# Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kan.tas.(ss.646)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nail Kamacı (CHP, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim
- **Tarih:** 10 Mayıs 2005
- **Gündem:** YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KAN.TAS.(SS.646)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nail-kamaci-22-2005-05-10-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku

> Nail Kamacı (CHP), 10 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİLENEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARININ ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİMİ AMAÇLI KULLANIMINA İLİŞKİN KAN.TAS.(SS.646)); konuşma 1.584 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NAİL KAMACI (Antalya) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşülmekte olan 646 sıra sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun Tasarısının 6 ncı maddesi üzerinde Grubum ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

"Elektrik" kelimesini duyduğum zaman duraklıyorum. Duraklamamın nedeni, modern uygarlığın temel unsuru olan elektriğin, aynı zamanda tehlikeli bir şey olmasındandır. Elektriğin ülkemizde tehlikesi ise sadece fiziksel çarpma anlamında değildir; sık sık, siyasî, bürokratik ve ekonomik olarak da, tek tek bireyleri ve toplumları çarpabilen bir enerji biçimi olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun çok örneğini gördük, görmekteyiz ve anlaşılan o ki, görmeye de devam edeceğiz.

Önemli bir sektörü konuşuyoruz; bu konu hakkında daha da konuşulacak, üzerinde düşünülecektir. Enerji kaynakları ve elektrik enerjisi konusunda dünyada ve ülkemizde yaşanmakta ve yaşanacak olan gelişmeleri, yakın geçmişteki gelişmeler ve dönüşümler ışığında ele almamız gerekecektir.

Değerli arkadaşlar, konuşmama başlamadan önce, öncelikle bir teşekkürü yapmam gereken bir milletvekili arkadaşımız var. Geçen hafta görüşülmesine başlandığı zaman, Sayın Komisyon Başkanının konuşmasını, hiçbir siyasî değerlendirmeye tabi tutmadan, gerçekten içten gelen bir konuşma olarak değerlendiriyorum ve bu konuşmaların daha da fazla olmasını diliyorum. Teşekkür ederim Sayın Başkan; çünkü, şöyle bir konuşma geçti... Aslında, bu konuşma, ertesi gün gazete manşetlerinde olmalıydı; fakat, ne hikmetse, bu önemli görüşmeleri ve konuşmaları gazetelerin manşetlerinde görme şansını yakalayamıyoruz. Nasıl oluyor da, bunlar, önemli şekilde yayınlanmıyor, onu bilmek mümkün değil. "Herkes eteğindeki taşı döksün, varsa bildiği, gelsin anlatsın dedik. Geldiler, anlattık, konuştuk; ama, maalesef, bir sene önce bu yasa Meclise geldikten sonra bazı kişiler tarafından durduruldu. Komisyon olarak bu noktada üzüntü içerisinde olduğumuzu şahsım ve arkadaşlarım adına ifade etmeden geçemeyeceğim. Doğrusu, bundan sonra böyle hadiselerin olmasını da gönlüm istememektedir." Sayın Komisyon Başkanının dileklerine aynen katılıyorum; ancak, bu, sadece, bugün, İktidar Partisi bir milletvekilinin bu kürsüde söyleyebilme cesaretini göstermesinden dolayı kendisine teşekkür etmek istiyorum.

Bu, sadece enerji sektöründe konuşulması gereken bir şey değildir. Aslında, Türkiye'de, ülkemizde bu yasalar görüşürken hangi iç güçler veya hangi dış güçler tarafından engellenmesinin de bir ifadesidir. Bu anlamda, bunun tarihe tanık olmasını istiyorum; çünkü, gerçekten, bugüne kadar yapılan çalışmaların, uyguladığımız siyasî tercihlerden sonra geldiğimiz 320 milyar dolar borcun kaynağındaki bu temel tercihler olduğundan şüphemiz yoktur. Bunu iktidarla beraber paylaştığım için kendimi mutlu sayıyorum.

Yine, aynı günkü toplantıda Sayın Enerji Bakanının bir konuşmalarını da üzülerek dinledim. Sayın Bakan, bazı kişilerin, özellikle Grup Başkanvekilimizin kendi mesleğiyle ilgili olmadığı için bilmediğini söyledi. Sayın Bakana bir şey hatırlatmak istiyorum. Yanındaki kabine arkadaşlarına baksın; o arkadaşlarının hangisinin kendi konusuyla ilgili olduğunu bulabilme şansına sahip olacaktır. Siz elektrik mühendisisiniz; tabiî ki, Enerji Bakanı olmanızdan mutluluk duyarım; ama, etrafınızdaki arkadaşlarınıza baktığınız zaman, hanginizin işletme mezunu olduğunu, hanginizin mühendis olduğunu bulma şansınız var. Onların isimlerini burada vermeyeceğim; çünkü, Sayın bakanlara karşı saygısızlık yapmış olurum.

Yine, o günkü değerlendirmelerde Sayın Bakanım "7,5 milyon kişiye kömür verdik" dedi, "önümüzdeki yıl 10 000 000 kişiye çıkaracağız" dedi. Gerçekten, Türkiye'deki hesaplamalar buna göre yapılacak olursa Türkiye'nin nüfusu 100 000 000'u geçmiş demektir. Eğer, bugünkü şartlarda bunu verebiliyorsanız, yarın devlet küçülecekse, küçüldüğünü varsaydığınız zaman, onları hangi kuruluşlar verecektir; ya dernekler verecektir ya vakıflar verecektir ya da açık toplum endüstrileri verecektir. Açık toplum endüstrilerinin verdiği yerlerdeki turuncu devrimleri görüyoruz Sayın Bakan. Ukrayna'da yaşandı, Kırgızistan'da yaşandı. Bunlar, o insanların, o halkların istemediği devrimlerdi. O yüzden, dışarıdan veya başka yerden kaynak alırken, yardım alırken çok dikkat etmek zorundayız; çünkü, Türkiye'nin bağımsız olmasına ihtiyacı vardır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bugün aynı şekilde, dün, sonuçlanan İkinci Dünya Savaşının 60 ıncı yıldönümünü kutladık; andık daha doğrusu. 40 000 000 insanın ölümüne yol açan ve insanların birbirini öldürdüğü bir savaşı yaşadık. Bu savaşların kaynağındaki o dönemin şartlarını değerlendirdiğimiz zaman, 3,5 milyon kişinin daha fazla bir araziye sahip olmasından mı kaynaklanıyor, yoksa, o dönemler içinde geleceği görüp de Ortadoğu petrollerine veya Kafkas petrollerine, yani, enerji kaynaklarına gitmesinin mi neden olduğunu iyi araştırmak lazım değerli arkadaşlar. O savaşların temel nedeni, birinci paylaşım savaşından sonra, ikinci paylaşım savaşının sonuçlarıdır. Zaten, gördüğünüz gibi, petrolün olduğu yerlerdeki sınırların hepsi düz çizgidir; yani, sanki cetvelle birileri tarafından çizilmiştir. Bu anlamda, önümüzdeki dönem içerisinde Afrika'da olan Nijerya'ya da dikkat etmek lazım; çünkü, Nijerya da petrol üreten ülkeler içerisinde etnik yapısı farklı olan bir ülkedir. Bu anlamda, Nijerya'nın da geleceği buna benzeyen bir yoruma açıktır ve geçtiğimiz dönemlerde oluşan, Ortadoğu'da birçok insanın ölmesine neden olan savaşların başlaması, sadece, acaba o ülkeye demokrasi getirmek isteyen ülkelerin demokrasi amacıyla mı yapılmıştır, yoksa, enerji kaynaklarının paylaşılması amacıyla mı yapılmıştır?!

Oradan geçiyorum... Ortadoğu'nun en önemli enerji kaynaklarından bir tanesi de su kaynaklarıdır; bir tanesi Mısır'da vardır, iki tanesi Türkiye'dedir, hatta üç tanesi... Acaba, önümüzdeki dönem Türkiye'deki enerji kaynakları da mı bu şekilde bir düzenlemeye tabi tutulacaktır?! Bunların önümüzdeki dönem içerisinde tutulmaması için şimdiden önlemini almak durumundayız. Sayın Bakan o günkü tartışmalarda çok sinirlendi, özellikle Mavi Akım Projesi konusunda.

Değerli arkadaşlar, sayılar yanlış söylemez; tutanaklar da yanlış söylemez. Size, bir soruşturma önergesi sunuyorum: 2.5.2001 Çarşamba. O günkü Fazilet Partisi tarafından Mavi Akım'la ilgili, doğalgaz projesiyle ilgili verilen bir soruşturma önergesi. Onların yanında, onun karşısında söyleyenler bugün farklı şeyler söylüyorlar. O günkü soruşturma önergesini verenleri söylüyorum: Bülent Arınç -burada olmayanları söylemiyorum; çünkü, yanlış olur- Faruk Çelik, Zeki Ergezen, Salih Kapusuz, Osman Pepe, Ergün Dağcıoğlu, Akif Gülle, Dengir Fırat. Daha birçok isim var.

Değerli arkadaşlar, Meclisteki herkesin soruşturma önergeleri vermeye hakkı vardır. Bu anlamda, bunlardan alınganlık göstermek, kızmak doğru değildir. O günlerde de aynı şekilde bu önerge sahipleri adına konuşan Rıza Güneri'nin konuşmasından sonra, Anavatan Partisi Grubu adına Beyhan Aslan konuşma yapmış. "Eften püften konuşmalar bunlar. Bunlar çok önemli şeyler değil" demişler ve bakıyorum, yine o günkü konuşmalarda şahsı adına söz alan Ayşe Nazlı Ilıcak "böyle bir soruşturma önergesi verilmiştir; çünkü, Cumhur Ersümer... -anlatıyor- Beyhan Aslan Beyefendinin buyurduğu gibi bunlar eften püften şeyler değildir" diyorlar. Bence, Sayın Bakanın yapması gereken şeyler, bu kendisiyle ilgili veyahut da yönetimle ilgili yapılan değerlendirmeleri ciddî şekilde dinlemesi ve varsa bu değerlendirmelerden bir ders çıkarması lazımdır.

Bu anlamda, geçen dönem Fazilet Partisinde yapılan işlerin bu dönem Cumhuriyet Halk Partisi tarafından gensoru olarak verilmesine veya Grup Başkanvekilimizin bu konularda soru sormasına sinirlenmek doğru bir yaklaşım değildir. Bence, olsa olsa, bu yaklaşımlardan büyük bir ders çıkarmak lazım. Bu derse de hepimizin ihtiyacı var; çünkü, siyasetin yarın hangi noktaya geleceğini bilemiyorsunuz. Burada oturanlar buraya geçiyor; hatta, bütün burada oturanlar bazen siyasetin dışında kalabiliyorlar; buna çok dikkat etmek lazım.

Doğrudan doğruya enerji kaynaklarına ilişkin talepte bulunmak tepki toplayan bir konu olduğu için, Ortadoğu'nun adım adım işgaline bir kılıf uydurulması gerekmiştir. O yüzden "demokrasi eksik, insan hakları yok" gibi söylemler tamamen bahanedir. Bu konular tabiî ki önemlidir. Ülkelerin enerji kaynakları sömürülmektedir; bu, petrol olabilir, su olabilir, bor olabilir. Hele bu yönde bir de kamuoyu oluşturabildikleri takdirde -ki, bu konuda hayli başarılılar- keyfilerine deme gitsin.

Son zamanlarda petrolün varil fiyatı 60 doları gördü. Bu, bana, 1970'leri hatırlatıyor. 1970'lerde de ülkemiz ekonomik krizlerle boğuşuyordu. Sanılıyor ki, bu petrol fiyatlarını artıranlar, petrol üreten ülkeler; ama, hiç alakası yok. Belki, o ülkeler, sattıkları petrolün gerçek gelirinin çok düşük değerini alabiliyorlar. Eğer öyle olmamış olsaydı, bugün o ülkelerin hepsi refah içinde olabilirlerdi.

Bu pastanın en büyük dilimini, fosil yakıtları sektöründeki uluslararası sermaye yemektedir ve bu uluslararası sermaye-güç odakları, zaman zaman, ellerindeki gücü, gelişmekte olan ülkeleri boyunduruk altında tutarak, gelişmelerini engellemek için kullanmaktadırlar; onların giderlerini biraz daha artırarak, tasarruflarını yatırıma aktarmalarını engellemektedirler. Aynen ülkemizde olduğu gibi, gelirimizin çoğu borç faizine gitmekte, yeni yatırım yapılarak ekonomik verimliliği artırılması gereken KİT'lere özelleştirme bahanesiyle hiçbir yatırım yapılmamaktadır. Ulusal birikimlerimizle oluşturduğumuz ve artık üretim yapamayan bu kuruşları arsaları fiyatına özelleştirmekteyiz.

Uluslararası sermayenin tüm sektörlerde hâkim oluş sürecinin önünü açan en temel uygulama, gelişmekte olan ülke hükümetlerine bir şekilde dayatılan uluslararası anlaşmalardır ve bu anlaşmalarla kurulan uluslararası örgütlerdir. Ülkemizde enerji ve elektrik piyasalarında yaşanan gelişmelerin asıl öznesi, Dünya Ticaret Örgütü anlaşmaları ve Dünya Bankasının kredi anlaşmalarıdır.

1995 yılından beri kapsama alanı gittikçe genişleyen Dünya Ticaret Örgütünün Genel Hizmet Ticareti Anlaşmasının -yani, GATS- 4 üncü başlığı, su iletim sistemleri, enerji ve atık su işleme sektörlerini kapsamaktadır. Ülkemiz, bu anlaşmayla, bütün bu sektörlerde KİT'leri özelleştirilmesi taahhüdünde bulunmuştur. Bu taahhütleri yerine getirmesi, 1980'den bu yana Dünya Bankasıyla yapılan yapısal dönüşüme ilişkin kredi anlaşmalarında hep şart koşulmuştur.

Buradan Sayın Bakana soruyorum: 31 Mayıs 2005 tarihinde Dünya Ticaret Örgütüne verilecek bu taahhüt listesi içerisinde bu anlaşmaların çerçevesi genişletilmiş midir genişletilmemiş midir? Bunu sormak istiyorum.

Bu anlaşmalar uyarınca, Türkiye'den, bütün piyasaları ulusalın da ötesinde uluslararası rekabete açması dayatılmıştır; ancak, şöyle bir uygulama getiriliyor değerli arkadaşlar: Serbest piyasa diyoruz, liberal ekonomi diyoruz; ama, bunun şartlarına Türkiye'de uyulmuyor. Şimdi, elektrik üretimi özelleştiriliyor, dağıtımı özelleştiriliyor, iletimi özelleştirilmiyor. Tabiî, iletim demek trafo demek, iletim demek enerji hatları demek. Enerji hatlarını yapmak pahalı, enerji trafolarını yapmak pahalı. Niye biz yapalım diyorlar; biz üretileni satarız, ürettiğimizi satarız. Kim yapsın bunları; bunları, yine, yetmişbeş milyon insan yapsın; yani, pastanın büyüğünü biz alalım; ama, masrafı hep beraber paylaşalım diyorlar. Böyle haksızlık olabilir mi değerli arkadaşlar?! Böyle bir şey olabilir mi?! Hem liberal ekonomi diyorsunuz hem de buna uygun işlem yapmıyorsunuz.

Ayrıca şöyle bir olay daha var: Diyorlar ki elektrik üretimi yapan şirketler, biz elektrik ürettiğimizde alım garantisi olması lazım. Değerli arkadaşlar, hangi üreticinin ürününe alım garantisi var bu ülkede veya dünyada?! Serbest piyasa ekonomisi bu değil mi?! Nerede var; tavukçulukta var mı, domatesçilikte, sebzecilikte var mı, demir-çelikte var mı?! Nereden kaynaklanıyor bu? Tabiî ki, Türkiye'de 27 000 000 aboneyi bulmuşlar, sabah akşam da zam oluyor. Böyle olduğu sürece de onların da iştahlarını kabartıyorlar. Bu anlamda iletim de onların elinde değil; çünkü, üretim ile dağıtımı yaparlar, faturalar gelir, biz ödemeye devam ederiz.

Değerli arkadaşlar, böyle bir haksızlık dünyanın hiçbir yerinde yoktur. Bu haksızlığa Adalet ve Kalkınma Partililerin de evet diyeceğine inanmıyorum. Tasarının yenilenebilir enerji kaynakları konusundaki kısmına aynen katılıyorum ve destekliyorum; ama, bu enerjinin geneli üzerinde yaptığımız eleştirilerin dikkate alınmasını istiyorum. Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Nail Kamacı (CHP, Antalya). “Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik enerjisi üretimi amaçlı kullanımına ilişkin kan.tas.(ss.646)”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 10 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nail-kamaci-22-2005-05-10-yenilenebilir-enerji-kaynaklarinin-elektrik-enerjisi-uretimi-amacli-ku (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
