# 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı ilk görüşmesi münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Naci Ağbal (AK Parti, Bayburt)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim
- **Tarih:** 5 Aralık 2016
- **Gündem:** 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı ilk görüşmesi münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=54462
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/naci-agbal-26-2016-12-05-2017-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2015-yili-merkezi

> Naci Ağbal (AK Parti), 5 Aralık 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı ilk görüşmesi münasebetiyle); konuşma 3.083 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Bugün 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine başlıyoruz. Yoğun ve özverili çalışmalar sonucunda bu tasarıların Genel Kurula getirilmesinde emeği geçen Plan ve Bütçe Komisyonun değerli Başkan ve üyelerine, bakan arkadaşlarıma ve kamu idarelerinin temsilcilerine teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama öncelikle küresel ekonomiye ilişkin genel trendler ve son dönemde ortaya çıkan gelişmeler hakkında genel bir değerlendirme yaparak başlamak istiyorum. Global ekonomik kriz sonrası dönemde küresel ekonomide uzun süreli bir yavaşlama olgusu ortaya çıkmış, küresel ve bölgesel ekonomi politikalarındaysa önemli değişiklikler ve yeni trendler ortaya çıkmıştır. Küresel kriz sonrası dönem “düşük büyüme tuzağı” olarak adlandırılan yeni bir sürece işaret etmektedir. Global ekonominin genelinde, beklenilenin altında büyüme oranları, zayıf seyreden global talep, düşük seviyelerde gerçekleşen özel sektör yatırımları, yüksek borçluluk, kırılgan bankacılık sistemi, azalan verimlilik, tarife dışı engeller başta olmak üzere artan korumacılık yaygın bir şekilde görülmektedir. Bölgesel ve küresel jeopolitik çatışma veya gerginlikler, artan göç ve mülteci sorunu, yabancı düşmanlığı, artan milliyetçilik, bölgesel birliklerin ve bölgesel iş birliklerinin geleceğine ilişkin ortaya çıkan belirsizlikler global ekonomideki kırılganlıkları derinleştiren, yaygınlaştıran faktörler olarak ön plana çıkmaktadır. Hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde artış gösteren gelir dağılımındaki bozulma, artan yaşlılık ve buna bağlı olarak sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin sürdürülebilirliğine ilişkin kaygılar, teknolojik ilerlemedeki yavaşlama ve diğer sosyoekonomik dinamikler de global ekonominin geleceğine ilişkin kaygıları artırmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel ölçekte büyümenin hızlanması ve ekonomik canlanmanın sağlanması amacıyla uygulanan genişlemeci para politikalarının tek başına yeterli ve sürdürülebilir olmadığı yönündeki kanaatler yaygınlaşmaktadır. Büyümenin kalıcı bir şekilde desteklenmesi kapsamında, özellikle mali alana sahip ülkelerin genişlemeci maliye politikası seçeneğini daha fazla kullanması gerektiği hususu da ön plana çıkmaktadır. Finansman maliyetlerinin tarihî düşük seviyelerde devam ettiği bu süreçte, özellikle verimlilik ve talep artışını da destekleyecek kamu altyapı harcamaları ile eğitim, sağlık, araştırma ve geliştirme harcamalarına ağırlık veren kamu maliyesi politikaları birer birer devreye sokulmaktadır. Bazı ülkeler harcamaların ve vergi gelirlerinin kompozisyonunu değiştirerek büyümeyi ve gelir dağılımını destekleyecek maliye politikalarını gündemine almıştır. Başta Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere olmak üzere İtalya, Macaristan, Güney Kore gibi birçok ülke rekabet gücünü artırmak için dolaysız vergi oranlarını düşürme, altyapı harcamalarını artırma programları açıklamıştır.

Diğer taraftan, büyüme oranlarının yukarıya çekilmesi için yapısal reformlara da ağırlık ve hız verilmesi gerektiği de bilinmektedir. Global ekonomide potansiyel büyümeyi yukarıya çekebilmek için uluslararası ticaret ve yatırımın canlandırılması, istihdam reformları, inovasyonun teşviki, altyapının iyileştirilmesi, finansal reformların ve kapsayıcı kalkınmanın desteklenmesi de önem kazanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel ekonomi, 2016 yılına finansal dalgalanmaların artış gösterdiği bir trendle girmekle birlikte sonraki aylarda nispeten sakin bir seyir izlemiştir. Bu dönemde, Avrupa ve Japonya Merkez Bankasının genişlemeci para politikasına devam etmesi, küresel likidite ve risk iştahını artırarak, uluslararası yatırımcıların gelişmekte olan ülkelere yönelik portföy akımlarını da desteklemiştir. İngiltere’deki referandum sonucu olumsuz karşılanmakla birlikte piyasalar üzerindeki etkisi kısa sürmüştür. Amerika Birleşik Devletleri’nde Trump’ın seçimi kazanması, sadece ABD ekonomisinin geleceğine ilişkin beklentileri değiştirmemiş, ayrıca global ekonomi ve finans piyasalarına ilişkin belirsizlikleri de önemli ölçüde artırmıştır. Bu belirsizlik sonucu dolar, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke para birimlerine karşı önemli derecede değer kazanırken sabit getirili menkul kıymetlerin getirileri de hızla yükselmiştir. Gelişmekte olan ülkelerden sert sermaye çıkışları gözlemlenmektedir. Amerika Birleşik Devletleri ekonomisinde genişlemeci maliye politikalarının öne çıkacağı görüşünün kuvvetlenmesi enflasyon beklentilerini de artırırken tahvil faizleri üzerinde de yukarı yönlü baskı oluşturmuştur. ABD’de, tahvil faizlerindeki artışın ve küresel belirsizliğin yoğunlaşması sonucu gelişmekte olan ülke varlıklarına yönelen talepte de düşüş yaşanmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerin tahvil piyasalarında likidite düşerken faiz oranları da sert bir şekilde yükselmektedir.

Tüm bu gelişmelerin etkisi altında 2016 yılında küresel büyümenin yüzde 3,1 seviyesinde kalması beklenmektedir. Hatta gerçekleşmenin bu oranın da altında kalma ihtimali bulunmaktadır. 2016 yılı küresel kriz sonrası dönem de global büyüme oranının en düşük olduğu yıl olacaktır. Zayıf küresel ticaret, düşük oranda artan global talep, düşük emtia fiyatları, finansal piyasalardaki kırılganlıklar ve artan jeopolitik gerginlikler düşük büyümenin temel nedenlerini oluşturmaktadır. 2017 yılında ise global büyümenin yüzde 3,4’e çıkması beklenmektedir. ABD’de uygulamaya konulması beklenen genişletici maliye politikası, Çin’in büyümeyi destekleyici uygulamaları ve emtia ihracatçısı ülkelerde görülmesi beklenen iyileşme, küresel büyümeyi 2017 yılında desteklemektedir. Son dönemde PMI endekslerindeki artış da 2017 yılında büyüme öngörülerinin yukarı yönlü olduğuna işaret etmektedir. Öte yandan, ABD’de faizlerin beklenenden daha hızlı artma riski, küresel ticarette artan korumacılık eğilimi, finansal sektördeki sorunlar, yüksek borçluluk oranları, jeopolitik gerginlikler ve siyasal sorunlar da ve bunların üzerinden oluşturulan belirsizlik de büyüme üzerinde 2017 yılı bakımından riskleri oluşturmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ABD ekonomisi küresel kriz sonrası dönemde diğer gelişmiş ülkelere nispeten daha olumlu bir büyüme grafiği çizmiştir. 2011-2016 döneminde ABD, ortalama yüzde 2 büyürken, avro bölgesi 0,9; Japonya ise 0,6 büyüyebilmiştir. ABD’de global kriz döneminde yüzde 9,3’e kadar çıkan işsizlik oranı 2016 yılı itibarıyla yüzde 4,9’a inerek kriz öncesi seviyelerine yakınlaşmıştır. Avro bölgesinde de işsizlik oranları kriz öncesi seviyelerin üzerinde olmakla birlikte işsizlik oranlarındaki azalmayı son iki yıldır gözlemlemekteyiz. Bir yandan kamu harcamalarında artışa gidilmesi diğer yandan vergi indirimleri neticesinde hane halkı tüketiminin artması ve buna bağlı olarak özel sektör yatırımlarında ortaya çıkacak canlanma ABD için öngörülen büyüme oranını yukarıya çekecektir. Büyümedeki söz konusu artışa paralel olarak enflasyonun da yükselmesi ve yüzde 2’lik hedefin aşılması beklenmektedir. Bu durumda, FED’in faiz artırımlarına daha hızlı devam etme olasılığı da artmıştır. Avro bölgesinde ılımlı olmakla birlikte istikrarlı bir büyüme trendi devam etmektedir. Büyüme trendinin korunabilmesi için genişlemeci para politikasının devamına ihtiyaç olduğu da anlaşılmaktadır. Global talepte görülen daralma ve politik belirsizliklere rağmen genişleyici para ve maliye politikası sayesinde avro bölgesinin 2016 yılında yüzde 1,7 büyümesi beklenmektedir. 2017 yılında ise Brexit süreci, mülteci sorunu ve bankacılık sistemine ilişkin sorunlar, avro bölgesi ekonomisi üzerindeki riskleri artırmaktadır. Bu çerçevede, avro bölgesinin 2017 yılında yüzde 1,5 büyümesi beklenmektedir.

Japonya, olağanüstü parasal genişlemeye karşın hâlâ yavaş bir büyüme sergilemektedir. Hizmet sektöründe düşük verimlilik, sıfıra yakın seyreden enflasyon ve zayıf küresel büyüme Japonya ekonomisini olumsuz yönde etkilemektedir. 2016 yılında yüzde 0,5 büyüyeceği tahmin edilen Japonya’nın, 2017 yılında global ekonomik koşullardaki göreceli iyileşme, devam edecek genişletici para politikası ve ABD ekonomisindeki yukarı yönlü büyüme trendi sayesinde yüzde 0,6 büyümesi beklenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda gelişmekte olan ülkelerin ekonomik performansı beklenenin altında kalmıştır. Düşük emtia fiyatları, zayıf küresel ticaret, finansal piyasalarda dalgalanma, artan jeopolitik gerginlikler ve siyasi sorunlar gelişmekte olan ülkelerdeki görünümü aşağı çekmiştir. Son dönemde ise emtia fiyatlarında yükseliş ve ekonomik aktivitede toparlanmayla, bu ülkelerde ekonomik görünümde bir miktar iyileşme gözlemlenmektedir.

Yılın ikinci yarısında Çin’in büyüme performansını sürdürmesi, Hindistan’da ise güçlü iktisadi görünümün devam etmesi beklenmektedir. Brezilya ve Rusya gibi birçok gelişmekte olan ülkenin büyüme görünümünde de toparlanma söz konusudur. 2016 yılında yüzde 4,2 büyümesi beklenen gelişmekte olan ülkelerin, 2017 yılında yüzde 4,6 büyümesi tahmin edilmektedir, ancak ABD seçim sonuçları, gelişmekte olan ülkelere ilişkin riskleri artırmıştır.

Seçim sonrası dönemde, ABD’de, kamu maliyesinde rekabetçi, dış ticarette ise korumacı politikaların uygulanacağına ilişkin beklentiler, gelişmekte olan ülkeleri olumsuz yönde etkilemektedir.

2016 yılında beklenenden daha iyi bir performans gösteren ekonomik aktivite, genişleyici maliye politikası, büyük ölçekli kamu teşvik ve desteklerinin de etkisiyle Çin'in büyüme oranı yüzde 6,6 olacaktır. En azından, bu şekilde tahminler bulunmaktadır. Yeniden dengelenme sürecine uygun bir şekilde genişleyici maliye politikasının devamı, talep tarafında da devam eden toparlanma ve artan özel sektör yatırımları sayesinde 2017 yılında Çin'in yüzde 6,2 oranında büyümesi öngörülmektedir.

Hindistan’da büyüme yapısal reformların da etkisiyle güçlü seyretmektedir. Hindistan'ın 2016 ve 2017 yıllarında yüzde 7,6’yla gelişmekte olan ülkeler içinde en hızlı büyüyen ülkelerden biri olması beklenmektedir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hindistan’ı anlatıyorsun da Türkiye’yi anlat, Türkiye’yi.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Rusya ve Brezilya ekonomilerindeki toparlanma küresel büyümeyi destekleyen önemli unsurlar arasında yer almaktadır. 2016 yılında yüzde 3,3 daralması beklenen Brezilya'nın 2017 yılında yüzde 0,5 büyümesi tahmin edilmektedir. Rusya'nın ise 2016 yılında yüzde 0,8 daralması, 2017 yılında ise yüzde 1,1 büyümesi öngörülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel ticaret, birçok ülkede zayıf seyreden talep ve yatırımlar ile düşük emtia fiyatlarının da etkisiyle son beş yılda ortalama yüzde 3 gibi düşük bir oranda büyümüştür. IMF, küresel ticarette yaşanan yavaşlamanın dörtte 3’ünün ekonomik faaliyetlerde, özellikle de yatırımlardaki zayıflamadan kaynaklandığını belirtmektedir.

Önümüzdeki yıl küresel talep ve emtia fiyatlarında beklenen canlanmayla küresel ticaret hacmindeki artışın yüzde 2,3'ten yüzde 3,8'e artması beklenmektedir. Ancak, başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerde giderek yaygınlaşan, yaygınlaşması beklenen korumacı politikalar 2017 yılında küresel ticarete ilişkin en önemli risk unsuru olarak ön plana çıkmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ekonomisi, global ekonomide ifade ettiğim tüm bu olumsuzluklara rağmen kriz sonrası dönemde sürekli bir şekilde büyümeye devam etmiştir. Birçok gelişmiş ve gelişmekte olan ülkede büyüme dalgalı seyrederken Türkiye 27 çeyrektir kesintisiz, sürekli büyüyerek diğer gelişmekte olan ülkelerden pozitif yönde ayrışmıştır. Türkiye ekonomisi, 2016 yılının ilk yarısında yurt içi talepten de gelen destekle yüzde 3,9 büyümüştür. Bu büyüme oranı, Çin ve Hindistan hariç gelişmekte olan ülkelerin ortalama büyüme oranının 2,5 katı seviyesindedir. 15 Temmuz darbe girişimi, terör saldırıları, turizmdeki daralma, zayıf dış talep ve finansal piyasalardaki kırılganlıklar yılın ikinci yarısında büyümeyi sınırlamaktadır. Yılın ikinci yarısında kredi büyüme oranları ılımlı seyrederken faiz oranlarındaki düşüş ve makro ihtiyati önlemlerdeki gevşemeyle birlikte tüketici kredilerinde Eylül ayından itibaren güçlü bir toparlanma başlamıştır.

Öte yandan, ara vermeden, hızla uygulamaya koyduğumuz reformlar, tedbirler, iç talebi canlandırmaya yönelik adımlar, vergide yapılandırma ve işletmelere sağladığımız kolaylıklar sayesinde büyümenin tekrar ivme kazanacağını tahmin ediyoruz. Bunun ilk işaretlerini de görüyoruz. Uygulamakta olduğumuz politikaların etkisiyle 2017 yılında ekonomik faaliyetlerin olumlu bir şekilde ivme kaydederek artacağını tahmin ediyoruz.

Ayrıca, küresel ekonomide toparlanma ve dış talepte artış, jeopolitik ortamın iyileşmesi, turizm sektöründeki toparlanma ile özel sektör yatırım ve tasarruf oranlarındaki artış da ekonomik büyümeyi destekleyecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, 2007 yılından bu yana yaklaşık 7 milyon ilave istihdam yarattı. İş gücüne katılım oranı da bu dönemde yüzde 44’ten yüzde 52,6’ya yükseldi. Türkiye, ortalama yüzde 3,5 istihdam artışıyla OECD ülkeleri arasında en yüksek istihdam artışı sağlayan ikinci ülke oldu. OECD, Türkiye’yi 2016, 2017 yıllarında en fazla yıllık istihdam artışı yaşanacak ülke olarak değerlendirmektedir. 2016 yılının ilk yarısında, istihdamdaki istikrarlı artışa bağlı olarak, işsizlik oranları yeniden tek haneli rakamları gördü. Ancak, iş gücüne katılımdaki kuvvetli artışın yanı sıra, ekonomik faaliyetlerde yılın ikinci yarısından itibaren görülen yavaşlama yılın ikinci yarısında işsizlik oranlarının yükselmesine neden oldu. Uygulamaya koyduğumuz politikaların, iş gücü istihdam politikalarının istihdamı desteklemesi ve ekonomik faaliyetlerin ivme kazanmasıyla işsizlik oranının 2017 yılında yüzde 10,2’ye düşmesini hedefliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tüketici enflasyonu, gıda fiyatlarındaki düşüş ve çekirdek enflasyondaki iyileşmeyle birlikte hedeflerimiz doğrultusunda gerilemiştir. Bu çerçevede, 2015 yılında yüzde 8,8 olan enflasyonun 2016 yıl sonunda yüzde 7,5’e inmesini bekliyoruz. Hedefimiz, enflasyonu 2017 yılında yüzde 6,5; 2018 yılında ise yüzde 5’e indirmektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2011 yılında yüzde 9,6 seviyesine kadar çıkan cari açığın millî gelire oranı, aldığımız önlemler sonucunda sonraki yıllarda azalarak 2015 yılında yüzde 4,5’e gerilemiştir.

Dış ticaretimiz, jeopolitik sorunlar, zayıf dış talep ve finansal piyasalardaki dalgalanmalardan tabiatıyla olumsuz yönde etkilenmektedir. Yılın ilk on ayında ihracatımız bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,8; ithalatımız ise yüzde 5,8 oranında daralmıştır.

Turizmdeki daralmaya rağmen ithalatın ihracata göre daha fazla düşmesi sonucu cari işlemler açığı da gerilemiştir. Bu dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 75’in üzerine çıkmıştır. En büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliğinde ılımlı büyüme, Rusya’yla ilişkilerin normalleşmesi, enerji fiyatlarının ılımlı seyri, kura bağlı artan rekabet gücümüz sayesinde orta vadede cari açıktaki azalma eğilimi daha da artacaktır. Bu çerçevede, 2015 yılında yüzde 4,5 olan cari işlemler açığının millî gelire oranı 2016 ve 2017 yıllarında sırasıyla yüzde 4,3 ve 4,2 olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dış kaynaklı belirsizliklere ve finansal dalgalanmalara rağmen bankacılık sektörümüzün temel rasyoları güçlü ve sağlıklı yapısını devam ettirmektedir. 2016 Ekim ayı itibarıyla sermaye yeterlilik oranı yüzde 16’dır ve bu oran yasal sınır olan yüzde 8’in 2 katıdır. Bankacılık sektörü aktif kalitesini de korumaya devam etmektedir. Takipteki alacakların toplam kredilere oranı ekim ayı itibarıyla sadece yüzde 3,3 seviyesindedir.

Hane halkının finansal durumuna gelince: Hane halkının finansal durumu varlıkların yükümlülüklerinin üzerinde büyümesi neticesinde iyileşmektedir. Hane halkı kaldıraç oranını gösteren yükümlülüklerin varlıklara oranı son üç yılda yaklaşık 8 puan azalarak 2016 yılı üçüncü çeyreği itibarıyla yüzde 48’e gerilemiştir. Finansal kaldıraç oranındaki iyileşmeye paralel olarak hane halkı tasarruf oranı son sekiz yılın en yüksek seviyesine çıkmıştır.

Mevduatların bireysel kredilerden daha hızlı büyüyor olması tasarruf oranlarının yükselmeye devam ettiğini göstermektedir. Reel sektörün dış borcu yönetilebilir düzeydedir. Firmaların döviz cinsinden borçları ağırlıklı olarak beş yıl üzeri vadeli kredilerden oluşmaktadır. Bu yükümlülükler de daha çok ihracatçı yani döviz geliri olan imalat sanayisi gibi sektörlerde yoğunlaşmaktadır. Kurdaki artış firmaların finansal yükümlülüklerini artırmakla birlikte ihracat gelirlerini de artıracağından firmalara doğal bir koruma sağlamış olmaktadır.

Tahsili gecikmiş alacaklara bakıldığında da yabancı para alacaklarının oranının TL cinsi alacaklara göre oldukça düşük olduğu görülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyada genişlemeci para politikalarının yeterliliği ve sürdürülebilirliği bir kaygı nedeni olarak ortada durmaktadır. Bu çerçevede maliye politikası öne çıkan, yeni, kapsamlı bir araç olma özelliği taşımaktadır. Türkiye 2002 yılından bu yana uygulayageldiği mali disiplin ve ihtiyatlı makroekonomik politikalar sayesinde kamu maliyesinde küresel ölçekte örnek gösterilen bir ülke hâline gelmiştir.

2002 yılında yüzde 10,8 olan genel devlet açığının millî gelire oranı 2016 yılında yüzde 1,9’a düşmüş olacaktır. Bu oran, gelişmekte olan ülke ortalamalarının yarısından daha az, OECD ortalamasından ise 1,2 puan daha düşüktür.

Benzer şekilde kamu borç yükümüz tarihin en düşük seviyelerindedir. 2002 yılında yüzde 74 olan borç stokunun millî gelire oranı 2016 yılı sonunda yüzde 32,8’e düşmüştür. Bu trend önümüzdeki yıllarda da düşüş yönünde devam edecektir. Borç yükümüz G7 ve OECD ortalamasının yaklaşık dörtte 1’i, avro bölgesinin yaklaşık üçte 1’i kadardır, gelişmekte olan ülkelerin ortalamasından da 14 puan daha düşüktür.

Diğer taraftan, borçlanma vadelerinde önemli iyileşmeleri de bu dönemde gördük. 2002 yılında kamunun iç piyasalardan yapmış olduğu borçlanma vadesi 9,4 ay iken bugün geldiğimiz noktada kamunun iç piyasalardan yapmış olduğu borçlanmanın ortalama vadesi 69 ayı aşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orta Vadeli Program’da Türkiye ekonomisinin istikrarlı ve daha rekabetçi bir zeminde büyümesini ve toplumun refahının yükseltilmesini hedefledik. 2017-2019 dönemini kapsayan Orta Vadeli Programı’mızın temel amaçları:

Sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümeyi desteklemek.

Enflasyonu aşağı çekmek.

İstihdamı artırmak.

Cari açığı sınırlamak ve her şeyden de önemlisi mali disiplini kararlı bir şekilde sürdürmektir.

Bu kapsamda, 2017 yılında yüzde 1,7’ye düşmesini beklediğimiz genel devlet açığının millî gelire oranını 2019 yılında yüzde 1’e düşürmeyi hedefliyoruz. Yine, 2017 yılı sonunda yüzde 31,9’a düşmesini beklediğimiz AB tanımlı borç stokunun millî gelire oranını 2019 yılında yüzde 30’un altına inşallah düşürmüş olacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadar ekonomi alanında birçok reformu uygulamaya koyduk.

Bu kapsamda yatırım ve iş ortamının iyileştirilmesi amacıyla mevcut yatırım teşvik sistemini iyileştirdik ve kalıcı hâle getirdik.

Yatırımlar için yepyeni bir süper teşvik sistemini hayata geçirdik.

Yatırım, üretim, ihracat, istihdam ve finansman üzerindeki vergi yüklerini aşağı çektik.

Şirket kuruluşunu kolaylaştırdık ve şirket kuruluş maliyetlerini indirdik.

Bölgesel yönetim merkezi ve bölgesel hizmet merkezi şeklinde çalışan işletmelere önemli vergisel kolaylıklar getirdik.

KOBİ’lerimizin finansmana erişimini artırmak amacıyla taşınır rehini düzenlemesini hayata geçirdik.

İstinaf mahkemelerini uygulamaya geçirdik.

Bilirkişilik sistemini yepyeni baştan bu dönemde oluşturduk.

İş gücü piyasalarının etkinleştirilmesi kapsamında Uluslararası İşgücü Kanunu’nu çıkardık.

Turkuaz kart düzenlemesi yaptık.

Gençlerin istihdamını teşvik ettik. Kadınların iş gücüne katılımını teşvik eden yeni destekler getirdik.

Esnek çalışma modelini hayata geçirdik.

Katma değeri yüksek üretimi sağlamak için AR-GE teşviklerini genişlettik.

Tasarım merkezlerini AR-GE destekleri kapsamına aldık.

KOBİ'lerin AR-GE desteklerinden faydalanmasını imkânlı hâle getirdik.

Teknokentlere sağladığımız AR-GE teşviklerini de genişlettik.

Yine, özel sektör tasarruflarını artırmak için, bireysel emeklilik sistemine otomatik katılım sistemini dâhil ettik. İnşallah yılbaşı itibarıyla kademeli bir şekilde uygulamaya başlayacak.

İstanbul Finans Merkezi Projesi’ne hız verdik, yakında, inşallah kapsamlı bir düzenlemeyi Meclisimize getireceğiz.

Banka dışı finans ve katılım bankacılığına çok önemli yeni destekler verdik. Banka dışı diğer finans kurumları ile bankalar arasındaki rekabet eşitsizliği doğuran vergi düzenlemelerini ortadan kaldırdık, sektör içerisindeki rekabeti eşit kılacak koşulları oluşturduk.

Uzun vadeli tasarruflara vergisel teşvikler getirdik.

Türkiye Varlık Fonu’nu uygulamaya koyduk.

Yeni küresel düzende rekabet gücümüzü daha da artırmak için yargı, eğitim, reel ekonomide dönüşüm ve kamu yönetimi olmak üzere 4 temel eksende devam ettiğimiz yapısal reformlara önümüzdeki dönemde de aynı şekilde hızlanarak devam edeceğiz. Bu reformları bir bir hayata geçirmek suretiyle Türkiye ekonomisinin yüksek teknolojili ürün üreten, dışa açık bir ekonomi olmasına önemli katkılar vereceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2015 yılında bütçe giderleri 506 milyar lira, bütçe gelirleri 482 milyar lira, bütçe açığı 23,5 milyar lira, faiz dışı fazla ise 29,5 milyar lira olarak gerçekleşti.

İçinde bulunduğumuz 2016 yılına gelince; 2016 yılında bütçe giderlerinin 581 milyar, bütçe gelirlerinin 546 milyar, bütçe açığının 34,6 milyar, faiz dışı fazlanın ise 16,9 milyar olmasını bekliyoruz, tahmin ediyoruz.

Şimdi, sizlere 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı hakkında bilgi vermek istiyorum.

2017 yılı bütçesi, AK PARTİ hükûmetlerinin 2002 yılından bu yana hazırladığı 15’inci bütçedir. Çok partili siyasi hayatımız döneminde hiçbir iktidara nasip olmamış, rekor niteliğinde bir başarıdır.

2017 yılı bütçemizde bütçe giderlerini 645 milyar, faiz hariç giderleri 587 milyar, bütçe gelirlerini 598 milyar, vergi gelirlerini 511 milyar, bütçe açığını 46,9 milyar, faiz dışı fazlayı ise 10,6 milyar olarak öngördük. Bu hedefler çerçevesinde, 2017 yılında bütçe açığımızın millî gelire oranının yüzde 1,9 olmasını öngörüyoruz. Bu oran gerek OECD ülkeleri arasında gerek gelişmekte olan ülkeler arasında bütçe disiplinine işaret eden örnek niteliğinde bir bütçe dengesini de işaret etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 yılı bütçemiz, bundan önceki on dört yılda olduğu gibi, vatandaşlarımızın refahını artıran, ihtiyaç duydukları hizmetleri karşılayan ve faize değil kamu hizmetlerine kaynak ayıran bir bütçe olma özelliğini taşımaktadır. 2002 yılında bütçe giderlerimizin yüzde 43’ü faiz harcamalarına gidiyordu, 2017 yılında bu oran yüzde 8,9 olacaktır. Yüzde 43,2’den yüzde 10’un altına inen bir faiz harcaması gerçekten bütçe disiplinine açık bir işarettir. Benzer şekilde, 2002 yılında her 100 liranın, her 100 lira verginin 86 lirası faize giderken 2017 yılında her 100 lira verginin sadece 11 lirası faize gitmektedir. Geriye kalan kısmı nereye gidiyor? Geriye kalan kısmı ise eğitime, sağlığa, yatırıma, tarıma, sosyal yardımlara, kısaca halkımızın ihtiyaçlarına ve refahına gidiyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2017 yılı bütçesinde en büyük payı her zaman olduğu gibi yine eğitime ayırıyoruz. Eğitime ayırdığımız kaynağı 122 milyar liraya çıkarıyoruz, böylelikle bütçe giderlerinin yaklaşık yüzde 20’sini sadece eğitime harcıyoruz. Başka bir ifadeyle, 2017 yılında vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 24’ünü sadece eğitime ayırıyoruz.

2002 yılında bütçeden eğitime ayrılan kaynağın sadece 11,3 milyar lira olduğu göz önüne alındığında 2017 yılında eğitime ayrılan kaynağın yaklaşık 10 kat arttığını görüyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayfa 44’te “En fazla ulaştırmaya ayırıyoruz.” demişsiniz, bakın.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – YURTKUR dâhil yükseköğretime merkezî yönetim bütçesinden ayırdığımız kaynağı 2002 yılı…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayfa 44’te ulaştırmaya ayırdığınızı yazmışsınız, eğitim ikinci sırada.

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Ya, ben ne zaman “Eğitime çok para ayırıyoruz.” desem laf atıyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama bakın, sizin konuşmanızda ne yazıyor?

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Ya, bu kadar kıskanmayın. Yok, bunlar rakamlar, rakamlar bunlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, kendiniz yazmışsınız. Bakın bakın!

MALİYE BAKANI NACİ AĞBAL (Devamla) – Bütçeyi vatandaşa harcıyoruz, bütçeyi vatandaşın refahına harcıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Naci Ağbal (AK Parti, Bayburt). “2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı ilk görüşmesi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 5 Aralık 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/naci-agbal-26-2016-12-05-2017-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2015-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=54462

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
