# Gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair 560 sayılı kanun (s.s.428)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Necdet Budak (Edirne)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim
- **Tarih:** 27 Mayıs 2004
- **Gündem:** GIDALARIN ÜRETİMİ, TÜKETİMİ VE DENETLENMESİNE DAİR 560 SAYILI KANUN (S.S.428)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/necdet-budak-22-2004-05-27-gidalarin-uretimi-tuketimi-ve-denetlenmesine-dair-560-sayili-kanun-s

> Necdet Budak, 27 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GIDALARIN ÜRETİMİ, TÜKETİMİ VE DENETLENMESİNE DAİR 560 SAYILI KANUN (S.S.428)); konuşma 1.007 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NECDET BUDAK (Edirne) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 560 sayılı Kararnameyle ilgili tasarının 7 nci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım; Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, gıdanın önemini burada birçok arkadaşımız dile getirdi. Türkiye, yüzde 1,8'e varan nüfus artışıyla, dünyada en hızlı nüfus artışına sahip ülkelerden birisi ve Türkiye'de, her yıl, ilave 1 300 000 vatandaşımız sofraya oturuyor; ama, sofraya konulan yiyeceklerde çeşit ve miktar bakımından yıldan yıla bir azalma var. Sebze ve meyveler pahalı, et pahalı; bu nedenle, sofrada bunlar azalıyor. Tahıl tüketimi daha fazla; özellikle 360 gramlık ekmek tüketimi çok fazla. Türkiye'de 7 000 000 kişi proteinsiz, 10 000 000 kişi de düşük kaloriyle beslenmekte.

Bugün, dünyada 1 milyar insan açlıkla karşı karşıya. Yetersiz beslenme sonucu 500 000 000 çocuk bedensel ve zihinsel gelişmemişlik gösteriyor. Birçok insanda guatr riski var, birçok insanda kansızlık var; yine, 100 000 000 insanda görme bozukluğu var. Yani, gıda çok önemli.

Türkiye'ye gelince, gazetelerde, televizyonlarda, internette gıdalarla ilgili, insanı yemeden içmeden kesecek haberler ardı ardına patlıyor. Yani, ben diyorum ki, inşallah, bu gıda mevzuatı ülkemiz için hayırlı olur, çok iyi bir denetim olur da Uğur Dündar'ın mesleğini elinden alırız, o da emekliye ayrılır, bu programları yapmaktan vazgeçer.

Örneğin, arısız bal üretimi, kokmuş peynirden eritme peynir yapımı, tavuk derisinden sucuk doldurma, tekstil boyası ve demirsülfatla zeytin karartma, zeytinyağına ayçiçeği yağı karıştırma veya ayçiçeği yağına pamukyağı karıştırma, Tarlabaşı bodrumlarında midye doldurma -hele, bu midyeler çok kötü- akla zarar, mideye fesat bir başıbozukluk almış yürümüş; korsanlar da piyasada cirit atıyorlar.

Bu gıda terörü yaşanırken, bunların denetimi konusunu yetkililere sorduğumuzda, örneğin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yetkilileri, açıklamalarında diyorlar ki, Türkiye'de 25 000-30 000 gıda işletmesi var, bunlar kayıtlı olanlar; bir de merdivenaltı sektör var; hepsini kontrol etmek çok zor, yeterli elemanımız yok, bunun artırılması lazım, niteliğinin artırılması lazım. Öbür taraftan, bu gıdaları tüketen tüketicilerimiz -inşallah bu Gıda Kanunu tüketicilerin bu isteklerini yerine getirir- toplumumuz diyor ki, bakkallardan süpermarketlere kadar gıda satış yerlerinde, mevzuat gereği, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının üretim iznini almamış hiçbir hazır gıda görmek istemiyoruz. Üretim iznini istiyorlar.

Türk toplumu, süpermarketlerde ambalajsız olarak satılan yığma hazır kıyma, dökme sosis, tepsi baklava, hazır mantı, teneke peynir, tekerlek kaşar gibi mamullerin açıkta satılmamasını, etiketli satılmasını istiyor.

Yine, toplumumuz, sebze ve meyvelerin tür adlarını, menşelerini, kullanım özelliklerini (dolmalık mı, kızartmalık mı, salçalık mı, turşuluk mu gibi) gösterir etiketlerin bulunmasını istiyor.

Yine, toplumumuz, gıda ürünlerinin içeriğinde bulunan katkı maddelerinin olası yan etkilerinin, herkesin okuyabileceği şekilde, etiketler üzerinde yer almasını istiyor.

Bakanımız, burada, genetik olarak değiştirilmiş organizmaların Türkiye'de tüketildiğini bir şekilde ifade etti. Türk toplumu, yine, yurt dışından ithal ettiğimiz ve genetik olarak değiştirilmiş bu organizmaların, Avrupa'da olduğu gibi, Türkiye'de de etiketler üzerine yazılmasını istiyor.

Yine, toplumumuz, gıda satış ve toplu tüketim yerlerinde, öngörülen periyotlarla denetleme yapıldığına ilişkin, yetkili makamlarca tasdikli belgelerin, tüketicilerce görülebilecek ve kontrol edilebilecek şekilde bulundurulmasını istiyor.

Yine toplumumuz, gıda işletmelerinde gıda güvenliğinden sorumlu teknik personel istiyor.

Toplumumuzun istekleri bunlar. Bakanlığın yetersizlikleri var. Önemini açıkladık. Bütün bunlarda, özellikle genel anlamda, ilaç, gübre, hormon olayı ve bir de genetik kirlilik var.

Tarım ilaçlarına gelince: Türkiye'nin ihraç ettiği bazı meyve ve sebzelerin geri döndüğünü biliyoruz. Kanuna göre,Türkiye'ye geri dönen bu meyve sebzelerin imha edilmesi gerekiyor; ama, şöyle bir husus var -burası çok önemli- gıda kodeksi farklılığımız var. Diyelim ki, ben şirket sahibiyim, elma ihraç edeceğim. Elmadaki belirli (a) ilacının kalıntı etkisi 500 ppm olarak Türkiye'de tüketilebilirken, bu, Avrupa'da 200 ppm'yi aşmaması gerekiyor. Bu mal gümrük kapısından geri döndüğünde, eğer firma sahibi bensem, kâr etmek için ve -legal, kanunî bir şey- Türkiye içerisinde tüketirim; çünkü, 400 ppm çıktı, Türkiye'de tüketebilirim; ama, Almanya'da tüketemem. O nedenle, bizim toplumumuzun, bunu hak etmediğini düşünüyorum. Eğer gıda kodeksine uyum sağlanırsa, birçok üründe bu standart sağlanırsa, Türk toplumunun da Avrupa'daki insanlardan hiçbir farkı olmadığına göre, aynı kalitede meyve ve sebzeyi tüketme şansına sahip olabilir.

Bir başka olay, Türkiye, tarım ilaçlarında yılda 150 000 000 dolar parayı dışarıya ödüyor ve çok enteresan bir şeydir, gelişmiş ülkeler, kendilerinin üretip, insanlarının kullanmalarını yasakladıkları tarım ilaçlarını Türkiye'ye satabiliyorlar. Türkiye'nin bu ilaçlarlarla yetiştirip ihraç ettiği ürünleri ise, onlar kabul etmiyorlar.

Tarım ilaçları, yine, Tarım Bakanlığının kontrolü açısından çok önemli. Sera ve tarlalarda denetleme zorunluluğu var; ama, bu, gerekli ölçüde yapılabiliyor mu, bu konuda şüpheler var. Her ürüne, belli sürelerde, farklı ilaç atılıyor. Örneğin, bazılarına hasattan üç hafta önce atılmalı ki, kalıntı olmasın; ancak, dün ilaçladığınız bir ürünü ertesi gün pazara çıkarabiliyorsunuz.

Tabiî, Türkiye, yaş meyve ve sebze ihracı konusunda, sadece yüzde 5'lik bir paya sahip. Yani, biz, yaş sebze ve meyvenin geriye kalan yüzde 95'ini içpazarda tüketiyoruz. Bu da, Türkiye'de, insanların, bahsettiğim ilaç kalıntısı anlamında, ne kadar tehlikeyle karşı karşıya olduğunun bir göstergesi.

Şimdi, çok enteresan bir şey de şu: "Annemizden emdiğimiz süt helal olsun" diye bir atasözümüz var; yalnız, Çukurova Üniversitesinde Almanların yaptığı bir araştırmaya göre, Türkiye'de -Adana dahil- çeşitli bölgelerden alınan anne sütü örneklerinde, ortalama değer olarak en yüksek tarım ilacı kalıntısı Adana'dan bizzat temin ettiğimiz anne sütlerinde bulunuyor ve bulunan kalıntı miktarı ise, anne sütlerinde dünya literatüründe bildirilen en yüksek değerlerin çoğunu geride bırakıyor. Yani, bu tarım ilaçları, Türkiye'de, anne sütüne kadar işlemiş durumda. Tabiî ki, bunlar da kanser vakalarına neden oluyor. Türkiye'de, 1999'la 2003'ü kıyasladığımızda, kanser vakalarında yüzde 25'lik bir artış var; ama, Avrupa'dan dönen ve pazarda Avrupa malı diye satılan ürünler özellikle Marmara Bölgesinde tüketildiğinden -mesela, Edirneli olduğum için, Edirne Milletvekili olarak örnek veriyorum- 1999 rakamlarıyla 2002 rakamları arasında yüzde 70'lik bir artış var. Yılda 432 vaka var. Yani, Allah korusun -Edirne İli bazında- doktor, karşısına geçiyor, her gün 1 hastaya, siz kansersiniz diyor. Yani, böyle bir tarım ilacı kullanımı var.

Tabiî ki, tarım ilacında, ilaç bayilerinin, ziraat mühendisi olmalarının yanı sıra, bitki korumayı bilmeleri lazım. Türkiye'de ilaç bayilerinin sadece yüzde 50'sinde ziraat mühendisi çalıştırılıyor. İlaçlar, bitki şube müdürlüklerince, yetkili taraflarca reçeteyle verilmeli. Yani, insan ilacını nasıl reçeteyle alıyorsak, tarım ilacını da reçeteyle almalıyız. Bakın, çok basit bir örnek, DDT'yi Avrupa, Amerika terk etti. Şu anda, Türkiye'de, seralarda metilbromür diye bir ilaç kullanılıyor. Bunun, Avrupa'da, dünyada kullanımı yasak; ama, Türkiye'de kullanılıyor. Bu da, bitkiden, kalıntıyla insan vücuduna geçiyor. İnsan vücudunda da, sindirim sisteminde incebağırsak yoluyla kana karışıp, bütün vücudumuzda dolaşabiliyor.

Ben diğer maddede de konuşacağım; burada kesmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Necdet Budak (Edirne). “Gıdaların üretimi, tüketimi ve denetlenmesine dair 560 sayılı kanun (s.s.428)”. TBMM Genel Kurulu, 94. Birleşim tutanağı, 27 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/necdet-budak-22-2004-05-27-gidalarin-uretimi-tuketimi-ve-denetlenmesine-dair-560-sayili-kanun-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
