# Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Necati Uzdil (CHP, Osmaniye)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim
- **Tarih:** 9 Aralık 2004
- **Gündem:** TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/necati-uzdil-22-2004-12-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701

> Necati Uzdil (CHP), 9 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.293 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NECATİ UZDİL (Osmaniye) - Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesi hakkında söz almış bulunuyorum; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, ben, bu tasarıyı başından sonuna kadar izledim. Oradan izlerken, bir ara elimi şöyle koydum çeneme ve düşündüm; arkasından, komisyon masasında oturan bürokratlara baktım. Bürokratlar, Sanayi ve Ticaret Bakanlığımızın bürokratları; Sevgili Bakanımız, Sanayi ve Ticaret Bakanı. İktidar Partisi milletvekillerine baktım; konuşmalarında, sanki, tarım sektörünü, Tarım Bakanlığını ve tarımdaki büyük gelişmeleri anlattılar ve düşündüm; Tarım Bakanı neredesin allahaşkına?! Neredesin sen! Yazık değil mi bize?! Bu Anadolu'daki çiftçilere, kırsal alandaki insanlara yazık değil mi?! Niye konuna sahip çıkmıyorsun?.. Evet arkadaşlarım, ben bunları düşündüm.

Çıkmış, Aydın Milletvekili arkadaşım ne güzel konuştu!.. O zaman da şunu düşündüm: Değerli arkadaşlarım, süper moral veriyor arkadaşım; çok iyi motive ediyor. Gelin, bu arkadaşımızı teknik direktör olarak Millî Takımın başına getirelim; o takıma moralini versin, motive etsin de, belki yine dünya üçüncüsü oluruz.

Arkadaşlar, evet, Aydın'da 3 000-5 000 kişi toplanmış... Öyle kabul edelim! Dikkat edin, dikkat edin, o 3 000-5 000 kişiyi, 30 000-40 000 kişi yapmayın! Geçen hafta burada bir konuşma yaptım. Dikkat edin, çiftçiyi sokağa dökmeyin; o mazlum insanlar sokağa dökülüyor dedim. Aradan bir hafta geçmedi; evet, 3 000-5 000 kişi değil arkadaşlarım; 30 000-35 000 kişi çiftçi olarak sokaklara döküldü. Bunun sorumlusu yok mu?

Arkadaşım, ne güzel, çıkmış; 3 Kasımda her şey güllük gülistanlık oldu, ortalık tozpembe! Oh ne güzel! Eğer öyle olsaydı, o 30 000-35 000 kişi sokaklara dökülmezdi arkadaşlarım.

Getirdik... İki sene oldu. Sayın Bakanım çıktı; diyor ki -ne güzel- "depolarda mı çürütseydik..." Peki, Sevgili Bakanım, o depolarda ürünler çürütülürken siz bu Parlamentoda değil miydiniz, siz iktidarda değil miydiniz? Siz Bakan olduğunuz zaman çürümedi mi? Benim zamanımda mı çürüdü; hayır, sizin zamanınızda çürüdü. Ne oldu da şimdi her şey değişti? Ve dil sürçmesi değildi; suçu bize de attınız.

Devletçilik diye karşımıza çıktınız. Arkadaşlar, unutmayın, örnek aldığımız, hatta hatta, bazı yerlerde talimat aldığınız Amerika Birleşik Devletlerinde de kamu sektörünün ekonomideki payı Türkiye Cumhuriyetinden daha fazla. Girmeye çalıştığımız Avrupa Birliğinde... Fransa'daki kamu sektörünün payı, bizim 2 katımıza yakın değil mi?.. Önemli olan sektörün ismi değil, önemli olan kendi olanaklarını bilmek, bastığın yeri bilmek, şartlarını iyi değerlendirmek sevgili arkadaşlarım.

Bu yasa, Avrupa Birliğiyle ilgisi olan bir yasa değil, Avrupa Birliğiyle ilgili uyum yasası falan değil. Bu yasada getirilen kurum, Avrupa Birliğini ilgilendiren bir kurum da değil. Avrupa Birliğindeki bazı ülkelerde bu kurum, benzeri şekilde var. Bu yasanın dayatılması, Amerika Birleşik Devletlerinden geliyor, IMF'den geliyor -bunu da kabul edelim- geliyor da, bize gerek değil mi; gerek; ama, arkadaşlarım, lütfen, bu yasayı tarımın kurtarıcısı olarak görmeyin. "Bu yasa, tarımın yeniden yapılandırılmasında bir ayak" dedi komisyondaki arkadaşlarımız.

Arkadaşlar, ayağın bir de tabanı olur, tabanı. Ayağın basacağı bir taban olur. Tarım ürününü üretme, üretimle ilgili hiçbir gayret gösterme, benim Anadolu'daki gariban çiftçimin zar zor ürettiği ürünü nasıl pazarlarım, nasıl rantını dağıtırım diye bir yasa çıkar! Ona da razıyız. Belki ileriki günlerde bu yasada gerekli değişiklikler, düzenlemeler yapılır, altyapı oluşur da, benim çiftçim de bir nebze olsun yararlanır.

Değerli arkadaşlarım, hemen belirtmek istiyorum, dikkatinizi çekiyorum -3 üncü maddede değişiklik önergesi de verdim- yasada "bakanlık" kelimesinin karşısına "Sanayi ve Ticaret Bakanlığı" yazılmış. Biz, şöyle düşünüyoruz: Bunun en iyi işlediği ülke Amerika Birleşik Devletleri. Öyleyse, bunu hazırlarken, orayı örnek alıp, orada neler oluyor bitiyor, ona bakarken, orada bu kurum hangi bakanlığa bağlı, hangi bakanlığın düzenlemesiyle yapılıyor bir bakalım. Amerika Birleşik Devletlerinde bu kurum Tarım Bakanlığının bünyesinde; yoksa, diyorum, acaba, Amerika'da Sanayi ve Ticaret Bakanlığı yok da, onun için mi Tarım Bakanlığına bağlı? Bizde Sanayi ve Ticaret Bakanlığı var, daha uygun düştüğü için mi bağlanmış durumda?

Değerli arkadaşlarım, Sevgili Bakanım çıkıyor, diyor ki: "Ben, IMF'den talimat almıyorum, hükümetin politikasını uyguluyorum." Peki, çok güzel. Ben size de sorayım; geçmişi biraz hatırlatayım. Hatırlarsanız buraya ilk geldiğimiz günlerde, çiftçi borçlarını yeniden yapılandırmıştık. O zaman, sizin de seçim beyannamenizde vardı; sizin de kahvelerde, meydanlarda attığınız nutuklarda söyleminiz vardı. Neydi; çiftçi borçlarının faizini kaldıracağız.

Peki, soruyorum; niye kaldıramadık; siz de istiyordunuz, biz de istiyorduk. Bir yerden bir emir geldi, dediler ki: "Bunu böyle kaldırma, kaldıramazsın, kaldırmayacaksın." Ne yapacağız; yapılandıralım. Yapılandırdık. Peki, seçimlerdeki sözümüzü mü tuttuk yapılandırarak?! Bugün yapılandırdığımız çiftçinin borcunu ödeyebilmesi için ne tür yardımda, katkıda bulunduk da borcunu ödemesini sağladık?! Hayır, işte Ziraat Bankası, işte tarım krediler... Ödeyemedi çiftçim borcunu. Ödemedi değil sevgili arkadaşlarım, ödeyemedi. Ne oldu arkasından; bir süre verelim dedik, uzattık, hükümetimiz uzattı, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti uzattı. Yine ödeyemedi. Ne oldu; bankalarda yine bazı icralar başladı, arkasından, son günlerde icralar da durdu. Ne yapacaksınız; herhalde çiftçileri alıp hapishaneleri yeniden dolduracak haliniz yok.

Değerli arkadaşlarım, burada şunu görüyorum: Tüm milletvekilleri, AKP'lisi de dahil, CHP'lisi de dahil, bu işin tarımla ilgili olması gerektiğini söyledi. Ayrıca, bana göre, tarımın sorunlarının çözülmesi gerekliliği burada ortaya çıktı.

Sevgili arkadaşlarım, o nedenle -değişiklik önergem biraz sonra okunacak; bu konuda yeniden söz almayacağım- "bakanlık" tabirinin karşısına "Tarım ve Köyişleri Bakanlığı"nın yazılmasına ilişkin değişiklik önergeme evet demenizi gönülden istiyorum. Tarım Komisyonundaki arkadaşlarım "ya, biz bunu atlamışız" dediler. Burada, önergenin lehinde oy kullanmalarını özellikle onlardan rica ediyorum. Tarım Bakanımız bu tasarıyla yeteri kadar ilgilenmedi, Tarım Bakanlığının bürokratları yeteri kadar ilgilenmedi; ama, gelin, biz bu yanlışı düzeltelim.

Arkadaşlar, yumurta birkaç kişiyle taşınmaz. Yumurta bir kişiyle taşınır. Lütfen, tarımla ilgili bir konuyu, götürüp Sanayi ve Ticaret Bakanlığına bırakmayalım. Bu, tarımsal üretimin son kademesi.

Şöyle bir hatırlayın, ne yaptık biz burada; gıda güvenliği için, üretimden tüketime kadar, hatta tüketimden sonrayı da kontrol etmek üzere Tarım Bakanlığını görevlendirdik. Şimdi ne yapıyoruz; üretilmiş ürünü depoya koyacağız, pazarlama için ortam yaratacağız. Bu işe de gel, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bak diyoruz!.. Bir işi yaparken biraz daha dikkatli, düzenli yapmamızda yarar var sevgili arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, bir de şu konuya değinip sözlerimi tamamlamak istiyorum. Bugüne kadar bu memlekette tarım ürünlerini, tahılı genelde Toprak Mahsulleri aldı, depoladı, gerekli düzenlemeyi yaptı. Yeri geldi savaş stokunu sakladı, yeri geldi afet stoku sakladı, yeri geldi halkın ihtiyacını karşıladı.

Peki, Toprak Mahsulleri bu işleri yaparken, depo kapasitesini yükseltmedik mi; yanılmıyorsam, şu anda, Toprak Mahsulleri Ofisinin, tahılla ilgili 4 000 000-4 500 000 tonluk deposu var sevgili arkadaşlarım. Bilemiyorum, ben daha fazla olduğunu zannediyordum; ama, 1 000 000 tonu da bu lisanslı depoculuk işine çok uygunmuş.

Peki, biz ne yapıyoruz; yasayı çıkarıyoruz, yasada "bu işi ancak anonim şirketler yapar" diyoruz. Değerli arkadaşlarım, tamam, özel sektör yapsın, bir şey demiyoruz; ama, özel sektörün elindeki olanaklar yeterli mi? Bu bir başlangıç. Toprak Mahsullerinin elinde belli oranda imkânımız varken, bu, vatandaşımızın, milletimizin birikimiyken, Toprak Mahsullerinin depolarını yıkalım mı, kıralım mı?! Osmaniye'de olduğu için, üzerinde "çiftçinin karagün dostu" yazan depoların üzerinden o yazıyı silip, beyaz eşya satıcılarına kiraya mı verelim?!

Değerli arkadaşlarım, bu hükümet, bu ülkenin kıt kaynaklarını çok iyi kullanmakla yükümlü; o zaman, bunun gereğini yapmak zorundayız. Öyleyse, ne yapalım; anonim şirketin yanında Toprak Mahsullerine de, müsaade edin, şartlarını yerine getirsin, lisanslı depoculuk yapma şansı verelim.

Arkadaşlar, bu memlekette tarım satış kooperatifleri var. Yıllardır, değişik tarım ürünlerini, değişik birlikler stokluyor, depoluyor, çiftçimizin bir sorununu çözme çabasına giriyor. Bunların da depoları var. Tarişin deposu var, Tarişe bağlı birlikler var.

Değerli arkadaşlarım, niye bu birlikler lisanslı depoculuk yapma şansına sahip olmasın. Biz kamu dedik mi ayağa kalkıyor birkısım insanlar. Kamu, bizim olanaklarımız, bizim imkânlarımız; bu devlet bizim sevgili arkadaşlarım. Kamu lafından, lütfen, rahatsız olmasın hiç kimse. Biz, özel şirketlerden, özel anonim şirketlerden, özel sermayeden rahatsız değiliz; onlar bizim, her şartta onların yanındayız; ama, kamu lafından da rahatsız olmayın lütfen.

Tarım satış kooperatifleri diyoruz. Tarım satış kooperatifleri isminin arkasında kooperatif var diye hop oturup hop kalkıyorsunuz. Ne var yani, adı anonim şirket olacağına, bir yerde de kooperatif olsun; ne olur, yer yerinden mi oynar! Tarım satış kooperatiflerinin elindeki olanaklar kimin; bizim değil mi sevgili arkadaşlarım.

Zamanım bitiyor; daha önceki konuşmalarımda zamanımı geçirdim, bunu da geçirmek istemiyorum.

Lütfen, şu değişiklik önergesini Grubun kabul etmesini isterim; ama, özellikle de Tarım Komisyonundaki arkadaşlarımın ellerine bakacağım.

Bu duygu ve düşüncelerle, sizleri, tekrar, saygıyla selamlıyorum; teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Necati Uzdil (CHP, Osmaniye). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 30. Birleşim tutanağı, 9 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/necati-uzdil-22-2004-12-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
