# Yeni bitki çeşitlerine ait ıslahçı haklarının korunmasına ilişkin kanun tas . (s.sayısı :323 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Necdet Budak (CHP, Edirne)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim
- **Tarih:** 8 Ocak 2004
- **Gündem:** YENİ BİTKİ ÇEŞİTLERİNE AİT ISLAHÇI HAKLARININ KORUNMASINA İLİŞKİN KANUN TAS . (S.SAYISI :323 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/necdet-budak-22-2004-01-08-yeni-bitki-cesitlerine-ait-islahci-haklarinin-korunmasina-iliskin-kanu

> Necdet Budak (CHP), 8 Ocak 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YENİ BİTKİ ÇEŞİTLERİNE AİT ISLAHÇI HAKLARININ KORUNMASINA İLİŞKİN KANUN TAS . (S.SAYISI :323 )); konuşma 2.075 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NECDET BUDAK (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yeni Bitki Çeşitlerine Ait Islahçı Haklarının Korunmasına İlişkin Kanun Tasarısının tümü hakkında, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; bizleri televizyonları başında izleyen vatandaşlarımızı, tüm ziraatçı meslektaşlarımı ve Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Görüşeceğimiz bu yasa tasarısı, özellikle zor durumdaki tarım sektörünü çok önemli derecede etkilemektedir. Türkiye'de tarım kilitlenmiş durumdadır. Artık Türkiye'deki tarlalar bizi besleyemez durumdadır. Dünyada ve Türkiye'deki tarım sektörünün üretim ve maliyet bakımından karşılaştırılması mümkün değildir. Türkiye tarımı, Avrupa Birliği ve Amerikan tarımıyla rekabet edemez durumdadır. Uluslararası borsalarda Türk ürünlerinin fiyatları, rekabet gücü bakımından çok zayıftır. Türk tarımındaki tohum, mazot, gübre gibi girdilerin fiyat yüksekliğinin yanı sıra, tarıma ayrılan destek çok azdır.

Burada sadece Tarım Bakanına ya da hükümetlere yüklenmek çok doğru değildir. Tarım, uzun vadeli devlet politikası gerektirir. Bununla birlikte...

Arkadaşlar, dinlerseniz, çok memnun olurum; çünkü, 25 000 000 çiftçi var ve şu anda, 20 üniversite ve tüm ziraî araştırma enstitüleri bu kanun tasarısı üzerindeki görüşmeleri dinliyor. Türkiye'deki nüfusun yüzde 40'ı tarımla uğraşıyor, çok önemli bir konu; onun için, dinlemenizi rica ediyorum.

Mevcut hükümetin dokuz aylık tarım politikasını, 4 Aralık 2003 tarihli yazısında bir köşe yazarı şu rakamlarla ifade etmektedir: 2003'ün dokuz aylık döneminde yurt dışından 585 000 000 dolarlık hububat getirdik. Hayvansal ve bitkisel yağ ithalatına 375 000 000 dolar ödedik. 320 000 000 dolarlık yağlı tohum ve meyve satın aldık. Sebze ve meyveyi bile dışarıdan getirmeye başladık. Yılda 300 000 ton pirinç getiriyoruz bu son dokuz ayda. Ayçiçeğimiz, mısırımız yeterli değil, dışarıdan alıyoruz. Amerika ve Kanada'dan mercimek satın alıyoruz. Fakirin yemeği kurufasulyeyi Çin'den getiriyoruz. Simitlerin susamını Sudan'dan getirerek, yılda 35 000 000 dolar ödüyoruz.

Bir de, sanayide kullanılan tarım ürünleri var; örneğin, pamuk, deri; yılda 625 000 ton pamuk ithal ederek, geçen yıl, bu ithalatta dünya şampiyonluğunu hiçbir ülkeye kaptırmadık.

2003'ün ilk dokuz ayında, tarım, ormancılık ve balıkçılık ürünleri, toplam ihracatımız 1 400 000 000 dolar; ithalatımız 2 000 000 000 dolar; yani, satabildiğimizden daha fazla satın alıyoruz; çünkü, Türkiye'de üretemiyoruz. Üretimimiz, Türkiye'deki halkın talebini karşılamıyor.

Peki, neden böyle oluyor; nüfusun yüzde 35'i tarımda yaşıyor, toprakların büyük bölümü tarıma ve hayvancılığa müsait, ama, üretemiyoruz. Tarım üretimi artacak yerde neden azalıyor; tarım uzmanları, bunun cevabını şöyle veriyorlarr: "Türkiye'deki tarımı dış güçler öldürmek istiyor." Tarım uzmanları, dış güçlerin tarımı öldürdüğünü düşünüyorlar.

Bunun yanı sıra, şunu da unutmamak gerekir ki, bu, tarımın önemini küçümseyen, şu anki kanun tasarısına ilgisizlikte de gördüğümüz gibi, Türkiye'deki milletvekilleri, Tarım Bakanlığının hantal yapısı ve ilgisizliği, tarım üretimindeki gerilemeye seyirci kalan uzun vadeli hükümetlerden kaynaklanmaktadır.

Sanayileşmiş ülkelerde tarım kesimi büyük ölçüde destek görüyor, ileri tarım teknolojileri kullanılıyor. Sanayileşmiş ülkeler, tarımdaki üretim fazlasını pazarlamak için uluslararası borsalarda, Türkiye gibi tarımı orta ölçekli ülkelerin tarım ürünlerini öldürüyor; rekabet edemiyoruz. Ürün girdilerimizle beraber Türk tarımı gerilemekte.

Her malı, en ucuz üretecek üretenden alacak isek, dövizi nereden bulacağız?!. Bakın, buğdayı döviz vererek alıyoruz; mısırı, tütünü, ayçiçeğini, pamuğu, mercimeği, pirinci, susamı döviz ödeyerek alıyoruz. İyi de, bu dövizi nereden karşılayacağız; yine, bu, millî servet olarak bizim ceplerimizden çıkacak. Böyle bir tablo var dokuz aylık değerlendirmede. Tarım Bakanlığı yapmak bu koşullarda gerçekten çok zor; ama, bu zoru başarabilecek güçte olmamız gerekir ve Tarım Bakanı, bu ipi göğüsleyebilmeli; çünkü, Türkiye'de, güçlü, tek başına bir iktidar dönemi var, tarım politikası uzun vadeli bir politika gerektirir; bu uzun vadeli politikayı bu iktidar döneminde yapma şansınız var, bunu yapabilirsiniz ve Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz de katkıda bulunmaya hazırız.

İnanıyorum ki, Mecliste en fazla gündeme getirilen konulardan birisi tarım; milletvekilleri, iktidar olsun, muhalefet olsun, çok fazla soru önergesi veriyorlar, kanun teklifi veriyorlar; ama, milletvekillerinin kendi illerine yönelik dile getirdikleri bu sorunlar, Türk tarımında ortak sorunlardır. Bu sorunları giderecek orta vadeli politikaların Tarım Bakanlığı tarafından geliştirilip, Mecliste anlatılması gerekir. Yani, biz, bu tek başına güçlü iktidar döneminde Türk tarımının nereye gittiğini bilmeliyiz, bunu Mecliste tartışmalıyız.

2004 yılı istihdamın çözüm yılıysa, hiç unutmayın ki, tarım sektörü, gizli istihdam için çok önemli bir sektördür ve şunu da unutmayın; Türkiye, Avrupa Birliğine girdiğinde en güçlü olacağı konu, Türkiye'nin doğası gereği, tarıma dayalı sanayi olacaktır.

Her yıl olduğu gibi, bu yıl da hükümet tarafından açıklanan buğday fiyatları büyük bir tartışma yarattı. Daha önceki yıllarda bu tartışmanın odağında hükümet yer alırdı; bu yıl ise, Toprak Mahsulleri Ofisinin serbest piyasanın altındaki alım fiyatlarını Tarım Bakanlığı açıkladığı için, doğal olarak, Tarım Bakanına yönelik tepkiler ortaya çıktı. Çiftçiler ve köylüler, talihsiz sözleriyle karşı karşıya kaldılar Tarım Bakanının ve bunlar, hiç olmaması gereken, hoş olmayan tartışmalar oldu. Tarım Bakanı Sayın Güçlü'nün, politikada, belki de, bizler gibi yeni olması, bu tartışmayı biraz daha genişletti; bunun yaşanmaması gerekirdi; ama, yaşandı. Ben, bunu vurgulamaktan çok, bunun neden olduğunu bilimsel olarak ortaya koymak istiyorum; şimdi, biz, bundan sonra, nasıl bir ders çıkaracağız ve yanlışlardan doğruları bulacak nasıl çalışmalar yapacağız:

Bugün, dünyada olduğu gibi, bizde de tarımsal üretimin iki ayağı var; birincisi, üretiyoruz; ikincisi, satış yapıyoruz. Peki, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, fiyat açıklarken, üretimle ilgili mi konuşuyordu, mal alımıyla ilgili mi konuşuyordu?! 1985'ten beri izlediğimiz Tarım ve Köyişleri eski Bakanları, tarımsal ürünlerin ticaretinde Tarım ve Köyişleri Bakanlığının yetkili olmasını istediler. Bence, bu yaz, Tarım Bakanının yaşadığı bu tartışmanın temel nedeni, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının, ürünlere fiyat politikası belirlemesi ve geçmiş hükümetlerde olduğu gibi, fiyat politikasına dayalı Türkiye'de politikalar üretilmesidir. Ben, buradan şunu öneriyorum: Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Türkiye'de tarım ürünlerinin alımı ve satımıyla ilgili çalışmalara girmemeli, tarım ürünlerinin alımı ve satımı işine hiç bulaşmamalı; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, sadece tarımsal üretimi yönlendiren, kontrol eden bir yapıya kavuşturulmalı. Daha açık bir ifadeyle, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının görevi, tarımsal üretimi ve ürün kalitesini artıracak tedbirleri almak olmalı ve Türkiye'nin tarımsal potansiyelini ve tarım ürünlerini dünyaya tanıtmalıdır. Türkiye'de, dekar başına ortalama buğday verimi 200 kilogramla dünya ortalamasının altındayken -İngiltere'de 1 500 kilogram, genetik kapasiteyle buğday verimi alınabiliyor- Tarım ve Köyişleri Bakanlığının, buğday verimini artırma politikalarını geliştirmekle uğraşmak yerine, buğday alımı ve satımıyla uğraşması, bence, son derece anlamsız bir iştir. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, bu işlerle uğraşacağı yerde, örneğin, buğday tarımının, Türkiye'nin hangi bölgesinde ekonomik olduğunu, hangi bölgesinde ekonomik olmadığını, verim ve kaliteyi artırmak için neler yapılması gerektiğini araştırmalıdır. Unutmayın ki, Türkiye, dünyadaki 7 gen merkezinden birisi; örneğin, makarnalık buğday üretimi bakımından; ama, Türkiye, kendi makarnasını üretecek kaliteli makarnalık buğday üretemiyor. Bütün bunlara rağmen, biz, fiyat politikalarıyla toplumun karşısına çıktığımızda, istenmedik durumlar ortaya çıkabilir; tıpkı, geçtiğimiz yaz olduğu gibi. Buğday alıp satma, bunun üzerinde politika yapma devri artık bitmeli diyorum. 3-5 dekarlık tarlalarda, buğday, mısır ve ayçiçeği tarımı ekonomik değildir; ama, buralarda sebze ve meyve tarımı yapılarak, köylünün para kazanması sağlanabilir; bu da, ancak, bir köyün veya bölgenin yönlendirilmesiyle mümkün olur; yani, bir yerden bir tüccarın mal alabilmesi için, orada, yeterli ve kaliteli üretimin yapılması gerekir.

Avrupa'nın çok büyük sebze ve meyve açığı var. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, Türk köylüsünü organize ederek, bu pazara sürekli mal göndermesini sağlayabilir. Öte yandan, bir de Japonya pazarı var; meyve ve sebzenin Avrupa pazarına göre çok daha pahalı olduğu bir pazar; maalesef, biz, bugüne kadar, Japonya pazarında, ciddî bir şekilde ilerleme gösteremedik. Neden mi diyeceksiniz; birincisi, bu pazar sürekli mal istiyor. Biz, önce, bu üretim zincirini kuramadık. İkincisi, tarımsal üretimlerimizin tanımı yok; halbuki, Türkiye, pazarın istediği sürekli malı üretme konusunda, Avrupa'nın en şanslı ülkesi. Buradan örnekleme yaparsak, örneğin, ülkemizin ekolojik farklılıklarından dolayı, pazara, üç ay, hatta dört beş ay kiraz verme imkânımız var; ama, ne yazık ki, bu imkânları değerlendiremiyoruz. Neden; bütün bunları organize edecek, köylümüzü, çiftçimizi yönlendirecek bir kurum veya kuruluş yok. Bunların hepsi Türkiye'de mevcut; en büyük sorun, aralarındaki koordinasyon eksikliği. Bunu sağlayacak olan Tarım ve Köyişleri Bakanlığının ise, geçmişte olduğu gibi, geçmiş tarım politikalarının devamı bir politikayla meşgul olması.

Arkadaşlar, bir istatistik vermek istiyorum: Türkiye'de, 70 000'in üzerinde ziraat ve orman mühendisi var; peyzaj, gıda ve su ürünleri mühendislerini, meslek okullarından mezun olanları da sayarsak, 200 000 mühendis ve teknik eleman var. Tarım ve Köyişleri Bakanlığında ve Türk köylüsüne hizmet eden 200 000 kadro var ve bunlar maaş alıyor; yani, bu konuda eğitimli 400 000 insan var. Hollanda'da ise 200 000 çiftçi var. Hollanda'nın tarım ihracatı 30 milyar dolar, Türkiye'nin tarım ithalat ve ihracat farkı sadece 1 milyar dolar. Türkiye'de 20 adet ziraat fakültesi var. Ziraat Fakültelerinde tarım konusunda, gerçekten, çok değerli bilim adamları var. Ziraî araştırma enstitüleri var, yüzlerce araştırıcı var; öğretim üyesi var; ama köylüye hizmet götürecek, bunları bir araya getirip, bir güç oluşturup, bir program çerçevesinde köylünün üretimine katkıda bulunacak mekanizmalar sağlıklı çalışmıyor. Her türlü insan kaynağının yanı sıra, uygun iklim, toprak, su ve bitki örtüsü mevcut; bir başka deyimle, un, şeker, yağ var; ama, helva yapacak bir sisteme ihtiyaç var.

Türkiye, Avrupa'nın en zengin faunasına, bitki örtüsüne sahip; sadece Anadolu'da 3 000'in üzerinde bitki var. Bunlar, bakanlık adına -bu çıkarılacak kanun çok gerekli bir kanun- tescil edilmeli, yerli çeşitlerimize sahip çıkmalıyız. Bununla ilgili -Amerika'da doktora yaptığım sırada- okuduğum bir makaleyi size dile getirmek istiyorum.

Amerikalı Profesör Harlan, Artvin'in Yusufeli İlçesine gidiyor ve pazarda tohum topluyor, Türkiye'deki bütün tohumları topluyor ve Maryland'da bir müzede, bitki kaynakları müzesinde saklıyor ve Profesör Harlan, Yusufeli'ndeki pazar yerine gittiğinde, çiftçilerden aldığı tohumlar karşılığında dolar olarak para vermek istiyor; tabiî, Yusufeli'ndeki bizim vatandaşlarımız da "sen profesör adamsın, Amerika'dan buraya kadar gelmişsin; biraz tohum vereceğiz, ondan da para mı alacağız; ayıp olur. Biz Türküz, misafirperveriz, olmaz" diyorlar. Harlan, bunun üzerine, kitabında, Türkiye'deki bu konuyla ilgili aynen şu cümleyi yazıyor: "Türkler, tohum teknolojisi konusunda, tohum bilimi konusunda, bitki örtüsü bakımından, gen kaynakları bakımından neye sahip olduğunu bilmiyorlar." Türklere bu şekilde hitap ediyor. Tohum teknolojisi, 21 inci Yüzyılın en büyük teknolojilerinden birisi, özellikle genetik mühendisliği ve biyoteknolojiyle beraber, bence, petrol kadar önemli bir alan.

Her türlü insan kaynağını söyledik, bu imkânlar var dedik; ama, biz, bunları niye değerlendiremiyoruz?!. Bakın, bu çıkacak kanunla beraber, Bangladeş ile Türkiye arasında bir karşılaştırma yapmak istiyorum.

21 inci Yüzyılda, tohum teknolojisi, ülkeleri, çok uygun bir şekilde sömürü altında almış durumdadır. Türkiye, yurt dışından tohum almak için 50 000 000 dolar harcamaktadır. Bangladeş'te çiftçiler çeltik ekiyorlardı; ama, son on yılda, kendi çeltik tohumlarını, köylerdeki yerel tohumlarını kaybettiler ve kaybetmelerinin nedeni de şu: Bu ülkede pirinç tohumu üreten şirketler, kendi geliştirdikleri, ıslah yoluyla, genetik yolla modifiye ettikleri çeltik tohumlarını hibrit olarak onlara pazarladılar. Bu firmalar bu tohumların patent haklarına sahip oldukları için, şu anda, Bangladeş'te, çiftçiler, üretim yapmak için, bu tohumları, tamamıyla, bu tohum üreten şirketlerden satın almak zorundadırlar. Türkiye de, bu tasarının yasalaşmasıyla birlikte, eğer, kendi yerel çeşitlerini, Tarım Bakanlığı adına tescil ettirmezse ve yabancı şirketler, Türkiye'nin bu yerli çeşitlerinin kendi adlarına patent hakkını alırlarsa -ki, bu kanunla, bu sağlanmış olacak- Türkiye'deki çiftçiler ve Türkiye'deki tarım, bir bakıma kesin bir şekilde, yabancı tohum üreten şirketlere bağımlı hale gelecek ve bir yerde, onların sömürgesi haline geleceğiz.

Biz, bu durumu, Trakya'da, örneğin ayçiçeğinde yaşıyoruz. Bugün Türkiye'deki yabancı firmalar, ayçiçeği tohumunu Bergama'da üretiyorlar, Trakya'ya getiriyorlar, kilogramını 15 000 000-20 000 000'a pazarlıyorlar. Trakya'daki çiftçiler, on yıl önce kullandıkları ayçiçeği tohumunu kaybettiler ve onu arıyorlar; bulabilseler, hibrit çeşitlerine göre, kendi kullandıkları yerel çeşitlerin ekonomik analizi yapıldığında, belki daha kârlı olacak; ama, şu anda kendi tohumlarını kaybettikleri için, bu yabancı şirketlerden tohum almak zorunda kalmaktadırlar.

Yine, ne yazık ki, çiçek ihracatımız sadece 11 500 000 dolardır; bu -arkadaşlar, hatırlatmak isterim Hollanda'nın sadece binde 23'ü; Hollanda, 5 milyar dolarlık ihracat yapmakta. Bütün bunlarda tablo açık ve üzücü bir durumda; ama, bizim, bunları olumlu hale getirmek için yapabileceğimiz çok şey var.

Burada güçlü bir iktidar var; bu, tarım için tarihî bir fırsat. Gelin, bu tarım politikasını Meclis olarak masaya yatıralım, tartışalım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak biz de katkıda bulunalım. Uzun vadeli, geniş perspektifli, makro düzeyde, bir tarım, ormancılık ve hayvancılık planı yapalım; üretim, pazarlama, şehirleşme, ulaşım, iletişim, kitle eğitimi, ticarileşme ve sanayileşme programları burada tartışılsın.

Tüm bu saydığım yanlışlıkların sebepleri nelerdir derseniz; kalitesiz eğitim, yüksek teknolojinin olmayışı ve makinelerin yetersizliği, bu duruma neden olan sebeplerden birkaçı.

Bir konu daha var; dediğim gibi, genetik mühendisliği konusunda zafiyetimiz var. Türkiye, genetik mühendisliğinde de treni kaçıran ülkelerden birisi. Dünyada, tohum şirketleri, artık, ülkeleri paylaşmış durumda. Siz, bir ülkenin tohumunu çalıp, tarlanıza ekmiş olsanız bile, o şirket, tarlanızdaki bitkinin yaprağını alarak, DNA testiyle, elektrofores tekniğiyle, RFLP gibi tekniklerle tohumun kendisine ait olduğunu ispat edebilir.

Verimlilik anlayışından da yoksunuz; Türkiye'de, ürünlerde verimliliğin -genetik anlamda- üst potansiyelini yakalayamadık. Kalite, hâlâ düşük; verimliliği yakalayacağız ve sonra kaliteye geçeceğiz. Yönetim organizasyonu kavramına önem verilmiyor.

Özetle, yapılması şart olup da bir türlü gerçekleştirilemeyen bir zihniyet reformuna ihtiyacımız var. Çağdaşlaşmayı, bilimde aramamız, demokraside aramamız, teknolojide aramamız ve bunu tarıma uygulamamız gerekiyor.

Üretim girdilerinden tohum, mazot ve gübre en önemlileri dedik. Gübrede yüzde 90 dışarıya bağımlıyız, tohumda dışarıya bağımlıyız, mazotta dışarıya bağımlıyız. Hükümetler, doğrudan gelir desteğiyle, biraz olsun, çiftçiye yardımcı olmaya çalışıyorlar; ama, bu doğrudan gelir desteği, sadece yaraları hafifletici oluyor; ancak, Türk tarımının kurtarılması doğrudan gelir desteğiyle mümkün değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Necdet Budak (CHP, Edirne). “Yeni bitki çeşitlerine ait ıslahçı haklarının korunmasına ilişkin kanun tas . (s.sayısı :323 )”. TBMM Genel Kurulu, 40. Birleşim tutanağı, 8 Ocak 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/necdet-budak-22-2004-01-08-yeni-bitki-cesitlerine-ait-islahci-haklarinin-korunmasina-iliskin-kanu (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
