# Gülhane askeri tıp akademisi kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s 1079)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Mustafa Özyurt (CHP, Bursa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim
- **Tarih:** 10 Mayıs 2006
- **Gündem:** GÜLHANE ASKERİ TIP AKADEMİSİ KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S 1079)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurt-22-2006-05-10-gulhane-askeri-tip-akademisi-kanununun-bazi-maddelerinde-degisiklik-ya

> Mustafa Özyurt (CHP), 10 Mayıs 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GÜLHANE ASKERİ TIP AKADEMİSİ KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S 1079)); konuşma 1.201 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA ÖZYURT (Bursa) - Sağ olun Sayın Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Gülhane Askerî; Tıp Akademisi Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname ve Millî Savunma Komisyonu raporu hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sizlerle paylaşmak için söz almış bulunuyorum.

İzin verirseniz önce ben Gülhane Askerî Tıp Akademisinin tarihinden söze girmek istiyorum bir hekim olarak. Nereden çıktı bu "Gülhane" lafı, nedir? Bilmiyorum; yani, şöyle bir araştırma yapılsa, acaba nereden gelmiştir bu "Gülhane" lafı, Gülhane Askerî Tıp Akademisinin "Gülhane" olması? Yalnızca denilebilir ki, askerî tıp akademisi, Türkiye Cumhuriyeti Askerî Tıp Akademisi; öyle değil "Gülhane" denmiş. Gülhane'nin bizim tarihimizde çok önemli bir yeri var. Böyle, sıradan bir kurum değil Gülhane. Tıp tarihimizde de çok önemli bir yeri var.

Hemen şunu söyleyeyim: Sivil tıbbiyeden daha önce kurulmuş olan bir kurum Gülhane Askerî Tıp Akademisi. Türk tıp tarihinde ilk kez III. Selim döneminde askerî hekim yetiştirmeye başlıyoruz ve Hekimbaşı Mustafa Behçet Efendi, padişahın emriyle, önce Rum öğrencilerinden oluşan Kuruçeşme'de bir okul açılması düşünülüyor, diğer taraftan Kasımpaşa'da -Sayın Başbakan olsaydı belki hoşuna gidecekti- Tersanei Amire Tıp Okulları açılmasına karar veriliyor. Bu, tarihî bir gerçektir; onu söyleyeyim.

Böyle başlıyoruz tıp eğitimimize; yani, sıradan, sokaktan gelip de ben sizi tedavi ederim diyenlere karşı bir kurum oluşturulmaya başlıyor arkadaşlar. 1838'de Galatasaray'daki yeni binasına taşınıyor ve 17 Şubat 1839'da da Mektebi Tıbbiyei Adliyei Şahane adıyla tıp mektebi açılıyor ülkemizde.

Gülhane olmasına gelince arkadaşlar; eğitim hastanesi olarak bugünkü Gülhane Sarayının bulunduğu mevkide bir bölgeye, daha doğrusu bir binaya yerleştiriliyor ve ilk kez askerî hekim yetiştirmeye başlıyoruz orada. Onun için, Gülhane'nin önemi var. Gülhane kelimesi de oradan kaynaklanmaktadır.

Yaklaşık olarak 1900'lere kadar Mektebi Tıbbiyei Şahane ve Gülhane aynı yerde kalıyorlar; fakat, 1900'lerde bugünkü, eski Haydarpaşa Lisesi veya yeni adıyla Marmara Üniversitesi diye karşıdan gördüğümüz bina, 1900'lerde Mektebi Tıbbiye olarak yapılmıştır ve hem sivil hem de askerî tıp hekimi yetiştirmektedir; yani, hekim yetiştirilmektedir. Bu bakımdan, tarihimizde, dediğim gibi, Gülhane'nin apayrı bir yeri var.

1933'e gelindiğinde, üniversite reformu yapılırken, değişiklik oluyor ve şimdiki İstanbul Üniversitesinin olduğu binaya, üniversite karşıdan alınır ve -orası da, bildiğiniz gibi, Harbiye Nezaretidir aslında İstanbul Üniversitesinin olduğu bina- oraya yerleştirilir ve Mektebi Tıbbiyei Şahane oraya geldikten sonra, artık, tıp fakültesi olmuştur, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesidir ve Gülhane, o zamandan sonra, artık, öğrenci yetiştirmez, yalnızca uzmanlık eğitimi verir. Bu, 1941'e kadar böyle devam etmiştir ve 1941'de, artık, Gülhane'nin Ankara'ya nakledilmesi gerekmektedir. Başkent Ankara'dır ve 1941'de, bilebildiğim kadarıyla, 26 vagon Gülhane'den doldurulur, malzemesiyle, hekimiyle, hemşiresiyle Ankara'ya getirilir ve Ankara'da, yine bilebildiğim kadarıyla, bugünkü eski Ankara Tıp Fakültesinin olduğu Cebeci Hastanesine yerleştirilir ve orada göreve başlarlar. Gülhane'nin tarihi böyle. Onun için, size biraz bilgi vermek istedim bu konuda. Gülhane'nin nasıl, nerelerden nereye geldiğini söylemek istiyorum.

Ve daha sonra, 1946'da Ankara Tıp Fakültesi kurulurken, artık, Gülhane'nin başka bir yere gitmesi gerekmektedir; Çünkü, orada bir Ankara Tıp Fakültesi kurulmuştur. Cebeci'deki kampuste, bugün Cebeci kampusü olarak kullanılan binada Ankara Tıp Fakültesi kurulacaktır ve Gülhane başka yerlere gitmek zorundadır. Gülhane'nin cerrahî bölümleri Dışkapı'ya nakledilir; dahiliye, nöroloji gibi bölümleri de, bugün Kara Kuvvetleri Komutanlığı olan Bahçelievler'deki binaya gelir; ikiye ayrılırlar ve Bahçelievler'deki binaya gelir. Cerrahî bölümleri orada, dahilî bölümleri dediğimiz bölümler de Bahçelievler'deki binaya yerleşir; ama, bu arada hemen şunu söyleyeyim: Gülhane Askerî Tıp Akademisinin hocaları, Ankara Tıp Fakültesini kuranlardır. Bütün Ankara Tıp Fakültesinin kurucu hocaları, Gülhane Askerî Tıp Akademisinin hocalarıdır. Bu arada, hemen ismini özel duygularla yad etmek istediğim bir kişi var; Prof. Dr. Tevfik Sağlam, yine asker kökenli bir hekimdir ve İstanbul Üniversitesi 4936 sayılı Yasayla değişikliğe uğradığı zaman, ilk rektör olarak İstanbul Üniversitesi Rektörlüğüne atanır. O bakımdan, Gülhane kökenli hekimlerin, hekimlik tarihimizde, sivil hekimlerimizde, hepimizin gönlünde apayrı bir yeri vardır; bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Özellikle, Tevfik Sağlam, bu işte, hem Kurtuluş Savaşı sırasında hem daha sonraki yıllarda Sağlık Bakanı ve Başbakan olarak ülkemize çok hizmetleri geçmiş olan insandır.

Daha sonra, bildiğiniz gibi, Gülhane Askerî Tıp Akademisinin bu büyüklüğüne artık ayrı ayrı 2 binada, yani, bir kısmı Dışkapı'da, bir kısmı Bahçelievler'de olamayacağı gerekçesiyle, bugünkü Etlik'te yeni bir kompleks bina yapılmasına karar verilir ve daha sonra, bildiğiniz gibi, bu binaya geçilir.

Pek çok hekim arkadaşımın, yani, asker kökenli veya sivil kökenli olsun, çoğumuzun asker kökenli hocalarımız olmuştur; bunları burada yad etmek istiyorum; tıp tarihimize ve tıbbımıza çok büyük katkıları olmuştur.

Bu gelen tasarıya, benim gönlümde, hemen hemen hiçbir ilave edebileceğim bir şey yok; son derece güzel hazırlanmış. Gülhane Askerî Tıp Akademisi Komutanının rütbesinin daha yükseltilmesi, korgeneral veya koramiral rütbesinde bir generalin getirilmesini ve tıp kökenli olanların, yani, hekim olanların en üst rütbede olanın da Tıp Fakültesi Dekanı olarak düşünülmüş. Bu da son derece güzel bir şeydir; ama, bu arada dikkatimi çeken bir şey oldu. Doçentlik sınavına girerken… Galiba 14 üncü maddede; ısrarla üzerinde durulmuş bu 14 üncü maddede bildiğim kadarıyla; askerliğe hiç yakışmayacak, benim düşünceme göre, doçentlik sınavına girerken, bir üst kademeye, yani, komutanına veya Askerî Akademiye, Akademi Başkanlığına -izin verirseniz- yahut da hocasına… Ben, hocalıktan gelen bir insanım. Bir insan doçentliğe girerken hocasına gider, danışır "efendim, izin verirseniz, ben doçentliğe girmek istiyorum" der. Hoca da "evet, sen artık, hakikaten o seviyeye geldin, doçentliğe girebilirsin" der ve doçentliğe öyle girersiniz; ama, görüyorum ki, bu gerekçeyi okurken gördüm ki, bazı hekim arkadaşlar, komutanlarından, ana bilim dalı başkanlarından bunu saklayarak Üniversitelerarası Kurula başvurdukları ve saklı doçent oldukları gibi bir durum var. Tabiî, bu hiç hoş değil. Bir üniversite, yani akademi, Gülhane Askerî Tıp Akademisi gibi bir yerde, asker kökenli birinin gelip de, hocasına danışmadan, komutanına danışmadan doçentliğe girmesi, bence, çok büyük bir sakınca olur, bu, büyük bir yanlış olur.

Benim düşünceme göre, bu madde, yani, gerekçede düşünüldüğü gibi, mutlaka bu şekilde korunmalıdır. Yani, bir doçent doçentliğe girerken saklısı gizlisi yoktur. Çıkar ortaya, artık, ben, doçent olma düzeyine geldim, doçent olmak istiyorum der. Hocasına da gider, gerekirse dekanına gider, efendim, ben, şu şu çalışmaları yaptım, doçent olmak istiyorum der. Bunun saklanacak gizlenecek bir tarafı yoktur; ama, bunu saklı gizli, başka bir isimle yahut da… Hiç düşünemiyorum yani. Bir asker kökenli hekimin bu yöne sapıp da doçentlik sınavına girmesi, benim -yani, bu kadar üniversite kariyerim var- hiç düşünemediğim, aklımın köşesinden geçmeyen bir şey. Hatta, hocası açar telefonu der ki, benim falan arkadaşım giriyor doçentliğe, ben kefilim. Bu, üniversitenin karakteridir, yapısıdır ve hocanız, doçentlik sınavının sonunda cüppesini çıkarır, size giydirir. Der ki, "evet, benim öğrencimdir, doçentimizdir, bu işe layıktır. Bunun saklanacak gizlenecek bir tarafı yoktur arkadaşlar. Böyle saklı gizli doçent olunmaz. Olmayacaksa… Ortaya çıkar, der ki, ben, doçent olmak istiyorum.

Dediğim gibi, biz bu yasanın hiçbir şeyine karşı değiliz. Son derece güzel düzenlenmiş, gayet güzel.

Ana bilim dalı başkanlarının yıllarca, ömür boyu, yirmi yıl, yirmibeş yıl ana bilim dalı başkanı olması, tabiî, büyük sakıncalar yaratır. Arkadan gelenler, herhalde biz böyle kalacağız diye düşünecektir. Onun için, önce bir 4 yılla, daha sonra gerektiğinde 1'er yıl uzatmalarla bunun 8 yıla kadar uzatılması son derece yerinde bir karardır. Buna da gönülden destek veriyorum; son derece iyi yapılmıştır.

Ayrıca, böyle, deneyim kazanmış, tecrübesi olan, hem bilimsel hem yetenekli bir hekim arkadaş ana bilim dalı başkanlığını bırakmasıyla bir yere gitmiyor, ondan sonra da yine bir bilim kurulu üyesi oluyor ki, bu da çok güzel bir olay.

O bakımdan, Gülhane Askerî Tıp Akademimize bunun büyük katkısı olacağına inanıyorum; bu yasanın, ülkemize, sağlık toplumumuza ve askerî toplumumuza da büyük katkılar sağlayacağına inanıyorum. Gecenin geç saatinde beni böyle sabırla dinlediğiniz için de hepinize çok teşekkür ediyorum, iyi akşamlar diliyorum; sağ olun arkadaşlar. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Özyurt (CHP, Bursa). “Gülhane askeri tıp akademisi kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılması hakkında (s.s 1079)”. TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim tutanağı, 10 Mayıs 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/mustafa-ozyurt-22-2006-05-10-gulhane-askeri-tip-akademisi-kanununun-bazi-maddelerinde-degisiklik-ya (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
