# Bankacılık kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s. 1078)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Özyürek (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim
- **Tarih:** 8 Mart 2006
- **Gündem:** BANKACILIK KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S. 1078)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-22-2006-03-08-bankacilik-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-1078

> Mustafa Özyürek (CHP), 8 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BANKACILIK KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S. 1078)); konuşma 929 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Umarım devre arasıdır, biraz daha izleyicimizin bol olduğu bir toplantıda konuşma fırsatı buluruz.

Değerli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz tasarı, TMSF'yle ilgili ve bankacılıkla ilgili bazı düzenlemeleri içeriyor. Ben, bu vesileyle banka sistemimizde ve TMSF'yle ilgili bazı gözlemlerimi size aktaracağım, belki de süremi tamamlamadan da sözlerimi bitireceğim.

Şimdi, banka sistemimiz… Burada arkadaşlarım daha önce rakamları açıkladılar, Sayın Aslanoğlu da ifade etti. Bankacılığın esası, halktan toplanan paralarla reel sektörün ihtiyaçlarını karşılamaktır. Ama, ne yazık ki, bizim banka sistemimiz, reel sektöre kaynak aktarmaktan ziyade, işte, kamu kâğıtlarını almak... Son zamanlarda çok yaygın hale geldiği gibi, bir miktar da tüketici kredisi veriyor; ama, esas reel sektöre, üretim yapan sektöre çok fazla bir kaynak aktarmıyor.

Tabiî, tüketici kredileri ve kredi kartları için kullanılan kaynaklar riski az olduğu için, 50 katrilyona ulaşan bu kaynaklar riski az olduğu için bankalarımız tarafından çok istekle kullandırılıyor; ama, orada da, kredi kartları nedeniyle, burada uzun uzun müzakere ettiğimiz gibi, önemli sorunlarla karşı karşıya kalıyoruz.

Tabiî, bankacılık sistemimizi, gerçek anlamda işlevine döndürmek, reel sektöre, üretici kesimlere kredi kullandırır hale getirmek başlı başına önemli bir görevdir.

Burada gene tartışıldı, bankacılık sektörümüze yoğun bir yabancı ilgisi var. Yani, yabancılar geliyorlar, bizim, tutunmuş, yerleşmiş, yıllardır büyük emeklerle Türkiye'ye hizmet veren hale gelmiş bankalarımızın hisselerini satın alıyorlar. Bu konuda bir sınır getirilmesi meselesi zaman zaman tartışıldı. Hatta, bu tartışmalara Başbakan Yardımcısı Sayın Abdüllatif Şener de katıldı. Gerçekten, bu bir yabancı düşmanlığı filan değil; ama, her ülke, kendi ulusal bankacılığını korumak ister. Elbette, belli ölçülerle katılım olabilir, yüzde 20 olur, yüzde 25 olur, yüzde 30 olur; ama, esas hisse çoğunluğu Türk müteşebbisinde olmalıdır. Bu noktada eğer bir sınır getiremezsek, korkarım ki, giderek bizim bankalarımızın tamamı yabancıların eline geçer. Bu, bankacılıkta ulusal sermayeden yana olmak, bildiğimiz anlamda bir yabancı düşmanlığı filan değildir. Olayın hem rasyonalitesi vardır hem de işte -şikâyet ettiğimiz- bankalar reel sektöre kredi aktaramıyor şikâyetini, eğer yabancılar gelirse çok daha fazla yapar hale geliriz; yani, reel sektöre yabancı bankalar eliyle daha az kaynak aktarılır. Olayın o tarafına bakmak lazım ve -ağırlığı- bankacılıkta ağırlık mutlaka ulusal sermayede olmalıdır diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, TMSF, yani, bir karadelik haline gelmiştir. El konulan bankaların, esas sahiplerinden veya kredi kullananlardan olan alacakları bir türlü tahsil edilemiyor. Buna karşılık, hazinenin TMSF'ye aktardığı paralar, işte, yavaş yavaş, bir kısmının, 16,5 katrilyon liralık kısmının vadesi geldi, öbürlerinin de vadesi geliyor ve hazine, bu paraları tahsil edemiyor. TMSF de, esas borçlusu olan, el konulmuş olan bankalara borçlu olan kimselerden alacaklarını tahsil edemiyor. Ne oluyor sonunda; hazinenin sırtında büyük bir yük oluşuyor. Tabiî, bu konuda, TMSF Başkanının, "yani, çok az miktarda bir bölümünü tahsil ederiz; ama, büyük kısmının üzerine, ne yazık ki, bir soğuk su içmek gerekir" gibi bir açıklaması oldu. Daha sonra, bazı ihalelerde, belki, bir miktar iyi fiyatlar elde edildi; ama, bunlar, tabiî, o büyük karadeliği kapatmaya yetmiyor. Onun için, olabildiği kadar, bütün olanaklar kullanılmak suretiyle, TMSF'nin alacakları mutlaka tahsil edilmelidir, bunun mutlaka bir yolu bulunmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, bu vesileyle bizim verdiğimiz bir önerge vardı; İhlas Finansın tasfiyesine TMSF'nin nezaret etmesi, el koyması yönündeki önerimiz, ne yazık ki -Plan ve Bütçe Komisyonunda kabul edilmişti- burada reddedildi. Bugün, gene bu yönde bir önerge vermiştik bu vesileyle, gene reddedildi.

Şimdi, bu konuda binlerce insan gerçekten büyük bir mağduriyet içinde. Tasfiye kurulu, İhlas Finansın yakınlarından oluştuğu için, doğru dürüst tasfiyeyi yapamıyor ve tahsilat yapsa bile bunu esas ihtiyaç sahiplerine ödemiyor; büyük bir keyfîlik, büyük bir vurdumduymazlık almış başını gidiyor. Ama, Türkiye Büyük Millet Meclisi, ne yazık ki, bu olayda hep seyirci kaldı. Oysa -öyle zannediyorum ki, bizlere gelen başvurular sizlere de geliyordur- İhlas Finanstan alacağı olan insanlar, gerçekten büyük bir mağduriyet içinde. Tabiî, bir kısmı, hâlâ, önemli bölümünü alamadı; ama, diyelim, İmar Bankasından olan alacaklar konusunda iyi kötü kararlar verildi, fiilen para alanın sayısı az; ama, nasıl olsa alırız diye bekliyorlar, çünkü, devlet taraf oldu. Ama, İhlas Finansta ortada devlet yok, bir tasfiye kurulu var ve son derece keyfî çalışan bir tasfiye kurulu. Buna, mutlaka, hükümetin ve Meclisin el koyması gerekiyor; ama, ne yazık ki, bu konuda, nedense, bazı konularda hassas olan AKP çoğunluğu bazı sesleri duymazlıktan geliyor.

MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ (Isparta) - İhlas Finans, Bankacılık Kanununa tabi değil.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Devamla) - Benim elimde, İhlas Finans mağdurlarının bir bildirisi var; Sayın Başkan, size de hitap ediyorlar, sizi de göreve çağırıyorlar. Diyorlar ki "artık, ne olur, Sayın Nevzat Pakdil dahil milletvekilleri bu şikâyetimizi duysunlar, buna bir çözüm getirsinler." Ama, ne yazık ki, bunlar, bekledikleri çözümü bir türlü bulamıyorlar.

Değerli arkadaşlarım, TMSF'nin bazı tasarruflarının çok keyfî olduğunu zaman zaman gözlemliyoruz. Bunlardan biri -bugün basında da vardı- İzmir Televizyonu Müdürlüğüne, AKP'nin Konak İlçe eski Başkanı Fatih Yıldırım atanmış. Şimdi, zaten TRT elinizde, bütün televizyonlarda, maşallah, Başbakanımız, bakanlarımız ne söylese haber oluyor. Nedir bu kadar açgözlülük; bir de, tutup, TMSF'nin elinde olan bir televizyona, kendi ilçe başkanınızı müdür olarak tayin ediyorsunuz?! Bu partizanlık yakışmıyor. TMSF yetkililerini de, ben, buradan kınıyorum. Yani, bu, bir kamu parası bir anlamda. Size emanet edilmiş bir kuruluş; bu kuruluşu, bağımsız ve tarafsız bir şekilde yönetmek sizin göreviniz, sorumluluğunuz. Şimdi, böylesi bir görevi ve sorumluluğu, AKP'nin eski ilçe başkanına vermek suretiyle katmerli bir partizanlık yapmak, doğrusu yakışmıyor. Ben bu yanlıştan bir an önce dönülmesini diliyorum. İzmir'de bu konu son derece tartışılıyor, herkes ayakta; İzmir'deki tarafsız çevrelerin hepsi buna büyük tepki gösteriyorlar. Umarım bu yanlıştan bir an önce dönülür.

Ben, bu düşüncelerimi sizlerle paylaştım. Ama, biliniz ki değerli arkadaşlarım, bu İhlas konusu çözülmediği sürece, her vesileyle, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuyu sizlerin huzuruna getireceğiz; ta ki, bu konu çözülünceye, orada mağdur olan milyonlarca insanın hakkı teslim edilinceye kadar.

Ben, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum, iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Özyürek (CHP, Mersin). “Bankacılık kanunda değişiklik yapılması hakkında (s.s. 1078)”. TBMM Genel Kurulu, 72. Birleşim tutanağı, 8 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurek-22-2006-03-08-bankacilik-kanunda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-1078 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
