# 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 1'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Numan Kurtulmuş (AK Parti, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim
- **Tarih:** 27 Şubat 2016
- **Gündem:** 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 1'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=45067
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/numan-kurtulmus-26-2016-02-27-2016-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2014-yili-merkezi

> Numan Kurtulmuş (AK Parti), 27 Şubat 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 1'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle); konuşma 2.824 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2016 yılı bütçesinin hayırlı olmasını ve özellikle bugün tartıştığımız kurumlarla ilgili bütçelerin hayırlı ve bereketli olmasını temenni ediyorum.

Öncelikle, bütçenin Plan ve Bütçe Komisyonundaki uzun tartışmalardan sonra buraya kadar gelmesinde büyük emek harcayan Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerine ve Plan ve Bütçe Komisyonuna destek sağlayan bürokratlarımıza yürekten teşekkür ediyorum.

Sabahtan beri de buradaki görüşmeleri büyük bir titizlikle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin vermiş olduğu yetkilerin tamamını kullanarak gerçekleştiriyoruz. Burada emeği geçen, katkıları bulunan bütün arkadaşlarımızın görüşlerini tek tek not ettik onlardan da inşallah istifade edeceğimizi ümit ediyorum.

Değerli arkadaşlar, benden evvelki bütün arkadaşlarımız günün anlamına binaen 28 Şubatla ilgili görüşlerini ifade ettiler. Ben de 28 Şubatın ve 28 şubatların geride kalmasını temenni ediyorum. Bir daha bu memlekette 28 Şubat gibi, 27 Mayıs gibi, 12 Mart gibi, 12 Eylül gibi bir kısmı açık, bir kısmı postmodern darbeler olmaz, milletin şu ya da bu kesiminden insanların -darbelerin mağdurları olarak- hayatları zindana çevrilmez ve inşallah, milletimiz demokrasinin bütün imkânlarından istifade ederek daha genişlemiş bir demokrasi içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin gücünü artırarak yoluna devam eder.

Yine, darbelerle çok partili siyasi hayatı boyunca çok kez karşılaşmış bir ulusun çocukları olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin açık olmasının, Türkiye Büyük Millet Meclisinde farklı kanaatlerdeki siyasi görüşlerin dile getirilmesinin, milletin temsilcilerinin bu Mecliste görüşlerini açıkça ifade edebilmelerinin ne büyük bir imkân olduğunu, özellikle çevre ülkelerde yaşanan acılar, dramlar göz önünde bulundurulduğunda ne büyük bir imkân olduğunu görüyoruz ve inşallah Türkiye Büyük Millet Meclisi her zaman açık kalır ve sizlerin de katkılarıyla, milletimizin de katkılarıyla millî irade her zaman bu Mecliste, bu ülkede hâkim olur.

Yine, 28 Şubat döneminde dönemin Başbakanı olarak büyük mağduriyetler yaşayan ve altından zorla halkın helal oylarıyla vermiş olduğu iktidar zorla alınarak uzaklaştırılan ve dün de ölüm yıl dönümü olan merhum Necmettin Erbakan’ı rahmetle anıyoruz ve bütün darbe mağdurlarının, hepsinin önünde de bir kere daha saygıyla eğiliyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ayrıca değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisinde zannediyorum çok kez darbelerle ilgili konuşulmuştur, az evvel de konuşuldu, bütün arkadaşlarımız konuştu. Bu Mecliste millî iradeyi temsil eden hiçbir milletvekili arkadaşımızın, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında temsil edilen hiçbir siyasi partinin darbelere destek vereceğini asla düşünmüyoruz. Ancak, artık Türkiye Büyük Millet Meclisinin 12 Eylülden, hatta daha önceki dönemlerden kalan, hatta 1960 darbesinden bu yana kalan bütün antidemokratik yasaları temizlemesi, ayıklaması ve bütün bu antidemokratik mevzuattan Türkiye’nin kurtulmasında da herhâlde hayati görev bu çatının altındaki sizlere, bizlere düşmektedir, bu tarihî bir sorumluluktur. Aynı şekilde 28 Şubat ve 12 Eylüllerin arkasından sadece ağıt yakarak ağlamak değil, 28 Şubat ve 12 Eylülleri ortaya çıkaran ve onların zihniyeti olarak bu milletin ayaklarına pranga gibi vurulmuş olan 12 Eylülün Anayasası’ndan kurtarma vazifesi de, bu milleti kurtarma vazifesi de bu aziz Meclisin, bu yüce Meclisindir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için bu Mecliste yeni bir anayasa yapma iradesinin millet tarafından bir sorumluluk olarak 1 Kasımda Meclisin üstüne yüklendiğini bir kere daha ifade etmek istiyorum. Ümit ederim ki yeni bir anayasayı yapabilecek hem Parlamentodaki siyasi atmosferin hem Türkiye kamuoyundaki toplumsal atmosferin oluşmasına hepimizin olumlu, pozitif katkıları olur.

Değerli arkadaşlarım, bendeniz Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ve Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü ve buna bağlı olarak basınla ilgili konulardan sorumlu olarak burada karşınızdayım. Kamuoyu demokrasilerde en önemli unsurlardan birisidir. Demokrasi, seçilenlerin kamuoyunun görüş ve beklentileri doğrultusunda ülkeyi yönetmesidir. Kamuoyunun görüş ve beklentileri sadece dört yıldan dört yıla, sadece oy vererek ortaya çıkmaz. Oy verildikten ve iktidarlar belirlendikten sonra kamuoyunun görüş ve beklentilerini belirlemede en önemli görev medyanın üzerindedir. Bu çerçevede, önceki adı “matbuat” olan yazılı medyadan günümüz görsel medyasına ve İnternet medyasına kadar, sosyal medyaya kadar çok önemli gelişmeler medya alanında ortaya çıkmıştır. Bu çerçevede bizim amacımız, medyanın, demokrasinin gerçek bir gücü olarak, önemli bir aracı olarak Türkiye’de gerçekten daha da güçlenmesi, bunun için de bizim siyaset olarak üzerimize düşen sorumluluklar neyse bunları yerine getirmemizdir.

Bu çerçevede biz, medya üzerinde, özellikle 3 noktada, medyanın 3 temel direk üzerine oturması gerektiğini düşünüyoruz. Bunlardan bir tanesi, insan hak ve onurunu zedeleyecek yayınlardan kaçınan, insan hak ve değerini esas alan bir medya anlayışının olması. Hatta biraz daha bunu genişletelim, sadece insan hak ve onuru değil, insanın değerini esas alan bir medya anlayışının esas olması. İnsanın değerini esas almayan medya aslında kendi değerini de yok ediyor demektir. Dolayısıyla, medyanın insan hak ve onuru üzerinde, insanı değerli kılacak bir anlayışa sahip olması.

İkinci temel sütun, özgürlüklere ve demokratik teamüllere sahip çıkan bir medya anlayışının ortada olması.

Üçüncüsü ise, herkesin farklı kanaatleri olabilir, her medya kuruluşu başka bir anlayış içerisinde yayın yapabilir ama sonuç itibarıyla, medya kuruluşlarımızın millî çıkarlarımız, millî menfaatlerimiz ve değerlerimiz noktasında ortak bir yayıncılık anlayışı içerisinde olması medyadan beklenen herhâlde asgari bir tutumdur.

Bu çerçevede biz, bu 3 temel hususun hiçbirisini öncelik sıralaması içerisinde olmadan yan yana koyuyor ve bunun üzerinde yükselen, demokratik, yeni bir medya anlayışının önemli olduğunu düşünüyoruz.

Bu çerçevede, basın özgürlüğü konusunda, basın özgürlüğünü sağlamak ve medyanın gerçekten demokratik bir fonksiyon icra etmesini temin etmek için inşallah basın yasasının çıkarılması da bu Parlamentonun önemli sorumluluklarından birisi olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, yine bu süre içerisinde medyadan beklediğimiz önemli görevlerden birisi de yeni anayasanın yapım sürecine katkıda bulunmaktır. Yeni anayasanın yapım sürecinde siyasilerden, üniversite çevrelerinden, araştırma merkezlerinden, “Türkiye’de darbe anayasasından kurtulmak için şöyle bir fikrim var.” diyen herkesten fikirlerini alacak ve kamuoyunu oluşturacak bir biçimde yeni anayasa yapım sürecinde medyaya büyük sorumluluklar düşüyor.

Ayrıca, bendeniz 64’üncü Hükûmette medya kuruluşlarından sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak göreve başladığımdan bu yana gerçekten medya sektöründe var olan sorunların sektör temsilcileriyle çözülebilmesi için kapsamlı bir çalışmayı da başlatmış bulunuyorum. Bu çerçevede, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti gibi, Basın Konseyi gibi, ayrıca Radyo Televizyon Yayıncıları Derneği gibi, Medya Derneği gibi, İnternet Yayıncıları Derneği gibi farklı kuruluşlardan arkadaşlarımızla bir araya geldik, çalıştaylarına katıldık, bundan sonra da çalıştaylarına katılarak inşallah bu sektörde atılacak adımları hep beraber planlayacağız. Arada arkadaşlarla konuşurken bir teklif daha geldi, eğer onaylarsanız onu da yaparız: Bu Meclisin çatısında medya kökenli bulunan milletvekillerimizle de zaman zaman bir araya gelerek görüş alışverişinde bulunmayı gerçekten önemli olarak kabul ederiz.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu ve Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü Türkiye’de medyanın işleyişinden sorumlu olan 2 kuruluşumuzdur. Bu anlamda, Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü, hem Türkiye’nin tanıtılması hem Türkiye’deki medya faaliyetlerinin düzenlenmesi hem Türkiye’deki yabancı medya kuruluşlarının ve gazetecilerin yapacağı faaliyetlere organizatörlük görevi yapmak bakımından fevkalade önemli işler yapıyor. Burada vakit çok kısa olduğu için neler yaptıklarını anlatmayacağım. Ama, sadece geçtiğimiz yıl içerisinde yapılan Çanakkale’deki Çanakkale’nin 100’üncü yıl dönümü törenlerinde 1.909 gazetecinin, G20 zirvesinde 2.483 gazetecinin ve diğer uluslararası toplantılarda 2.200 gazetecinin, toplamda da 6.592 gazetecinin akreditasyonunu sağlayan Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü olmuştur. Yine, aynı şekilde, şu anda Türkiye’de 350 kişi yabancı yerleşik basın mensubu olarak Türkiye’de gazetecilik faaliyetlerini sürdürmektedir.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; uluslararası basının Türkiye’ye ilgisi malumdur. Türkiye, hem uluslararası birçok organizasyona ev sahipliği yapmak dolayısıyla hem çevresinde gelişen olayların Türkiye’ye dayatmış olduğu birtakım göçmen sorunları gibi sorunlarla boğuşan bir ülke olma hasebiyle hem de Türkiye’deki siyasi hareketlilik dolayısıyla uluslararası medyanın ilgi alanında bulunan bir ülkedir. Bu çerçevede bu ilgi alanı içerisinde bulunan ülkenin medya kuruluşları bakımından ve bizim de Türkiye’yi yönetenler olarak önemli sorumluluklarımızdan birisi de Türkiye’ye karşı kasıtlı olarak yürütülen uluslararası algı operasyonlarına karşı Türkiye'nin düzgün bir şekilde anlatılmasıdır. Bunun için bütün kurum ve kuruluşlarımız ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar ve Türkiye’yi gerçekten bu uluslararası alanda tanıtmak bakımından üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getiriyorlar.

Değerli arkadaşlarım, biraz sonra sorulan sorulara vakit kalırsa cevap vereceğim, yoksa yirmi dakikalık kısımda cevap vereceğim ama -az evvel Lütfi Bey ifade etti- esasında 64’üncü Hükûmet kurulduğunda 64’üncü Hükûmete bir isim vermek gerekirse 64’üncü Hükûmet bir reform hükûmetidir. Son derece pozitif bir gündemle Hükûmet programını okumuştur, Parlamentodan güvenoyu almıştır ve vazifesine başlamıştır. Ancak Türkiye, böylesine pozitif bir gündemi yakalamak durumundayken, Türkiye dünyanın henüz 1. ligine çıkmamış, Süper Lig’e çıkmamış ama play-off’da oynayan bir ülke olarak daha ileriye gitmek noktasındayken, maalesef, Türkiye, bir terör dayatmasıyla karşı karşıya kalmış, onun getirdiği ağır sonuçlarla burun buruna gelmiştir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayenizde, sayenizde! Sayın Bakan sayenizde!

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Değerli kardeşlerim, büyük resmi görmeden bugün Türkiye’de ne olduğunu anlamamız mümkün değildir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bir anlat bakalım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Müsaade ederseniz, bunu ben bütün politik kimliklerimden ayrılmış bir vatansever kimliğimle konuşuyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Memnuniyetle dinleyeceğiz Sayın Bakan.

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Takip edemiyoruz politik kimliğinizi, ki her gün bir yerde politik kimlik alıyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Türkiye, geniş oyunu görmeden terör meselesini çözemez.

Değerli arkadaşlarım, bir asır evvel yarım kalmış bir hesabın kapanmasını isteyen bazı çevreler, Türkiye’ye 2016 yılında yeni bir siyasal gündemi dayatıyorlar. Dün başka şekilde Türkiye’nin önünü kesmek isteyenler, bugün terör vasıtasıyla Türkiye’nin önünü kesmeye çalışıyorlar. Büyük resim tam 1916, 2016, yüz sene evvel, yirmi yılda, sadece yirmi yılda Balkanlarda ve Trablusgarp’tan Trablusşark’a bütün geniş bu coğrafyada lime lime edilmiş bir büyük imparatorluğun çocuklarını şimdi tekrar dağıtmak, parçalamak, bölmek istiyorlar.

Değerli kardeşlerim, bu anlamda oynanan oyunun adı ikinci Sykes-Picot’dur. Bu ikinci Sykes-Picot’nun uygulanmaya geçişinde birtakım terör örgütlerinin taşeron olarak kullanıldığından hiçbir şüphemiz yoktur. Kimi yerde bu örgütün adı DAEŞ’tir, kimi yerde PKK’dır, kimi yerde başka bir örgüttür, kimi yerde başka bir örgüttür ama Türkiye’nin nasıl bir asır evvel önce sınırları çizilip sınırları parçalanarak, ardından insanların gönülleri parçalanmaya çalışıldıysa şimdi aynı şey bir kere daha devam ettirilmeye çalışılıyor.

Şunu biliyoruz, artık terörle mücadelede kırk yılı geride bırakmış -yeni 2016’da karşılaşmadık- bir ülke olarak şunu biliyoruz, özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra terörle küresel ölçekte karşılaşmış bütün dünyanın insanları olarak biliyoruz, artık dünyada hiçbir terör örgütünün tek başına kendinden menkul gücü yoktur. Bütün terör örgütlerinin arkasında istisnasız, El Kaide’sinden, El Şebab’ından PKK’sına kadar hiçbir terör örgütü tek başına değildir, hepsinin arkasında birtakım istihbari destekler, birtakım lojistik destekler, birtakım silah destekleri, birtakım siyasi destekler, birtakım maddi destekler vardır. Türkiye, bir asır evvel karşı karşıya kaldığı oyunun benzeriyle şimdi karşı karşıya bulunuyor. Sadece Türkiye değil… Türkiye, bu bölgenin kilit taşıdır. Eğer bu kilit taşını söküp alırlarsa bu coğrafyanın kalan unsurlarını da dağıtırlar. Onun için de öncelikle Afganistan’ın önce Rusların işgaliyle, ardından da Amerikalılar tarafından işgaliyle başlayan süreç bu coğrafyada iki derin fay hattını ortaya çıkardı. Bir taraftan mezhep çatışmalarıyla Sünnilik ve Şiilik üzerinden bu coğrafyayı bölmeye kalktılar, bir taraftan da etnik çatışmalarla bu bölgenin insanlarını birbirinden ayırdılar. Bu coğrafyanın kadim kardeşleri, akrabaları, hısımları, dostları, komşuları olan Türkler, Kürtler, Araplar ve Farisileri birbirlerine düşman edecek bir düzenin içine sokmaya çalışıyorlar. Geniş oyunu, büyük oyunu, bu resmi görmediğimiz takdirde sadece büyük güçlerin maşa olarak kullandıkları birtakım unsurları görür ve onlarla mücadele ederek sonuç alacağımızı zannederiz.

Bir asır önceki şu tabloya bakın: Türkmen Dağı’yla Hatay’ı birbirinden ayırt eden hangi tarihî sınır vardır? Urfalı arkadaşlarım bilir, Akçakale, karşısı Tel Abyad. Akçakale’yle Tel Abyad birisi Arapça Akçakale’dir, birisi Türkçe Tel Abyad’dır. Ya da Nusaybin’le karşısındaki Kamışlı’yı ayıran nedir? Ya da Mürşitpınar’la Kobani’yi ayıran nedir? Bu insanlar amca çocuklarıdır, dayı çocuklarıdır; hala çocuklarıdır, aynı medeniyetin mensuplarıdır; aynı coğrafyanın çocuklarıdır; aynı tarihin ortaklarıdırlar ama önce bu insanların sınırlarını çizdiler cetvellerle. Dediler ki: “Sen şuralısın, sen buralısın.” Arkasından mezhep kimlikleri üzerinden insanlara kimlik verdiler, arkasından etnik kimlikleriyle… Altı asır boyunca Pax Ottomana’da barış içinde yaşayan Balkan coğrafyasını “Sen Rum’sun, sen Boşnak’sın, sen Arnavut’sun, sen Türk’sün, sen Makedon’sun.” diyerek böldüler ve 20 sene içerisinde lime lime ettiler.

Şimdi değerli arkadaşlarım, akıl akıldan üstündür, bize şimdi düşen; onlar önce sınırları bölüp sonra zihinleri ve gönülleri böldüler, bizse bu bölgenin halkları arasında önce zihinleri ve gönülleri birleştirecek, sonra bu sınırları anlamsız hâle getireceğiz çünkü bunlar akrabaların yaşadığı ülkelerdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli kardeşlerim, bölgedeki Rus işgalinden ve 1991’deki Amerikan işgalinden itibaren başlayan süreçte olanları görüyoruz. İşgaller, işgaller sonucunda ortaya çıkan siyasi çalkantılar, yönetilemez hâle gelmiş olan ülkeler, en azından bölgemizde 9 ülkenin hiçbir şekilde merkezî otoritesinin olmadığı bir noktaya gelmesi, iç savaşlar vesaire.

Bütün bunların sonucu olarak da iki tane sonuç, iki tane ürün çıkmıştır; bunlardan bir tanesi, göç ve göçmen meselesidir, bir diğeri de terör meselesidir. Biz bunu söyleyince birileri rahatsız oluyor ama Pentagon’un İstihbarat Daire Başkanı aynen şunu söyledi: “Eğer Amerika’nın Afganistan’ı işgali olmasaydı El-Kaide diye bir terör örgütü olmazdı.” Eğer Irak’ın işgaliyle birlikte başlayan süreç, eğer Suriye’deki bu yönetilememezlik durumu olmasaydı belki bugün dünyada DAEŞ diye bir terör örgütü bulunmayacaktı.

Değerli kardeşlerim, bu çerçevede şunu ifade etmek istiyorum: Göç meselesi bizim için insani bir meseledir ama Batı ülkeleri için göç meselesi bir şark meselesidir. Şimdi bize diyorlar ya “Size 3 milyar dolar verelim, siz Doğu’dan gelenleri burada tutun, bunları bize fazla bulaştırmayın.” Biz de şunu söylüyoruz: “Bizim kimseden ianeye, kimseden yardıma ihtiyacımız yoktur; kimsenin 3 milyar dolarına, 5 milyar dolarına ihtiyacımız yoktur.” Biz onlardan daha zengin olduğumuz için değil gönlümüz zengin olduğu için bu 3 milyon mülteciyi aldık ve onlara ev sahipliği yaptık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli kardeşlerim, siyasi görüşlerimiz farklı olur, söylediklerimin hiçbirini beğenmiyor da olabilirsiniz ama teröre karşı hepimizin ortak bir millî duruş gösterme mecburiyetimiz vardır. Kim olursa olsun, hangi nedenlerden kaynaklanıyorsa kaynaklansın bunların hepsine karşı millî bir duruş ortaya koymamız gerekiyor.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sizin duruşunuz belli mi, sizin duruşunuz?

BAKİ ŞİMŞEK (Mersin) – Sizin duruşunuz belli değil!

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Bunu ortaya koyarken de vatandaşlarımızla teröristleri birbirinden ayırt ederek bunu yapmak mecburiyetindeyiz.

Bu çerçevede, bütün bunları şunun için söylüyorum: Bizler, siyasiler olarak buna mecbur olduğumuz gibi bu ülkede yayıncılık yapan medya unsurlarımız da bu millî duruşun yanında, tarafında olmak durumundadır.

Ben bu saldırılarda, Suruç katliamıyla başlayan saldırılarda; Suruç, Ankara Garı, arkasından İstanbul ve en sonunda, geçen hafta Ankara’da yine Merasim Sokak’taki katliamdan sonra genel olarak ana akım medyanın göstermiş olduğu duyarlılık dolayısıyla teşekkür ediyorum. Ancak bu duyarlılığa uymayan, bu duyarlılığı bir tarafa bırakarak Türkiye’de panik havasını ortaya çıkarmak isteyen yayınları yapanlar da oldu. Onların da gerçekten bu millî duyarlılıkla hareket etmesini istemek vazifemizdir, en azından bunu teklif etmek vazifemizdir. Zaten terör onu istiyor; terörü yapanlar istiyorlar ki insanlar korksun, evlerinden, dükkânlarından dışarı çıkmasınlar, karamsarlığa kapılsınlar istiyorlar, Türkiye, böyle, karamsar bir ülke hâlinde yaşasın istiyorlar. Onun için medya kuruluşlarımızın da bu anlamda bu çerçevede gerçekten bu sorumluluğu üzerinde taşımasının zorunlu olduğunu düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, yine, uluslararası medyada birtakım olumsuz algılar üzerinde duruluyor. Biz de elimizden geldiği kadar bunları olumluya çevireceğiz. Terör ve göç üzerinden ortaya çıkarılan bu olumsuz tabloları, biz de düzgün, doğru olanlarını yayarak bunları anlatmaya gayret ediyoruz. Biliyoruz ki çıkarımız bölge halklarının dostluk ve kardeşliğinden geçmektedir. Medyanın da bu anlamda bu dili kullanmasını temenni ediyoruz.

Ayrıca bütün meselelerde, sadece terör ve göç olarak değil, medyanın bütün diğer meselelerde de duyarlı hareket etmesinin zorunlu olduğu kanaatindeyim. Örnek olsun diye söylüyorum; Rusya’yla aramızda yaşanan uçak düşürme meselesi, uçağın düşmesi meselesinden sonra bazı yayın organlarının buradaki hassasiyete dikkat etmediğini ve bu çerçevede sanki siyaseti kendileri belirliyormuş gibi, bu süreç içerisinde uzun süreli bir ayrışmanın, uzun süreli bir düşmanlığın ortaya çıkmasını sağlayacak yayınlar yaptığını gördük. Değerli kardeşlerim, Rusya ile Türkiye çok alanda ortak ilişkileri olan komşu iki ülkedir, ticari ilişkileri olan ülkelerdir ve ümit ediyoruz ki birçok konuda siyasi olarak görüş ayrılığımız olmasına rağmen, sonuç itibarıyla, bu durum düzelir ve Türkiye ile Rusya eski ilişkilerine bir müddet sonra devam ederler. Bu ve benzeri olaylarda Türkiye'deki millî duruşu sergilemek durumunda olan medya unsurlarının da gerçekten duyarlı davranmasını istemek vazifemizdir diye düşünüyorum.

Ayrıca, bütün bu kurumlarımızla ilgili bu bütçe ve bundan sonraki dönemlerde -ümit ediyoruz ki- kurumlarımızın hem insan kaynakları bakımından hem de kurumlarımızın teknolojik altyapıları bakımından çok daha ileriye gitmesini, kapasitelerinin artırılmasını ve bu çerçevede de hedeflediğimiz daha güçlü bir medyaya sahip olmamızı temenni ediyorum.

Bu çerçevede bazı sorular geldi, bunların bir kısmını Lütfi Bey ifade ettiler. Ben müsaade ederseniz, onun ifade etmediği sorulara cevap vermek isterim. Şimdi, Bulgaristan’da bir gruba 1 milyar lira verildiğine ilişkin bir görüş ifade edildi. Bulgar medyasında yer alan, tamamıyla yalan bir habere istinat eden, hiçbir şekilde vesikalandırılmamış, hiçbir şekilde doğrulanmamış bir habere istinaden bir algı operasyonunu yürütmenin doğru olmadığı kanaatindeyim. Dolayısıyla, burada bizim elimizde hiçbir şekilde doğrulanmış net bir bilginin olmadığını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Yine Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde adayların radyo, televizyon imkânlarından yararlanması, TRT kanallarındaki konuşma ve haber yayınlanması; arkadaşlar not olarak verdiler: 11 Temmuz 10 Ağustos tarihleri arasında Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın 41 etkinliği bin yedi yüz seksen dakika verilmiş, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun 80 etkinliği bin altı yüz iki dakika verilmiş.

MUSA ÇAM (İzmir) – Cumhurbaşkanlığını söylemiyoruz, seçimleri söylüyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) - Cumhurbaşkanlığı seçimi…

MUSA ÇAM (İzmir) – 7 Haziran seçimlerini söylüyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) - Diğeriyle ilgili de var. Yani partilerin Meclis gruplarına göre…

GARO PAYLAN (İstanbul) – Selahattin Demirtaş…

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Evet, Selahattin Demirtaş 29 etkinlik beş yüz bir dakika verilmiş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – E, nasıl eşit yarış?

GARO PAYLAN (İstanbul) – Çok eşit, bayağı eşit!

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Şimdi değerli arkadaşlarım…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Biri bin altı yüz, biri beş yüz.

BARIŞ YARKADAŞ (İstanbul) – Bin yüz dakika fark var Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Şunu söylemek istiyorum: Yani TRT özellikle partiler arasında grup sayılarına göre bir şey veriyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Nasıl, hayır, Cumhurbaşkanlığı seçimi…

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Sorulurken “Cumhurbaşkanlığı” diye soruldu, onun için öyle not aldım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tamam, nasıl gruplara göre belirliyor Cumhurbaşkanı adayını?

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Hayır hayır.

---

**Kaynak gösterme:** Numan Kurtulmuş (AK Parti, Ordu). “2016 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 1'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 46. Birleşim tutanağı, 27 Şubat 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/numan-kurtulmus-26-2016-02-27-2016-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2014-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=45067

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
