# Terör ve terörle mücadeleden doğan zararların karşılanması hk.kan.(ss.650)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Naci Aslan (CHP, Ağrı)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 117. Birleşim
- **Tarih:** 16 Temmuz 2004
- **Gündem:** TERÖR VE TERÖRLE MÜCADELEDEN DOĞAN ZARARLARIN KARŞILANMASI HK.KAN.(SS.650)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/naci-aslan-22-2004-07-16-teror-ve-terorle-mucadeleden-dogan-zararlarin-karsilanmasi-hk-kan-ss

> Naci Aslan (CHP), 16 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 117. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TERÖR VE TERÖRLE MÜCADELEDEN DOĞAN ZARARLARIN KARŞILANMASI HK.KAN.(SS.650)); konuşma 1.446 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NACİ ASLAN (Ağrı) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 650 sıra sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; Yüce Meclisi en derin saygılarımla selamlıyorum

Değerli arkadaşlar, Türkiye'de onbeş yıl süren kirli savaşın içinden gelen bir kardeşiniz olarak, bana eğer biraz müsamaha eder ve beni dinlerseniz çok mutlu olurum; çünkü, ben, Mersin'den, İzmir'den, İstanbul sahillerinden gelmedim. Ben, 16 fraksiyonun çarpıştığı, kanın, gözyaşının ve hasretin, kederin bileşkesi olan noktadan geliyorum. O noktada, ben, demin burada konuşmacı olarak çıkan arkadaşlarıma kısa birer cevap verip, ondan sonra maddeyle ilgili konuya geçeceğim.

Kanın, barutun, gözyaşının sel gibi aktığı bir dönemde, Ağrı'da, Eğitim Fakültesinde öğretim üyeliği ve 16 fraksiyonun çarpıştığı bir lisede müdürlük yapıyordum. Lojmanlarımız bombalanıyor, kalaşnikofla taranıyordu; ama, demin burada konuşan Sayın Ümmet Kandoğan, etten örülü devletin koruması altındaydı. Taraflar oluşturularak ülkenin sorunları çözülemez. Sayın Ümmet Kandoğan'ın sitayişle bahsettiği Genel Başkanı, derin devletin yapılanması içinde gizli suç örgütlerini organize etmiyor muydu? Ondan önceki Genel Başkanı, örtülü ödenekten para aktararak yurtseverleri öldürtmüyor muydu? Abdullah Çatlı'ya, Çakıcı'ya, Yeşil'e, Eymür'e, Korkut Eken'e, Hiram Abaslara devletin imkânlarını ve bütçesini peşkeş çekerek, şer çetelerini oluşturarak kendi vatandaşlarını öldürtmüyorlar mıydı?

Değerli arkadaşlar, bu, bir vergi yasası değildir veyahut bu, bir anayasa değişikliği de değildir veya çeşitli kanunlarda değişiklik yapan bir kanun maddesi de değildir. Bu, ülkemizin bir yarasıdır. Lütfen, objektif olarak ve reel bilim içeriğinde buna sahip çıkalım. Biz, yöremizin bütün sorunlarını yaşayarak, onlarla o havayı, o coğrafyadaki imkânsızlıkları yaşayarak buraya geldik.

Demin, Sayın Muharrem Doğan, koruculuk sistemini savundu. Bana göre, bu, bir insanlık suçudur. Demokratik ülkelerde böyle bir kuruluş, kurum yoktur. Bu da, ülkemizin daha demokrasiye geçmediğini gösterir. Korkunun da ecele faydası yoktur.

Koruculuk sistemi... Açlık ve sefalet içinde olan yurttaşlarımız, devletin koruması altında kendi geçimlerini, kendi istihdamlarını devam ettirmek için, elbette ki, buna talip olabilirler; ama, gerçekten, bugünkü hükümetin bir suçu ve kabahati olmadığını ifade etmek istiyorum.

ÜMMET KANDOĞAN (Denizli) - CHP döneminde niye kaldırmadınız koruculuk sistemini?

NACİ ASLAN (Devamla) - Yani, ben, hükümete bir yağ çekme noktasında konuşmuyorum. Bu, önceki hükümetlerin, 56 ncı, 57 nci hükümetlerin suçu ve kabahatidir; devam ediyor diye söylüyorum; ama, o zaman görev yapan belki 50 arkadaşımız burada vardır.

Değerli arkadaşlarım, korucuları atalım, onları yok edelim demiyorum; onları koruyalım; ama, mutlak surette silahlarını ellerinden alalım. Köye dönüş projesi içerisinde köye dönmek isteyen vatandaşlarımızı döndürmüyorlar, zor kullanıyorlar, kaleşnikof kullanıyorlar ve çoğu zaman da onları öldürüyorlar. Bunların silahlarını ellerinden alalım. Onları, çeşitli bakanlıkların belli görevleri düzeyinde görevlendirelim. Elbette ki, onlar da bizim insanlarımız. Bunları hepten yok edelim demiyorum; ama, kültürün yoğun olmadığı, insan sevgisinin az olduğu, dünya, evrensel kriterinde hak ve hukukun nasıl tecelli ettiğini bilmeyen insanlara, siz, bunları, kısa zamanda, eline kaleşnikof vererek öğretemezsiniz.

Değerli arkadaşlarım, daha 14.7.2004 tarihinde Alaattin Çakıcı yakalandı. Alaattin Çakıcı, daha önce de, 1987 yılında, bir MİT görevlisinin ismiyle kırmızı pasaport alarak yurtdışına çıkmıştır; bugün de Avusturya'nın Graz Kentinde yakalanırken üzerinde bulunan pasaport MİT görevlisi Faik Meral'e aittir. Daha, buna, Beşiktaş Menajeri Sinan Ergin'i katabiliriz, Kerem Eymür'ü katabiliriz, banka kredileri Erol Evcil'in bahçıvanı olan İbrahim Arı adına düzenlenmiştir. Bu, bizim için, devletimiz için, hukuk devleti için, bana göre, bir ayıptır, bir utançtır. Demek ki, biz, vatandaşımızı, gizli örgütlerle, devletin örtülü ödeneklerini vererek katlediyoruz. Demokrasiye inancımız nerede?! İnsan sevgimiz nerede?! Hak, hukuka itaatimiz nerede?!

Soruyorum; Türkiye Cumhuriyetinin Türkiye Büyük Millet Meclisi, kanun yapmakla yetkili yasama organı buna sahip çıkmazsa kim sahip çıkacak arkadaşlar?!

Şimdi, bundan önce Susurluk olayı vardı. Abdullah Çatlı'yı, Hüseyin Kocadağ'ı, Sedat Bucak'ı bir araya getiren sebepler, amaçlar, gayeler neydi; buna bakarak, devletimizin onbeş yıldan beri neden kirli bir savaşla boğuştuğunu, siz, analiz ve tahlil edebilirsiniz.

Yeşil, daha yakalanmadı. Belki de, Yeşil, yüzü, çehresi değiştirilerek, devletin parası ve imkânları kullanılarak, yanı başımızda geziyor. O halde, siz, devletin istihbarat örgütlerinin sağlıklı çalıştığını nasıl söyleyebilirsiniz?! Karar sende, hüküm sende, ver kararını yakalat!

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bilindiği gibi, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi tarafından 2002 Mart ayında yayımlanan "Türkiye'de yerinden edilen -üzerine basarak söylüyorum- Kürt nüfusunun insanî koşulları" başlıklı raporda, Türkiye'de, uluslararası insanî kuruluşların bölgeye girişine izin verilmesi, OHAL'in kaldırılması, insan hakları bağlamında en ciddî endişe konusu olan köy koruculuğu sisteminin lağvedilmesi, geri dönüşlere izin verilmesi, geri dönmek isteyenlere "köyümüzü, PKK baskısıyla, terör nedeniyle boşalttık" türünden dilekçeler imzalatılması gibi uygulamalara son verilmesi, yerinden edilenlerin maddî zararlarının tazmin edilmesi çağrısı yapılmıştır. Rapora göre, Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin Türkiye'den bazı istekleri olmuştur; bu isteklerden bazıları şöyle sıralanabilir:

Köye dönüşe ilişkin program ve projelerin hazırlanmasına yerinden edilen kişilerin temsilcilerinin de katılması, Türkiye'nin diğer bölgelerinde yaşamak isteyen yerinden edilmiş kişilerin gündelik yaşama entegre edilmesi ve zararlarının karşılanması için önlemler alınması.

Türkiye, bu bağlamda Katılım Ortaklığı Belgesi çerçevesinde hazırladığı ulusal programda, uzun vadeli öncelikler içinde terör ve terörle mücadeleden doğan zararların karşılanmasına ilişkin düzenleme yapacağını taahhüt etmiştir.

Bakanlar Kurulunun 23.6.2003 tarihli ve 2003/5930 sayılı kararıyla kabul edilip, 24.7.2003 tarihli 25178 mükerrer sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Kararda, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun Tasarısının 2004 yılında yürürlüğe girmesi öngörülmektedir.

Sayın milletvekilleri, şimdi bu tasarıyı görüşüyoruz. Tasarıyla ilgili bir genel değerlendirme yaparsak; 1988 yılında son hali verilen, Birleşmiş Milletler ülke içinde yerinden edilen kişilerle ilgili yol gösterici ilkeler, mevcut uluslararası insan hakları hukuku ve insanî hukuk normlarının yanı sıra, başta evrensel bildirge olmak üzere, uluslararası gelenek hukukunun geçerli normlarının zorunlu göç durumlarında uygulanmasına yöneliktir. Bildirgenin beşinci bölümü, geri dönüş, yeniden yerleştirme ve yeniden entegrasyon konularına ilişkin ilkeleri içerir.

İlke 28'e göre, yetkili makamlar ülke içinde göç ettirilmiş kimselerin geri dönüş, yeniden yerleşme ve yeniden entegrasyonlarının planlanması ve idare edilmesi konularına bütünüyle katılımlarının sağlanması için özel gayret gösterilmelidir.

İlke 29'a göre, yetkili makamların, geri dönen kimselerin geride bırakmış oldukları veya göç ettirilmeleri sırasında ellerinden alınmış olan, üzerinde mülkiyet veya tasarruf hakları bulunan mallarını geri alma konusunda yardımcı olma görev ve sorumlulukları vardır.

Tasarının genel içeriğine bakıldığında, olağanüstü hal uygulamasının, yani, OHAL'in temelli olduğu görülmektedir. Oysa, düşük yoğunluklu çatışma sırasında gerçek ve tüzelkişilerin gördüğü zararların OHAL'le sınırlı olmadığı, mücavir iller başta olmak üzere, Kürt nüfusunun yoğunluklu yaşadığı illerde de zarara uğranıldığı ortadadır. Bu sebeple, kapsam olarak OHAL'in alınmasının bir eksiklik olduğunu düşünmekteyiz.

Kanunun genel gerekçesinde, madde gerekçelerinde, madde metinlerinde, sadece maddî zararın düzenlenmesi, manevî zararın yer almaması ve verilen tazminat karşılığında düzenlenen belgeye "sulhname" denilerek, bilahara baki tazminat hakları için gidilecek kanun yollarının kapatılıyor olmasının da eksiklik olduğu kanaatindeyiz.

Bilindiği üzere, 19 Temmuz 1987 tarihinde Diyarbakır, Bingöl, Hakkâri, Mardin, Siirt İllerinde sıkıyönetim uygulamasının sona erdirilmesiyle birlikte, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle Olağanüstü Hal Bölge Valiliği ihdas edilmiş, aynı kanun hükmünde kararnameyle, Bingöl, Diyarbakır, Elazığ, Hakkâri, Mardin, Siirt, Tunceli ve Van İlleri Bölge Valiliği kapsamına alınarak, bu illerde olağanüstü hal uygulamasına geçilmiştir.

Başbakanlık onayıyla, Adıyaman, Bitlis ve Muş İlleri, aynı yasa uyarınca mücavir il olarak tespit edilmiştir. 6 Mayıs 1990 tarihinde Batman ve Şırnak'ın il olmasıyla, Bölge Valiliği sorumluluk alanındaki il sayısı 13'e yükselmiştir.

19 Mart 1994 tarihinden itibaren Bitlis İli olağanüstü hal kapsamına alınırken, Elazığ İli, olağanüstü hal kapsamından çıkarılarak, mücavir il olmuş, 19 Temmuz 1995 tarihinde ise, Adıyaman İli mücavir il olmaktan çıkarılmıştır. 30 Kasım 1996 tarihinde, Elazığ İli mücavir il kapsamından çıkarılırken, aynı tarihte Mardin İli mücavir il kapsamına alınmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 2.10.1997 tarih ve 515 sayılı kararıyla, Batman, Bingöl ve Bitlis İllerinde, 6 Ekim 1997 tarihinden itibaren olağanüstü hal uygulaması kaldırılmış ve bu iller Başbakanlık onayıyla mücavir il kapsamına alınmıştır.

30 Kasım 1999 tarihinde, Siirt İli mücavir il kapsamına alınmış, 30 Temmuz 2000 tarihinde de Van İlinde OHAL kaldırılarak mücavir il statüsüne alınmıştır. 30 Temmuz 2002 tarihi itibariyle de, Hakkâri ve Tunceli İlleri mücavir il kapsamına alınmış bulunmaktadır. Bakanlar Kurulunun 10.6.2002 tarihli istemiyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 19.6.2002 tarihli 115 inci Birleşiminde, 30.7.2002 tarihinden geçerli olmak üzere, olağanüstü hal, son defa, Diyarbakır ve Şırnak İllerinde dört ay daha uzatılmıştır.

10.7.1987 tarihinde, 285 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyle yürürlüğe giren ve 30.11.2002 tarihinde sona eren olağanüstü halin yürürlükte kaldığı dönem boyunca, resmî çevrelerce de kabul edilen "düşük yoğunluklu çatışma" yaşanmıştır. Bu dönem içerisinde, bölgede yaşayan vatandaşlar -yaşam, mülkiyet, işkence- hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru yapmışlardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir dizi kararında, zorunlu göç ettirme olayını uluslararası kayıtlara geçirmiş ve ihlal tespit edilmiştir.

Bu dönem içerisinde, Türkiye İnsan Hakları Vakfının verilerine göre, yargısız infaz sonucu 1 258 kişi, faili meçhul siyasî cinayet sonucu 1 672 kişi, gözaltı ve cezaevlerinde 518 kişi öldürülmüş, 216 kişi kaybedilmiş, 552 kişi de mayın ve bomba patlaması sonucu yaşamlarını yitirmişlerdir.

1997 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından oluşturulan güneydoğuda boşaltılan köyler ve göç sorununu araştırma komisyonunun hazırladığı rapora göre, bölgede boşaltılan ve tahrip edilen yerleşim birimi -köy ve mezra toplamı olarak- 3 848 civarındadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(AK Parti sıralarından alkışlar [!])

NACİ ASLAN (Devamla) - Olsun, biraz zahmet çekin; bu çok önemli bir konu...

---

**Kaynak gösterme:** Naci Aslan (CHP, Ağrı). “Terör ve terörle mücadeleden doğan zararların karşılanması hk.kan.(ss.650)”. TBMM Genel Kurulu, 117. Birleşim tutanağı, 16 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/naci-aslan-22-2004-07-16-teror-ve-terorle-mucadeleden-dogan-zararlarin-karsilanmasi-hk-kan-ss (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
