# Su ürünleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.125)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nail Kamacı (CHP, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim
- **Tarih:** 22 Temmuz 2003
- **Gündem:** SU ÜRÜNLERİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.125)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nail-kamaci-22-2003-07-22-su-urunleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s

> Nail Kamacı (CHP), 22 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SU ÜRÜNLERİ KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.125)); konuşma 1.474 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NAİL KAMACI (Antalya) - Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri; Su Ürünleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 5 inci maddesi üzerinde, Grubum adına söz almış bulunuyorum; tümünüzü saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bir konunun altını çizmek istiyorum. İktidar Partisi sözcüsü arkadaşım, balıkçılarla ilgili mazot indirimindeki uygulamanın çok sevindirici olduğunu söyledi. Doğrudur; eğer böyle bir uygulama bugünden başlamış olsaydı, gerçekten sevindirici olabilecekti; ancak, 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren başlayacaktır. Balıkçılarımız, bugünlerde avlanmaya devam etmektedirler; o yüzden, bugünlerde başlamasının daha iyi olacağını düşünüyorum. Bunu, eğer, bugünden başlatırsak, sizler de bu konuda olumlu bir puan almış olacaksınız değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, bu tasarının en önemli maddelerinden bir tanesi, koruma ve kontroldür. Türkiye'de, maalesef, bu konularda, işletme açılır, uygulamaları yapılır; ancak, koruma ve kontrol yapılmaz; bunu, denizlerimizde görmek mümkün, içsularımızda görmek mümkün, ormanlarımızda görmek mümkün, tarım alanlarımızda görmek mümkün. Yıllardan beri, iç kısımlarımızdaki evsel atıklarımızı ve endüstriyel atıklarımızı akarsularımıza bırakarak, maalesef, balıkçılık sektörüne önemli bir darbe vurmuş bulunuyoruz; bunu, aynı şekilde turizm alanlarında görmekteyiz. Altyapısı olmayan alanlarda turizm alanları açarak denizlerimize evsel atıkları bırakarak deniz kirliliğine sebep olmaktayız; bu da, balıkçılık sektörümüzü olumsuz şekilde etkilemektedir.

21 inci Yüzyılın en önemli sektörlerinden bir tanesi gıda sektörüdür; bence, olmazsa olmaz kurallardan bir tanesi. İnsanların beslenmeye, önemli şekilde beslenmeye ihtiyacı var. Dünya nüfusu artış gösteriyor. Bunun için, gıda sektörü ihmal edilemeyecek derecede önemli bir sektörümüzdür. Bunun yolu da -gıda sektörünün en önemli maddesi de- bence, üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde, akarsuları olan ülkemizde, balıkçılık sektörünün geliştirilmesi, korunması ve kontrol edilmesidir. Yıllardan bu yana, iki kuruş kazanacağız diye, deri sektörünün biyolojik atıkları akarsularımıza aktarıldı ve altyapısı yapılmadı, arıtma tesisleri yapılmadı. Tarım ürünlerine kontrolsüz şekilde verilen tarım ilaçları, maalesef, hem sulak alanlarımızı hem akarsularımızı hem de denizlerimizi kirletti.

Yine, bunun yanında, 1970'li yıllarda başlatılan uygulamayla, 1 metrekare daha fazla tarım alanı elde edebilmek için, yüzlerce, binlerce metrekarelik sulak alanları, maalesef kuruttuk. Şimdi, sulak alanları tekrar oluşturmaya başladık; çalışıyoruz. Geçen gün arkadaşlarımızla beraber Avlan'daydık, Elmalı Avlan Gölünün yeniden canlanmasıyla ilgili projeyi görmeye gittik; çok güzel oluşmuş. Bu arada, Bayındırlık Bakanına iletilmek üzere, şunu da belirtmeden geçemeyeceğim: O göl oluşuyor; fakat, içinden geçen karayolunun, hâlâ, yeniden yapılmasına devam edilmekte. O yolun, bir an önce, eski alanına kaydırılmasına ihtiyaç vardır diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak, gölleri ve barajlarıyla, su ürünleri bakımından şanslı bir ülkedir; ancak, bu şansını iyi şekilde kullandığını söyleme şansına sahip değiliz. Su ürünlerini iyi yetiştirebilmek için, üretim tekniğini, korumasını ve tüketimini iyi yapmalıyız. Ülkemizde, diğer konularda olduğu gibi su ürünlerinde de bir kaos yaşanıyor. Kaynağın kapasitesinin çok üzerinde olan balık avcılığı ve mevcut yapılanma, balıkçılığımız açısından olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Av filosu fazlalığından dolayı, verimli avcılık yapılamaz duruma gelmiştir. Bunun doğal sonucu olarak, balıkçılar, aşırı avcılığa yönelmiş ve kaynak büyük bir tahribat görmüştür. Başlangıçta üretim artışı, yönetimlerce, balıkçının kalkınması olarak değerlendirilmiş; oysa, kaynağın kapasitesine göre balıkçılık sisteminin oluşturulması gözardı edildiğinden, balıkçılık sektörü açısından hatalı kararların verildiği bir dönem olmuştur.

Son onbeş yıldır ise, ülke balıkçılığında değişik bir tablo ortaya çıkmıştır. Doğal stokların azalışı nedeniyle, önce içsularda, daha sonra kıyılarda balık yetiştiriciliği yaygınlaştırılmıştır. Deniz ürünleri yetiştiriciliği, özellikle Güney Ege'de, Karadeniz'de ve dikkat çekici şekilde Akdeniz'de önemli boyutlara ulaşmıştır.

Türkiye, çağdaş bir balıkçılık yönetimine sahip olamadığı için, aqua kültür altsektörü de sıkıntılı bir dönemden geçmektedir. Deniz ortamı, çok değişik sektörlerin müşterek kullanım alanı olması nedeniyle, çatışma ortamını da beraberinde getirmiştir. Oysa, tüm hükümetler, hem toplumların besin gereksinimlerini hem de çok iyi bir istihdam alanı oluşturduğu için, aqua kültürü, sürdürülebilir besin güvenliği açısından desteklemek zorundadır; ancak, ülkemizde kıyısal zonun korunması ve kullanılması çağdaş yaklaşımlardan uzak bir şekilde yönlendirildiğinden ve bu zonun, nasıl ve hangi sektörler tarafından, ne gibi kurallar çerçevesinde kullanılması gerektiğiyle ilgili yasal düzenlemeler bulunmadığından, ülkemiz aqua kültürü bu karmaşadan olumsuz olarak etkilenmiştir.

Türkiye'de, kıyısal zon ve denizi kullanan tüm sektörlerin idarî yönetimlerince, işbirliği içinde, çok yönlü kullanım planlaması ilkesi oluşturulamadığı sürece, balık yetiştiriciliği sektörü, kendini darboğazdan kurtaramayacaktır. Tüm bu sebeplerden, doğal kaynakları işleten, ayrıca yetiştiricilik yapan balıkçılık sektörü çağdaş bir yönetim yapılanmasına gidemediği sürece sorunlarının çözümü mümkün gözükmemektedir.

Ülkemizde kültür balıklarının üretimi 67 000 ton, deniz balıklarının üretimi 465 000 ton, diğer deniz ürünleri 19 000 ton, içsu balıkları üretimi ise 43 000 ton olmak üzere, denizlerimizden ve içsularımızdan 2001 yılında toplam 594 000 ton üretim sağlanmıştır. Diğer ülkelere bakıldığı zaman, gerçekten, çok geride kaldığımızı görmek mümkün.

Doğal kaynaklardan avcılık yoluyla elde edilen ürün miktarının sınırlı olması nedeniyle mevcut stoklar zorlanmış, yeni kaynakların araştırılması zorunluluk haline gelmiştir.

Su kaynaklarının sahibi hâlâ belirsizlik içindedir. Daha önce, 1984 yılına kadar genel müdürlük düzeyinde hizmet vermiş olan Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, o tarihten sonra, Koruma ve Kontrol Genel Müdürlüğüne bağlı daire başkanlığı düzeyine indirilmiş, Tarımsal Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü ise, yine, daire başkanlığı düzeyinde yeniden şekillendirilmiştir.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'de yıllardan beri uygulanan bir sistem vardır. Eğer bir yeri korumak istemiyorsanız, düzenlemek istemiyorsanız, beş on tane ilgili kuruluşa yetkiyi, sorumluluğu verirsiniz, o ilgili ve yetkili kuruluşların, topu birbirlerinin üzerine atarak bu korumayı hiçbir zaman yapmamalarını sağlarsınız. Eğer bir ülkede, bir kurumda iş yapmak istemiyorsanız; ama, yapar gibi görünmek istiyorsanız, yetkileri değişik şekilde dağıtıp işi yokuşa sürersiniz. 1380 sayılı Yasayı değiştiriyorsunuz; ama, idarî yapılanmayı, yani, Su Ürünleri Genel Müdürlüğünü kuramıyor, yeniden yapılandıramıyorsunuz. O zaman, bu yasa yine aksar, yine tökezler.

Yine, her şeyde olduğu gibi, su ürünleri konusunda da önemli ölçüde eğitime ihtiyaç var. Su ürünleri konusunda mezun olan mühendisler teoriğin yanında pratiği de sahip olmalıdır. Bunun için, üniversitelere bağlı su ürünleri fakültelerine, araştırma istasyonlarının kurulması konusunda yetkiler verilmeli ve araştırma istasyonları kurmaları sağlanmalıdır.

İyi bir yetiştiricilik, korumacılık, tüketim, diğer sektörlerde olduğu gibi iyi bir eğitimle mümkün olabilecektir. Öncelikle -bütün üretici ve tüketicilerle- sürdürülebilir bir balıkçılığın olması, ancak onun korunmasıyla mümkün olacaktır.

Su ürünlerinin gelişmesi ve geliştirilmesi için en önemli etken korumadır. Koruma ve kontrol tedbirlerine, balıkçıların, yerel yönetimlerin katılımları -muhtarların ve belediyelerin- sağlanarak, Kara Avcılığı Kanunu Tasarısında olduğu gibi bir Merkez Av Komisyonunun kurulmasında fayda vardır.

Değerli arkadaşlar, -kara avcılığında da, sanıyorum, bundan önceki dönemlerde aynı şekilde yürümüştür- yasak avlanmayı önlemek için -Merkez Av Komisyonu örneğinde olduğu gibi- burada da bir merkez av komisyonunun kurulmasında fayda vardır. Bu komisyonda, gönüllü kuruluşlardan, üniversitelerden, balıkçılık sektöründen ve balıkçılık kooperatiflerinden temsilciler olmalıdır. Bu şekilde olabildiği takdirde, bu sektörü koruma şansı vardır. Ancak bu şekilde otokontrol sistemi sağlanarak, üretimi artıracak tedbirleri sağlayabiliriz. Yoksa, 13 tane kuruma görev vererek, bu kontrolü sağlama şansını yakalayamayız. Şimdi soruyorum: Köy muhtarı, bekçi, korucu, belediye zabıtası hangi güçle yasak avlanmaya engel olacaktır; mümkün müdür bu; yaptırımı ve etkisi ne? Diyoruz ki, denizin içinde yasak avlanma var; bunu, önlemesi mümkün değil.

Koruma ve kontrol, önemle üzerinde durmamız gereken bir konudur. Öncelikle, balık üreme sahalarını verimli bir şekilde kullanmalıyız. Bakıyoruz, bir işletmeci, en güzel koylarda balıkçılık üretimi yapıyor; onun dışında, 4-5 tane daha işletme, ruhsat almadan üretime başlıyor.

Değerli arkadaşlar, biraz önce arkadaşlarım bahsetti; bu, Gazipaşa'daki orkinos çiftliğiyle ilgili değişik basın organlarında değişik şekilde haberler çıktı. Bunu, bize gönderen de yine bir işletmeci; bakın, öbür balıkçılar hakkında ne söylüyor: "Bu yıl içinde, mevcut hükümetin popülist yaklaşımları ve destekleri sonucunda, 3 firma daha, Gazipaşa'da gerekli izin işlemlerini tamamlamadan tesis kurma işlemine başladı." Şimdi soruyorum -Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanı burada mı; yok- Tarım ve Köyişleri Bakanlığından izin almadan bu işletmeler hangi yetkiyle, ruhsatsız ve izinsiz bir şekilde, burada işletme kurma hakkına sahip oluyorlar?! Bunu yapabilmeleri mümkün mü; yani, bu, devlete saygısızlık değil mi?! Kimin adına yapıyorlar bunu; hangi yetkiyle yapıyorlar?! Tabiî ki, eğer, biz devlete karşı güçlüyüz diyorlarsa, onu bilmek benim görevim değil; onu bilmek, devletin, sorumluların görevi. Şu anda, kimi ruhsatlı, kimi ruhsatsız işletilmeye devam ediliyor.

Değerli arkadaşlar, öncelikle, Türkiye'de bir havza planlaması yapılmalı. Bu, tarım alanında da böyle olmalı, turizm alanında da böyle olmalı, balıkçılık sektöründe de böyle olmalı. Türkiye'de, balıkçılık yapılan yerler ayrılmalı, turizm yapılan yerler ayrılmalı, tarım yapılan yerler ayrılmalı ve bunlar, daha önceden ilan edilmeli. Herkes, dilediği yerde işletme kurabilme şansını yakalayamamalı. Bunun, böyle olmaması lazım; bakıyorsunuz, turizmin en yoğun olduğu yerde, kıyıdan hemen 300 metre içeride orkinos çiftlikleri var. Yine, aynı yerden gelen fakslarda, Sahil Güvenlik Komutanlığınca, Alanya Çevre Sağlık Müdürlüğünce ve balıkçılar kooperatifince tutulan tutanaklarda 10 adet orkinosun kıyıları vurduğu belirtiliyor; ölü orkinoslar.

Değerli arkadaşlar, üretime karşı değiliz; ancak, sürdürülebilir bir üretim olmalı. Yani, yüz yıl sonra da orada balık üretimi yapılabilmeli; yüz yıl sonra da oradaki turizm tesislerinde insanlar kalabilmeli; yüz yıl sonra da oradaki tarım işletmeleri domatesi, patlıcanı, biberi üretebilmeli; onu yapmalıyız. Yoksa, niye sürdürülebilir bir balıkçılığa karşı olalım ki; öyle bir isteğimiz, talebimiz yok. Ancak, herkes, hakkına riayet etmeli, devletin sınırladığı yerlerde görevini yapmalı.

Değerli arkadaşlar, yine, korumanın bir şekli de, düzenli ve planlı avlanmadır. Bunu yapamadığımız zaman, ne bir balığı ne de bir deniz ürününü gelecek kuşaklara aktarma şansı olacaktır.

Sayın Başkan, değerli üyeler; avlanmalarda öyle yanlışlıklar yapılıyor ki, gece ışıkla avlanma, trolle avlanma bunlardan bazılarıdır. Bazı zamanlarda deniz kıyısına hiç yaklaşmaması gereken troller, özellikle göçmen balıklar geldiği zaman, kıyılara 200 metre, 100 metre yaklaşıyorlar ve 150-200 metrede avlanma yapıyorlar; ama, sadece olta balıkçılığı yapmak için gelen 315 santimetrelik fiberler yakalanıp milyarlarca liralık cezaya uğruyorlar; bu, haksızlıktır ve adaletsizliktir değerli arkadaşlar.

---

**Kaynak gösterme:** Nail Kamacı (CHP, Antalya). “Su ürünleri kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.125)”. TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim tutanağı, 22 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nail-kamaci-22-2003-07-22-su-urunleri-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
