# Maliye bakanlığı, gelir bütçesi

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Niyazi Pakyürek (AK Parti, Bursa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim
- **Tarih:** 23 Aralık 2003
- **Gündem:** MALİYE BAKANLIĞI, GELİR BÜTÇESİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/niyazi-pakyurek-22-2003-12-23-maliye-bakanligi-gelir-butcesi

> Niyazi Pakyürek (AK Parti), 23 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MALİYE BAKANLIĞI, GELİR BÜTÇESİ); konuşma 1.455 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA NİYAZİ PAKYÜREK (Bursa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2004 malî yılı gelir bütçesi üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun görüşlerini arz etmeden önce, Heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz üzere, bütçe sistemi, devlete emanet edilen kamusal kaynakların dağılımında rol alan aktörlerin karşılıklı etkileşimini düzenleyen enformasyonu kapsamaktadır. Kamunun hizmet ve kaynak yönetme kapasitesinin artırılması amacıyla oluşturulacak stratejilerin bütçe süreciyle ilişkilendirilmesi gereklidir. Ayrıca, bütçeler, makroekonomik dengeyi kurmanın da bir aracıdır. Bunun için, hem mevcut gelirler, sağlanan faydaları maksimize etmek için çeşitli kullanımlar arasında tahsis edilir hem de kaynak dağılımı değiştirilerek eşitsizlikler azaltılmaya çalışılır. Bu amaçlara ulaşmak için, bütçe, ulusal ekonomi üzerinde etkisinin hızlı ve anlamlı ölçümünü sağlayacak şekilde organize edilmelidir.

Uygulamaya dönük bir belge olarak bütçe, doğrudan ve dolaylı maliyetleri, zaman ve sonuçları belirler; fonların uygun bir şekilde yönetilmesinde kamu kurumlarının sorumluluğunu saptar ve hesap vermesini sağlar. Maliye ilminde olduğu kadar, maliye tatbikatında ve ülkelerin siyasî, hukukî, özellikle iktisadî hayatında birinci derecede önemi haiz bütçeler, dolayısıyla, insan haklarını çok yakından ilgilendirmektedir; eğitim hakkı, sağlık hakkı, güvenlik hakkı, çalışma hakkı, yargı hakkı, kültürel haklar gibi. Bütçe, aynı zamanda hukuk kurallarının yerleşmesine, temelleşmesine hizmet ederken, bu nizamın gücünü artıran önemli bir fonksiyonu da ifa eder.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 59 uncu hükümet tarafından hazırlanıp önümüze sunulan 2004 yılı bütçesi, sosyal devlet anlayışıyla geleceğin Türkiyesini inşa etme sevdası ve gayreti içindedir; hedefi doğrudur, hükümeti kutluyorum. Elbette ki, isteyenler, karşı olma hakkını kullanarak, bütçeyi, dolayısıyla hükümeti eleştirecektir; ancak, bu bütçeye karşı çıkmak, ya bugünü görmemek, görememek ya da dünü bilmemek veya unutmaktır. Ayrıca, uzun yıllar Türkiye'de yaşanan ekonomik, siyasî, sosyal, hatta hukukî tahribatları yok sayarak, geçmişte bunlar olmamış gibi, bir yıllık hükümetin yaptığı icraatları yetersiz bulmak, her şeyden önce, etik değildir. Başta muhalefet partisi olmak üzere, herkesin, 3 Kasım öncesini ve sonrasının bugüne kadar olan sürecini bir kez daha analiz etmesini önermek istiyorum. Bu önerim çok samimidir, hiçbir önyargım yoktur.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de güzel şeylerin olduğunu görüyoruz, 2003 yılı bütçe performansından anlıyoruz. Hükümetin, bir yıllık icraatında, 1970 yılından beri devam edegelen yüksek, kronik enflasyonu yüzde 20'ye çekmesi dahi tek başına fevkalade önemli bir başarıdır.

Enflasyon düşmüştür, faizler düşmüştür, fiyatlar düşmüştür. Türkiye'de, ilk kez, bir yıl boyunca elektrik fiyatlarına zam yapılmadığı gibi, sanayi kesimine indirim yapılmıştır. Akaryakıt fiyatlarında, bir yıl içerisinde, toplam 47 kez indirime gidilmiştir. Bunlara ilave olarak, bir yıl içerisinde, 1 500 kilometre bölünmüş yol yapılmış, ihracat artmıştır, güven artmıştır. İlköğretim kitaplarının ücretsiz temini projesi, devletin sosyal yüzünü göstermiştir; bu da AK Partinin başarısıdır.

Yolsuzluk ve yoksullukla mücadelede önemli adımlar atılmıştır. Yolsuzluk ve yoksulluğun nedenleri yeterince bilinmekle beraber, sosyal, ekonomik ve hukukî tedbirler hükümet tarafından yeniden gözden geçirilmiş, gerekli tedbirler alınmıştır. Zira, milletimize söz verdik; çalmayacağız, çaldırmayacağız, yemeyeceğiz, yedirmeyeceğiz.

Dünyada, devletin rolünün tartışıldığı son yıllarda, kamu kesiminin etkinliğini ve verimliliğini artırmaya yönelik kamu yönetimi reformlarının, bu bağlamda kamu harcamalarının yeniden yapılanmasının gerekli olduğu görüşü yaygınlık kazanmıştır. Ekonomilerin küresel olarak bütünleşmeye başlamasıyla birlikte demokrasi ve insan haklarının yaygınlık kazanması, keyfî, savurgan davranışlar için hareket alanını daraltmıştır.

Kamu yönetimi, önemli değişimlerle ve baskılarla karşı karşıyadır. Bu baskılar, özellikle, aşırı büyüyen kamu bürokrasileri, kamu bütçe açıkları ve kamu borçları, kamu kuruluşlarının etkinliğinin ve kamu görevlilerinin performanslarının düşüklüğü ve hizmet kalitesizliği olarak görülmektedir.

Bir büyük iktisatçının söylediği üzere, işin özü, kaynakların kimden alındığı ve kim için kullanıldığıdır. Kendi paranızı kendiniz için kullanıyorsanız, fiyat önemli, kalite önemsiz; başkasının parasını kendiniz için kullanıyorsanız, fiyat önemsiz, kalite önemli; başkasının parasını başkası için kullanıyorsanız, ne fiyat ne kalite önemlidir. Kamu kesimi, başkasının parasını, yine başkası için kullanmaktadır.

Dolayısıyla, fiyat ve kaliteyi dikkate alan ve vergi mükelleflerinin de, artık, üzerinde hassasiyetle durdukları, toplanan kaynakların muhtelif alanlara tahsisi ve etkinlik derecesinin sorgulandığı, yepyeni bir sürecin başlatılması gerekmektedir.

Devlet, büyümeyi doğrudan sağlayan bir varlık olarak değil, bir yardımcı, bir kolaylaştırıcı olarak kabul edilmektedir. Etkin devlet, piyasaların gelişmesine ve kolektif ihtiyaçların karşılanmasına imkân veren mal ve hizmetlerin sağlanması yanında, kural ve kurumların tesisinde de büyük önem taşımaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; harcama yükünün vergiyle dengelendiğini biliyoruz. O halde, devletin temel rolünün düzenleyici ve denetleyici olması, çağdaş devlet olmasının gereğidir. Geçmişte devletin sunduğu kamusal hizmetlerin sayısı ve boyutunun artma eğilimi, bugün tersine dönmüştür. Artık, hakim olan anlayış, piyasası olan mal ve hizmetlerin devletin kendisi tarafından sağlanması değil, vatandaşlarının bu hizmetleri elde etmesinin sağlanması olarak değişmektedir.

Çağdaş devletin temel fonksiyonu, kamu kesiminden olan hizmet beklentilerinin giderek azalmasına, vatandaşların ihtiyaç duyduğu kamusal nitelikli hizmetlerin, piyasa ekonomisi tarafından da sunulan hizmetlerin, düzenleme yapılmak suretiyle, piyasa ekonomisi disiplini içerisinde üretilip sunulmasına göre değişmek durumundadır.

Kamu kesiminden beklenen hizmetlerin özel sektör tarafından yerine getiriliyor olması, devletin, sunulan bu hizmetlerin kalitesinden ve vatandaşların da bu hizmetlerden faydalanıyor olmasından doğan sorumluluğunu kaldırmamıştır.

Bu gelişmeler, devletin rolü ve düzenleyici işlevinin yeniden tanımlanmasını gündeme getirmiştir. Zira, her şeyi devlet eliyle yapmaya çalışmak doğru değildir. Her şeyden önce, sadece, iktidarın, yönetimin, yöneticinin iyi olması, adil olmasıyla insanlar kendilerini güven içerisinde hissederler; ama, bunun tersi olması, kararların ezici ve baskıcı, korkutucu, cezaların sert olması, halkta dayanma gücünü, güveni ve cesareti öldürür. Geçmişte, bu tarz yönetimler vardı.

Batı'da sosyal demokrasinin doğuşunun temel felsefesi, güçlü olan devlete karşı, zayıf olan bireyi korumaktır. Bundan hareketle, devletin sunmadığı hizmetlerin özel sektör tarafından sunulabilmesi için gerekli tedbirlerin alınması ve kaynakların temin edilebilmesi bakımından devletin işlevi devam edecek, ihtiyaç duyulan kaynaklar, ya vergilerle ya da kullanıcı ödemeleriyle sağlanacaktır. Devlet, kendisinden talep edilen hizmetleri, vergilerle karşılayabildiği müddetçe yerine getirecek, devlet tarafından karşılanamayan hizmetlerin ifasında veya insanlar devletin verdiklerinden daha fazlasını istediklerinde, bu hizmeti özel sektörden talep edecekler, devleti de, bu hizmetlerin kalitesini kontrol etmeye zorlayacaklardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi, kamu finansmanında en önemli kaynaktır. Beyan esasına dayalı çağdaş Türk vergi sisteminin uygulanmasında, 1950 yılı, bir dönüm noktası olmuştur. Artan oranlı üniter vergi sisteminin kabul edildiği, verginin, tarh, tahakkuk ve tahsilinde günümüz uygulamasının başladığı bu yıl, gerçek anlamda bir vergi reformunun da başladığı yıldır.

1980'li yılların başında, serbest piyasa ekonomisi modeli esaslarının uygulanmaya başlanılması ve 1985 yılında Katma Değer Vergisinin yürürlüğe girmesiyle birlikte, gerçek anlamda vergi reformu olarak nitelendirebileceğimiz bazı özellikler vergi sistemimize yansıtılmıştır; ancak, Türk vergi sisteminin hukukî altyapısını oluşturan vergi yasaları, hemen hemen her yıl değişmiştir. Buna göre, Gelir Vergisi Kanunu 53 kez, Kurumlar Vergisi Kanunu 33 kez, Vergi Usul Kanunu ise 23 kez değişikliğe uğramıştır. Her değişiklik yeni bir uygulama zorluğu getirmiş, uygulamada bazen, özelgeler, kanun ve tebliğlerin önüne geçmiştir; bu da, vergi adaletsizliğini artırmıştır.

Özellikle, vergi harcamaları olarak adlandırılan vergi istisnaları ve muafiyetlerine ilişkin olarak, vergi yasaları dışındaki yasalar ve kanun hükmünde kararnamelerde düzenlemeler yapılmıştır. Halen, 148 özel yasa ve 16 kanun hükmünde kararnamede, vergilendirmede bağışıklık sağlayan düzenleme mevcuttur.

Vergiye ilişkin düzenlemelerin basit olması, uyumlu olması, karmaşık olmaması, tutarlılık bakımından önem taşımaktadır. Bundan sonra çıkarılacak vergi yasalarında, geçmişten gelen, kullanımı fevkalade karmaşık ve zor olan, hükmü kalmamış geçici maddelerin ve bunlara bağlı tebliğlerin, belki yönetmeliklerin, sistemin dışına çıkarılması gereklidir.

Sayın milletvekilleri, vergi, ortaya çıktığından günümüze kadar hep tartışılmıştır, idarelerin zaman zaman sorunu olmuştur. Vergi, almasını bilirseniz verilir. Vergiyi yeterince alamayan idareler, ya borçlanma yoluyla ya da enflasyon yoluyla kamu hizmetlerini yürütmüşlerdir. Her borç, ileride daha fazla vergi demektir.

Ülkemizde enflasyonun uzun yıllar yüksek seyretmesi, işletmelerin özsermayelerini eritmeye varacak ölçüde fiktif kârların vergilendirilmesine yol açması üzerine, vergi idaresi, çeşitli önlemlerle, peyderpey bu sorunu aşmaya çalışmışsa da, yapılanlar sadece kısmen, fiktif kârın oluşmasını ve vergilendirilmesini önlemiş; ama, yatırımcılar ve kredi verenler için önemli olan finansal tabloların enflasyon tarafından çarpıtılması sonucunu engelleyememiştir.

Enflasyon muhasebesinin gerekliliğini dile getiren hükümetler, bu konuda gereğini yapamamışlardır. Enflasyon muhasebesini hayata geçirmek, yine, AK Partiye kalmıştır. Arkadaşımın da söylediği gibi, 1.1.2004 tarihinden itibaren enflasyon muhasebesi uygulamaya sokulacaktır; Maliye Bakanına teşekkür ediyoruz.

Kayıtdışı ekonomi, uzun süreden beri ülkenin en ciddî sorunlarından biri olmaya devam etmektedir. Kayıtdışı ekonomi sorunu, sadece vergi sisteminin değil, aynı zamanda, ekonomik ve hukukî yapı ile bu çerçevedeki uygulamaların bir sonucu olarak görülmelidir. Kayıtdışılık, verginin tabana yayılmasını önlemiş, diğer taraftan, vergi oranlarının yüksek olmasına ve dolaylı vergilerin yüksekliğine sebebiyet vermiştir. Ayrıca, yabancı sermayenin gelmesine de mâni olmuş, istihdam baltalanmıştır; haksız rekabeti doğurmuş ve beslemiştir.

Değerli arkadaşlarım, Gelir Vergisinin etkin uygulanmasında, kayıtdışı bırakılan gelirlerin kayda alınması veya vergilendirilmesi son derece önemlidir. Bunun için, öncelikle muafiyet ve istisnalar yeniden düzenlenmeli, mümkün olduğunca, gelirlerin beyannameyle bildirimini sağlamak gereklidir. Vergi oranları ile SSK primleri oranlarının kademeli olarak düşürülmesini sağlayarak vergiyi geniş tabana yayma zarureti vardır. Bununla birlikte, vergi idaresinin yeniden yapılandırılması vergi denetimlerini daha aktif hale getirirken, vergi mükelleflerine yalnız ceza yazan değil, yardımcı olan hale de getirmeliyiz. Hükümetin bu hususlarda çalışmaları olduğunu biliyoruz. Vergi reformuyla ilgili çalışmaları vardır. Vergi sisteminin basit, şeffaf ve otomatik işler hale getirilmesi çalışmalarından dolayı da Maliye Bakanımızı kutluyorum.

İbni Haldun "vergi matrahı yükseldikçe vergi gelirleri düşer" diyor. Bu tespiti 13 üncü Asırda yapmıştır. Biz de vergi gelirlerini artırmak zorunda olduğumuza göre, vergi adaletini hayata geçirmek zorundayız. Yakalanan vergi mükelleflerini rahatlatmak, vergi vermeye teşvik etmek zorundayız. 2003 yılı, hükümetimiz için başarılı geçmiştir. 2003 yılı performansının da 2004 yılına müspet sirayet edeceğini düşünüyorum.

Bütçenin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Niyazi Pakyürek (AK Parti, Bursa). “Maliye bakanlığı, gelir bütçesi”. TBMM Genel Kurulu, 35. Birleşim tutanağı, 23 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/niyazi-pakyurek-22-2003-12-23-maliye-bakanligi-gelir-butcesi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
