# Kadın erkek fırsat eşitliği komisyonu kurulması hakkında kanun teklifi (s.s.328)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nesrin Baytok (CHP, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim
- **Tarih:** 11 Şubat 2009
- **Gündem:** KADIN ERKEK FIRSAT EŞİTLİĞİ KOMİSYONU KURULMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.328)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nesrin-baytok-23-2009-02-11-kadin-erkek-firsat-esitligi-komisyonu-kurulmasi-hakkinda-kanun-teklifi

> Nesrin Baytok (CHP), 11 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KADIN ERKEK FIRSAT EŞİTLİĞİ KOMİSYONU KURULMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.328)); konuşma 1.041 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NESRİN BAYTOK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu Kanun Teklifi” diye başlayıp iktidar partisinin son dakika golü ile “Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Kanun Teklifi” şekline dönüşen yasa önerisi üzerinde konuşuyoruz.

Parlamentomuzda nihayet bu konuda bir komisyon oluşturulacak olması hiç kuşku yok ki memnuniyet verici bir gelişmedir. Yine de Adalet ve Kalkınma Partisinin tek parti iktidarında bile bu konunun ancak yedinci yılında ele alınabilmesi, kadın erkek eşitliği ele alınırken de kaşıkla verip kepçeyle geri alınıyor olması, iktidar partisinin kadın sorunlarına bakışı hakkında bir parça ipucu veriyor diye düşünüyorum. Bu anlayışın son örneğini geçen yıl çıkarılan Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nda kadınlar aleyhine yapılan düzenlemelerde görmüştük. Kadınlar lehine nadir düzenlemelerden birisi olan erkeklere göre beş yıl daha erken emekli olabilme hakkı kadınların elinden alınıvermişti.

Saygıdeğer milletvekilleri, dünyada bütün toplumları ilgilendiren çok temel bir konuyu, kadın erkek eşitliğini ele alıyoruz. Ele aldığımız konu insanlığın temel bir meselesi. Kadınlar toplumun ezilen, şiddete maruz kalan, haksızlığa uğrayan, çoğu kere söz sahibi bile olmayan bir kesimidir. Sorunları özel bir önemle ele alınmalıdır. Cumhuriyetten önce nüfus sayımına dâhil bile edilmedikleri hatırlanacak olursa içinde yaşadığımız bu coğrafyada, ülkemizde kadınların işlerinin ne kadar zor olduğu anlaşılabilir. O dönemde, cumhuriyet kurulmadan önce nüfus sayımı yapılırken erkekler ve bir de hayvanlar sayılıyordu, kadınlar sırada yoktu. Tam da o dönemde yüce Atatürk kadınlara çok büyük haklar sağlamıştır. O günden bu yana da kadınlar yasalarda çok ciddi ilerlemeler elde edebilmiştir.

Komşumuz İran’da geçtiğimiz aylarda İran Parlamentosuna teklif edilen bir yasa taslağı vardı. İranlı kadınların tepkisi nedeniyle şimdilik rafa kaldırıldı. O teklife göre İranlı erkekler ikinci evliliklerini yaparken ilk eşlerine bildirmeden evlilik yapabileceklerdi. Bu zihniyet hemen yanı başımızdaki İranlı erkeklerde bulunan bir zihniyet, yaşadığımız coğrafyanın koşullarını görmek bakımından önemli bir örnek diye düşünüyorum.

Türkiye’de kadınlar Atatürk sayesinde çağ atlamışlardır. Ancak kadınlarımız yasalarda önemli haklar elde etmiş olsalar da çoğu kere uygulamada bu hakları kullanamamaktadırlar. Geleneksel bakış açısı toplumda kadına ikinci sınıf bir rol vermektedir. Kadınlar kendisini erkeklerle eşit hissedememektedir; daha hak talebi yapmadan önce erkek karşısında kendi konumunu ikinci sınıfa yerleştirerek yetiştirilmektedir. Böyle yetişmiş bir kadın kendi haklarından nasıl haberdar olabilir; haberdar olsa bile bu hakkı talep edemiyorsa sorunu nasıl aşacağız?

Sayın milletvekilleri, her 3 kadından 1’isi fiziksel şiddet görüyor. Hiçbir şekilde kabul edilemez, hiçbir mazereti olamaz. Kadınlara yönelik şiddet eylemlerinin en belirgin nedeni toplumda kabul gören genel ahlak ve namus anlayışıdır. Bu anlayışa uymadığı iddia edilen kadınlar şiddetle cezalandırılıyor, yaralama ve öldürme gibi ağır şiddet eylemleri toplumsallaştırılıyor, geleneksel ahlak ve namus anlayışıyla meşrulaştırılıyor. “Kadının bedeni kendisine değil başkalarına ait.” diye düşünülüyor. Sahibi var ve o sahip de başkaları. Bir anlamda kölelik zihniyeti. İşin en dramatik yönlerinden birisi de kadınların, erkeklerin kadınları dövmesini haklı buluyor olması. “Yemeği yakma, kocasına karşılık verme, parayı lüzumsuz yere harcama, çocukların bakımını ihmal etmek gibi nedenler için erkek dayak atabilir.” diye düşünüyorlar. O kadınlara erkeklerin böyle bir hakkı bulunmadığını anlatabilmeliyiz ki kadına karşı şiddetin önüne geçebilelim. “Kadına karşı şiddete sıfır hoşgörü.” diyerek yola çıkmalıyız, sıfır! Bu konuda en ufak bir esneklik olamaz, hafifletici hiçbir neden olamaz; aksine, ağırlaştırıcı nedenler vardır.

Sayın milletvekilleri, hangi açıdan bakılırsa bakılsın Türkiye’de kadınların durumu tam bir felakettir. Dünya Ekonomik Forumu tarafından açıklanan Küresel Cinsiyet Uçurumu 2007 Raporu’na göre, Türkiye kadın erkek eşitliği açısından 128 ülke arasında 121’inci sıradadır, 121’inci sıra. Bu durumu bize reva gören erkeklere soruyorum: Annenizin, kız kardeşinizin, eşinizin, kızınızın ne suçu, günahı var Allah aşkına? Ne yaptı bu kadınlar siz erkeklere? Olsa olsa iyilik yaptılar. Bakıp beslediler, saçlarını süpürge yaptılar. Her zaman desteklediler, her zaman gizli gücünüz oldular.

Sayın milletvekilleri, 2007 yılı verileriyle on beş-on dokuz yaş arasında 850 bin kişilik okula gitmeyen, iş aramayan, ev işleriyle meşgul dev bir genç kadın ordusu mevcuttur. Kadınlarda istihdam oranı yüzde 22. Avrupa Birliğinde bu oran en düşük yüzde 34, en yüksek yüzde 72, Avrupa Birliği üyesi 27 ülkenin ortalaması yüzde 58. Bu kadınların ekonomiye katılmaları sağlanabilse Türkiye ne olurdu?

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün hazırladığı Türkiye'de Kadının Durumu Raporu’na göre, kadınlara karar alma mekanizmalarında da yer verilmiyor. Örneğin ilköğretimde çalışan kadın öğretmenlerin oranı yüzde 49-50 civarında, ortaöğretimde bu oran yüzde 41 civarında, ancak bakıyoruz okul müdürlerinin sadece yüzde 9’u, müdür yardımcılarının sadece yüzde 11’i kadın. Bu oran elbette kırsal kesimde çok daha düşük.

Karar alma mekanizmalarında kadın yönetici oranı Türkiye'de yüzde 6 iken bu oran Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzde 46, Rusya’da yüzde 39, komşumuz Yunanistan’da yüzde 26 düzeyinde.

Sayın milletvekilleri, Türkiye'de her 5 kadından 1’i okuma yazma bilmiyor yani 5 milyon 732 bin kadın okuma yazma bilmiyor. Yaklaşık 6 milyon deyin siz buna. Daha bu 6 milyon kadınımıza okuma yazma öğretememişiz. Bu konuda Türkiye derhâl seferber olmalıdır. Eğitimden yola çıkmalıyız. Ne kadar adım atıldıysa yetersizdir. Anne babalara, kızlarının eğitim alması hâlinde yaşamlarında nasıl daha başarılı ve mutlu olacaklarını anlatacak projeler geliştirmeliyiz. Bu konuda programlar hazırlamalıyız. Medyayı bu anlamda kullanmalıyız. Nasıl “Dumansız Hava Sahası” reklamları yayınlatıyorsak aynen o şekilde kız çocuklarının eğitiminin önemine dikkat çeken renkli reklam kampanyaları hazırlamalıyız, var olan çalışmaları yeterli saymamalıyız. Bu reklam kampanyalarının bir kısmı da yetişkin kadınların haklarını anlatan kampanyalar olmalıdır.

Bakınız, araştırmalara göre şiddeti kabullenme durumu kadının eğitimine göre çok büyük farklılıklar gösteriyor. Kadınların fiziksel şiddet için erkekleri haklı buluyor olma oranları eğitim durumuna göre bir uçurum denilecek kadar yüksek oranlarda fark ediyor. Bu yüksek orandaki farklılıklar kabul edilemez. Dayağa hak veren kadınların varlığı asıl mücadele edilmesi gereken hedeftir. O kadınları böyle yetiştiren zihniyet asıl hedefimiz olmalıdır.

Sayın milletvekilleri, önce üzerinde durulması gereken noktanın eğitim ve o sayede de eşitlik bilinci olduğunu düşünüyorum. Önce, biz kadınlara eşit olduklarını öğretebilmeliyiz. Erkek, sadece erkek olduğu için kadınlara göre daha fazla haklara sahiptir diye düşünülmemelidir. Eşitlik bilinci, kadın erkek herkeste yer etmiş olmalıdır. Siz ancak eşitlik bilincinden sonra fırsat eşitliği verebilirsiniz. Hepimiz kadın veya erkek olma bilincinden öte, insan olma bilincine erişmeliyiz. İnsan, önce insan; her şeyden önce insan. Kadın insandan sonra gelir, erkek insandan sonra gelir, önce insan gelir. İnsan bilinciyle yaklaştığımızda, artık kadına verilecek haklardan değil, kadınlara yönelik, insanlara yönelik bir haksızlığa engel olmaktan bahsetmeye başlarız. Eşitlik kafalarda böylece başlamış olur. Bir erkek bir diğer erkeğe hangi bilinçle, hangi haklara sahip olduğunu düşünerek bakıyorsa bir kadına da aynı insani bilinçle bakar, bakmalıdır. Önce bunu yerleştirmeyi denemeliyiz. Okullarda, özellikle ilköğretimde ders kitaplarında kız ve erkek çocuklara farklı roller vererek değil, annesine yaptığı işte yardımcı olan, babasına yaptığı işte yardımcı olan çocuk rolleri vererek eğitimde ayrımcılığı ortadan kaldırmalıyız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Nesrin Baytok (CHP, Ankara). “Kadın erkek fırsat eşitliği komisyonu kurulması hakkında kanun teklifi (s.s.328)”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 11 Şubat 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nesrin-baytok-23-2009-02-11-kadin-erkek-firsat-esitligi-komisyonu-kurulmasi-hakkinda-kanun-teklifi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
