# Gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair 560 sayılı kanun (s.s.428)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Necdet Budak (Edirne)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim
- **Tarih:** 27 Mayıs 2004
- **Gündem:** GIDALARIN ÜRETİMİ, TÜKETİMİ VE DENETLENMESİNE DAİR 560 SAYILI KANUN (S.S.428)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/necdet-budak-22-2004-05-27-gidalarin-uretimi-tuketimi-ve-denetlenmesine-dair-560-sayili-kanun-s-2

> Necdet Budak, 27 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GIDALARIN ÜRETİMİ, TÜKETİMİ VE DENETLENMESİNE DAİR 560 SAYILI KANUN (S.S.428)); konuşma 1.035 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NECDET BUDAK (Edirne) - Şimdi, gıdada bir tehlikeli olay da, genetik olarak değiştirilmiş ürünler. Özellikle küreselleşmeyle beraber, malların hareketliliğiyle beraber, gıda ve petrol, dünyada iki önemli sektör haline geldi. Ortadoğu'da, petrolle ilgili savaşları takip ediyoruz. Genetik ve biyoteknoloji, 21 inci Yüzyılın, bana göre, petrol kadar önemli sektörü.

Amerika'daki ve Avrupa'daki tohum şirketleri, biyoteknolojiyi kullanarak, Türkiye gibi birçok ülkeyi bir pazar görerek, bir yerde, kendisine modern bir sömürge sistemi kurmuş durumda. Bunlardan biri de, genetik olarak değiştirilmiş organizmalar. Amerika Birleşik Devletlerinde geçen yıl mısır alanlarının yüzde 32'sinde, pamuk alanlarının yüzde 40'ında, soya alanlarının yüzde 74'ünde, bu genetik olarak değiştirilmiş organizmalar kullanılarak üretim yapılıyor. Türkiye ise, bu konuda hiçbir çalışma yapmış değil. Türkiye'nin burada bir karar vermesi lazım. Türkiye'nin genetik değişikliğe uğramış bitkilerle ilgili süratle karar vermesi gerekiyor. Burada, bu konuda şunu yapmamız lazım: Biz, bu teknolojiyi kabul edecek miyiz; yoksa, kabul etmeyecek miyiz? Avrupa Birliği ile ABD arasında son yıllarda kıyasıya bir mücadele var. Türkiye, buna, ileriki yıllarda milyarlarca dolarlık bir fatura ödeyecek. Son altı yıl içerisinde devletin çeşitli birimleri ile üniversite yetkilileri arasında yapılan görüşmeler ve kararlar var; ama, ar-ge çalışmaları gerekiyor, buna büyük para yatırımı gerekiyor.

Tabiî, şöyle bir şey de var: Türkiye'nin tarlalarının parçalı olması genetik tarım için dezavantaj; ama, organik tarım anlamında avantajıdır. Avrupa Birliğine girdiğimizde de en güçlü olacağımız konu, tarıma dayalı sanayi ürünleri ve bu nedenle de, İspanya, bu konuda bizden çekiniyor. Eğer, biz, kimyasal tarıma, genetik tarıma alternatif olarak organik tarımı Türkiye'de yaygınlaştırabilirsek, bu anlamda mesafe katedebiliriz.

Arkadaşlar, burada, tabiî, genetik olsun, tarımsal ilaç olsun, bardağın dolu ve de boş tarafını görebiliriz; ama, şu da bir gerçek: 3 kanserden 2'si beslenme bozukluğuyla ve 1'i de sigarayla ilgili. Türkiye'de 100 000 kanser vakası var, bu insanların 60 000'ini kaybediyoruz, 30 000'ini ancak tedavi edebiliyoruz. Vatandaşlarımızın yüzde 10-15'i açlık problemi çekiyor. Tabiî, burada, tütünle savaş ve doğru beslenme çok önemli. Şu da bir gerçek: Özellikle, milletvekilleri olarak köyleri gezdiğimizde, dolaştığımızda, kırsal kesimde, köylerde, köylü vatandaşlarımızın diş sağlığı, bakımı olmadığını, doğru düzgün bir kontrolden geçmediğini, güneş altında ezildiğini, ellerinin nasır içerisinde olduğunu, doğru düzgün altyapı, kanalizasyonu, doğru düzgün bir banyolarının olmadığını birçok yerde gözlemliyoruz; bu da, bizim için, siyasetçiler için gerçekten üzücü oluyor. İnşallah, bu yoksulluk ve işsizlik olayı çözülür. Yani, bu konuda, gerçekten, iç açıcı olmayan olaylar var. Bu insanların sağlıklı beslenmesi için protein almaları lazım; ama, protein de pahalı. Böyle olunca da, toplumda, bilgisizlik, eğitimsizlik, açgözlülük, açıkgözlülük, ucuz et ürünlerini ortaya çıkarıyor. Örneğin, 2 000 000 liraya sucuk ya da tavuk eti satılıyor; böyle bir şey mümkün değil. Mesela, çok basit olarak, su tüketiyoruz, tadı hoş, memnun olduğumuz suda bile arsenik çıkıyor.

Tabiî, ekmek olayını bugün tartıştık; ama, Türkiye'de ekmek fırınlarının yüzde 30'u ruhsatsız, ruhsatlı olanlarda da hijyen konusunda problem var. Burada çok enteresan bir şey, tüm dünyada var; ama, Türkiye'de de var, ekmekte -yani, midenizi de bulandırmak istemiyorum bu saatte- fare kılı var; biz bunu tüketiyoruz, bize bir şey olmaz!.. Ama, şu da bir gerçek: Dünya standartlarında bu fare kılının belli bir limiti var.

MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Çok fazla yememek lazım.

NECDET BUDAK (Devamla) - Çok fazla yememek lazım. Artık, Türkiye'de fırınlarda, bu fare olayı konusunda kontrol sağlanması lazım. Yine fırınlarda bir şey var, odunla ısıtma ve taşfırın, karafırın ekmeği var. Burada, ekmeğe sinen is kanserojen riski taşıyor, bu anlamda da, standartlarda bunu kontrol edecek bir mekanizmanın olduğunu sanmıyorum.

MUSTAFA BAŞ (İstanbul) - Rizeli fırıncılarda yok o!..

NECDET BUDAK (Devamla) - Rizeli fırıncılarda yok, evet!.. Burada Rize Milletvekili çok yani!..

Şimdi, ben tarımla ilgili bir şeyi paylaşmak istiyorum, o da şu: Dediğim gibi, petrol ve gıda, çok önemli iki sektör ve terörizmin arkasındaki iki önemli faktörün gıda ve petrol olduğu iddiası var.

Mesela, New York Times'ın , köşe yazarı Thomas Friedman -şunu sizinle paylaşmak istiyorum- Dünya Ticaret Örgütünün Cancun'daki toplantılarında ortaya çıkan gelişmelerden yola çıkarak, müthiş bir iddia ortaya koydu. Friedman, uluslararası terörizmle mücadelenin savaş cephesinde değil, ticaret cephesinde kazanılabileceğini vurguluyor. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletlerinin başını çektiği kalkınmış ülkelerin, kendi çiftçilerine uyguladıkları desteklemeleri azaltmaları ve gümrüklerde bazı indirimleri yapmaları halinde global gelirin 2015 yılından itibaren 500 milyar dolar artacağını ve bunun yüzde 60'ının, yani, 300 milyar dolarının az gelişmiş ülkelerin kasasına gideceğini hesaplıyor. Bu da, yaklaşık 144 000 000 insanın fakirlikten kurtulması anlamına gelecek. Ancak, gelişmiş ülkeler, Cancun'da bir kez daha görüldüğü gibi, bunu yapmaya yanaşmadılar. Bu yüzden de, ekonomileri tarıma ve tekstile dayalı az gelişmiş ülkelerin, aynı sektörlerde, gelişmiş ülkelerle rekabet şansı ortadan kalkıyor.

Şimdi, belki Tarım Bakanlığımız için uzun vadeli politikalar gerekiyor gerçekten; ama, tek başına da bir iktidar var; gerçekten orta ve uzun vadede tarım politikaları geliştirmek lazım Türkiye'de. Tabiî, küreselleşme sürecinde tarımsal ürünlerimizin dünyaya açılmasını kısıtlamamız çok zor; çünkü, gümrük birliği anlaşmaları ve serbest piyasa ekonomisi gereği, uluslararası borsalarda da bizim tarım ürünlerimiz rekabet ediyor. Buradaki firma sahipleri dışarıdan ithal edebiliyorlar, bu özgürlüklerini kısıtlayamıyoruz; ama, işte burada dünya konjonktüründe, Türkiye gibi ülkelerin tarımı, gelişmiş ülkelerin kendi çiftçilerine yapmış oldukları büyük destek nedeniyle kilitlenmiş durumda.

Peki, bütün bu önerilerden sonra, gıdayla ilgili bütün bu tartışmalardan sonra, benim, neler yapılmasıyla ilgili dilek ve temenni olarak birkaç önerim var:

Sağlık Bakanlığı ile Tarım ve Köyişleri Bakanlığının geniş çapta, sürekli ve etkin bir işbirliğine girmesi gerekiyor.

Tarım ilacı kullanımının en aza indirilmesi ve en sıkı şekilde kontrol edilmesi lazım.

Tarım ilacı kullanımıyla ilgili her türlü eğitim ve düzenleme yapılmalı.

Kimyasal savaş en son çare olarak düşünülmeli, biyolojik savaşa önem verilmeli.

Üreticinin ve tüketicinin yeterli eğitimi yapılmalı.

Biz, tüketici olarak da tüketici bilincine sahip değiliz. Marketten aldığımız peynir bozuk çıktığında bunu çöpe atıyoruz; böylelikle, hem bize israf hem de aynı peynirden tüketen başka insanların da israfına yol açıyoruz.

Eğitim ve yayın çalışmaları için kitle iletişim araçlarından olabildiğince yararlanılmalı.

Yine, Türkiye'de yeteri kadar ziraat mühendisi var. İlaç bayilerinde bunların istihdam edilmesi ve reçeteyle tarım ilacı satılmasını öngören düzenlemelerin yapılması gerekir.

Tabiî ki, söylenecek çok şey var, arkadaşlarımız çok şeyi dile getirdiler. Türkiye'de gübre ve ilaç kullanımı, özellikle de ilaç kullanımı çok fazla. Mesela, Türkiye'de hektar başına 1,5 kilo ziraî ilaç kullanılıyor. Bu, Avrupa'daki ortalamanın 10 katı.

Bu yasayla, umarım bu tartıştıklarımız son bulur, daha iyi şeyler olur; çünkü, şu da bir gerçek: Doğa çok acımasız, doğa kendisine kurşun sıkana, bir gün gelir kurşunu iade edebilir. Bunu dünyada da yaşıyoruz, umarım Türkiye'de yaşamayız.

Kanunun ülkemiz için, tüketiciler için, üreticiler için hayırlı olmasını diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Necdet Budak (Edirne). “Gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair 560 sayılı kanun (s.s.428)”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/necdet-budak-22-2004-05-27-gidalarin-uretimi-tuketimi-ve-denetlenmesine-dair-560-sayili-kanun-s-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
