# Yeni bitki çeşitlerine ait ıslahçı haklarının korunmasına ilişkin kanun tas . (s.sayısı :323 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Necdet Budak (CHP, Edirne)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim
- **Tarih:** 8 Ocak 2004
- **Gündem:** YENİ BİTKİ ÇEŞİTLERİNE AİT ISLAHÇI HAKLARININ KORUNMASINA İLİŞKİN KANUN TAS . (S.SAYISI :323 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/necdet-budak-22-2004-01-08-yeni-bitki-cesitlerine-ait-islahci-haklarinin-korunmasina-iliskin-kanu-2

> Necdet Budak (CHP), 8 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİ BİTKİ ÇEŞİTLERİNE AİT ISLAHÇI HAKLARININ KORUNMASINA İLİŞKİN KANUN TAS . (S.SAYISI :323 )); konuşma 1.787 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NECDET BUDAK (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun tasarısının 1 inci maddesi hakkında konuşmak için tekrar huzurlarınızdayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Burada şöyle bir tabloyla karşı karşıyayız: İktidar milletvekilleri de, Samsun Milletvekili arkadaşımız da, yine diğer milletvekili arkadaşlar da tarımla ilgili kendi bölgelerine yönelik; yani, ben, kimseyi suçlamak istemiyorum; ama, bunu hepimiz yapıyoruz, kendi bölgelerimize yönelik, seçmene selam hesabı, tarımla ilgili çok çeşitli konuları burada dile getiriyoruz iktidar ve muhalefet olarak. Tarım, gerçekten yaralı durumda; Samsun'da da böyle intihar eden kişi var, Edirne'de de var, Adana'da da var; yani, bunları çeşitlendirmek ve acı tabloyu daha acı hale getirmek istemiyorum; ama, bu da, tarımın, gerçekten, bu dönemde, köklü bir şekilde ele alınması gerektiğini gösteriyor. İktidar milletvekilleri de aynı fikirde olduğuna göre, çıkacak bu yasalarla ve yeni çalışmalarla umarım bunlar düzelir.

Biz, dünyayı, tarımda neden kaçırdık, dünyada tarımda neler oluyor? Son yirmi yılda dünyada gıda sistemi büyük değişime uğradı, tarım ve gıda endüstrisi ulusal sınırları aştı, uluslararası pazarlar halinde, sektörlere dönüştü. Burada, dünyadaki çiftçiler, imalatçılar, pazarlamacılar, tüketiciler ve gıda zincirini destekleyen hükümetin, araştırmacıların ve girişimcilerin davranışlarının etkilenemez hale geldiğini görüyoruz ve gıda endüstrisinin değişiminde rol oynayan birçok faktör var; teknoloji, biyoteknoloji ve genetik. İşte, bugünkü ıslahçı hakları 21 inci Yüzyıla damgasını vuruyor. 9 milyar insan, dünyada, besleniyor. Daha önce gübre devrimi vardı, yeşil devrim vardı, şimdi biyoteknoloji var. İmalat ve pazarlamada değişim oldu. Devlet politikalarını değiştirdi diğer ülkeler ve yüksek teknoloji tarıma girdi. Yine, çiftçiden perakendeciye uzanan zincir işliyor. Sözleşmeli ilişkiler gelişti dünyada. Dökme mallar yerine -Türkiye'deki gibi- yüksek katmadeğerli ürünlerin ticareti artmaya başladı. Yine, gelişmiş ülkelerde 1930'lardan kalma piyasalar, çiftçilere yeterli ve istikrarlı gelir sağlayamaz oldu; bu politikalardan vazgeçildi.

Türkiye'deki duruma baktığımızda ise, Türkiye'de, şu anda, tüm milletvekilleri dile getirdi -ben, kendi bölgemden de biliyorum, diğer illere gittiğimizde de görüyorum- örneğin, ben, Edirne'de, köylere gittiğimde görüyorum -Türkiye'nin diğer köylerinde de- yaşlı insanlar, tarımcı genç insanlar bir yerde ölümü bekler gibi kahvehanelerde bekliyorlar. Milletvekili olarak gittiğinizde, o sigara dumanında kahvehane içerisindeki insanların verimsiz, atıl bir şekilde nasıl bir kenara itildiğini gördüğünüz zaman ürperiyorsunuz ve titriyorsunuz.

O zaman, şöyle bir şey var Sayın Tarım Bakanım; ya, biz, tarım sektörünün Türkiye'de artık önemini kaybettiğine, ekonomik ve sosyal gelişmeye katkısının sınırlı olduğuna karar vereceğiz veya sorunların politikalardan kaynaklandığını belirleyeceğiz. Ya bunu ayağa kaldıracağız ya da diyeceğiz ki, arkadaşlar, Türkiye'de, biz, sanayie kayıyoruz; artık, inanın ki, tarıma destek vermemiz mümkün değil. Bunu dürüstçe söyleyelim bu insanlara, onlar da başının çaresine baksınlar. Deminden beri bir çok telefon alıyorum ve köylerden, kahvehanelerden insanlar -iş de yok, güç de yok; kar kış- bunu izliyorlar ve bir umut bekliyorlar. Tabiî ki, bu da doğru değil; ama, Türkiye'deki tarım politikalarından dolayı, geçmişten bugüne -ki, ben, bu hükümette de bunun biraz devamını görüyorum- insanlar, devletten kendilerine destek vermesini bekliyorlar. Yani, bizim, bunları üretime yönlendirecek bir tarım politikası geliştirmemiz lazım; bunun için Türkiye'nin potansiyeli çok fazla.

Türkiye'de tarımdan vazgeçebilir miyiz; inanın ki, mümkün değil; çünkü, o kadar uygun olanaklar var ki... Tarımda rekabetçi olabilmek için gerekli olanlar neler; geniş, verimli tarım alanlarıdır.

Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanımızı burada farklı anlamda eleştirmek istemiyorum; çok iyi niyetli insanlar gelmiş, bakanlık yapmışlar; ama, son yirmi yılda -şu anda, bizi, 20 üniversitenin bütün ziraat fakülteleri, araştırma enstitüleri izliyor- yapılan istatistiklere göre Tarım Bakanı olup da esas mesleği ziraat mühendisliği olanlar bir iki kişiyi geçmiyor. Yani, burada, ben, o daha iyi yapar bu daha iyi yapar diye söylemek istemiyorum; ama, bu işte biraz da ziraat mühendislerine öncelik vermemizde yarar görüyorum.

Becerikli üreticiler lazım, elverişli hava şartları lazım, ülke koşullarına uygun modern üretim teknikleri lazım, girdi piyasaları lazım, ulaştırma, işleme ve pazarlama altyapıları lazım. Yani, şu üç şeyi; üretim, finansman ve pazarlamayı yapabilirsek Türkiye, tarımda bir yere varabilir. Dediğim gibi, Türkiye'de, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının, artık, fiyat politikalarını bırakıp, verim ve kaliteyi artırma yoluna gitmesi lazım. Türkiye'nin tarım sektöründeki performans sorununun kaynağı, saydığım bu nedenlerdir.

Biz, genelde, tarımla ilgili konular olarak, bir afet oluyor Antalya'da, o konuyu tartışıyoruz; tarım sigortası kanunu yok. Örneğin, son zamanlarda tartışma konusu, genetik olarak modifiye edilmiş ürünleri dışarıdan satın alıyoruz; Avrupa karşı, Amerika tüketiyor, Türkiye gibi ülkelere satılıyor. Ben, inanıyorum ki, Türkiye'de, insanlar, ne yediğinden emin değiller; yani, böyle bir durumumuz var. Benim en pratik önerim, kışın sebze meyve tüketmeyin, her şeyi mevsiminde tüketin.

Burada tıp kökenli doktor arkadaşlarımız var. Devlet İstatistik Enstitüsünden aldığım sağlık verilerine göre, Edirne'de son dört yılda kanser vakaları -meme ve akciğer kanserleri- tam yüzde 100 arttı; bu yıl itibariyle 450 hasta var. Edirne'deki doktorlar diyorlar ki: "Her gün, muhakkak, en az 1 adet kanser teşhisi konuluyor." Düşünün ki, sizin karşınıza doktor geliyor, diyor ki: "Siz kansersiniz." Allah göstermesin! Yani, bunun nedeni ne; tarımda kontrollü tarımsal ilaç tüketimi yok; çiftçi, gidiyor, 100 kilogram ilaç alacağım diyor...

Bunu, Trakya Bölgesinde yaşıyoruz; hele hele, Ergene Nehri kirliliğiyle beraber... Bunu, Çukurova'da yaşıyoruz. Enez'de toplu halde balık ölümleri oluyor. Yani, tarımsal ilaç tüketiminde kontrol yok, hormon kullanımı fazla. Dışarıya satılan ürünün Türkiye'ye döndüğünde imha edildiği söyleniyor; ne derece doğru olduğundan emin değilim; ama, bunlar da tüketiliyor ve aynı zamanda, bu insanların sağlığıyla oynuyoruz.

Bir başka olay, bu doğrudan gelir desteği konusu. İnanıyorum ki, 550 milletvekili de, en az bir kez, iki kez, belki on kez, bölgesindeki insanlara telefonuyla bilgi vermekten yorulmuştur; inanın ki, ben de yoruldum.

Şu anda Edirneliler de seyrediyordur, tüm Türkiye de seyrediyordur. Bu, doğrudan gelir desteğini bir cetvele bağlayalım ve bu insanlara diyelim ki: "Arkadaş, sizin paranızı bu ay içerisinde ödeyeceğiz." Yani, bunu yapmak çok zor bir şey mi?! "Bu kadar paramız var, bütçeden, tarımda şu ile bu kadar, şu ile bu kadar ayrıldı..." Milletvekilleri telefonlarının başında; çiftçiler de çok haklı olarak bir şeyler bekliyorlar; yani, bunu düzenleyebiliriz.

Artık, bu doğrudan gelir desteği kalkmalı. Zaten uygun bir destek değil; üretime değil, toprağa, araziye veriyoruz. İnsanlar diyor ki: "Gübre alacağıma, hiç çekmem, doğrudan gelir desteğini alırım." Zaten, çiftçi değilim, kasabada esnafım ya da diş hekimiyim; tapuyu cebine koyuyor... Bunun muhakkak değerlendirilmesi lazım.

Tabiî ki, bu, çiftçi kayıt sistemi anlamında faydalı oldu; ama, ben, hükümet olarak, doğrudan gelir desteğinden sonra Türkiye'de nasıl bir destekleme politikasının geliştirileceğini merak ediyorum. Umarım, bu, doğrudan gelir desteği şeklinde olmaz; çok daha farklı boyutlarda olması gerekir diye düşünüyorum.

Tabiî, bugünkü yasa tasarısını tartışırken tarım politikalarını da tartışıyoruz. Üretimde en büyük girdilerden biri tohumdur ve tarım üretiminde karşılaşılan en büyük sorunlardan biridir. Bitki ıslahı ve çeşit geliştirme faaliyetleri, uzun zaman, emek, teknoloji ve masraf isteyen çalışmalardır. Ben, istatistik ve genetik öğretim üyesi olarak, Amerika'da bu konuda doktora yapmış bir kişi olarak şunu gördüm: Amerika'da, Tarım Bakanlığı ile araştırma enstitüleri bir arada çalışıyor. Bizde, üniversiteye gidiyorsun; üniversite, araştırma fonundan, TÜBİTAK'tan para alamamaktan şikâyetçi. Türkiye'de, Tarım Bakanlığı ile üniversitelerin neredeyse hiçbir ilişkisi yok. Araştırma enstitülerinin, bir bölgeye, hizmet anlamında fazla bir şey getirebildiği yok; kendi alet-ekipmanı var. Üniversitede hocalar teorik anlamda çok güçlü; ama, para yokluğu ve fon eksikliği nedeniyle, bu bitki ıslahı ve geliştirme faaliyetlerine katkıda bulunamıyorlar.

Dünyada, 1800'lü yıllarda, özellikle Amerika'da, yeni bitki çeşitlerinin korunması amacıyla çok çeşitli kanunlar çıkarıldı; ama, tohum teknolojisinin 21 inci Yüzyıla damgasını vuracağı görüldü ve 1961 yılında, Fransa'da uluslararası UPOV Anlaşması yapıldı. Bu anlaşma, bitki çeşit haklarının korunabilmesi sistemine yönelik bir anlaşma.

Burada, tabiî ki, 550 milletvekili var, hepimiz Türkiyeliyiz, yurtdışına gidince, herkes bizi Türkiyeli görüyor; ama, şunu da biliyoruz ki, hiçbirimiz birbirimize benzemiyoruz; bitkiler de öyle. Aynı genotipin içerisinde muhakkak bir farklılık, yeknesaklık, durulmuşluk ve bir yenilik var. Aynı bölgenin insanı bile olsak, kardeş bile olsak, birbirimize baktığımızda farklı özellikler görürüz. Bunun için, bitki ıslahçıları, bu özellikleri değerlendirerek, ıslah yaparak, genetiği kullanarak, biyoteknolojiyi kullanarak çeşit geliştirirler, bundan tohum üretirler, bu tohumun üretiminin ticaretini yaparlar; ama, bitki ıslahçıları, Türkiye'de ve Türkiye gibi ülkelerde çok kolay yetişmiyor.

Ben, buradan bir şeyi dile getirmek istiyorum. Bana gelen talep var; ben, bu özel talepleri çok fazla da çözemediğim ve Tarım Bakanlığına iletemediğim için... Türkiye'de yetişen ıslahçılar, çeşitli siyasî amaçlarla, bir yerden bir yere aktarılıyor. Islahçı, bulunduğu bölgeyi tanıyor, bölgeye yönelik çeşit geliştiriyor. O bölgede on yıl kalacak, tecrübe edinecek ki, orada iş yapsın. Yani, Trakyadaki ya da Egedeki bir kişiyi başka bir bölgeye vermeyin. Bunları yapmamamız lazım; yani, siyaseti buraya hiç sokmamamız lazım.

Yine, 1995 yılında 551 sayılı Patent Kanunu çıktı; bu Patent Kanunu bitki türleri ve hayvan ırklarını kapsamıyor denildi. Arkadaşlar, çıkacak bu yasa -ki, biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak kesinlikle destekliyoruz- çok geç kalmış bir yasa; çünkü, bugün, biz, İsrail'den 1 kilogram domates tohumu aldığımızda 15-20 milyar veriyoruz ve yıllık 50 milyon dolar harcamamız var. Çıkacak bu yasa, umarım ki, uygulamaların da düzgün olmasıyla, tüm Türkiye'deki bitki ıslahçılarını, genetikçileri, biyoteknologları, üniversiteleri, araştırma enstitülerini, hem bireysel anlamda hem de kurumsal anlamda motive eder ve ülke ekonomisine çok faydalı olur. Yine, tarımda, ilk önce malzeme sorunlarının çözümü için üniversitelere araştırma fonları tahsis edilebilir.

Yine, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, ne yaparsa yapsın, Türkiye'deki üniversiteler ile araştırma enstitülerinin bu potansiyellerini bir araya getirsin. Gerekirse, TÜBİTAK tarafından, proje bazında bir ekip kurulsun.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığının tarım girdileriyle ilgili kuruluşları, kaynaklarıyla birlikte üniversitelere devredilmeli veya kabul edilen projede görev alanların kullanımına açılmalıdır.

Üniversite-özel sektör işbirliği sağlanmalıdır. Bu konuda, Türkiye'de, başarı sıfır. Arkadaşlar, Amerika'daki üniversitelerde, öğretim üyeleri, proje yaparken, bir bölgenin tarımla ilgili sorunlarını çözerken -örneğin, erozyon var, yüksek verimli buğday ıslah edecek- o bölgedeki buğday üreticileri birliğinden fon alıyor, destek alıyor ve maaşı da ona göre belirleniyor. Bizde, üniversite-özel sektör işbirliği neredeyse hiç yok ve devlet tarafından, bu anlamda hiçbir teşvik yok.

Proje seçiminde öncelikler belirlenmeli. Türkiye'de neyi üreteceğiz, Türkiye neyi üretir de dünya piyasasında rekabet edebilir; bu ürünleri belirleyelim ve bunlara göre üretim yapalım diyorum.

Yine, özel sektörün, bu patent haklarıyla beraber, Türkiye'ye çok daha fazla gireceğini düşünüyorum. Ben, bunun faydalı olduğu kanaatindeyim. Bu bir realitedir. Yabancı sermayeye karşı olmak, bu anlamda mümkün değil. Özel sektörün girmesiyle beraber hibrit tohum ve yüksek verim ve kaliteli ürün elde edilmesiyle, tohuma ödenen paranın çok daha fazla telafi edileceğini düşünüyorum.

Dünyada biyoteknoloji, modern gen teknolojileri, tarımsal üretimin artırılmasında büyük olanaklar sağladı; ama, Türkiye'de biyoteknoloji kürsüleri... Yani, biz, biyoteknolojide bir şey yapacak mıyız, yapmayacak mıyız?.. Şimdi, Avrupa'ya birçok öğretim üyesi arkadaşımız gidiyor, öğrencimiz gidiyor... Ben biyoteknoloji, genetik konusunda Amerika'da burslu okudum, Türkiye'ye geldim, bir laboratuvar kurmak mümkün değil. Yani, biz, burada, büyük bir fırsatı kaçırıyoruz. Artık, insanlar, Türkiye'nin bitki haritasını, insan haritasını çıkarıyorlar, artık parmak iziyle Amerika'ya giriyorsunuz. Yani, bunları biz yapacak mıyız yapmayacak mıyız; bunların ortaya konması lazım.

Sayın Tarım Bakanım, artı bir şey daha var; yurt dışından, genetik olarak manipüle edilmiş olan bitki tohumlarını, meyvelerini ya da yapraklarını yiyoruz. Bunlar ne derece kontrolden geçip Türkiye'ye geliyor... Bu konuda, inanın ki, buradan kamuoyunu da uyarıyorum, biyogüvenlikle ilgili hiçbir yasal düzenleme yok, tamamen tesadüfen yaşadığımızı düşünüyorum.

Bütün bunlarla beraber -çok enteresandır- Türkiye'de hayalperest bir toplum yaratıyoruz ve biz, milletvekilleri olarak, siyasetçiler olarak, toplumun bu zaafından iyi yararlanıp iyi siyaset yaptığımızı düşünüyorum ve ben bu durumdan, kişisel olarak çok rahatsızım. Biz, örneğin, Güneydoğu Anadolu Projesiyle, toplumu yirmi yirmibeş yıldır avutuyoruz. Amerika'yı giydireceğiz dedik, Türkiye'nin besin ihtiyacını fazlasıyla karşılayacağız dedik; ama, sonunda, bakıyoruz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Necdet Budak (CHP, Edirne). “Yeni bitki çeşitlerine ait ıslahçı haklarının korunmasına ilişkin kanun tas . (s.sayısı :323 )”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 8 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/necdet-budak-22-2004-01-08-yeni-bitki-cesitlerine-ait-islahci-haklarinin-korunmasina-iliskin-kanu-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
