# Kadın erkek fırsat eşitliği komisyonu kurulması hakkında kanun teklifi (s.s.328)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nevingaye Erbatur (CHP, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim
- **Tarih:** 10 Şubat 2009
- **Gündem:** KADIN ERKEK FIRSAT EŞİTLİĞİ KOMİSYONU KURULMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.328)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nevingaye-erbatur-23-2009-02-10-kadin-erkek-firsat-esitligi-komisyonu-kurulmasi-hakkinda-kanun-teklifi

> Nevingaye Erbatur (CHP), 10 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KADIN ERKEK FIRSAT EŞİTLİĞİ KOMİSYONU KURULMASI HAKKINDA KANUN TEKLİFİ (S.S.328)); konuşma 2.071 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NEVİNGAYE ERBATUR (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına görüş bildirmek için söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Sözlerime başlarken böyle bir komisyonun kurulması için çaba sarf eden, emeği geçen herkese teşekkür ederim. Demokrasinin temel kriterlerinden biri olan kadın erkek eşitliği aynı zamanda cumhuriyetimizin kuruluş felsefesinin de önemli bir ilkesidir.

Sayın Başkan, arkadaşlarımızı kadın erkek eşitliği ilgilendirmiyor herhâlde, pek dinlemiyorlar. (CHP, MHP ve DTP sıralarından alkışlar)

Ne yazık ki zaman içinde elde edilen tüm kazanımlara rağmen, yaşamın her alanında kadın erkek eşitsizliğinin sürdüğü görülmektedir. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın 2007-2008 İnsani Gelişmişlik Raporu’na göre Türkiye, insani gelişme endeksinde 177 ülke arasında 84’üncü sırada yer almaktadır. Ekonomik açıdan ne kadar “gelişmiş ülkeler” arasında yer almaya başlasak da sosyal gelişmişlik açısından ülkemiz hâlen “gelişmekte olan ülkeler” kategorisinde yer almaktadır.

Bir ülkenin kalkınmışlığı ekonomik büyüklükten ziyade vatandaşları arasında eşitliği sağlayabilmesiyle ölçülür. Kadınlar ve erkeklerin eşit hak ve özgürlüklere sahip bir Türkiye'de yaşayabilmesi için üzerinde konuştuğumuz Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu çok önemli bir fırsattır. Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu uzun yıllardır bu ülkede yaşayan kadınların talep ettiği en önemli konulardan bir tanesidir. Komisyonun varlığı, ülkemizde var olan eşitsiz durum ve tutumların son bulmasında anahtar rol oynayacaktır.

(x) 328 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Dünyanın bütün bölgelerinde sosyal, ekonomik, yasal ve siyasal haklar açısından toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri vardır. Bu eşitsizliklerin varlığı, toplumsal cinsiyet indeksleri geliştirilerek somut olarak da saptanmıştır. Kadınlar, aile reisliği, toprak sahipliği, mülkleri yönetme, iş kurma ve yürütme, siyaset, karar alma mekanizmalarında söz sahibi olabilme gibi konularda erkeklerle eşit değildir. Toplumsal cinsiyet eşitliği ise kadın ve erkeğin kamusal ve özel alanda eşit fırsatlar, haklar ve sorumluluklara sahip olması, kadın ve erkeğin eşit biçimde görünür, güçlü ve eşit yurttaşlar olması anlamına gelmektedir.

Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanabilmesi için hukuki düzenlemeler kadar önemli bir konu da hukuki düzenlemelerin fiilî hayata yansımalarının gerçekleştirilmesini sağlamaktır. Kadınların, ekonomik, sosyal, kültürel ve politik karar alma süreçlerinde tam ve eşit pay sahibi olabilmeleri, toplumun ve özel yaşamın bütün alanlarına aktif katılımlarını önleyen engelleri ortadan kaldırmak, kadın erkek eşitliğini fiilî anlamda da sağlayabilmek için gerekli ve şarttır.

Kadınlar ve erkekler arasında görev, sorumluluk ve rollerin paylaşımındaki eşitsizlikler, eşit olmayan güç ilişkilerine, kadınların ikincilleştirildiği bir sosyal yapıya neden olur. Sonuçta ortaya çıkan toplumsal cinsiyet eşitsizliği, sadece kadınların sorunu değil, bir demokrasi ve demokratikleşme sorunudur.

Yetki ve sorumluluğun kadın ve erkek arasında paylaşılması ilkesinin, evde ve kamusal alanda, ekonomik ve siyasi hayatta kabul görmesi sağlanmalıdır.

Pekin Eylem Platformu’nda da belirtildiği gibi, kadın ve erkek arasındaki eşitlik, bir insan hakları sorunu, sosyal adaletin önemli bir koşulu ve aynı zamanda eşitlik, kalkınma ve barışın vazgeçilmez ve temel ön koşuludur. Kadın erkek eşitliğini sağlamak, anayasal koruma altına alınan sosyal devlet ve hukuk devleti ilkelerinin de bir gereğidir.

Ayrıca, uluslararası çeşitli platformlarda da kabul edildiği üzere, kadının ve kız çocuklarının insan hakları, evrensel insan haklarının vazgeçilemez, ayrılamaz ve bölünemez bir parçasıdır.

Kadının ilerlemesi ve kadın erkek eşitliğinin sağlanması, sadece kadınları ilgilendiren bir mesele değildir. Kadın erkek eşitliği, sürdürülebilir, adil ve kalkınmış bir toplum inşa etmenin temelidir.

Toplumsal cinsiyet ayrımcılığı sadece kadınları ilgilendiren bir sorun değildir, bunu söyledik; ülkenin demokratikleşmesi ve insani kalkınması, sosyal adaletin gelişmesi, bireylerin özgürleşmesi, sağlıklı bir toplum-birey ilişkisi toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan mümkün olmayacaktır. Toplumsal cinsiyet ayrımcılığına son vermek, Türkiye’nin imzaladığı Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi’nin, adaylık sürecinde olduğumuz Avrupa Birliği eşitlik müktesebatının gereği ve Anayasa’nın 10’uncu maddesinin devlete verdiği bir görevdir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin temelinin ekonomik güç dengeleriyle ilintili olduğunu göz önünde bulundurursak, kadın erkek eşitliğini sağlamanın yolunun kadının yoksulluğunu azaltmaktan geçtiğini görürüz. 1990’dan beri toplanan bütün Birleşmiş Milletler konferanslarında ama özellikle Kopenhag Dünya Kalkınma Zirvesi ve Pekin Dünya Kadın Konferansında kadınların yoksulluğunun bir dünya sorunu olduğu teyit edilmiştir. Yoksulluk Kopenhag’da saptanan üç temel sorundan biridir ve bu konferansta yüz seksen hükûmetin üzerinde anlaşmaya vardıkları 10 eylem alanı arasında 2’nci sıradadır. Bu konferans metninde erkeklere kıyasla daha çok kadının mutlak yoksulluk içinde bulunduğu çeşitli yerlerde tekrarlanmıştır. Yine Pekin 4’üncü Dünya Kadın Konferansında kabul edilen Pekin Eylem Platformu’nda ise “yoksulluğun kadınlaşması” kavramı yoğun olarak kullanılmıştır.

Yoksulluğun kadınla özdeşleşmesi politik, ekonomik ve sosyal dönüşümün kısa dönemdeki sonucu olarak ekonomileri geçiş sürecinde olan ülkelerde son zamanlarda önemli bir sorun hâline gelmiştir. Ekonomik unsurlara ek olarak sosyal yönden tanımlanmış cinsiyet rollerinin katılığı ve kadınların yetki, eğitim, öğrenim ve üretim kaynaklarına kısıtlı ulaşımının yanı sıra ailenin güvenliğini tehdit edebilecek diğer unsurların ortaya çıkması da bu durumun sorumlusu olan unsurlardır.

Daha önce değindiğim toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri yoksullukla doğrudan ilişkilidir ve yoksulluğun artışına paralel olarak artar. Ayrıca kadınları yoksulluğa karşı risk altına sokar ya da yoksulluklarına neden olur. Toplumsal cinsiyet ilişkileri ve eşitsizlikleri kadınların ve erkeklerin hanede yaşadıkları yoksulluğun farklı olması sonucunu doğurur. Kadınlar erkeklerden daha çok sıkıntı çeker. Yoksulluk bütün hane halkını etkiler ama hane halkının refahına ilişkin iş ve sorumluluklardaki toplumsal cinsiyet farklılığı yüzünden kadınların yükü daha ağırdır çünkü onlar artan mahrumiyet koşullarında hane halkının tüketim üretimini idare etmeye çalışırlar. Kadınlar evde, toplumda ve iş yerinde hem ücretli hem de ücretsiz işlerde çalışarak ekonomiye ve yoksullukla mücadeleye katkıda bulunurlar. Bu nedenle kadının güçlendirilmesi, yoksulluğun ortadan kaldırılmasında çok önemli bir unsurdur.

Kadın yoksulluğunu azaltmada önemli bir araç da kadın istihdamının artırılmasıdır. Ülkemiz en büyük ilk yirmi ekonomisi arasında bulunurken dünyanın, kalkınmışlığın temel göstergelerine baktığımızda ise dünyanın çok gerisindedir. Örneğin, Dünya Ekonomik Forumu tarafından her yıl yayınlanan Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre ülkemiz 130 ülke arasında 123’üncü sıradadır. Dünyanın en büyük diğer ekonomilerine sahip ülkelere baktığımızda, örneğin, Amerika Birleşik Devletleri 31’inci sırada, Almanya 8’inci sırada, Birleşik Britanya ise 11’inci sıradadır.

Kadınların ekonomiye katılımı ve fırsatları açısından ise Türkiye 124’üncü sıradadır. Kadınlar istihdam sürecine ya dâhil olamamakta ya da kayıt dışı çalışmaya zorlanmaktadır. Çoğu zaman da kadınlar erkeklere nazaran daha düşük ücretlerle çalışmak durumunda kalmaktadır.

Ayrıca, çalışma hayatının kadınların katılımını artırıcı şekilde düzenlenmeyişi de kadın istihdamını etkileyen bir başka unsurdur. Bakım hizmetlerinin kurumsallaşamaması ve iş yerlerinde kreş ve bakımevlerinin hâlen gerektiği gibi hizmete sunulamaması ülkemizde kadın istihdamının gerilemesine sebep olmaktadır.

Daha geçtiğimiz cuma günü Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanan bir rapora göre kadın istihdamı yüzde 24’lerden yüzde 22’lere gerilemiştir. AB üyesi 27 ülkede bu oran ortalama yüzde 58’dir. Ülkemizde ise özellikle ekonomik kriz bahanesiyle kadınlar istihdam sürecinden dışlanmaktadır. Oysa kadınların istihdama dâhil edilmesi yoksullukla mücadeleden küresel ısınmaya kadar birçok sorunun azaltılmasında temel araç olacaktır.

Kadın erkek eşitsizliğinin temelinde ekonomik güç dengesizlikleri ve yoksulluğun yattığını düşünürsek kadın yoksulluğunu ve kadın yoksulluğuna bağlı kadın erkek eşitsizliğini gidermenin yolunun kadını istihdam sürecine dâhil etmekten geçtiğini görürüz.

Kadın erkek eşitsizliğine neden olan bir diğer alan da eğitimdir. Eğitim, bir insan hakkıdır ve eşitlik, kalkınma ve barış hedeflerine ulaşılması için gerekli bir araçtır. Ayrımcı olmayan eğitim hem kız çocuklar hem de erkek çocuklar için yararlıdır. Böylece, kadın ile erkek arasında daha eşit ilişkiler kurulmasına büyük katkıda bulunur. Eğer daha çok kadın değişimin gerçekleştiricisi olacaksa eğitimin kazandırdığı niteliklerin kadınlar için de ulaşılabilir ve kazanılır olması şarttır.

Kadının okuryazar olması, aile içinde sağlık, beslenme ve eğitimi geliştirmenin ve kadınları toplumdaki karar alma süreçlerine katılmaları için güçlendirmenin en önemli anahtarıdır. Kız çocukların ve kadınların resmî ve resmî olmayan eğitim ve öğrenimlerine yatırım yapmanın olağanüstü yüksek sosyal ve ekonomik kazancı bir yana, sürdürülebilir kalkınmayı ve hem sürekli hem de sürdürülebilir ekonomik büyümeyi başarmanın en iyi araçlarından biri olduğu kanıtlanmıştır.

Yukarıda değindiğim Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre kadınların eğitim hakkını kullanması konusunda Türkiye 130 ülke içinde 108’inci sıradadır. Bugün zorunlu eğitim çağındaki kızlarımızın yaklaşık 700 bini ilköğretim dışındadır. “Haydi Kızlar Okula”, “Baba Beni Okula Gönder” gibi kampanyalar her ne kadar kız çocuklarının okullaşma oranını artırsa da, kız çocuklarının okula devam oranı oldukça düşüktür. Her yıl on binlerce kızımız ilköğretimi terk etmek zorunda kalmaktadır. Bu durumdaki yüz binlerce kız çocuğumuz toplumumuzun kıyısına köşesine itilmekte, yaşamları olması gerekenden daha sağlıksız, becerileri daha az, yaşamlarında pek az seçenek bulunan ve geleceğe ilişkin umutları hayli zayıf çocuklardır bunlar. Pek çoğu çocuk yaşta evlendirilmekte, cinsel sömürüye maruz kalmaktadır.

21’inci yüzyılda daha iyi bir dünya için dünya ülkelerinin üzerinde anlaşmaya vardıkları ve ülkemizin de altına imza attığı “Bin Yıl Kalkınma Hedefleri”nden ikisi, kız ve erkek çocukların eğitimi üzerinde odaklaşmıştır. Bunlar salt birtakım hedeflerden ibaret değildir. Bu hedeflere ulaşmada ne kadar başarılı olduğumuz, diğer bütün hedeflere ulaşabilme yeteneğimiz açısından yaşamsal önem taşımaktadır.

Kız çocuklarının eğitim ve öğretime katılmalarının önündeki sosyal ve ekonomik engellerin ortadan kaldırılması ve yoksul çocuklara odaklanarak herkesin kaliteli temel eğitim alması sağlanmalıdır. Böylece kadınların eğitimliliğinin artırılması sonucunda toplumun da eğitimliliği artacaktır.

Kız çocuklarının eğitimi, eğitimden yoksun kalan çocuklar arasında kız çocukları üzerine odaklanılarak tüm çocuklar için kaliteli eğitime erişimi temin etmek anlamına gelmektedir. Bu ise kız çocukları için yalnızca eğitim fırsatlarının artması değil, aynı zamanda kız çocuklarını okula devam etmekten ve okulda başarı göstermekten alıkoyan tüm engellerin sistematik biçimde ortadan kaldırılmasını gerektirir. Bu, ayrıca tüm çocukların eğitiminde ulaşabilecekleri en üst düzeye kadar ulaşabilmeleri için fırsat eşitliğine sahip olabilmeleri, kız ve erkek çocuklara karşı cinsiyete dayalı her türlü ayrımcılığın da ortadan kaldırılmasını ifade eder.

Kadınların ve kız çocuklarının eğitim haklarına erişebilmelerinin sağlanabilmesi, kadınların siyasette ve karar alma mekanizmalarında söz sahibi olabilmeleri açısından da önemli bir husustur. Türkiye, kadınların siyasete katılımı açısından dünya genelinde 130 ülke arasında 106’ncı sıradadır. Ülkemizde nüfusun yarısını oluşturan kadınlar 1934’te seçme ve seçilme hakkına sahip olmuşlarsa da o günden bu yana siyasi karar organlarında ve karar alma mekanizmalarında yok denecek kadar azdırlar. Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde kadın temsil oranı yüzde 9,1’dir. Cumhuriyet tarihi boyunca toplam 9.134 milletvekilinin sadece 236’sı kadındır. Kadın belediye başkanı oranları ise daha da kötü durumda. Türkiye dünya istatistiği içinde 57 ülke içinde 54’üncü sırada. 3.225 belediye başkanının sadece 18’i kadındır. Umarım, bu dönem yapılacak yerel seçimlerde bu oran çok daha yükseğe çıkar çünkü yerel yönetimlerin sunduğu hizmetlerden çoğu zaman birincil aşamada yararlanan kişiler kadınlar olmaktadır. Ancak, karar alanların çoğunlukla erkeklerden oluştuğu bir dünyada kadınların ihtiyaçlarını ve taleplerini fark edebilecek bir bakış açısının getirilebilmesi mümkün değildir. Ülkemizde gerekli yerel hizmetlerin ne olduğunu tanımlayabilecek, talep edecek ve yararlanacak vatandaşların başında gelen kadınların çelişkili biçimde yerel hizmetlerle ilgili kararlara katılımı çok sınırlıdır. Yerel yönetimlerin kent planlamasından ulaşım hatlarının belirlenmesine, hizmetlerin ücretlendirilmesinden bütçe kaynaklarının tahsisine, kent toprağının nasıl kullanıldığından atıkların toplanmasına ve sokak aydınlatmasına kadar verdiği her türlü karardan ve uygulamadan doğrudan etkilenen kadınlar bu kararların oluşturulması sürecinde de yer alabilmelidir.

Anayasal güvence altında olan eşit temsil ilkesinin gerçek hedefine ulaşabilmesi için kadının karar alma mekanizmalarında yer alabilmesi şarttır. Bunun da en birincil yolu kota uygulamasıdır. Yapılan araştırmalar da göstermektedir ki, kota uygulamasının amacına ulaşılabilmesi için kritik temsil eşiği yani yüzde 30’un sağlanması gerekir. Kadınların korkmadan, susturulmadan, dışlanmadan ve erkekler gibi davranmadan siyasette var olabilmesi en az 2 erkeğe karşı 1 kadın oranına ulaşılmasına bağlıdır.

Üyesi olma yolunda önemli aşama kaydettiğimiz Avrupa Birliği de kotayı gerekli ve şart görmektedir. Avrupa Birliğinin 1999’da yürürlüğe koyduğu Amsterdam Anlaşması hem AB’nin kendisini hem de üye ülkeleri bağlamaktadır. Anlaşmanın 141’inci maddesine göre, eşitliğin sağlanması için kadınlara özel avantajlar sağlanması gereklidir ve bu bir ayrımcılık değildir. Avrupa ülkelerinde kota uygulamaları yaygın olarak hayata geçirilmektedir. Kota, var olan erkek egemen toplumsal yapı nedeniyle kadınlara kapalı olan siyaseti kadınlara açarak eşitlik sağlar. Yine kota uygulamasının atamayla oluşan karar organlarında uygulanması da kadına karşı şiddet, namus cinayeti, kadın istihdamı gibi mevcut temel sorunların çözümünde önemli bir aşama olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kadın Erkek Eşitliği Komisyonunun varlığı ülkemizin en ciddi sorunlarından biri olan kadına karşı şiddetle mücadelede de büyük önem taşımaktadır. Kadına karşı şiddet, kadınların insan haklarını ve temel özgürlüklerini kullanmalarını engellemekte, bozmakta veya değersiz hâle getirmektedir. Pekin Eylem Platformu’na göre, kadına yönelik şiddet, kadının fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel olan bu tip hareketlerin tehdidini, baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, ister toplum önünde ister özel hayatta meydana gelmiş olsun cinsiyete dayalı her türden şiddet anlamına gelmektedir.

Şiddet hareketleri ister ev içinde ister toplumda meydana gelsin kadının hayatına korku ve güvensizlik sokmakta, eşitlik, kalkınma ve barış hedeflerinin başarılmasını engellemektedir. Yarın açıklanacak olan Kadına Yönelik Şiddet Türkiye Raporu durumun vahametini gözler önüne serecektir. Kadını erkeğin namusu olarak gören zihniyetin değişmesi gerekir. Şiddetin en kötüsü olan namus cinayetleri toplumun kanayan yarasıdır.

Komisyonun kurulmasıyla birlikte, Birleşmiş Milletler Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesinin 2005 Türkiye Raporu’nda da belirttiği gibi, geçici özel önlemlerin ayrımcılık sayılmayacağının tanımlanacağı bir çerçeve eşitlik yasasının çıkarılması da mümkün olacaktır. Komisyonun yetkileri çerçevesinde mevcut kanunlarda yer alan eşitliği bozucu, eşitliğe aykırı hükümler ayıklanabilecek ve hatta Komisyon gerekli gördüğü konularda kanun teklifi de verebilecektir. Kurulacak bu Komisyon toplumsal cinsiyet eşitsizliğini giderecek önlemlerin alınmasında öncü rol oynamalıdır.

Toplumun tüm alanlarında kadınların var olabilmesini sağlayacak, kadının özgürleşmesi önündeki engelleri kaldıracak, kadının insan haklarından yararlanması için gerekli çalışmaları yapacak ve bir gün erkeklerin de gereksinim duyacağı bir komisyon olması dileğiyle yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Nevingaye Erbatur (CHP, Adana). “Kadın erkek fırsat eşitliği komisyonu kurulması hakkında kanun teklifi (s.s.328)”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 10 Şubat 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nevingaye-erbatur-23-2009-02-10-kadin-erkek-firsat-esitligi-komisyonu-kurulmasi-hakkinda-kanun-teklifi (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
