# Ergene nehrinhdeki kirliliğin araştırılması hk.(10/2 ve 10/6)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Necdet Budak (CHP, Edirne)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 11. Birleşim
- **Tarih:** 17 Aralık 2002
- **Gündem:** ERGENE NEHRİNHDEKİ KİRLİLİĞİN ARAŞTIRILMASI HK.(10/2 VE 10/6)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/necdet-budak-22-2002-12-17-ergene-nehrinhdeki-kirliligin-arastirilmasi-hk-10-2-ve-10-6

> Necdet Budak (CHP), 17 Aralık 2002 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 11. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ERGENE NEHRİNHDEKİ KİRLİLİĞİN ARAŞTIRILMASI HK.(10/2 VE 10/6)); konuşma 1.498 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NECDET BUDAK (Edirne) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli milletvekilleri; Ergene Nehri kirliliğine ilişkin verilen araştırma önergesinin hayatî önemini ortaya koymak amacıyla, Ergene Nehri kirliliğinin kaynağı ve etkileri üzerindeki görüşlerimi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına sizlerle paylaşmak istiyorum.

Trakya bölgesinin kuzeyinde Yıldız Dağlarındaki kaynaklardan doğan, 194 kilometre uzunluğu, 10 730 kilometrekare drenaj alanı, 16 ana kolu ve onlarca dereleriyle, ekolojiler coğrafyası Trakya topraklarının atardamarı Ergene, bugün ülkemizde, akarsu kirliliğinin sembolü haline gelmiştir. Bölgede, çevre kirliliği sınır tanımaz haldedir. Zira, Meriç ve Tunca Nehirlerimiz Bulgaristan'dan, Ergene Nehriyse Tekirdağ ve Kırklareli İllerimizin çeşitli kirliliklerini bünyesinde taşıyarak Edirne İlimize girmekte, daha sonra Ege'de Saros Körfezine dökülmektedir.

Edirne İlimiz hudutları dahilinde Meriç, Tunca, Arda ve Ergene Nehirlerinden alınan numuneler üzerinde yapılan analizlere göre, Arda ve Tunca nehirleri 2 nci sınıf, Meriç Nehrinin 2 nci ve 3 üncü sınıf, Ergene Nehrinin ise 3 üncü ve 4 üncü sınıf kirlilik taşıdığı saptanmıştır. Özellikle, Ergene Nehrinin yüksek düzeyde taşıdığı bu kirlilik, nehrin kaynağındaki Tekirdağ, Çorlu, Çerkezköy ve Kırklareli bölgelerinde bulunan çok sayıdaki sanayi kuruluşundan kaynaklanan endüstriyel atıksuların arıtıma tabi tutulmadan deşarj edilmesi ya da arıtma tesisi olan sanayi tesislerinin verimli çalışmaması nedeniyle meydana gelmektedir. Ayrıca, yerleşim yerlerinden kaynaklanan evsel atıksuların, belediyelerimizin imkânsızlıkları nedeniyle, arıtıma tabi tutulmadan deşarj edilmesi de Ergene Nehrinin kirlenmesine neden olmaktadır. Kirlilik taşıyan bu nehir suları, tarımda sulama suyu olarak uzun süre kullanıldığında bitkilerde toksik etki, tarım alanlarında tuzlanma, diğer bir deyişle çoraklık problemi yaratmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bilindiği üzere, Trakya, Marmara Bölgesinin diğer kesimleri gibi, hızlı bir sanayileşme sürecine girmiştir. Trakya, sanayileşme açısından tam anlamıyla İstanbul'un bir alt bölgesidir. Özellikle, tekstil ve deri sanayii, Çorlu ve civarında yerleşmiştir. Türkiye ihracatının yaklaşık yüzde 40 payına sahip olan bu sektörlerin Trakya'ya göçü devam etmektedir. Trakya, toprak yapısı, coğrafî koşulları, geçmiş birikimleri nedeniyle, tam bir tarım bölgesidir; ama, bu kirlilik nedeniyle toprakların tahribi tehlikeli boyutlardadır. Özellikle, Çerkezköy, Çorlu, Lüleburgaz ve Muratlı arasında su kullanım oranları da bunun bir göstergesidir. Gümrük birliği olgusu, Trakya'yı, hem tarım hem sanayileşme açısından son derece cazip bir bölge haline getirmiştir; ancak, Edirne halkı, gümrük ithalat, ihracat işlemlerinin Edirne dışında yapılması nedeniyle, Kapıkule'den yeterince faydalanamamaktadır.

Değerli milletvekilleri, biz, sanayie karşı değiliz; ancak, sanayiin verimli tarım toprakları üzerine kurulmasına karşıyız. Avrupa Birliğiyle ilgili çalışmalarda, Avrupa Birliğinin bazı kurallarına da uyum göstermemiz gerekir. Tarım toprakları, dünyada giderek önem arz ediyor. 21 inci Yüzyıla girerken gıda maddeleri ile su, stratejik anlamda önem kazanmıştır. Avrupa Birliği ülkelerinin bize ihtiyaç duyduğu konuların başında ekolojik tarım gelmektedir, organik tarıma dayalı ürünler gelmektedir ve şu anda, ancak bu konuda destek alınabilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Ergene Nehri kirliliği yaklaşık 700 000 dekar araziyi etkilemektedir. Bu nehir, aynı zamanda, uluslararası su niteliğinde olan Meriç Nehrinin önemli bir koludur. Ergene suyu, bugün, 4 üncü sınıf su niteliğinde olup, taşıdığı su, kendi doğal suyu değildir; sanayi atığıdır, evsel atıktır, taşıdığı kimyasal yükler her türlü canlı yaşamını sona erdirmektedir. Pirinç tarlalarında su içerisine giren çiftçilerin vücutlarının suyla temas ettiği bölgelerde deri hastalıkları ortaya çıkmaktadır. Böyle bir suyu içen hayvanların yaşama şansı yoktur. Nehirden akan su, sulamada kullanıldığında, kısa sürede toprağın biyolojik yapısını yok etmektedir. Bu tür topraklarda tuz oranı artmakta ve toprak çoraklaşarak verimsiz hale gelmektedir. Bölgede bitki türleri azalmakta, genetik kaynaklar yok olmakta, verimde düşüşler yaşanmakta ve doğanın dengesi bozulmaktadır.

Ülkemizin, dünyadaki bitki türlerinin ortaya çıkışı bakımından yedi gen merkezinden biri olduğunu bilmiyorum biliyor musunuz. Amerikalılar, bizdeki bitki türlerini toplayıp, Amerika'da, Maryland'te müze halinde sergiliyorlar, genetik kaynak olarak kullanıyorlar. Harlan isimli, Türkiye'yi karış karış gezen Amerikalı bir bilim adamı, aynen, Türkiye'yle ilgili şunu söylüyor ve: "Bitki çeşitliliği bakımından, Türkler, neye sahip olduğunu bilmiyor." Ama, biz, kendi doğamızı ve gen kaynaklarımızı, Ergene örneğinde olduğu gibi, kendi ellerimizle katlediyoruz.

Ergene kirliliği, bölgenin, Çorlu-Çerkezköy-Büyükkarıştıran-Muratlı- Lüleburgaz aksının, İstanbul'un sanayi baskısı sonucu ve yanlış politikalar nedeniyle, yanlış yerde yerleşmesinden kaynaklanmıştır. Buralarda birinci ve ikinci sınıf tarım arazileri mevcuttur. Ancak buraları dağınık sanayi tarlası haline dönüşmüştür. Bölgede yaklaşık 900 büyük ve küçük işletme, Ergene Nehri ve kollarındaki suyu kullanmayıp, yeraltı sularını da kontrolsüz kullanarak, olmayan, işletilmeyen veya yanlış projelendirilen arıtmaları nedeniyle nehri sadece bir boşaltım alanı haline getirmişlerdir. Bu sanayi tesisleri, bölge halkına ekonomik katkısı söylemleriyle beraber, kontrolsüz işletim, su kaynaklarının kontrolsüz kullanımı, çarpık kentleşme, hava ve gürültü kirliliği nedeniyle bölgede yaşayanların geleceğini tehdit etmektedir. Ayrıca, bölgedeki belediyelerin düzenli katı atık depoları, evsel atıklar için arıtmalarının olmaması nedeniyle gerek nehirler ve gerekse yeraltı suları kirlenmektedir.

Ergene ve Meriç Nehirleri birleşerek Enez bölgesinde Ege Denizine dökülmektedir. Kirli su nedeniyle, bir kuş cenneti niteliğinde olan Gala Göleti olumsuz yönde etkilenirken, kirli suların denizle birleştiği alanda tonlarca balık zehirlenmeleri meydana gelmekte ve oluşan kirli su bataklıkları nedeniyle hem tarihî ve hem de deniz turizmi bakımından ülkemizin ender cennet köşelerinden biri olan Enez'de sivrisinek ve karasinek salgını nedeniyle bölge halkı ve tatile gelen turistler huzur bulamamakta ve bölgeyi terk etmektedir.

Ergene ve Meriç'teki balık ölümlerinin sebebi sudaki oksijen azlığıdır. Trakya bölgesi, Türkiye koşullarında verimli sayılabilecek düzeyde tarımsal üretim yapılan bir bölgedir, nüfusun yüzde 70'i tarımla geçimini sağlamaktadır. Ergene Nehri kirliliğinin toprak-su-bitki-hava ekolojik ilişkilerini olumsuz etkilemesi nedeniyle tarımsal üretimde verimlilik düşmektedir. Trakya'da başlıca ürünler ayçiçeği, pirinç, buğday ve şekerpancarıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin şu anda 1 000 000 ton yağ açığı nedeniyle Türkiye'nin toplam yağ üretiminin yaklaşık yarısını Trakya bölgesinden sağlanmaktadır.Türkiye toplam ayçiçeği üretiminin yüzde 73'ü bu bölgede gerçekleşmektedir. 1998 yılı itibariyle 900 000 ton yağ ithal ettiğimiz, ithalat verilerinden anlaşılmaktadır. Bunun yaklaşık değeri de 1 milyar dolardır. Türkiye, 700 000 hektar ayçiçeği ekmektedir. Bu kadar daha geniş ekim alanında ekim yapılması gerekir ki, bu 1 milyar dolara karşılık gelen ürün elde edilebilsin; ama, bu da, yeni alanlara ihtiyaç göstermekte, yeni alanlar açamadığımıza göre de, birim alandaki verimliliği artırmamız gerekmektedir. Ülkemizde, GAP Projesiyle üretim artışı planlanırken, diğer taraftan, ayçiçeği için önemli bir bölge olan Ergene havzasındaki verimlilik değer kaybetmektedir.

Değerli milletvekilleri, yine, Trakya yöresinde, sadece Edirne, 150 000 ton ithal etmek zorunda olduğumuz ülkemiz pirincinin yüzde 45'ini, İpsala Ovası ise, kendi başına yüzde 25'ini karşılamaktadır; ancak, aşırı su kirliliği nedeniyle, 60 000-70 000 dönüm arazi boş bırakılmakta ve çeltik ekilememektedir. Sadece bu arazi verimli bir şekilde kullanılabilse, ithal etmek zorunda olduğumuz pirinci buradan karşılama imkânımız vardır.

Değerli milletvekilleri, pirinç tarlalarının neden su içinde olduğunu, bilmiyorum hiç düşündünüz mü. Belki, farklı bölgelerden geldiğimiz için, bunu bilmeyebiliriz; ama, bu, Allah'ın bir lütfudur ki, pirinç bitkisinin kökleri, diğer bitkilerden farklı olarak, aynen balık gibi, sudaki oksijeni kullanabilmektedir. Bitki kökleri tarafından, sudan ve topraktan besin maddelerinin alınabilmesi, o topraktaki su ve toprak yapısındaki asitliğe bağlıdır; ama, Ergene Nehri kirliliğiyle bu asitlik oranı arttığı için, pirinç ekilen alanlarda, bitki topraktan yeterli besini alamamakta ve verim düşmektedir.

Değerli milletvekilleri, bunun yanısıra, Ergene boyundaki köylerde içmesuyu tehlikesi başlamıştır. Kirli su 120 metre kil tabanına kadar inebilmektedir. Bölgede, içmesularının tümü kil tabakasının üstünden temin edilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliği gündemi, bugün, detaylı bir şekilde burada tartışıldı. Avrupa Birliğine girme çabalarımızın yoğun olduğu bu dönemde, çevre kirliliği gibi bir konuda Avrupa Birliği ülkeleriyle ortak hareket etmek durumundayız; çünkü, Ergene Nehri kirliliği sınır tanımamakta, Meriç Nehriyle birleşerek Ege Denizine dökülmektedir. Bu, ileride, bize, uluslararası bir sorun dahi yaratabilecek niteliktedir.

Ergene Nehrinin Trakya bölgesinde yarattığı çevre sorunları, genellikle hızlı sanayileşme kadar, az gelişmişliğin ve fakirliğin bir sonucudur.

Yine, çevre sorunları, uluslararası ekonomik ilişkiler üzerinde, giderek, daha fazla etkisini göstermektedir. Ergene Nehri kirliliğine dayandırılarak yetiştirilen pirinç ürünü hakkında çeşitli spekülasyonlar yapılmaktadır. Özellikle, Ergene Nehrinden veya diğer su kaynaklarından sulanan pirinçlerde ağır metal olduğu iddia edilmektedir. Bunu, Türkiye dışındaki, dış piyasalar iddia etmektedir. Bu da, bölge çiftçisinin ürününün düşük fiyatla alınmasını ve ithalatın artırılmasını teşvik etmektedir. Zaten, birim alanda üretim maliyetleri nedeniyle uluslararası piyasada rekabet edemez durumda olan çiftçimiz, tamamen iflas etme noktasına gelmiştir.

Çağımızda, Belçika ve Hollanda gibi ülkeleri irdelediğimizde, bu ülkelerde idealist insanlar denizlerden toprak yaratmanın yollarını aramışlardır. Belçika ve Hollanda hükümetleri, ortaklaşa, Meuse Nehri üzerinde 400 hektarlık taşkın düzlüğünü restore ederek yeniden ülkelerine kazandırmışlardır. Hollandalılar, Danimarka'dan denize taş taşıyarak, burada çeşitli bitki türleri yetiştirerek, bataklıklar oluşturarak denizden toprak kazanmanın yollarını aramışlar ve başarılı olmuşlardır; ama, biz, Ergene Nehri kirliliğinin yanı sıra, erozyon nedeniyle toprak kaybetmekteyiz.

Yine, hükümet programında ifade edildiği gibi, ülkemiz tarımında sadece kendine yeterlilikle kalınmayıp, uluslararası rekabet gücüne sahip bir verimlilik sağlanmak isteniyorsa, Trakya gibi, verimliliğin kolaylıkla artırılabileceği bir bölgede, Ergene Nehri kirliliği probleminin çözülmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bunun siyasî hiçbir boyutu yoktur. Bunun İçin, Ergene Nehri kirliliği araştırma önergesi kapsamında, Ergene'ye atık sularını boşaltan her bir sanayi kuruluşu ve belediyeye bu suları arıtma işlemine tabi tutma zorunluluğu getirilmesi, su arıtma sistemlerinin geniş ölçekli ve çok işletmeyi kapsayacak şekilde entegre olarak bölgede inşa edilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle, bölgemiz çiftçisinin bir vekili, bir sesi olarak, doğrudan gelir desteği konusuna da kısaca değinmek istiyorum.

Edirne İli Ergene Nehri kirliliğinin özellikle tarımda yarattığı bu olumsuz etkiler yanında, Ziraat Bankası borçları nedeniyle tarlalarını satmak zorunda kalan ve nehir problemleriyle boğuşurken, özellikle bu ay itibariyle -çiftçi için bu ay çok önemli- buğday tarlalarını gübrelemek amacıyla azotlu gübre satın almak için ümidini bağladığı doğrudan gelir desteği ödemelerinin gecikmesi ve ödeme planında Edirne İlinin geriye bırakılması, bölgemiz çiftçisini zor durumda bırakmıştır.

Bu anlamda, ödemelerin en kısa sürede yapılması umuduyla, ve sözlerimin sonunda, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün "milletin efendisi köylüdür" sözünü unutmayarak, Ergene Projesinin en kısa sürede gerçekleşmesini talep eder; Yüce Meclisime saygılarımı sunarım. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Necdet Budak (CHP, Edirne). “Ergene nehrinhdeki kirliliğin araştırılması hk.(10/2 ve 10/6)”. TBMM Genel Kurulu, 11. Birleşim tutanağı, 17 Aralık 2002. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/necdet-budak-22-2002-12-17-ergene-nehrinhdeki-kirliligin-arastirilmasi-hk-10-2-ve-10-6 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
