# 59 uncu hükümet programı üzerindeki görüşmeler

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nazım Ekren (AK Parti, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim
- **Tarih:** 21 Mart 2003
- **Gündem:** 59 UNCU HÜKÜMET PROGRAMI ÜZERİNDEKİ GÖRÜŞMELER
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nazim-ekren-22-2003-03-21-59-uncu-hukumet-programi-uzerindeki-gorusmeler

> Nazım Ekren (AK Parti), 21 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 59 UNCU HÜKÜMET PROGRAMI ÜZERİNDEKİ GÖRÜŞMELER); konuşma 2.744 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA NAZIM EKREN (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın 59 uncu hükümet programını Yüce Meclise sunması dolayısıyla, Parti Grubum adına, özellikle ekonomi yönetimi ve Partimizin ekonomi felsefesi konusunda açıklamalar yapmak üzere huzurunuza gelmiş bulunuyorum.

Sözlerime başlamadan önce, CHP sözcülerini dinlemediğim dönemde ayrı bir metin hazırlamıştım, ona göre bir konuşma yapmayı planlıyordum; fakat, CHP'nin sayın sözcülerinin, ekonomi politiği ya da AK Parti ekonomi programına yaklaşım tarzından sonra, farklı bir içerikle, farklı bir mantıkla olaya bakmanın zorunlu olduğunu gördüm ve o konuda açıklama yapmak istiyorum.

Her iki sözcünün, sürekli olarak, AK Partinin programında yer alan siyasal, dışpolitika ya da ekonomiyle ilgili kısımlarında ikaz ve uyarı nitelikli bazı açıklamaları yapmaları üzerine, ben de, konuşmama şöyle başlarsam daha uygun olacağını düşünüyorum.

AK Partinin ekonomi programının, parti programı ile hükümet programının, acil eylem programlarının bir bileşkesi olduğu dikkate alınırsa, yüce milletimizin, CHP'den çok daha farklı olarak, AK Partinin ekonomi politiğini ve felsefesini çok iyi anladığını söyleyebiliriz. Bunu, şundan dolayı söylüyorum: Hem parti programımız hem seçim beyannamemiz seçimlerden önce yüce halkımıza takdim edildiğine göre ve ondan da seçim sonuçlarında ortaya çıkan yüce teveccühü dikkate aldığınızda, halkımızın, CHP gibi veya CHP mantığıyla bizim programımızı algılayamadığı veya bakmadığı ortaya çıkacaktır. Bundan çıkarmak istediğim sonuç şudur: Sayın sözcüler bazı kavramları ve bazı ilişkileri -iktisadî anlamda- gerçekten çok farklı şekilde algılamakta ve özellikle yanlış yorumlama konusunda ciddî bir gayret sarf etmektedir. Buradan hareketle şunu vurgulamak istiyorum: Bizim parti programımızın ekonomiyle ilgili kısımlarının yanlış anlaşılmasına binaen, üç önemli konunun CHP tarafından yeniden gözden geçirilmesini ve kendi demokratik, sosyal yapılarına uygun şekilde yorumlanmasını özellikle rica ediyoruz.

Birinci nokta şu: Parti programında, amaç olarak, özellikle üç konu öne çıkmıştı. Birincisi, makroekonomik istikrardır -bunu bu programda özellikle belirttik- ikincisi, mikroekonomik liberalleşmedir ve sonuncusu da dışa açılmadır. Bu çerçevede bakıldığı zaman, ekonomik istikrar kavramı, genel anlamıyla, geniş halk kitlelerinin ıstırap duyduğu ekonomik ortamı iyileştiren felsefenin temel taşıdır. Diğer bir ifadeyle, enflasyon, faiz, dövizkuru, bütçe açıkları, dışticaret açıkları ya da ekonomik büyüme ve işsizlik gibi temel parametrelerin, Türk ekonomi hayatının ya da -teknik ifadesiyle- fırsat maliyetlerinin uzaklaştığı bir ortamda, geniş halk kitlelerini memnun etmek mümkün değildir. Birinci nokta bu.

İkinci nokta, mikroekonomik liberalleşme dediğimiz, demokratik piyasa ekonomisi mantığıyla, bütün ekonomik birimlerin, kendi özgür düşünceleri çerçevesinde, özgürce ekonomik faaliyette bulunmalarının doğal sonucu olarak, tüm bireyleri ve tüm kurumları ekonomik faaliyete dahil etme sürecidir.

Sonuncusu ise, dışa açılma dediğimiz -yine globalleşme mantığıyla bakıldığında kısmen yanlış anlaşılabilir bir kavramdır- Türkiye'nin ihracatının millî gelire oranının gelişmiş ülke standartlarına yükseltilmesi olayıdır. Olaya bu şekilde bakıldığı zaman, kavramların yanlış oturtulmadığı, farklı yorumlanmadığı ya da eklektik bir programla ele alınmadığı açık şekilde ortaya çıkacaktır.

Bir diğer önemli husus -yine, program farklı açıdan yorumlandığında gözlenebilecek bir faktördür- programın -58 inci hükümetin programıyla, acil eylem planıyla tutarlı olduğunu vurgulamak için bir daha belirtmem gerekiyor- üç özel bileşeni vardır. Bir tanesi, Türkiye'yi bölgesel süpermarket yapma olayıdır. Bunun ifade ettiği sonuç çok açıktır. Türkiye ekonomisinin bölgeyle olan ekonomik ilişkilerinde, hem kendi üretimini pazarlama hem de bölgedeki üretimin Türkiye'de pazarlanma olgusunu artırma olayıdır.

İkinci faktör, finansal liberalleşmedir veya finansal vizyondur. Sayın sözcüler, sanki, programın önemli kısmının finansal ağırlıklı olduğu, reel sektörü ihmal ettiği gibi, oldukça haksız bir yorumla karşı karşıyalar. Şöyle belirtmek gerekir; programın oldukça fazla yerlerinde, makro iktisatla ilgili kısımlarında, mikroyla ilgili kısımlarında ya da genel çerçevesinde sürekli vurgulanan nokta şudur: Türkiye ekonomisi, reel sektörünü canlandırarak büyüyecektir. Bu, şu anlama gelmiyor... Reel sektör canlandığında ya da büyüdüğünde, finansal sektör de, elbette, buna eşlik edecektir.

Bir diğer kısıtlama -ekonomik programın ilk iki paragrafında zaten çok net şekilde vurgulandı- Türkiye ekonomisinin mevcut sorunlarını tartışma ve değerlendirmede, eğer, farklı bir yaklaşım içerisinde isek, çözümde de farklı sonuçların ortaya çıkması normaldir; ama, her konuşmacı, özellikle bizim temel kabul ettiğimiz Türkiye ekonomisinin mevcut koşullarını değerlendirme, ahlakî rizikodan tutun, etkin düzenleme, denetim ve yaptırım gibi, oldukça kritik konularda söz söylemediğine, yorum yapmadığına göre, olayın tespitinde ve değerlendirmesinde ortak bir noktada olduğumuzu anlayabiliriz.

Buradan hareketle, bir diğer faktör de, etkin devletin Türk ekonomi yönetiminde etkin rol almasıdır. Onu da şu şekilde belirtmek lazım: Ekonomik fonksiyonları gören devlet, programda çok net şekilde belirtildiği üzere, sosyal devlet anlayışını koruyarak ya da geniş halk kesimlerinin ekonomik taleplerini minimum düzeyde tutarak, devletin, güçlü, etkin ve sade olması, bunu da, yeni yüzyılın toplumuna uygun şekilde gerçekleştirmesi, programda tutarsızlık gibi algılanamaz.

Bu genel değerlendirmeden sonra, programın algılanma biçiminde ortaya çıkan hataların bana göre nedenleri konusunda birkaç konuda görüş belirtmek istiyorum.

Program incelendiğinde, mantık olarak, iki tane ana başlığı var. Bir tanesi "AK Partinin ekonomi politiği" dediğimiz, ekonomi yönetimi konusunda zihinsel arka planını, olaya bakış tarzını ve yaklaşım stilini belirten paragraflardır. İkinci kısım ise, ekonomiyle ilgili bölümlerin başında yer alan -iki veya üç paragraftır o- Türkiye ekonomisini değerlendirme koşullarıdır. Oradan da çıkan sonuç şu olması lazım: Türkiye'de, eğer, geçmiş dönemlerde biriken iç ve dışborç yükünü ya da iç ve dış denge koşullarındaki değişmeyi dikkate alırsak -bir de, çok net şekilde belirttik programda- son üç yılda, üç defa, üçer yıllık ekonomik program değişiyor ise, bu ifadenin ve bu yaklaşım tarzının CHP tarafından biraz daha hassas ve biraz daha ciddiyete uygun şekilde değerlendirilmesi gerektiğini görüşlerinize arz ediyorum.

İkinci nokta: Temel yapısal reformlar olarak adlandırdığımız 10 veya 11 tane kritik nokta var. Bu kritik noktalara farklı şekilde yaklaşılmadığında, ideolojik olarak değerlendirilmediğinde, hem mevcut durumla ilgili hem Türkiye'nin geleceğiyle ilgili hem de daha önce sözcüler tarafından vurgulanan savaş ekonomisi durumunda neler yapılabilir, bunlarla ilgili ciddî ipuçlarının olduğunu da görmek mümkün olacaktır.

Makro politikalar konusunda ise üzerinde durulan üç tane temel politika vardı programımızda. Bir tanesi, maliye politikası; bir diğeri, para ve finans politikaları; bir diğeri ise, dış ticaret politikalarıdır. Bu politikalar da, programın ilk bölümlerinde yer alan yapısal reformlarla ya da ekonomi politiğinin temel varsayımlarıyla tutarlı politikalardır; yani, eklektik mantıkla hazırlanmış, daha doğrusu, teorik ya da soyut olarak ifade edildiği söylenen, değişik yerlerden derlenmiş bir program havasında olmadığı çok açıktır.

Mikro politikalar konusunda ise, yine, ekonominin rekabet gücünü artırıcı ya da yeni yüzyılda devletin sahip olması gereken kurumlarla, özel sektörün yeniden yapılanması için ihtiyaç duyulan temel konulara önemli referanslar yapılmıştır. Buradan hareketle şunu söylemek mümkün: Ekonomiyi, teorik olarak kıt kaynak veya diğer nedenlerle insan ihtiyaçlarının tatmini anlamında değil, eğer, CHP'nin olaya yaklaşım tarzını dikkate aldığımızda, ekonomik başarı ya da başarısızlığın temel nedenlerinin tartışıldığı, değerlendirildiği veya yorumlandığı bir yaklaşım tarzı olarak görürsek, AK Partinin olaya bakışında dört temel, somut faktörün ortaya çıktığını söyleyebiliriz.

Biri şudur: AK Parti, iktidar olduğu dönem boyunca, Türkiye ekonomisinin sahip olduğu imkân ve kaynakların miktarını artırmayı hedeflemektedir. Bu, hem insan gücü olarak böyledir hem de sahip olduğu yeraltı zenginlikleri bakımından böyledir.

İkincisi de, yine, sahip olunan imkân ve kaynakların kalitesini artırmayı hedeflemektedir. Bunun da anlamı çok açık ve çok nettir. Teknolojiyle, yeni gelişmelerle ya da ilişki biçimlerini yeniden yorumlayarak, sahip olunan imkânların ve kaynakların kalitesini artırmak da mümkün olacaktır.

Üçüncü temel faktör ya da ekonomi politiğinin asıl belirleyicisi, iş ve işveren ilişkilerini hem Türkiye'nin hem de uluslararası gelişmelerin ışığında yeniden yorumlamaktır ve değerlendirmektir.

Son olarak da, ekonomi politik olarak adlandırdığımız ya da iktisat politikası olarak vurguladığımız para-maliye ve dış ticaret politikalarını ana hatlarıyla, daha önce belirlediğimiz ve çizdiğimiz çerçevede uygulamaya koymaktır.

Bu genel değerlendirmeden sonra, aldığım notlar çerçevesinde, konuşmacıların isimlerinden bahsetmeyerek, yaptıkları vurguları genel olarak değerlendirmek istiyorum.

IMF'le ilişkiler konusunda yapılan değerlendirmelerin, programda, bir önceki programdan farklı olduğu ya da önemli ölçüde IMF'le entegre bir program olduğu konusunu, gerçekten, olayları algılama eksikliği olarak yorumluyorum. Bunu şundan dolayı yorumluyorum: Programda faiz dışı fazla kavramının olması ya da borçların millî gelire oranından bahsediliyor olması ya da para arzındaki artıştan bahsediliyor olması, IMF programında yer alan bazı kavramların tekrarı gibi algılanıyor ise, yanlışlık buradan başlıyor demektir.

Bir de şunu söylemek mümkün; daha önce ifade ettim: Üç yıllık üç program uygulanmışsa ve şu anda uygulanan program da 2004'e kadar devam edecekse ve bu programın hem kantitatif kurgusunda hem de ekonomi politiğinde devletin devamlılığı ilkesi geçerliyse ve bu da Sayın Başbakanımızın ve sayın yetkililerimizin ifade ettiği şekilde sosyal revizyonla düzeltilecekse, bunun, IMF'le özdeş olduğunu söylemek kolay bir şey olmasa gerekir.

Bir diğer faktör, -ana hatlarıyla söylemek gerekirse- rant aktarma mekanizmasını içeren bir program havasında olduğu söylendi. Aslında, programın genel çerçevesine bakıldığında; diğer bir ifadeyle, AK Partinin toplumdan aldığı yetkiyi nasıl kullanacağını ifade ettiğimiz, demokratik piyasa ekonomisi yaklaşımı, etik değerleri yüksek bir elit bürokrasiyi, etkin ve şeffaf malî ve finansal piyasaları, yaptırım, denetim ve düzenlemenin de etkin olduğu bir toplum hedefini vurguladığımız bir ortamda, rant ekonomisinden bahsetmenin gerçeklerle ilgisi olmadığı çok açıktır.

Finans sektörüne ağırlık verme konusuna gelince: Bunu oldukça yanlış yorumlamamak gerekir. Şöyle bir göstergeden bahsedebiliriz: Banka sektörünün aktiflerinin millî gelire oranına baktığınız zaman, bu, gelişmiş ya da bizimle benzer yapıda olan bir ülkeninkinden oldukça düşüktür ya da bir başka faktöre baktığınız zaman, M2 dediğimiz, bir para arzının millî gelire oranına baktığınızda ya da iç ve dışborçların millî gelire oranına baktığınızda, hâlâ bu oranlar gelişmekte olan ülke oranlarından oldukça düşükse, Türkiye'de finans sektörü ağırlıklı bir politika izleyen bir programdan bahsetmek gerçekten haksızlık olacaktır.

Dış yardımlar konusuna fazla ağırlık vermek ya da dış yardımlardan gelecek destekle Türk ekonomisinin sürdürülebilir büyümesinin devam edeceğini varsaymak, yine, program çerçevesinde ifade ettiğimiz, satır aralarında çok net şekilde vurguladığımız yabancı sermaye ile Türk özel sektörünün ekonomiye katılımını artırarak Türkiye'deki yatırım stokunu artıracağımız ifadesinin gözden kaçtığını göstermektedir.

Alternatif programın olmadığı konusu ise, diğer bir yanılgı. Bunun da temel nedeni, programın bir bütünsel yaklaşımla, yani, ekonomi politiği, mikro çerçevesi, makro çerçevesi ve yapısal reformlarla birlikte dikkatli şekilde gözlemlenmediğinin, yorumlanmadığının ve eleştirilmediğinin doğal bir sonucu olacaktır.

Rehabilitasyon ve restorasyon konusundaki kavram kargaşalığı konusunda ise -Sayın Çelik onu çok güzel ifade etti; siz burada yoktunuz ben onu tekrar etmek istemiyorum- söyleyecek fazla bir şey yok gibi gözüküyor.

Acil eylem planında nelerin gerçekleşip nelerin gerçekleşmediği daha önce -zannediyorum, 3 Martta Devlet Planlama Teşkilatının yayımladığı bir raporla- toplumla paylaşıldığı için, burada, o konuda demagoji yaparak "şunlar kesinleşmiştir, şunlar kesinleşmemiştir" ifadesini fazlalık buluyorum.

Bir diğer faktör, buradaki tartışmalarda, işin özünün temeli, ekonomik programın ya da Hükümet Programının felsefî arka planını ya da somut birtakım önerileri tartışmaksa, sık sık bütçeye referanslarda bulunarak daha sonraki görüşmeler konusunda tartışacağımız konuları gündeme getirmeyi de, Hükümet Programının yeteri kadar tarafınızdan ele alınmadığının bir göstergesi olarak değerlendirmek istiyorum.

Bir diğer faktör, çok teknik, çok akademik ve bir üniversite öğretim üyesinin ya da öğretim üyelerinin öğrencilerine konuyu takdim ederken dikkate aldığı fayda-maliyet analizinin yer alması, fakat, buna ilişkin somut detayların bulunmadığı gerçeğini ise şöyle düşünmenizi rica ediyorum ya da şöyle düşünürseniz olayı çözeriz diye düşünüyorum: Parti programlarının temel felsefesi -bir daha tekrar etmek gerekiyor- ilgili partinin ekonomiye bakış tarzıyla, yaklaşım stiliyle ve buradan hareketle, üretmeyi ya da uygulamayı düşündüğü makro politikaların genel dizaynıyla ilgiliyse, fayda-maliyetin teknik detayını vermeyi, ancak ilgili bakanlıkların o konuda yapacağı olaylara veya kararlara yol göstermesi bakımından önemli bir referans diye görmek gerekir.

Programın ekonomiyle ilgili olan son kısmı ise, makro politikalar, mikro politikalar ve yapısal reformlardan sonra değişik özel alanlarda hükümetimizin neler yapmayı düşündüğünün belgesidir. Burada, tarımdan başlayıp sağlığa kadar giden, bazen bir paragraf bazen iki paragraf olan konular var; bu konularda da, temel referanslar, temel ifadeler ve temel yaklaşımlar, sadece, bu konularda hükümetimizin karar ve uygulama süreçlerinde dikkate almayı düşündüğü temel prensipler ve kriterler olarak ele alınmalıdır. Yoksa, burada, teker teker, hangi konuda hangi somut adımın ne şekilde ve hangi yöntemle atılacağını tartışmak, Programı, amacı dışında, farklı şekilde değerlendirmek olur.

Çevre ile Orman Bakanlıklarının birleştirilmesi konusunu ise, iki bakanlıktan birinin iptal edildiği ya da ortadan kaldırıldığı değil, iki bakanlığın, devletin yeniden yapılandırılması çerçevesinde, bir bakanlık altında toplanması olarak algılamak gerekir.

Sayın Hocamızın vurguladığı bir diğer faktör -yine, akademik olarak kargaşa yaratan bir faktördür- arz yanlı politikalardır. Şimdi, çok açık ve çok net şunu söyleyebiliriz: Ekonomi yönetimlerinin, makro çerçevede olayları yönlendirirken veya şekillendirirken, bilinen üç tane politikası vardır; elbette, detayları tartışılabilir. Bunlar -burada da yazmışız çok net şekilde- para politikası, maliye politikası ve arz yönlü politikalardır.

Arz yönlü politikaların işçi ve işverenlerin, özellikle işçilerin hak ve menfaatlarını zedeleyen bir düzenleme içerdiği yaklaşımı, para ve maliye politikaların içeriğini oluşturmadan tartışılamayacak bir konudur. Diğer bir ifadeyle, hükümetimiz, para ve maliye politikalarıyla ekonominin genel dengelerini oluştururken, ortaya çıkan sorunları -hem işveren hem de işçi bakımından- eğer, ortaya çıktığı alanda düzenlemeye çalışacaksa, böyle bir yaklaşım geliştirmeyi düşünüyorsa, bunun da temel olduğu noktanın ya da tartışıldığı noktanın arz yanlı ekonomi olduğu açıktır.

Çevreci nükleer enerji kaynakları ya da çevrenin insan sağlığına zarar vermeden düzenlenmesi olgusu ise, tartışmaya hiç açık olmayan, çok net şekilde vurgulanmış, Türkiye'nin enerji ihtiyacının düzenlenmesi ve denetlenmesi sürecinde, eğer gerekiyorsa, olaya yaklaşım tarzını ortaya koyan oldukça açık ve net politikadır. Bunun, farklı şekilde yorumlanması, yeni bir kavram ya da literatür gibi takdim edilmesi -yine, bir önceki konuşmaya referans olarak söylüyorum- toplumumuzun bizi algıladığından farklı şekilde algılamaya kendinizi zorlamanızdan kaynaklanıyor diye düşünüyoruz.

Konuşmanın bir kısmında, özellikle bütçede yer alması gereken sağlık, eğitim ve kadın gibi konularda veya hanımlarla ilgili konularda sık sık referans verilmesi, bu Programın CHP Grubu tarafından ya da biraz daha farklı şekilde söyleyeyim, buraya çıkıp bu konuda görüş beyan eden sözcüler tarafından yeterince, etkin ve verimli şekilde değerlendirilmediğinin çok açık bir göstergesidir. Sosyal devlet anlayışını sık sık referans yapan bir metin varsa, demokratik piyasa ekonomisinden bahseden bir yaklaşım söz konusuysa, etkin ve verimli bir devletten bahsediliyorsa, etkin düzenleme, denetim ve yaptırımdan bahsediliyorsa, etkin ve şeffaf malî ve finansal piyasalardan bahsediliyorsa, bu üç veya beş faktörü bir araya topladığınız zaman, eleştirilerin, gerçeklerden yoksun, oldukça politik ve sadece muhalefet anlayışından kaynaklanmadığına, doğrusu, inanmak istiyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Sayın Özyürek, eğitimle ilgili yaptığı görüş ve açıklamalarda oldukça farklı bir noktayı gündeme getirdi; fakat, Programımızın 37 nci sayfasına bakıldığında, çok net vurgulanan bir kavram var; eğitimin temel amacı, tüm bireylerin yetkin ve yetenekli bir yapıda gelişmesine ve oluşmasına ya da eğitim almasına referans veriyorsa, bunun dışında farklı bir neden açıklamak ya da metinde belirtmediğimiz bir başka nedeni veya nedenleri gündeme getirmek, CHP'nin zihinsel arka planındaki oluşumların bir yansıması olacaktır. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bu genel değerlendirmelerden sonra, partimizin, ekonomi yönetimiyle ilgili yanlış anlaşılmalara neden olmaması için, tekrar vurgulamam gereken bir ya da iki önemli konusu var. Bir tanesi şu: Daha önce uygulanan ekonomik programlar iki önemli sonucu ortaya çıkarmıştır. Bunlardan biri, ekonomik istikrar amacıyla uygulanan üç yıllık üç program, tam tersine, bir ekonomik kargaşa ortaya çıkardığı için, bunların sürekli revizyonu gerektiği için, buradaki tespitlerde, bu ekonomi yönetimlerinin ya da ekonominin mevcut durumu konusunda CHP'yle -ilave bir yorum ve kanaat gelmediğine göre- ortak düşündüğümüzü varsayıyorum.

İkinci nokta, iyi kurgulanmamış, bizim, parti programında çok net şekilde vurguladığımız, birtakım ilke, prensip ve kuralları içermeyen, reformlar, düzenlemeler ve politikalar istikrarı hedeflerken, istikrarsızlığı yarattığı kadar -çok teknik söylüyorum, yanlış anlaşılabilir- "doğal seleksiyon" dediğimiz farklı bir yapıyı da ortaya çıkaracaktır. Dolayısıyla, doğal seleksiyon süreci, Türk ekonomisinin, hem gücünü kaybetmesine neden olmakta hem de imkân ve kaynaklarının, farklı yerlerde, yanlış şekilde ve etkin olmayan bir yöntemle kullanılmasını doğurmaktadır.

AK Parti Hükümeti, acil çözümün köklü çözüm olduğuna inanmaktadır. Diğer bir ifadeyle, sorunun esasını tespit etmeden, bu konuda ortak bir konsensüs oluşturmadan, palyatif tedbirlerin, acil bile olsa, köklü çözüm olmayacağı inancındadır. Bu, son üç aylık dönemde, hem acil eylem planlarına yansıyan hem de kısmen Plan ve Bütçe Komisyonundan ya da diğer komisyonlardan geçtikten sonra Yüce Meclise sevk edilen yasaların önemli kısmında yatan temel gerçektir.

Son olarak şunu vurgulamak istiyorum: Ekonominin şu anda bulunduğu durumun en kritik göstergesi şu şekilde ifade edilebilir: Türkiye'de yaşayan ekonomik birimler, sahip oldukları imkân ve kaynakları parasal bakımdan tasarruf etmeyi düşündüklerinde ya da finansal aktiflerini yapılandırmak istediklerinde şöyle bir sonuçla karşı karşıyalar: Bankalardaki mevduatın önemli kısmının dövizli olması ve dövizli mevduatın da Türkiye koşullarında oldukça düşük şekilde faizle tutulması, programların ısrarla vurguladığı TL'ye güven konusunda, daha önceki dönemlerden gelen birtakım alışkanlıkların devam ettiğini gösteriyor. Yani, ekonomi yönetimi ya da ekonomi birimleri arasında, geçmiş yıllardan gelen, fakat, henüz çözümlenemeyen bir güven sorununun olduğu da açıktır. İşte, AK Partinin hem siyasî hem de ekonomik programında sürekli vurguladığı, ekonomik birimlerin kaybettiği güveni onlara tekrar sağlamak ve hükümetlerin ya da siyasal yapının kredibilitesini artırmak, bütün programların zihinsel arka planını şekillendiren ve onlara yön veren temel bir argümandır ve temel bir göstergedir.

Sözlerime şu şekilde son vermek istiyorum: Programın kafasının karışık olmadığı, eklektik olmadığı ya da farklı şekilde kurgulanmış bir zihinsel arka plana sahip olmadığı, üç faktöre bakıldığında, kendiliğinden ortaya çıkacaktır.

Ekonomiyle ilgili programın birinci bölümü, genel felsefî arka planla ilgilidir; yani, ekonomi politiğimizin yaklaşım tarzı ve stiliyle ilgilidir. Ondan sonra gelen bölüm, yapısal reformlara bakış tarzımızla ilgilidir. Bu ikisinden sonra oluşturduğumuz genel çerçeve; makro politikalarda neyi yapmak istiyoruz, olaya nasıl bakıyoruz, bu politikaların mikro çerçeveye yansıması nasıldır ve nerelerde somutlaşacaktır ve son olarak da, bu iki ya da üç genel yaklaşımdan sonra, ekonominin ilgili bakanlıklarında ortaya çıkacak düzenleme, denetleme ve uygulama süreçlerinde temel kriterlerimizin, temel yaklaşımımızın neler olduğundan ibarettir.

Bu sözlerimle, bu değerlendirmelerimle hem yüce halkımızın hem de Yüce Meclisimizin, özellikle de CHP sözcülerinin, programı bu şekilde, bu açıdan bir daha gözden geçirmelerini rica ediyor, saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Nazım Ekren (AK Parti, İstanbul). “59 uncu hükümet programı üzerindeki görüşmeler”. TBMM Genel Kurulu, 52. Birleşim tutanağı, 21 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nazim-ekren-22-2003-03-21-59-uncu-hukumet-programi-uzerindeki-gorusmeler (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
