# Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi s.s.833) (bankalar kanunu, tmsf ve rtük kanunu)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nevzat Yalçıntaş (AK Parti, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim
- **Tarih:** 15 Mart 2005
- **Gündem:** BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ S.S.833) (BANKALAR KANUNU, TMSF VE RTÜK KANUNU)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nevzat-yalcintas-22-2005-03-15-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifi-s-s-833-ba

> Nevzat Yalçıntaş (AK Parti), 15 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ S.S.833) (BANKALAR KANUNU, TMSF VE RTÜK KANUNU)); konuşma 775 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

NEVZAT YALÇINTAŞ (İstanbul)- Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlar; daha önce burada yapılan bir konuşmada, geçen dönemde RTÜK Kanunu dolayısıyla yapılan tartışmalar, teklifler, Mecliste yaptığımız konuşmalar ve sonunda Cumhurbaşkanının reddetmesi olayı üzerinde duruldu ve bazı izahlar yapıldı. Bendeniz o komisyonda, yani, Anayasa Komisyonunda partimi temsil ediyordum ve az çok bu konuda tecrübe, kısmen bilgi sahibi olan bir kardeşinizim. O komisyonda, Anayasa Komisyonunda -o sırada başkanımız değişmişti; biliyorsunuz, yeni bir başkan gelmişti- muhtelif partiler var, zannediyorum 5 parti. Usulüne göre, tatlılıkla, deliller getirerek, dışkaynakları zikrederek, oralarda yapılan uygulamaları söyleyerek anlattık ki, şu şu şu maddeler yanlıştır, siz bunu keyfinize göre yapıyorsunuz; bu, ne basın hürriyetine ne millî değerlere ne millî sermayeye... Her şeye zıt hükümler getiriyorsunuz.

Her şeyi anlatmak, mutlaka, karşınızdakini ikna etmek manasına gelmiyor. O haliyle gitti kısmî değişiklikler ve derhal, Sayın Cumhurbaşkanından haklı gerekçelerle geldi. Orada, hükümette olan bir sayın üye kalktı, "Yalçıntaş'ın argümanlarını almış Köşk, bunları biraz genişleterek göndermiş" dedi. Ben de kendilerine şunu söyledim: "Bu bir noksanlık değil bir kere. İlimde, aklınızın yettiği, doğru bulduğunuz her şeyi alır, atıf yaparsınız. Kaldı ki, bahis konusu ettiğiniz kişi benim ve ben, bu komisyonun üyesiyim ve bunları size anlattık, yanlış yapıyorsunuz..." Ve hatırlattık ki, yanlış hesap Bağdat'tan döner.

Ben bu maddeyi görünce şaşkınlığımı gizleyemedim. Bazı kelimeler kullanacağım, özür diliyorum, "şaşkınlık" kelimesi de bunlardan biri. Bunun aslı yüzde 25'tir; yabancı sermaye yüzde 25 olsun dedik. Teklifi getiren arkadaşlarımız -ki, hükümet bunu üzerine almamış; bizim hükümetimizin teklifi olarak gelmiyor, bazı değerli arkadaşlarımızın teklifi olarak geliyor- onlar da, yüzde 49'a çıkarmışlar; yani, anlaşılabilir diyebiliriz. Bu yüzde 49 niçin; Şirketler Kanunu, herkes bilir ki, tam hâkimiyet kurmasın genel kurulda ve kararlarda; fakat, ne olmuşsa olmuş, bir altkomisyonun kurulduğu anlaşılıyor. O altkomisyon sınırsız, yüzde 100.

Bütün bunun meşruiyet sebebi TMSF'nin elinde bulunan birkaç kanalı satmaksa, elde edecekleri paraya göre verdikleri büyük taviz, her şeyi yıkıcı mahiyettedir. İkinci, aşırı kelimem bu: "Yıkıcı." Birincisi, şaşkınlığımı gizleyemiyorum; ikincisi, bu kavanin, bu kanun yapmadaki yıkıcılığa dikkatinizi çekiyorum. Ne özelleştirme ne yabancı sermaye getirme, saplantı haline gelmez. Özelleştireceğiz diye bir saplantı olmaz. İllâ yabancıya satacağız, yabancı sermaye gelsin diye bir saplantı olmaz. Ekonominin kuralları vardır: Gelişme. Sosyal ilimlerin kuralları vardır: Değerler sistemi. Bu değerler sistemi, evrensel değerler var tabiatıyla -küçülen bir dünyada yaşıyoruz- ama, millî değerler de var, manevî değerler de var. Siz, yüzde 100'ünü teslim edeceksiniz. Sayın Bakanın buyurduğu hususlar, hiçbir zaman konunun mahiyetini değiştirmez. Efendim, yerel televizyona gitmesin. Zaten gitmeyecek, ulusal televizyon dururken niye gitsin?! 3 vilayete, 1 vilayete yapacak. Ulusalların yüzde şu kadarından fazlası almaz hesabıyla 6. 6 televizyon kanalı, ulusal mahiyette, az mı etki yapar bir ülkede?! En kritik zamanlarda az mı etki yapar? Burada 2 önemli prensip çiğneniyor. Birincisi, devletin millî olma niteliği. Peki, devletin millî olma niteliği nasıl çiğnenir?! Hadi bakalım gidelim de, biz, İngiltere'de, Fransa'da, Almanya'da, mümkün müdür yüzde şu kadarını satın almak onların televizyonlarının?! Bütün koruma tedbirlerini almışlardır, burada bir arkadaşımız izah etti...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Yalçıntaş.

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) - Efendim, eğer, lütfeder biraz bana vakit tanırsanız, müteşekkir kalacağım.

BAŞKAN - Devam edin Sayın Yalçıntaş, buyurun.

NEVZAT YALÇINTAŞ (Devamla) - Diğerlerinin de tedbirlerini almışlar.

Biz, ne kadar cömerdiz, yüzde 100'ünü alacağız, dış ülkelerin ya şirketlerine teslim edeceğiz... Büyük şirketler, reklam konusunu bir arkadaşımız gayet vukufâne anlattı. Ben, özel bazı televizyonların kurulmasında, milletvekili olmadığım dönemde bana müracaat ettiler, tecrübem var, vesairem var, onlara yardım ettim İstanbul'da. Sonra onların reklam teşkilatlanmaları oldu ve müracaat ediyorlardı. İsmini vermek durumunda olmadığım bazı yabancı şirketler vermiyorlar. Çaresiz kaldılar. Bana müracaat ettiler."Efendim, bunlar çok büyük reklam veriyorlar. Reklam olmadan televizyon yaşayamaz.” Konuşayım dedim, ben de konuşayım... Aldığım cevap kanlar dondurucu, beyinler kanatıcıydı. O televizyon şirketinin yayınlarının dinî mahiyette olduğunu söylüyordu; yani, aynı zamanda millî mahiyette olduğunu söylemek istiyor. Reklam müdürü açıkça bana bunu söylüyordu: "Hocam, o bahsettiğiniz televizyon dinî yayınlar yapıyor." Yani ambargo koymak istiyor; büyük bir yabancı şirket, çok büyük ilanlar verir hâlâ.

Şimdi bütün bunları etüt etmeden, bütün bunların -eski tabirle- anhasını minhasını görmeden, detaylarını, yabancı ülkenin tatbikatını görmeden, biz hudutsuz "gelin alın" diyoruz. Alacakları söyleyeyim: Özellikle iki alıcı profili çıkacaktır: Birincisi büyük şirketler, yani transnasyonal, uluslararası şirketler; ikincisi de misyonerler. Bu arkadaşlarımız yüzde 49'u getirmiş. Bunu değiştiren altkomisyon. Acaba biliyor mu ki dünyada kaç tane misyoner televizyonu var? Bunlar "biz misyoneriz, Hıristiyanlığı yaymak için, sizi İsevîliğe getirmek için yayın yapıyoruz" demiyorlar. Bütün yayınlar öyledir. Yüzde 100'ünü teslim ettiniz, filanca şeyler saklı kalmak şartıyla...

Arkadaşlar, şu son zamanlarda bazı yerli televizyonlarımızın yaptığı birtakım yayınları RTÜK'ün önlemekte aciz kaldığı bir ülkede, yabancıların bütün sermayeyle, bütün teknolojiyle, bütün baskılarıyla gelip yerleşip bütün bir menfaat ağını sizin ülkenizde kurduğu zaman, kritik zamanlarda yapacakları yayını siz nasıl önleyeceksiniz?! Ne lüzumu var?! Kaç para bekliyoruz?! Bu kadar muhtaç mıyız?! Kaç kanalı satacağız? Burada gerekçe var. Gerekçeyi okuyorum, karşıma TMSF çıkıyor.

---

**Kaynak gösterme:** Nevzat Yalçıntaş (AK Parti, İstanbul). “Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi s.s.833) (bankalar kanunu, tmsf ve rtük kanunu)”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 15 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nevzat-yalcintas-22-2005-03-15-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-teklifi-s-s-833-ba (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
