# 2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (sosyal hizmetler. özürlüler idaresi, aile ve sosyal, kadının statüsü. çalışma ve sosyal güvenlik, sosyal güvenlik, meslek yeterlilik kurumu)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nevingaye Erbatur (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim
- **Tarih:** 8 Aralık 2007
- **Gündem:** 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (SOSYAL HİZMETLER. ÖZÜRLÜLER İDARESİ, AİLE VE SOSYAL, KADININ STATÜSÜ. ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK, SOSYAL GÜVENLİK, MESLEK YETERLİLİK KURUMU)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nevingaye-erbatur-23-2007-12-08-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-sosyal-hizmetler-ozu

> Nevingaye Erbatur (CHP), 8 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (SOSYAL HİZMETLER. ÖZÜRLÜLER İDARESİ, AİLE VE SOSYAL, KADININ STATÜSÜ. ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK, SOSYAL GÜVENLİK, MESLEK YETERLİLİK KURUMU)); konuşma 1.337 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NEVİNGAYE ERBATUR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ile Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün bütçeleri üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlarım.

Çağdaş cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimleri, kadınlarımızın, cumhuriyetin onurlu, eşit hak ve özgürlüklerle donanmış bireyleri olarak, sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasal yaşamda var olmasının önünü açmıştır. Ancak, ülkemizde bugün, hâlâ kadınlarımız eşit hak mücadelesini sürdürmekte ve sahip olduğu haklarının elinden alınacağı kaygısını yaşamaktadırlar.

Dünya Ekonomik Forumu tarafından açıklanan Küresel Cinsiyet Uçurumu 2007 Raporu’na göre Türkiye, kadın-erkek eşitliğinde 128 ülke arasında 121’inci sırada yer almaktadır. Bu durumun bir yansıması olarak, kadınların tamamına yakını hayatlarında en az bir defa cinsiyet temelli ayrımcılığa uğramaktadır. Parlamentoda kadın milletvekili oranı yüzde 9, çalışma yaşamına katılan kadın oranı yüzde 24 ve kadınlar hâlâ namus cinayetlerine kurban gitmektedir.

Üyesi olduğumuz Birleşmiş Milletler Kadının Statüsü Komisyonu, 2008 yılındaki oturumunu, toplumsal cinsiyet eşitliği için bütçelendirme ve kadınların güçlendirilmesi üzerine gerçekleştirecektir. Bu oturumda Türkiye, kadına duyarlı bütçeleme konusunda attığı adımları anlatmak durumunda kalacaktır. Ancak ne yazık ki dünyanın gündeminde on beş senedir yer etmiş olan kadına duyarlı bütçeleme konusu, Türkiye'nin gündemine henüz gelememiştir.

Kadına duyarlı bütçeleme, ulusal bütçenin her kaleminde, kadınların o kalemden dolayı maruz kaldıkları etkilerin analiz edilmesi ve bu etkilere bağlı olarak kadınlar için her bir kalemden bütçe ayrılması anlamına gelmektedir.

Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğüne ayrılan 4 milyon 720 bin YTL’nin toplam bütçeye oranı yüz milyonda 22’dir. KSGM’nin bütçesine baktığımızda ise durum daha da vahimdir. KSGM’ye ayrılan 3 milyon 592 bin YTL’nin genel bütçe toplamına oranı ise sadece yüz milyonda 16’dır. Hükûmetin hazırladığı 2008 yılı bütçesinde kadına ve aileye verilen önem ortadadır. Bu rakamların çok büyük bir kısmı da ele alınan dönemde gayrisafi millî hasılaya katkıda bulunan ancak o dönemde tüketilen, ileriye dönük olumlu ve görünür katkı yaratmayan cari harcamalardan oluşmaktadır.

Bütçenin ayrıntılı incelemesine geçtiğimiz de ise ilk gözümüze çarpan, KSGM’nin ve Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün kadrolarıdır. Ben, bu konuyu iki kurumun kanununun çıkarılması aşamasında da dile getirmiş, KSGM ve Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün, ilgili alanlarda lisansüstü eğitim almış kadrolara sahip olması gerektiğinde ısrar etmiştim ancak bu, maalesef gerçekleştirilememiştir. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğünün son yaptığı uzman yardımcılığı sınavının, yeterliliğe göre değil siyasi yakınlığa bakılarak gerçekleştirildiği için yargıya intikal ettiği doğru mudur? Bu iki kuruma son yıllarda alınan kişiler, başka kurumlara geçmek için bu kuruluşları kullanmakta mıdırlar? Çünkü bunlar, konunun uzmanı değillerdir. Son yıllarda giriş yapanlardan, muvafakat isteyerek ya da istifa ederek başka kamu kurumlarına ya da özel sektöre geçiş yapan personel sayısı kaçtır?

Şimdi sizlere, kısıtlı bir süre içinde, kadın ve aile politikalarında Türkiye’nin eksik ve geride olduğu konulara değinip, kısa kısa çözüm önerilerinden bahsetmek istiyorum:

Özellikle Anayasa’nın amir 10’uncu ve 90’ıncı maddeleri çerçevesinde, kadın-erkek eşitliğinin öncelikle ulusal mevzuatımıza yerleştirilmesi, devamı olarak da bu eşitliğin yaşama geçirilmesi gerekmektedir. Bu eşitliğin hayata geçirilebilmesi için, kadının ekonomik yaşamda görünür kılınması kadar kadının karar alma mekanizmalarında ulusal ve yerel ölçekte yer alması da son derece önemlidir. Ancak, siyasette kadın kotası konusunda ülkemiz sınıfta kalmaya devam etmektedir. Bir an evvel, pozitif ayrımcılık, fırsat eşitliği, kota -ne diyorsak- yasal olarak ülkemizde uygulanmaya konulmalıdır.

Ayrıca, “şiddete sıfır tolerans” ilkesi çerçevesinde, kadınlara uygulanan her türlü şiddete, töreler gerekçe edilerek uygulanan vahşete karşı kararlılıkla mücadele edilmeli; kadına karşı şiddetle mücadele ulusal eylem planı oluşturulup, kararlılıkla uygulanmalıdır.

Sığınma evleri yaygınlaştırılmalı, ücretsiz danışmanlık, psikolojik destek ve yasal yardım yapılması sağlanmalıdır. Dün, 10’uncu Sığınma Evleri Kurultayı gerçekleştirildi. Kadına yönelik şiddeti önleme açısından büyük öneme sahip kadın sığınma evlerinin sayısının otuz beş civarında olduğunu biliyoruz.

DEVLET BAKANI NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Otuz sekiz.

NEVİNGAYE ERBATUR (Devamla) – Otuz sekize yükselmiş, ne iyi.

Bu evlerden her birinin, aşağı yukarı, 20 kişilik kapasitesi olduğunu düşündüğümüzde, bu sayının gereksinimleri karşılamaya yetmeyeceği açıktır. Genel olarak 7.500 kadına 1 sığınma evi olması gerekmektedir.

Kadının ekonomik yaşamda görünür kılınması için önümüzdeki her tür engel kaldırılmalıdır. Örneğin, analık izni ödenekleri artırılmalıdır. Doğum sonrası işten çıkarmalar detaylı olarak incelenip engellenmeli, kamu ve özel sektör bünyesinde her kurum, kuruluş ve şirket yapısında, okul öncesi eğitim çerçevesinde, kreşler oluşturulmalıdır. Şu anda bile, gerekli personel sayısına sahip olmasına rağmen, kreşi olmayan o kadar çok kamu kurumu bulunmaktadır ki… Ebeveyn izni bir an önce yasalaşmalıdır.

Ülke geneli için baktığımızda, istihdam zaten başlı başına bir sosyal sorunken kadınlar istihdama katılım bakımından dezavantajlı konumlarını sürdürmektedirler. Cumhuriyet atılımlarıyla birlikte kadının iş gücüne katılımı da artış göstermiştir. Ancak, günümüzde kadın, hizmet sektöründe ve çoğunlukla da iş güvencesi olmadan, iş güvencesi talep edemeden var olmaya çabalamaktadır. Kadınların iş gücüne katılım oranı, 2000 yılı verilerine göre, yüzde 24’tür. Bu oran, OECD ülkeleri içinde yüzde 50,7 ile en düşük kadın istihdam oranına sahip olan İtalya’yla kıyaslandığında dahi, gelişmiş ülkelerin hâlen çok gerisinde olduğumuzun bir göstergesi olmaktadır. Bu konuda Avrupa Birliğinin 2010 yılı hedefi yüzde 60’tır. Bunu nasıl sağlayacağız? Kamu sektöründe kadınların oranına baktığımızda ise bakanlıklar ve bağlı kuruluşlarda toplam çalışan içinde kadın oranı, sadece yüzde 28, KİT’lerde ise bu oran sadece yüzde 7’dir, üst yönetimde ise kadın neredeyse yoktur.

Kadının toplum genelinde görünür kılınması önündeki engellerden biri de kız çocukların nüfusa kaydının yapılmaması ya da geç yapılmasıdır. Bu konu da öncelikli olarak ele alınmalıdır. Kadınların nüfusa kayıt olmaları ve resmî evlilikleri tüm toplumu kapsar şekilde yaygınlaştırılarak bütün kadınların yurttaşlık haklarından eksiksiz yararlanmaları sağlanmalıdır. Bu uygulamaya paralel biçimde, kız çocuklarının, özellikle kırsal bölgede okullaşması üzerinde çalışılmalıdır. Ancak, bu konuda, genellikle yanıltıcı bir bilgi olarak, okula başlama oranı üzerinde tartışılmaktadır; üzerinde konuşulması gereken esas rakam ise okula devam oranıdır. Bu rakam, maalesef, ülkemizde okula başlama oranına göre son derece düşüktür. Kız çocuklarımız çeşitli sebeplerle eğitim hayatlarını tamamlayamamaktadır. Sosyal devlet, bu konuda üzerine düşeni yapmalıdır. Buradan sormak istiyorum: Haydi Kızlar Okula Kampanyası’yla okula başlayan kız çocuklarının ne kadarı okula devam etmektedir?

Kadının ekonomik yaşamda görünür kılınması için kadınların mesleki eğitim olanaklarına erişimi sağlanmalıdır. 1995 yılından beri GAP bölgesindeki dokuz ilde (Adıyaman, Batman, Diyarbakır, Gaziantep, Kilis, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak) toplam otuz dört adet çok amaçlı toplum merkezi (ÇATOM) açılmıştır. Bunlar başarılı örneklerdir. ÇATOM’lar kadınlara ve genç kızlara yönelik olarak, kadın hakları, okuma yazma, genel sağlık, ana çocuk sağlığı, beslenme, gelir elde etmeye yönelik beceri kazanma konularında eğitim programları uygulamaktadır ve topluma dayalı merkezler olarak kadının toplum yaşamında söz sahibi olabilmesi ve görünür hâle gelebilmesi için uygun örnek olarak yaygınlaştırılmalıdır. Ayrıca, halk eğitim merkezlerinin yaygınlaştırılması ve her yaşta kadının eğitime devam edebilmesi de önemli bir aşama olacaktır.

Birleşmiş Milletler Uluslararası Kalkınma Örgütünün Kasım 2007’de açıkladığı İnsani Gelişme Raporu, Türkiye için karanlık bir tablo çizmektedir. Ülkelerin 2005 yılı istatistiklerine dayanan rapora göre, Türkiye, kişi başına düşen ulusal gelir dışında eğitim, yaşam süresi gibi ölçütlerle oluşan insani gelişmişlik endeksinde 84’üncü sırada, ekonomik gelişmişlik açısından ise 66’ncı sıradadır. Burada bir çarpıklık vardır, insani gelişmişlikte 84’üncü sırada olmanın ilk ve ortaöğretime kayıtlılık açısından 108’inci sırada olmasıyla açıklanabileceğini düşünüyorum ben. Ayrıca, Türkiye’de genel olarak her alanda kadın-erkek eşitsizliğinin daha yoksul ülkelerden bile büyük olması ülkeyi insani gelişmişlikte gerilere çekmektedir. Toplumsal Cinsiyet Gelişme Endeksi’nin İnsani Gelişme Endeksi’ne bölünerek bulunan oranlamada ise Türkiye 112’nci sıradadır.

Burada bir kez daha durup düşünmenizi istediğim nokta şudur: Kadın sorunu kadınların sorunu değil, bir insani gelişme kriteri ve kadın-erkek herkesin sorunudur.

Raporun bize göstermek istediği sonuç şudur ki: Kadın sorunu Türkiye'nin sorunudur. Kadın-erkek eşitsizliği eğitimden politik temsile bu kadar büyük oldukça, ekonomik büyüme ve başarı Türkiye'nin dünya gelişmişlik sıralamasında yükselmesini sağlamaya yetmez.

Kadın sorunlarının çözümünde toplumsal cinsiyet bakış açısının ana politikalara yerleştirilmesi sırasında KSGM’nin diğer kamu kurum ve kuruluşları ile iş birliği içerisinde hareket etmesi son derece önemlidir. Bu da ancak, Mecliste bir kadın-erkek eşitliği komisyonunun kurulmasıyla sağlanabilir. Geçen yıldan bu yana bu konuda hangi çalışmalar yapılmıştır? Hükûmetin bir hazırlığı var mıdır?

Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü yaptığı araştırmalarda Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’yi dikkate almakta mıdır? Çünkü ülkemizde hâlen çocuklar konusunda yapılan kimi çalışmalarda çocukların kendisine sorunlarının çözümü için ne istediği sorulmamaktadır.

Kadının ve çocuğun ailede söz hakkı kazanabilmesi konusunda da önemli adımlar atılmalıdır. Toplumun en temel demokratik ögesi olması gereken aile kurumu bu niteliği hâlen kazanabilmiş değildir. Kadın, aile içinde görünür kılınmadığı müddetçe toplum içinde de görünür hâle geçemez. Aynı şey çocuk için de geçerlidir. Sosyoekonomik ve kültürel gelişmişlik hedeflerimize paralel olarak, çocuklarımıza yaşlarının gerektirdiği çocuklukları yaşama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Nevingaye Erbatur (CHP, Adana). “2008 yılı merkezi yönetim bütçe kanunu tasarısı (sosyal hizmetler. özürlüler idaresi, aile ve sosyal, kadının statüsü. çalışma ve sosyal güvenlik, sosyal güvenlik, meslek yeterlilik kurumu)”. TBMM Genel Kurulu, 33. Birleşim tutanağı, 8 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nevingaye-erbatur-23-2007-12-08-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-sosyal-hizmetler-ozu (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
