# Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Necdet Ünüvar (AK Parti, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim
- **Tarih:** 13 Ocak 2010
- **Gündem:** ÜNİVERSİTE VE SAĞLIK PERSONELİNİN TAM GÜN ÇALIŞMASINA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 418)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/necdet-unuvar-23-2010-01-13-universite-ve-saglik-personelinin-tam-gun-calismasina-ve-bazi-kanunlar

> Necdet Ünüvar (AK Parti), 13 Ocak 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜNİVERSİTE VE SAĞLIK PERSONELİNİN TAM GÜN ÇALIŞMASINA VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.: 418)); konuşma 1.920 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlarım, çok önemli bir yasayı görüşüyoruz, yıllardır ülkemizin gündeminde olan tam gün yasasını görüşüyoruz. Tabii, bu yasa, esasında kamuoyunda “tam gün yasası” olarak biliniyor ama pek çok farklı düzenlemeleri de beraberinde getiriyor. Üniversitedeki öğretim üyeleri, sadece sağlık personeli de değil, sağlık personeli dışındaki öğretim üyeleri, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarıyla ilgili birtakım düzenlemeler var. Radyasyonda çalışan meslektaşlarımızın çalışma süresini düzenliyor. Özlük hakları ile emeklilik haklarıyla ilgili birçok düzenleme söz konusu. Aynı zamanda tıpta kötü uygulamalar veya yanlış, hatalı uygulamalar olarak adlandırabileceğimiz “malpraktis”le ilgili bir mevzuat düzenlemesi var ve aynı zamanda nöbet ücretiyle ilgili birtakım farklı düzenlemeleri beraberinde getiriyor.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 56’ncı maddesi şöyle diyor aynen: “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.

Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.

Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.

Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.”

Şimdi, Anayasa’mızın bu amir hükmüne baktığımız zaman ve geçen yaklaşık sekiz yıllık AK PARTİ İktidarı dönemine baktığımız zaman, bu maddeyle ilgili, Anayasa’mızın 56’ncı maddesiyle ilgili pek çok düzenlemeyi yaptığımızı rahatlıkla söyleyebilirim. Zaten hükûmetlerin görev ve sorumlulukları da değerli arkadaşlarım, Anayasa’nın amir hükmünü yerine getirmektir. AK PARTİ, 58, 59 ve 60’ıncı Hükûmet dönemlerinde sağlıkta yaptıklarını “Sağlıkta Dönüşüm Programı” adı altında isimlendirdi ve bu doğrultuda, vatandaşımızın sağlık hizmetine hızlı, kaliteli ve hakkaniyetli bir şekilde ulaşması için bir dizi uygulama yaptı ve bu uygulamalar sürecinde, sağlık hizmetinin etkin ve kaliteli olması için bir yandan fiziki yapıyla, öbür yandan donanımla yani alet edevat, ekipman olarak adlandırabileceğimiz donanımla, bir diğer yandan insan gücünün hem sayısının hem etkin çalışmasının önündeki engelleri kaldırarak, doktorlarımızın, hemşirelerimizin, ebelerimizin, eczacı, sağlık memuru, psikolog, fizyoterapist ve bu anlamda sayabileceğimiz bütün meslektaşlarımızın etkili bir şekilde ve adil bir şekilde çalışması noktasında birçok düzenleme yaptı ama bütün bunlara baktığımız zaman, yani fiziki yapı, donanım ve insan gücü arasındaki organizasyon son derece önemli. Yani bu sistemi kurmadığınız zaman, kuramadığınız zaman elinizde çok fazla sayıda sağlık personeli de olsa, çok devasa sağlık tesisleri de olsa, çok ileri teknoloji ürünü birtakım sağlık hizmetinde kullanılacak alet edevat da olsa siz bunları tam olarak yapamazsınız. Bu anlamda, AK PARTİ İktidarının, doğudan batıya, kuzeyden güneye vatandaşlarımızın etkili bir şekilde sağlık hizmeti alması noktasında birçok şeyi yaptığını tekrardan hatırlatmaya gerek yok.

Değerli arkadaşlarım, tabii bütün bunlarla beraber, bir yandan sağlık personelimizin daha etkin çalışması, öbür yandan vatandaşımızın daha kaliteli hizmet alması da sağlandı.

Bugün bu kanunda birçok düzenleme var, onlara vaktim elverdiğince değinmeye çalışacağım, ama asıl, hekimlerimizin tam zamanlı çalışmasıyla ilgili bir hüküm var.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ, 2002’de iktidara geldikten sonra -çok güçlü bir grupla iktidara geldi- bu işi sadece kanuni düzenleme şeklinde düşünse idi -ki geçmişte yapıldı- çok rahatlıkla 2003, 2004, 2005’te hekimler için tam zamanlı çalışmayı getirebilirdi ama bu işin sadece salt bir kanuni düzenleme olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Altyapıyı hazırlamadan yapılacak birtakım düzenlemelerin geçmişte nelere mal olduğunu hepimiz biliyoruz.

1978 yılında Mete Tan zamanında kamuoyunun çok yakından bildiği Tam Gün Yasası çıktı ve o zaman da esasında hekimleri daha verimli çalıştırmayı amaçlayan bir yasaydı ama bir yandan Maliye Bakanlığı, bir yandan Sayıştay, bir yandan da o dönemdeki Türk Silahlı Kuvvetlerinin hekimlerle diğer personel arasındaki denge açısından yapılan birtakım tartışmalar sebebiyle Yasa maalesef çok başarılı bir hizmete vesile olmadı. Nitekim, 12 Eylül ihtilalinden hemen sonra, yanlış bilmiyorsam 30 Aralık 1980’de, yeni bir yasayla hekimlerin serbest çalışmasıyla ilgili bir düzenleme yapıldı ama gerek Mete Tan zamanında yapılan Tam Gün Yasası gerekse daha sonra, 12 Eylülden sonra çıkarılan Yasa’yla maalesef hekimlerin çalışma koşullarıyla ilgili birtakım yanlış düzenlemeler de yapıldı.

İşte, bugün, bu yasanın hazırlanmasında gerçekten Sağlık Bakanlığımız çok önemli çalışmalar yaptı, çalışmayı Bakanlar Kuruluna sundu, Meclis gündemine getirdi, Sağlık Komisyonumuz çok detaylı çalıştı, alt komisyon çalışmaları yapıldı. Şüphesiz benden önce konuşan arkadaşlarımızın birtakım eleştirel noktaları oldu ama zaman içerisinde, bu yasa hayata geçtikten sonra, belki başka yeni düzenlemelere de ihtiyaç olabilir çünkü her yasa birtakım muhtemel riskleri bünyesinde barındırır. Almanların “Hiçbir yemek pişirildiği sıcaklıkta yenmez.” diye çok güzel bir atasözü var. Bizim yaptığımız yasalarda, şüphesiz sosyal bir alanda yasa çıkartıyoruz ve toplumda vereceği hizmetlerle birtakım riskleri de ortadan kaldıracak yeni düzenlemeler gerekebilir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, tam gün çalışmayla ilgili kanaatlerimi ifade etmek istiyorum. İnsanın en değerli varlığı sağlık ve sağlığı korumak ve yeniden kazanmak için tercih kullanması, başvuracağı doktorunu seçmesi en doğal haktır. Bu hakkı, bizim ülkemizde, öteden beri, vatandaşlarımız zaman zaman serbest hekimden yani muayenehane hekimliğinden de hizmet alarak yerine getirmeye çalışıyor ama dünyadaki gelişmiş, orta düzeyde gelişmiş ve az gelişmiş ülkelere baktığımız vakit şöyle bir tabloyu görüyoruz: Sağlığın kapsayıcılığı azaldığı zaman özellikle serbest çalışma oranları artıyor. Bir yandan gelir düzeyi düşük insanların yaşadığı ülkelerde insanlar o ücreti veremezken, biraz doktorların sayısının azlığı, biraz da sistemin sağlık hizmetini yerinde, yeterince yerine getirememesi sebebiyle zaman zaman insanlar özel sektörden sağlık hizmeti almakta ve bu da sağlıkta birtakım adaletsizlikleri beraberinde getirmekte. Aslında, baktığımız zaman “parttime, fulltime” şeklinde hekimlerin adlandırdığı “tam zamanlı” veya “yarı zamanlı” çalışma deniyor ama esasında hekimlerin bunu çok iyi anlayabileceğini çok rahatlıkla söyleyebilirim. Hepimizin öyle veya böyle hekime de yolu düşüyor. Onlar bilirler ki hekimler aslında yarı zamanlı çalışmazlar. Hekimler, âdeta, bir yandan kamuda hizmeti vermeye çalışırken öbür yandan da aynı mesainin bir başka benzerini de özel sektörde, serbest muayenehane yoluyla vermeye çalışırlar ve bu aslında bir düal yapıyı beraberinde getirir, ikili çalışma. Hekim, yorgun argın kamuda verdiği görevi konsantrasyonunu bozmadan aynı şekilde özel sektörde de vermek durumunda. Tabii, bu ne kadar devam edecek? Bir müddet sonra, artık, bedensel, ruhsal, mental yönden çöküntüye de yol açabilir ve konsantrasyonunda birtakım bozukluklar olabilir ve doktorun asıl görevine odaklanmasında birtakım problemler oluşur.

Öte yandan, kamuda çalışmayı ilkeli bir çalışma olarak gören arkadaşlarımız olabilir. Yani onlar ilke olarak muayenehane açmazlar ve kamuda tam zamanlı çalışmayı kendisi için ilkesel bir görev olarak görebilirler ama kamuoyunda maalesef, âdeta “Serbest çalışabilen hekim sadece başarılı hekimlerden oluşur.” gibi de bir yanlış algılama söz konusu ve hekim bir yandan ilkeli çalışma, bir yandan da başarılı hekim olma arasında bir gelgit yaşayabilir. İşte, bu yasanın bence en önemli getirilerinden birisi, hekimler için tam zamanlı -yani özel sektörde veya kamuda tam zamanlı- çalışmayı getirerek esasında o ikilemi ortadan kaldırmış oluyor. Bu ikilemi sadece hekim yaşamıyor, aynı zamanda vatandaşımız da yaşıyor. Bir yandan ekstra ücret vererek daha kaliteli hizmet aldığını zanneder, bir yandan da cebinden çıkan sağlık harcaması artabilir. İşte, bu ikilemi ortadan kaldırmaya matuf bir yasal düzenleme yapıyoruz.

Esasında, baktığımız zaman, Türkiye’deki mevcut yapıya benzer, neredeyse sadece Latin Amerika ülkeleri ve Doğu Bloku ülkelerinde buna benzer çalışmaların olduğunu görüyoruz. Kapsayıcı bir sağlık hizmeti vermeyi öngören Avrupa Birliği ülkelerinde ve gelişmiş ülkelerde, artık, tam zamanlı çalışma daha ön planda olarak karşımıza çıkıyor. Bu yasayla, şüphesiz, bu ikili çalışma sistemini ortadan kaldırmış oluyoruz ve insanların da yoğunlaşmasını, asıl mesleki birikimine yoğunlaşmasını temin etmiş oluyoruz.

Şöyle bir baktığımız zaman, 2002’nin Aralık ayında yüzde 11’ler civarında bir tam zamanlı çalışma vardı hekimlerimizde ama şu anda, devlet hastanelerinde bu oran yüzde 81’e çıkmış durumda ama aynı oranı üniversitelerimizde göremiyoruz, üniversite öğretim üyelerimizde bu oranın birazcık daha düşük olduğunu görüyoruz. Öte yandan, üniversite öğretim üyelerimizin de sadece hizmet açısından değil, aynı zamanda öğretim üyesi kimliğiyle yani eğitici vasfıyla hizmet üretme vasfı arasında çelişki yaşadığını görüyoruz. Hepimiz çok iyi hatırlayacağız, geçen yıl haziran ayında, zannediyorum haziranın sonundaydı, Akdeniz Üniversitesinde, üniversite birincisi olan bir kardeşimiz Doktor Tuğba Akın’ın, gerçekten çok ağlamaklı bir sesle irat ettiği konuşma hepimizi derinden etkilemiştir. O zaman, öğretim üyelerinin, aslında yarı zamanlı, ikili çalışma anlayışıyla, bir yandan eğitim faaliyetini, bir yandan hizmet faaliyetini veya hekimlik faaliyetini yerine tam olarak getiremediğini ifade eden bir çalışmaydı. Bence bu çelişkiyi de ortadan kaldıran çok önemli bir yasal düzenleme olacak.

Değerli arkadaşlarım, bu yasayla, öteden beri Mete Tan döneminin Yasası’nı ortadan kaldıran yasal düzenleme ile iş güvencesine aykırı birtakım hükümler de ortadan kaldırılmış oluyor ve yapılan birtakım değerlendirmelerde, anket çalışmalarında da, esasında, gerek vatandaşlarımız nezdinde gerekse öğretim üyeleri ve çalışan hekimlerimiz, kamu hekimlerimiz nezdinde bu yasaya çok önemli bir kabulün olduğunu da görüyoruz.

Örneğin, benim elimde, yedi büyük ilde 521 kişi üzerinde yapılan, vatandaşlarımızın yüzde 93’ünün sağlık sistemimiz için iyi bir yasal düzenleme olacağını ifade ettiği bir anket çalışması var. Keza on iki bölgede 1.543 hekim üzerinde yapılan saha araştırmasında da, esasında, kamuda tam zamanlı çalışanların yüzde 60’ı, üniversitede tam zamanlı çalışanların yüzde 58’i, hatta üniversitede kısmi zamanlı çalışan arkadaşlarımızın yüzde 12’si çalışmada verimliliği ve kaliteyi yarı zamanlı çalışmanın düşürdüğü kanaatinde.

Yani yapılacak düzenlemenin toplumda çok geniş bir konsensüsle çıkacağını söyleyebilirim. Kaldı ki değerli muhalefet sözcüleri de her ne kadar bazı hususlara katılmasalar da böyle bir yasal düzenlemenin taraftarı olduklarını ifade ettiler. Bunu da çok büyük bir memnuniyetle karşılıyorum. Aslında bu da toplumsal konsensüsün bir başka göstergesi.

Değerli arkadaşlarım, bu yasayla Türk Silahlı Kuvvetleri çalışanlarımızın da yaşadığı ikilem ortadan kalkmış oluyor. Burada hekimlerimizin maaşlarında bir artış söz konusu. Diğer öğretim üyeleri ve sağlık personelinin maaşlarında da artış var ama bu maaş artışına da aslında çok fazla takılmamak lazım. Toplum için çok önemli bir yekûn teşkil etmese de 100 bin civarında insanı kapsayan bir artışın, esasında 72 milyon vatandaşın hizmetine matuf yapıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Dolayısıyla hekimlerimizin, gerek özlük hakları gerekse emekliliğe yansıyan bölümüyle, önemli bir kazanımı olacağını ifade edebilirim.

Zaman zaman, bazı konuşmacı arkadaşlarımız, kazançtan bahsederken sadece maaşa vurgu yaptılar. Aslında döner sermaye de önemli bir kazançtır ve bunun vergisinin verildiğini ve şu anda, bu yasal düzenlemeyle, emekliliğe yansıyan noktasıyla da önemli bir kazanç kaynağı olduğunu ifade etmeliyiz. Yani kazanç, sadece maaşı değil, aynı zamanda döner sermayeyi de kapsıyor.

Tabii, bu tasarıyla “tıpta hatalı uygulamalar” veya “malpraktis” dediğimiz hususlarla ilgili de birtakım düzenlemeler oluyor ve zorunlu mesleki sigorta getiriliyor. Gelişmiş pek çok ülkede -çok değişik ülke örnekleri var ama- zorunlu mesleki sigorta var. Bu sigortanın bir kısmı hekim, bir kısmı da -kamuda çalışanların kamu, özel sektörde çalışanların da özel sektör- işveren tarafından karşılanıyor. Bu da bir yandan hasta haklarının artması, bir yandan hastaların sağlığa erişim taleplerinin artması gibi sebeplerle, insan bedenine dokunma yetkisi olan tek meslek grubu olan hekimlerimizin o olağan seyir içerisinde yapılan birtakım hatalı uygulamalara karşı bir risk sigortası olarak gündeme geliyor.

1992 yılında, Dünya Tabipler Birliği, Marbella Bildirisi’yle, tıbbi zarar görmüş hastaların zararının karşılanabilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasına dikkat çekmişti. Biz, 2010 yılının bu ilk günlerinde, böyle önemli bir yasa içerisinde, malpraktis’le ilgili, tıptaki hatalı olarak değerlendirilebilecek uygulamaların sigortası niteliğinde bir çalışmayı da beraberinde getirmiş oluyoruz. Böylece, çok önemli bir düzenlemeyi de bu yasanın içerisinde yapmış oluyoruz.

Netice olarak, değerli arkadaşlarım, bu düzenlemeyle, bir yandan hekimlerimizin ve vatandaşlarımızın yaşadığı ikilemi kaldırıyoruz, bir yandan onların özlük ve emeklilik haklarında iyileşmeler sağlıyoruz. Üniversite öğretim üyelerimizin eğitim faaliyetlerine daha fazla yoğunlaşmasını ve ürettikleri hizmet doğrultusunda da alın teri olan haklarını daha fazla almalarını temin ediyoruz.

Türk Silahlı Kuvvetlerimizin değerli hekimlerine ek ödeme verilemediği için -onların- askerî hâkim ve savcılar emsal alınarak “sağlık hizmetleri tazminatı” ödenmesi sağlanıyor.

Yine, belki ayrıntıda kaldığı için çok dikkat çekmemiş olabilir ama bu düzenlemeyle aslında yasal düzenlemeyle üniversitelerle Sağlık Bakanlığı arasında bir yandan hizmet veren yapıların, bir yandan hizmet veren öğretim elemanlarının değişimi, öte yandan Türk Silahlı Kuvvetlerinin zaman zaman ihtiyacı olan sağlık personelini Sağlık Bakanlığı elemanlarından teminen sağlaması gibi önemli hususlar da bu yasal düzenleme içerisinde.

Keza, üniversite sağlık personeli dışında öğretim üyelerimizin de -onların da- döner sermayeden önemli bir katkı payı alması çok önemli bir düzenleme.

Yine, belki zaman zaman kamuoyunda tartışılıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Necdet Ünüvar (AK Parti, Adana). “Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.: 418)”. TBMM Genel Kurulu, 47. Birleşim tutanağı, 13 Ocak 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/necdet-unuvar-23-2010-01-13-universite-ve-saglik-personelinin-tam-gun-calismasina-ve-bazi-kanunlar (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
