# Kalkınma ajanslarının kuruluşu,koordinasyonu vegörevleri hakkında kan.tas.(ss.920)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nail Kamacı (CHP, Antalya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim
- **Tarih:** 24 Ocak 2006
- **Gündem:** KALKINMA AJANSLARININ KURULUŞU,KOORDİNASYONU VEGÖREVLERİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.920)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nail-kamaci-22-2006-01-24-kalkinma-ajanslarinin-kurulusu-koordinasyonu-vegorevleri-hakkinda-kan

> Nail Kamacı (CHP), 24 Ocak 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KALKINMA AJANSLARININ KURULUŞU,KOORDİNASYONU VEGÖREVLERİ HAKKINDA KAN.TAS.(SS.920)); konuşma 1.776 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NAİL KAMACI (Antalya) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sıra sayısı 920 olan kanun tasarısı üzerinde, 29 uncu maddede şahsım ve Grubum adına konuşma yapmak için huzurunuzdayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 2 Temmuz 2005 Cumartesi günü Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmeye başlanan ve ilk 25 maddesi kabul edilen Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı, ülkemizde hayata geçirilmeye çalışılan ve de "devlette reform" olarak adlandırılan sürecin en kritik parçalarından biridir. Reform paketindeki diğer yasalardan bu tasarının ayrıldığı en bariz nokta ise, kamu yönetimi sistemimizde var olan mekanizmalarda değişiklik yapılmasından ziyade, tamamen yeni olan yerel kurumların (kalkınma ajanslarının) kurulmasını öngörmesidir.

Aslında, hükümet tarafından bu tasarıya ilişkin ilk çalışmalarda kullanılan "bölge" ifadesi, daha sonradan çıkarılmış; ancak, tasarının adındaki bu değişiklik, tasarının içeriğine ilişkin herhangi bir değişikliğe neden olmamıştır.

Hatırlarsanız, o tarihlerde AKP İktidarı İçtüzükte değişiklik yaparak, tasarı ve teklifleri ayrıntılı biçimde görüşülmeden Genel Kuruldan geçirebilmeyi başarmıştı ve bunda da başarılı olmuştu. Bunun üzerine, biz, CHP milletvekilleri olarak, Genel Kurulu terk etmiştik. O tarihte görüşülmesinde herhangi bir muhalefet olmadığı halde, AKP, görüşmeyi 26 ncı maddede bırakmıştır. Buradan açıkça anlaşılmaktadır ki, AKP'nin bu konuda net bir fikri ve tavrı bulunmamaktadır. Yani, siz de bilmiyorsunuz; bu, deve midir, bir kuş mudur?.. Zaten, Tempo Dergisinin 48/938 sayısında, bu tasarı hakkında "26 eyaletli Türkiye projesi, Türkiye'den önce AKP'yi böldü" diye haber çıkmıştı o tarihlerde. Yani, bu tasarının kanunlaşması durumunda, Türkiye Cumhuriyeti idarî yapısında ve Türkiye ekonomisinde yaşanacak gelişmelerin ne olacağı hiç de açık değildir.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan Abdüllatif Şener'in 13 Mayıs 2005 tarihli Dünya Gazetesinde yayınlanan demeci aynen şöyledir: "Birkaç hafta içinde Meclisten geçecek kalkınma ajansları kanunuyla, yatırımcı, bürokrasinin içinde boğulmaktan kurtarılacak; her ilde bir yatırım ofisi kurulacaktır. Yatırımcı ofise gelecek, evraklarını verecek, bütün işlemleri orada tamamlanacak. Buralarda bir kalkınma ajansı oluşacak ve yörenin potansiyelini harekete geçirmek için çaba harcayacaktır. Her ilde bir yatırım ofisi oluşturulacak, bu ofisin fonksiyonu şu olacak: Bir yatırımcı yatırım yapmak istediği zaman daire daire dolaşmayacak, bürokrasinin içinde boğulmayacak; yatırım ofisine gelecek, evraklarını verecek, bütün işlemleri orada tamamlanacak ve git, yatırımını yap denecektir. Bu da, umut ediyorum ki, birkaç hafta içinde Meclisten geçecektir. Önce tek durak ofisler olarak adlandırmıştık; komisyonda bu ofislerin ismi değişti, yatırım destek ofisleri ismini aldı. Bu ofislerin kurulmasıyla birlikte yatırımcıların önündeki bürokrasi de kaldırılmış olacak, bölge potansiyeli de kalkınma için harekete geçirilmiş olacaktır." Sayın Bakanın bahsettiği gibi birkaç hafta içinde geçmedi, tam altı ay oldu, tekrar bu Meclisin önüne gelmesi için bu yasa teklifinin.

Sayın Şener'in burada söz konusu kurumlarla ilgili çizmiş olduğu pembe tablo son derece yüzeysel bir bakış açısı olup, gerçekleri yansıtmaktan uzaktır. Hatta, Sayın Bakan da verdiği mülakatta bu ajansların konumuna tam olarak inanmamış olacak ki, bu yeni kurumları sadece evrak işleri yapan bir yapılanma olarak göstermiş ve evrak işlerini tamamlayan bir örgütlenme olarak görmüştür ve gerçek niteliğinin ne olduğuna tam anlamış olarak değinmiş değildir; ancak, Sayın Bakanın gözardı ettiği noktalara bakacak olursak, BKA'ların Türkiye'nin toplumsal eşitsizliğini ortadan kaldırıp, bölgesel kalkınma sürecini başlatacak niteliği haiz değildir.

Peki, nedir bu tasarının önümüze getireceği muhtemel sorunlar?.. Öncelikle belirtilmesi gerekir ki, atıf yaptığım dergide de belirtildiği üzere, bu proje Türkiye Cumhuriyetinin üniter karakterli idarî teşkilatı için ciddî bir tehdittir. Bugün, bütün dünyada çok ciddî bir sorun teşkil eden yönetişim zihniyeti ile yerelleşme düşüncesi bu tasarının özünde var olup idarî yapılanmamızla çelişmektedir. Bilindiği üzere, son yirmibeş yıldır bütün dünyada sıklıkla konuşulan yerelleşme düşüncesi, ulusal egemenlik fikrini geri atan bir projedir. Bununla ulaşılmak istenen amaç, yerel kaynakların çok uluslu şirketlere açılması, uluslararası aktörlerin hammaddelere daha kolay ulaşması ve yerli emeğin yerel değerinden çok daha ucuza kullandırılmasıdır. Eğer tasarı bu haliyle yasalaşırsa, Türkiye de kendisini bu sorunların kucağında bulacaktır.

Öte yandan, yasa tasarısında dile getirilen bir başka nokta da bu ajansların hukukî statüsüdür. Tasarının 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrası aynen şöyle demektedir. "Ajanslar, tüzelkişiliği haiz ve bu Kanunla düzenlenmemiş bütün işlemlerinde özel hukuk hükümlerine tabidir." Bilinmektedir ki, kamusal yetki ve usullere göre iş yapacak olan herhangi bir kurumun tamamen kendi alanını düzenleyen kamu hukukuna tabi olması ve yargısal denetiminin de idarî yargı mercileri tarafından yapılması gerekmektedir. Oysa, bu fıkra, bir kamu kurumu olarak düzenlenen ajansların burada dile getirilen nitelikten yoksun olacağını belirlemektedir.

BKA'lar üzerine hazırlanan bu tasarının Sayın Bakan tarafından da dile getirilen bir diğer önemli özelliği, bölgesel dayanışma ve gelişmeyi hızlandırması ve merkezî bürokrasinin kırtasiyeciliğinden yatırımcının kurtarılmasıdır. Ancak, dikkate alınması gereken bir diğer husus, ilk defa, 1933'te Amerika Birleşik Devletlerinde uygulamaya konulan ve daha sonra Latin Amerika ve gelişmiş Avrupa ülkelerinde tecrübe edilen bu sistemin bu sorunlara tam olarak yanıt verememesidir. Örneğin, İngiltere'de bu konu üzerine yapılan araştırmalarda, bölgesel kalkınma ajanslarının merkezî bürokrasiyi kaldırmak amacı güttüğünü; ama, çok ciddî biçimde yerel bir bürokrasi ağı ortaya çıkardığı dile getirilmektedir.

Tasarıya bakıldığında, ilgili ajanslara tanınması düşünülen özerk alan, Türkiye'de de aynı sorunların ortaya çıkacağının çok açık göstergedir. Bu da yasama faaliyetiyle amaçlanan hedef ile ortaya çıkacak sonuçlar arasındaki uyumsuzluğu göstermektedir.

Bir diğer nokta ise, bölgesel gelişmenin dayanışmayla ortaya çıkacağı hususudur. Yine, İngiltere de dahil birçok uygulamada görüldüğü üzere, bölge kalkınma ajansları, bölgesel dayanışmadan çok bölgesel rekabeti öne çıkarmıştır. Bu da bölgelerarası iktisadî ve beşerî farklılıkların giderilmesi yerine daha da büyük sonuçların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Dikkat ediniz, bu tasarıyla, Türkiye, düzey 2'de 26 farklı parçaya bölünmektedir. Bu bölümlemeyi yapan DPT, ayırım kriterleri olarak kurumsal bölgeleme yaklaşımı, yerleşim ayırımları, coğrafî esaslar ve temel istatistikî göstergeler gibi son derece muğlak kavramlara atıf yapmaktadır; yani, bu ayırım nesnel kriterler ekseninde yapılmamıştır. Eğer, bu tasarı yasalaşırsa, her ajans yatırımcıyı kendi bölgesine çekmek için yarışacak ve bu yarışta başarısız olan bölgeler ile diğer bölgeler arasındaki eşitsizlik giderek büyüyecektir; yani, görüldüğü gibi, ülkemizde bu sistem çok daha tehlikeli yapılanmalara doğru gidecektir.

Bu tasarı üzerine değinilmesi gereken bir diğer nokta ise ajansların malî yapısına ilişkindir. Kalkınma ajanslarının en önemli geliri, genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan bir pay. Bu pay genel bütçe vergi gelirlerinin binde 5'i. Gelirlerle ilgili maddedeki diğer bir fıkraya göre şöyle bir durum daha var: Yine, genel bütçe gelirleri üzerinden bölgedeki il özel idareleri için yüzde 5, belediyeler için de yüzde 1 olarak bölge kalkınma ajanslarına bir pay ayrılması. Bu şekilde gelirlerini ortaya koyduğumuzda, aslında, kalkınma ajansları, bir yerel yönetim birimi olarak tanımlanmış oluyor. Bu haliyle, yerel yönetimler maliyesine dahil bir kamu idaresi halini almış oluyor; fakat, özel hukuk hükümlerine tabi. Kalkınma ajansları, büyük ölçüde bir kamu kaynağı kullanacak; fakat, bir kamu idaresi olarak tanımlanmıyor, bir özel hukuk kuruluşu, özel sektör kuruluşu gibi tanımlanıyor âdeta.

Tasarıda, genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan pay, kalkınma ajanslarının kurulmasından itibaren her yıl DPT'ye devredilecek, DPT aylık olarak bunları kalkınma ajanslarına aktaracak deniliyor. Bu da, şu ana kadar var olan sistemden çok farklı bir uygulama aslında. İl özel idareleri ve belediyelerden ayrılacak pay ise, ilgili belediyeler ve il özel idarelerin bütçelerinden kesiliyor. Eğer zamanında gönderilmezse, İller Bankası ya da Maliye Bakanlığı -yasa tasarısında "ve/veya" deniliyor- bu payı ilgili kalkınma ajansına devrediyor. Bu işleyiş, şu ana kadar süregelen, gerçekten de yerel yönetimler maliyesi sisteminin içindeki bir uygulama; fakat, Maliye Bakanlığı burada ne şekilde ilişkilendiriliyor belli değil, DPT nasıl ilişkilendiriliyor, o da açık değil. Kalkınma ajanslarının gelirleri konusunda bir muğlaklık devam ediyor.

Bütün bunların ötesinde, geçtiğimiz mayıs ayında yürürlüğe giren ve 36 il için geçerliyken 49 ili kapsayacak şekilde genişletilen Teşvik Yasası ile BKA tasarımının uluslararası sermayenin çıkarı açısından örtüştüğünün farkında olmak gerekir. Şöyle ki: Bir yandan teşvik kapsamındaki illerin sayısı artırılmakta; ancak, bu konuda IMF'nin tepkisiyle karşılaşılmakta iken, öte yandan, en az gelişmiş olarak nitelendirilen illeri kapsayan bölgesel kalkınma programları uygulanmaktadır. IMF'nin tepkisinin gerekçesi, teşvik uygulamalarının bütçeye getireceği yüktür. BKA tasarımının finansmanının ise AB fonlarından karşılanması öngörülmektedir; ancak, önümüzdeki dönem içinde AB'den gelecek fonların toplam miktarı 234 000 000 euro olduğu söylenmektedir. AB fonlarından yararlanılması mümkün olmayacaktır; ancak, AB fonlarının eksikliğinin giderilmesinde teşvik uygulamalarının -yükün bütçeye yüklenmesi aracılığıyla- uluslararası sermayenin ekmeğine yağ sürecektir.

BKA'ların sunacağı yatırım planlaması ve yatırım teşvikleri, yasa tasarısının gerekçesinden anlaşılacağı üzere, proje bazlı olacak. Bu projelerin hazırlanması işi ise, proje danışmanlık şirketlerine ihale edilecek. Bu durumda kamu hizmeti statüsünde olan kalkınma planlarının hazırlanması süreci özelleştirilmiş oluyor.

Aslında, BKA'ların iktisadî, siyasî ve idarî olarak çözümlenmesi çok değişkenli bir bilinmezin çözümlenmesini öngörmektedir. Bunun sonucu, ne kadar yerel düzeyde demokratikleşmeyi ve kalkınmayı telaffuz etse de,

BKA'ların asıl amacı küresel sermayenin üretim maliyetlerini düşürmektir. Bir yandan planlama-projelendirme işleri ajanslar üzerinden özel danışmanlık şirketlerine, özellikle konunun uzmanı olan Avrupalı şirketlere ihale edilerek -ki, planlama bir kamu hizmeti olmak durumundadır- bu sermaye kolu beslenecek; diğer yandan ajanslar yatırım çekecek kalkınmanın sağlanması bahanesiyle Türkiye'nin maddî ve insanî kaynaklarını kullanacaklardır.

Tasarının genel gerekçesinde bu ajanslar için tanımlanan temel işlev, düzenleyici devlet anlayışına paralel bir biçimde, doğrudan planlama ve uygulama yapmak yerine, yerel/bölgesel ölçekte destekleyici, koordine edici işlevler üstlenmektedir. Bu bağlamda, ajanslar, yerel kaynakların harekete geçirilmesi ve yerel/bölgesel kalkınma çabalarının etkisinin artırılması amacı doğrultusunda, yerel aktörler ve dinamikler arasında sinerji oluşturacak, yani, yerel düzeyde yönetişimi sağlayarak bunlar arasında koordinatör, organizatör ve katalizör işlevini yerine getirecektir.

Tasarı, bu amaçlar doğrultusunda BKA'lara, yerel potansiyellerin harekete geçirilmesi, bölgelerin/yerelliklerin yatırım potansiyellerinin ortaya çıkarılması, bölgeye/yerele yatırım çekilmesi, yerel girişimcilerin desteklenmesi, yerelin rekabet gücünün artırılması, devlet yardımlarının uygulanması ve altyapı ve çevre projelerinin gerçekleştirilmesi görevlerini vermektedir. Ajanslar, bunun için, bölge plan-programları hazırlayacak, projeler geliştirecek, mevcut proje ve yatırımları destekleyecek, bu çalışmalara katkı yapmak üzere de araştırma ve geliştirme, eğitim ve tanıtım faaliyetleri gerçekleştirecektir.

Bölgelerarası kalkınma farklarının BKA'ların sağladıkları teşvik ve kolaylıklarla ortadan kaldırılması sonucunda iç göçün azalacağı; bu suretle ülkemizin kentleşme süreçlerindeki çarpıklığın da giderileceği açıklanmaktadır. BKA'lar iç göçü durdurmayacaktır; ucuz emek, bedava arsa, vergi indirimi, temel girdilerde (elektrik, su) indirim gibi teşviklerle bu şekilde yatırım çeken yerler ise, yine, daha önceden Türkiye'de yatırım çeken alanlar olacak, bu alan da çarpık kentleşmenin yeni odaklaşmasına neden olacaktır.

Oluşturulması öngörülen yeni kamu yönetimi düzeni var olan denetim mekanizmalarının ve kurumlarının tavsiye edilerek, ya yerlerinin boş kalması ya da bağımsız denetim firmalarına denetim işlerinin ihale edilmesi öngörülmektedir. Ülkemizdeki, Sayıştay başta olmak üzere, bütün denetim kurumları, kamu hizmetlerinin gerçekten kamu hizmeti olmasının garantörleridir. Ayrıca, model alındığı ifade edilen İngiltere'deki durum da, kurulmak istenen gevşek denetim yapısıyla çelişki içindedir.

Diğer bazı ülke uygulamalarından farklı olarak, İngiltere'de, BKA'lar üzerinde merkezî yönetimin sıkı denetimi söz konusudur. BKA'ların, bakana ve parlamentoya karşı hesap verme yükümlülüğü vardır. Özerk bir örgüt olmakla beraber, BKA'ların işlevleri, bütçeleri, karar organlarının oluşumu ve personeliyle ilgili düzenlemeler, büyük ölçüde, merkezî yönetimin vesayeti altındadır. Örneğin, bir yandan, BKA'lara bütçe uygulamaları açısından bazı esneklikler tanınırken, diğer yandan, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ve Sayıştay, BKA'ları sıkı bir biçimde denetlemektedirler. Bu özelliği nedeniyle, bazı yazarlar, BKA'ları, merkezî güdümlü kurumlar olarak nitelendirmişlerdir. Zaman zaman bu alanda da eleştirilmişlerdir.

İngiltere'de BKA'ların merkezî yönetim tarafından sıkı bir biçimde denetlenmesi iki temel ilkeye dayandırılmaktadır. İngiliz yönetim ve siyasetine egemen olan Whitehall sisteminin özellikleri olan bu ilkeler, parlamento egemenliği ilkesi ve siyasal sorumluluk ilkesidir. Gücün ve iktidarın merkezileştiği Whitehall sisteminde bütün kurumların (bakanlıklar, özerk örgütler, yerel yönetimler) merkezî yönetimin sıkı denetiminde olması, bu ilkeler nedeniyle meşru olarak kabul edilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Nail Kamacı (CHP, Antalya). “Kalkınma ajanslarının kuruluşu,koordinasyonu vegörevleri hakkında kan.tas.(ss.920)”. TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim tutanağı, 24 Ocak 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nail-kamaci-22-2006-01-24-kalkinma-ajanslarinin-kurulusu-koordinasyonu-vegorevleri-hakkinda-kan (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
