkarsa, hep beraber oradaki başhekimi değiştiririz. Zannederiz ki sorun çözülmüştür. Öbür başhekim gelir. Bir süre onunla idare ederiz. Bir süre sonra onu da değiştiririz. Yani, kişisel değişikliklerle, personel değişiklikleriyle bu sorun çözülecek olsa, çok kolay, çözeriz; yasa çıkararak çözecek olsak, çok kolay, çözeriz. Bütün mesele, altyapı sorunudur, sistem sorunudur.

Şimdi, hastanelerimizin işleyişinde, altyapısında, doktorlarımızın sayısında, hemşire sayısında, hastabakıcı sayısında büyük sorunlarımız var. Bu sorunları nasıl çözeceğimizin projesini biz burada görmek ve bunu tartışmak isterdik. Ortada bir proje yok; bir mülkiyet devri var. Mülkiyet devri bir şeyi çözmez değerli arkadaşlarım. Yani, böyle bir devirle sorun çözülecek olsa, işimiz kolaydı.

Şimdi, topyekûn sağlık sistemini nasıl yeniden düzenleyebiliriz, nasıl kapasiteyi artırabiliriz, nasıl personel sayısını artırabiliriz ve ücret olarak da nasıl tatmin edebiliriz, nasıl sistemi iyi işletiriz; bütün mesele burada. Peki, Sayın Bakan, iktidar sözcüleri gelip, bu devirden sonra Türkiye'nin sağlık sorununun çözüldüğünü söyleyebilirler mi? Yani, burada birbirimizle polemik yaparken bunu söylemek mümkündür de, iki üç ay sonra ortaya çıkan manzarayı hep beraber tahmin etmemiz doğal.

Değerli arkadaşlarım, geliniz, gecenin bir yarısında bu sorunlarla birbirimizi oyalamayalım, birbirimizi meşgul etmeyelim; bu, mülkiyet devri gibi Anayasamıza açıkça aykırı olan bir zorlama yerine, Sağlık Bakanlığının eşgüdümünü, tüm sağlık sistemi üzerindeki belirleyici rolünü tespit eden bir yasayı burada oluşturalım. Hayır, ben buna karar verdim, bunu yapacağım... Peki, Cumhuriyet Halk Partisi niye karşı? Burada değerli arkadaşlarımın konuşmalarını ilgiyle izliyorum "siz zaten köprüye de karşıydınız, onun için buna da karşısınız..." Dam üstünde saksağan!.. Yani, köprü meselesini de tartışabiliriz, plan meselesini de tartışabiliriz, Türkiye'de "plan mı pilav mı" tartışmalarını da gündeme getirebiliriz de, önümüzde, çok somut, Anayasaya da aykırı ve sağlık sistemini iyileştirme yönünden hiçbir yararı olmayacak bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Burada birbirimizi ikna etmeye ihtiyacımız var.

Biz muhalefet partisiyiz, muhalefet olsun diye buna karşı çıktığımızı varsayabilirsiniz; peki, TİSK niye buna karşı çıkar; yani, İşveren Sendikaları niye buna karşı çıkar? Herhalde işveren sendikalarının da hükümete karşı olduğunu söylemek mümkün değil. Daha geçen gün genel kurullarına gittim, Sayın Başbakan da oradaydı, yere göğe sığdıramıyorlardı. Yani, herhalde, Sayın Başbakanın, oradaki konuşmaları dinledikten sonra, zaman zaman, burada, celallenerek konuşmalarını dinleyince, az bile konuştuğunu düşünüyorum. Gerçekten, öyle bir övgü, öyle bir methiye vardı ki, Sayın Başbakan bile "ben neymişim" diye düşünür hale gelmiştir. Böylesi bir kuruluş bile bu yasaya karşı çıkıyorsa, bunun temel bir nedeni var. İşçi sendikaları buna karşı çıkıyorsa, bunun bir nedeni var.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bazı noktalarda hukuk, herkese lazım; Anayasa hepimizi bağlıyor. Allah selamet versin, şimdi Marmaris'te ressamlık yapan Kenan Evren de, İş Bankasındaki, Atatürk'ün vasiyeti gereği Cumhuriyet Halk Partisine ait olan hisselere el koymuştu. Sonra da, biz, dava yoluna giderek, uğraşarak, bu hakkımızı geri aldık; çünkü, birisine bir vasiyette bulunmuşsanız... Şimdi, benim çocuklarıma yaptığım vasiyeti kim değiştirebilir; bu, tabiî hukuk kurallarına aykırı; ama, Evren Paşa "yaptım, oldu" dedi, pek çok hukuksuzluğu gibi; ama, sonunda ortaya çıktı.

Şimdi, bu mallar, yani, SSK'ya ait tesisler, hastaneler, işçilerin, oraya prim ödeyen insanların mallarıdır. Şimdi, zaman zaman "bu sosyal güvenlik sisteminin katrilyonlarca liralık açığı var; biz bu açıkları karşılıyoruz; öyleyse, hâlâ, birkaç katrilyonluk malın mülkün davası mı olur" deniliyor. Değerli arkadaşlarım, o başka bir şeydir. Siz, sosyal güvenlik sistemini kurmuşsunuz yasalarımıza göre; işçi emeklisine SSK'dan, esnaf emeklisine Bağ-Kurdan, memur emeklisine Emekli Sandığından maaş verme taahhüdünde bulunmuşsunuz. Bu açığı da, elbette, hazineden karşılayacaksınız. Siz, bu göreviniz nedeniyle ödediğiniz paraları, işçilerin primleriyle elde edilmiş tesislere mahsup etmeye kalkarsanız, bu, doğru bir yaklaşım olmaz. Bu ne muhasebe ilkelerine uyar, bu ne hukuk sistemine uyar, bu ne mantığa uyar.

Onun için, bir yanlış yapıyoruz. Bir yola giriyoruz -bunu sık sık yaşadık- bir adım atıyor hükümet, çok önünü arkasını düşünmeden o adım atılıyor; ondan sonra da, canım, muhalefet istedi diye ben bunu geri mi alacağım, basın yazdı diye ben geri adım mı atacağım, sendikalar direndi diye vaz mı geçeceğim mantığıyla bunda ısrar ediyoruz, gece yarılarına kadar burada birbirimizi yoruyoruz, üzüyoruz.

Yarın, bu, Cumhurbaşkanından döner.

AGÂH KAFKAS (Çorum) - "Dönebilir" demiyorsun, "döner" diyorsun!..

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Sayın Bakan dedi ki, hiç kimse kendisini hukukun yerine, Anayasa Mahkemesinin... Tabiî, biz, ne Cumhurbaşkanının yerine koyuyoruz kendimizi ne Anayasa Mahkemesinin yerine koyuyoruz; ama, değerli arkadaşlarım, biz, hukuk biliyoruz, Anayasa Mahkemesinin bütün içtihatlarını biliyoruz, Cumhurbaşkanının hukuk bilgisine güveniyoruz. O güvenle, o inançla bu düşüncelerimizi ifade ediyoruz; ama, bazı arkadaşlarımızın ima etmeye çalıştığı gibi, biz, bir istihbarata dayalı, burada beyanlarda bulunmuyoruz. Hukuk, herkesi bağlayan, temel kuralları olan ve üniversitelerimizde okutulan bir bilim kolu. Bunun gereklerine dikkat edersek, olayın nereye kadar gidebileceğini hep beraber görürüz; ama, hukuk bizi bağlamaz... Hukuku yok sayarak bir noktaya kadar gidersek, hep boşu boşuna uğraşmış, toplumda gereksiz tartışmalara, gerilimlere yol açmış oluruz. İşin esası budur, işin esası budur, işin özü budur. Yoksa, sağlık sisteminden, SSK hastanelerinden siz memnun musunuz?! SSK hastanelerinin bugünkü işleyişinden memnun olan bir tek Allah'ın kulu var mı?! Sayın Bakan, Sağlık Bakanlığı hastanelerinin işleyişinden memnun mu?!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Özyürek.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Toparlıyorum Sayın Başkan.

Yani "ben memnunum" derseniz, kendinizi aldatmak serbest; ama, gerçek başka. Daha geçen gün, Ankara'daki bir hastanede çok yakınım bir hastanın ziyaretine gittiğim zaman, gerçekten yüreğim sızladı değerli arkadaşlarım; 10-15 kişi bir perişanlık içinde aynı yerde yatıyor; âdeta, Afganistan'daki hastane şartları gibi yaşıyoruz; bunları görmek lazım. Yani, bu kanun çıktı, bunun mülkiyetini oradan oraya aldık diye, siz hastane şartlarını düzeltiyor musunuz?! Önce, şu Sağlık Bakanlığına bağlı olan hastanelerin şartlarını bir düzeltin. Buranın koordinasyonuyla, yönetimiyle ilgili eşgüdümü de geliniz -zaten Anayasanın emri- Sağlık Bakanlığına verelim; onu da düzelteceksek yollarını hep beraber arayalım. İşçilerin, işverenin primleriyle elde edilmiş tesisleri, keyfî bir şekilde "yaptım, oldu" anlayışıyla Sağlık Bakanlığına devretmek, hukuka aykırıdır, Anayasayı da zorlar; bütün iyi niyetimle baktığım zaman, ben herhangi bir yararını da görmedim. Biz yola çıktık, bunun gereğini yapacağız diyorsanız, bu yanlıştır. Yanlıştan dönülmesinin herkes için yararlı olduğunu düşünüyorum; hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Özyürek (CHP, Mersin). “Türkiye cumhuriyeti ile pakistan islam cumhuriyeti arasında ve ticari kanunlarda adli yardımlaşma anlaşması (s.s.730”. TBMM Genel Kurulu, 48. Birleşim tutanağı, 6 Ocak 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-22-2005-01-06-turkiye-cumhuriyeti-ile-pakistan-islam-cumhuriyeti-arasinda-ve-ticari (erişim: 2 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
