# Milli eğitim temel kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun (ss.249)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Özyurt (CHP, Bursa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim
- **Tarih:** 31 Temmuz 2003
- **Gündem:** MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN (SS.249)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurt-22-2003-07-31-milli-egitim-temel-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-ss-2

> Mustafa Özyurt (CHP), 31 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA KANUN (SS.249)); konuşma 843 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşmekte olduğumuz 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında, 249 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3 üncü maddesi hakkında, hem Grubumun görüşlerini hem de kişisel görüşlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Tasarının genel gerekçesini ve maddeleri hakkındaki gerekçelerini okuduktan sonra, içtenlikle söyleyeyim; şöyle bir endişeye kapıldım: Sanki, AKP iktidarının, böyle, çok gözükara hareket ettiği gibi bir intiba uyanıyor. Ne bulursa satan, her gördüğünü satan birisi gibi geliyor karşımıza. Geçenlerde gazetede gördüm; Haydarpaşa Garı, İstanbul Erkek Lisesi, Dördüncü Vakıf Han; evet, bunların satılacağına dair yazı okudum.

FATMA ŞAHİN (Gaziantep) - Daha şimdi cevap verdi Sayın Bakan.

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Sizin deyiminizle, hani derler ya, şüyuu vukuundan da beter; bu öyle bir olay. Efendim, hiçbir hükümet üyesi "Haydarpaşa Garını satamayız, İstanbul Erkek Lisesini satamayız -çünkü, İstanbul Erkek Lisesi, bildiğiniz gibi, Düyuni Umumiye binasıdır efendim, bilgilerinize sunmak istiyorum- bunu satamayız" demedi.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Az önce dedi.

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - İşte, şimdi duyuyorum efendim. Onbeş gün oldu bu haber çıkalı yalnız.

Arkadaşlar, dediğim gibi, bazı şeyleri, böyle, görün; yani, bir satış furyası var gibi: "Onu satarız, bunu satarız."

Sayın Bakan diyor ki: "Onları satmayacağız." Evvela okulları yapın... Ben Sayın Bakandan şunu beklerdim: "Arkadaşlar, işte, İstanbul'da şuraya şuraya okulları yaptık; ama, Gedikpaşa'daki okul boş, bir tek öğrencisi yok, biz bu okulu satarız" deseydi, Bakanı tebrik ederdim. Bu saydığınız semtteki okulların çoğunu ben biliyorum, çocukluğum orada geçti. Halen o okulların devam eden öğrencisi var, okullar aktif olarak da çalışıyor; ama, Sayın Bakan saydığı semtlerdeki okulları satarım diyor.

Arkadaşlar, dünyanın en büyük kenti New York'un en kalabalık olduğu semtte ilkokul vardır. Aileler çocuklarını o okula gönderirler ve çoğumuzun, Ankara'ya taşınan şuradaki milletvekili arkadaşlarımın çoğunun da ilk düşüncesi şu oldu: Çocuğumuzu göndereceğimiz okula yakın bir ev tutalım. Bakın, AKP'li milletvekili arkadaşlarım başlarını sallıyorlar; bu doğrudur. Hepimiz böyle isteriz, çocuklarımız gözümüzün önünde olsun isteriz. Çünkü şunu da biliyorsunuz; çok büyük trafik kazaları olmakta. Çocuklarınızı on kilometre ileriye götürmek, sağlık konusunda, başka konularda büyük sorunlar yaratıyor. Yani, dediğim gibi, önce yeni okullar yaparsınız, sonra satarsınız. Dersiniz ki: Bu okullar önemli değil, bunları artık gözden çıkarabiliriz. Ama öyle değil. Siz "evvela satalım, para gelsin, 25 trilyon lira para geçecek elimize, bunları da özel okullarda okutmak için, dargelirli ailelerin çocuklarını okutmak için kullanalım" diyorsunuz.

Arkadaşlar, bakın, sağlık konusunda başımızda bir dert var; yeşilkart diye bir olayımız var. Bu, 10 000 çocuk, aynı yeşilkartlı vatandaşlar gibi olacaktır. Özel okullara dargelirli çocukları gönderdiğiniz zaman, o çocuklar orada büyük sıkıntı çekeceklerdir. Giyimleriyle, kuşamlarıyla, davranışlarıyla, hatta yemek yemeleriyle bile farklıdırlar; ama, Sayın Bakanım bana, bu çocukları, biz, devlet okullarında, eski deyimle leyli meccani, yeni deyimle yatılı olarak gönderiyoruz, bunları da biz ödüyoruz deseydi ben yine Sayın Bakanımı burada tebrik ederdim.

Arkadaşlar, bunları düşünerek yapın lütfen. Bazı olaylar geri döndürülemez. Bakın yeşilkart olayını geriye döndüremiyorsunuz. 10 000 000 insan yeşilkartlı; ama, hastanelere gittiğinde, yeşilkartlı olduğu için ikinci sınıf muamele görmektedir. Hatta, hekim olarak bana telefon ediyorlar "beni buradan lütfen çıkarın; çünkü, ben bu hastanenin parasını karşılayamıyorum" diyorlar.

İşte, bu, özel okullara göndereceğiniz çocuklar da, 10 000 çocuk da öyle olacaktır arkadaşlar. Bir müddet sonra yeşilkartlı hastalarımız gibi "biz bu okulda okuyamıyoruz, biz bu okulun koşullarına uyamıyoruz" diyeceklerdir. Yapmayın bunu, yanlış yapıyorsunuz Sayın Bakanım. Gerçi Sayın Bakan yok; ama, neyse...

MAHMUT UĞUR ÇETİN (Niğde) - Vekili var.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Bilkent'te örneği var bunun.

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Efendim, yanlış yapılıyor işte. Dediğim gibi, bu olmaz.

Arkadaşlar, bir şeyi daha söylemek istiyorum: Sayın Başbakan söyledi galiba "devlet millî eğitimden elini çekmelidir" diye.

Şöyle bir hafızalarınızı yoklayın; kaç bakanlığımızın başında "millî" kelimesi vardır; Lütfen, bir düşünün; Millî Savunma ve Millî Eğitim. Cumhuriyeti kuranlar acaba "millî sağlık bakanlığı" yahut da "millî ulaştırma bakanlığı" diyemezler miydi? Beyler, bunlar rastlantı değildir, bilerek konulmuştur. "Millî Savunma Bakanlığı" bilerek konulmuştur. Millî Eğitim Bakanlığının başındaki "millî" kelimesi, bilerek, kasten konulmuştur. Onun için, bu, devletin görevidir.

ŞÜKRÜ ÜNAL (Osmaniye) - Özel okullar gayriresmî mi?

MUSTAFA ÖZYURT (Devamla) - Hayır efendim, değil; ama, Millî Eğitim Bakanlığı onu denetlemek zorundadır.

Onun için, arkadaşlar, yani bazı şeyleri, lütfen, düşünün. Millî sağlık bakanlığı diye bir şey yok; ama, Millî Eğitim Bakanlığı var.

Devlet, vatandaşlarının çocuklarını okutmak zorundadır ve bunlara eğitim vermek zorundadır; bunu kafamıza yerleştirelim. Bunu yaparken de, özel teşebbüs yapsın, biz de destekleyelim değil; bu bizim aslî görevimiz. Sizi buraya gönderen insanlar bunun için gönderiyorlar. Anayasamızdaki -girişinde yer alan- "sosyal hukuk devleti" terimi üç ana prensibe dayanır: Devlet, vatandaşının sağlığıyla, güvenliğiyle ve eğitimiyle birinci derecede uğraşmak zorundadır. Eğer, uğraşmıyorsanız, bu görevi yapmıyorsanız, sosyal hukuk devleti değilsinizdir arkadaşlar; devletliğiniz de bu değildir aslında. Eğitimi başkasına verelim, o yapsın; sağlığı bilmem kim yapsın; o zaman, devletin devletliği nerede kalıyor? Nedir yani devletliğiniz?!

Arkadaşlar, dediğim gibi, bazı şeyler için, yanlışları yaptıktan sonra, "pardon, özür dileriz" diyemezsiniz. Bana göre, ben hekim olduğum için söylüyorum: Sizin yaptığınız tedavi palyatif tedavi dediğimiz, ağrıyı dindirmek, hastanın ateşini düşürmektir; ama, esas hastalığı tedavi etmiyorsunuz, radikal, köklü bir önlem almıyorsunuz. Bunlar geçici şeyler; iki gün sonra karşınıza gelecektir bu olay böyle olmadı diye.

İyi düşünün, oylarınızı verirken elinizi vicdanınıza koyun ve tatile gittiğinizde de, hakikaten, bu oyumu kullanırken iyi düşündüm deyin.

Hepinize saygılar sunuyorum.

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Özyurt (CHP, Bursa). “Milli eğitim temel kanununda değişiklik yapılması hakkında kanun (ss.249)”. TBMM Genel Kurulu, 114. Birleşim tutanağı, 31 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurt-22-2003-07-31-milli-egitim-temel-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-kanun-ss-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
