# 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 1'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Numan Kurtulmuş (AK Parti, Ordu)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim
- **Tarih:** 6 Aralık 2016
- **Gündem:** 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 1'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=54554
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/numan-kurtulmus-26-2016-12-06-2017-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2015-yili-merkezi

> Numan Kurtulmuş (AK Parti), 6 Aralık 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 1'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle); konuşma 1.778 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinize hayırlı akşamlar diliyorum.

2017 yılı bütçesinin genelinin ve bugün konuştuğumuz kurumlarla ilgili bütçenin ülkemiz için, milletimiz için hayırlı olmasını temenni ediyorum. Meclisin teveccühüyle eğer bütçe onaylanırsa bu bütçenin de milletin hizmeti için faydalı olmasını diliyorum.

Öncelikle, bugünkü görüşmelerde de dile getirildiği üzere, Gazi Meclisin çatısı altında, Türkiye’nin bir badireyi geride bırakmış, uçurumun kenarından kurtulmuş bir ülke olarak, milletin temsilcileri olan siz değerli milletvekillerinin burada 2017 yılı bütçesini konuşuyor olması Türkiye demokrasisi açısından büyük bir başarıdır. Eğer 15 Temmuz akşamındaki o hain teşebbüs başarılı olmuş olsaydı bugün burada dört siyasi partinin hiçbirisi yerinde olmayacak, Türkiye Büyük Millet Meclisi belki başka bir şekilde yönetilecek, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ve Türkiye’nin seçilmiş bütün kurum ve kuruluşları, kişileri değiştirilerek bir darbe yönetimi Türkiye’nin, milletin başına bela olacaktı. Onun için, bugün burada bu bütçe görüşmelerinin kıymetini bilmemizin gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, başından itibaren bu görüşmelere olumlu katkıda bulunan bütün milletvekili arkadaşlarımıza da teşekkürlerimizi ifade ediyorum.

Yine, bu Meclisin çatısı altında 2017 bütçesini görüşürken herhâlde her birimizin, tek tek ve topyekûn, Meclisimizin resmî şahsiyeti itibarıyla hepimizin 248 şehidimize can borcumuzu, vefa borcumuzu bir kere daha hatırlatmayı vazife olarak telakki ediyorum. Ölen bütün şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, gazilerimize şifalar diliyorum. O gece uçurumun kenarından dönen 79 milyon milletimize, vatandaşımıza da geçmiş olsun dileklerimi bir kere daha ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye toprakları tarihi boyunca çok büyük ihanetler görmüş, nice arkadan hançerlemelerle, nice milletin önünü kesen, yolunu kesen birtakım tertiplerle, ihanetlerle karşı karşıya kalmıştır ancak hiç abartmadan ifade etmek gerekirse, 15 Temmuz gecesi Türkiye’nin karşılaştığı ihanet Anadolu topraklarının gördüğü en büyük ihanettir, en ağır ihanettir. Dolayısıyla, bu ihanete karşı mücadelemiz kararlılıkla sürecektir.

Yine, bugün buradaki görüşmelerde dile getirildi, ben de önce başta Sayın Meclis Başkanımız olmak üzere, 15 Temmuz gecesinde hemen 20 metre ötesine bombalar düşerken burada Meclisin çalışmalarını Meclisi açık tutarak sürdüren bütün partilerden değerli arkadaşlarımıza, yaklaşık 150 milletvekili arkadaşımıza teşekkürü bir borç biliyorum. O geceden itibaren başlayan mücadele kararlılıkla sonuna kadar devam edecektir. Bu mücadelede hepimizin ortak bir noktada durması, hepimizin milletin geleceği, milletin istiklali ve istikbaliyle ilgili millî duruş sergilemekte ortaklaşmamız, herhâlde 15 Temmuz darbecilerine karşı verilecek en büyük cevaptır diye düşünüyorum.

15 Temmuz sonrasında Türkiye yeni bir döneme başlamıştır. Bu, 14 Temmuzdan önceki alışkanlıklarımızı terk etmemiz gerektiğini de işaret ediyor. Öncelikle milletin karar merci olan Türkiye Büyük Millet Meclisi özelinde ve Türkiye siyaseti genelinde yeni bir dil, yeni bir söylem ve yeni bir üslup geliştirmek ve bunun üzerinden Türkiye’nin millî menfaatlerini korumak mecburiyetindeyiz. Bu, şehitlerimize karşı vefa borcumuzun, can borcumuzun en temel gereklerinden birisidir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye, FETÖ darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalana kadar, bildiğiniz gibi, Temmuz 2015’ten itibaren başlamak üzere, çok taraflı ve çok yoğun bir terörle mücadele ortamında bulunuyor. Tabiri caizse Türkiye artık terörle mücadele değil, terörle savaş durumundadır. Bu çerçevede, bir taraftan DEAŞ’ın diğer taraftan PKK’nın ortaya koymuş olduğu terör eylemleri hepimizin ortak bir mücadele vermemiz gereken millî meselelerimizden bir diğeridir. Bu çerçevede, sadece Türkiye toprakları içerisindeki terör faaliyetleri değil, aynı zamanda Suriye ve Irak’taki gelişmeler de, oradaki siyasi çalkantılar, oradaki askerî gelişmeler de Türkiye’nin teröre karşı gerçekten çok hassas bir noktadan geçtiği dönemde fevkalade büyük önem arz ediyor.

Değerli arkadaşlarım, hepimizin yakinen takip ettiği gibi Suriye’de 2011 yılının Mart ayından itibaren başlayan iç savaş, üç yıl “üç savaş” diyebileceğimiz boyutlarda devam etmiş, 2’nci üç yılı yani içinde bulunduğumuz şu dönemde keskin bir vekâlet savaşlarına dönmüştür. Bu vekâlet savaşları, sadece Suriye’de 600 bini aşkın masum insanın öldüğü bir sonucu ortaya çıkardı. Ayrıca, burada “DEAŞ” denilen terör örgütüne karşı verilen ortak mücadele maalesef, uluslararası camianın da ortak bir kararlılığı sürdürememesi sonucu tam manasıyla bir karmaşaya döndü. Halep, Cerablus, Rakka, Musul gibi bölgenin önemli şehirlerinde şöyle bir strateji ortaya çıkmaya başladı: DEAŞ’ı buradan süpürürken bu şehirlerin içerisine, şehirlerin sakinlerini bir tarafa bırakarak, yeni birtakım silahlı grupların, terör örgütlerinin yerleştirilmesinin bölge barışına hiçbir katkısı olmayacağını ifade ediyoruz. Evet, Musul’dan DEAŞ’ı çıkaralım ama Musul’dan DEAŞ’ı çıkarırken oraya başka bir grubu yani Haşdi Şabi’yi ya da başka bir terör örgütü olan PYD’yi oraya yerleştirmeyelim. Bizim başından beri tezimiz şudur, uluslararası camiayı da ikna etmeye çalıştığımız tez şudur: Bütün bu şehirler bu şehirlerin halkları tarafından yeniden DEAŞ’tan kurtarılsın, uluslararası camia destek verecekse desteği buraların yerel halklarına versinler ve o bölgenin insanları, o şehirlerin insanları gelip kendi şehirlerine yerleşsinler. Türkiye’nin Fırat Kalkanı’yla uyguladığı Cerablus örneği bu anlamda başarılı bir örnektir ve Cerablus’a 45 bin Cerabluslu gelmiş, operasyondan sonra oturmuştur.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Suriye ve Irak’taki bu savaş ortamının, bu büyük siyasi istikrarsızlığın ortadan kaldırılmasının ilk adımı Suriye’de sağlanacak olan bir barış olmalıdır. Türkiye olarak, Suriye’de sağlanacak olan barışa katkı vermek bakımından bütün gücümüzle uluslararası camiayla müzakerelerimizi sürdürüyoruz. Ancak, biz, birilerinin anladığı gibi, Suriye’deki barışı, birtakım ülkelerde yapılan barış görüşmelerinde Suriye halkına zoraki olarak dayatılan bir barış olarak anlamıyoruz. Suriye halkının kabul edeceği, Suriye’de ilgili bütün tarafların işin içerisinde olacağı bir barış sürecine Türkiye katkı sunmaya devam edecektir.

Ayrıca, bu coğrafyadaki gelişmeler iki önemli küresel sorunla da karşı karşıya bırakıyor bizleri. Bir taraftan küresel terör, diğer taraftan küresel göç hadiseleri, sadece bölgemizi, sadece Türkiye’yi ilgilendiren meseleler olmanın artık çok ötesine geçmiştir. Avrupa Kıtası başta olmak üzere bütün dünya ülkeleri küresel terörün de, küresel göçün de birinci derecede muhatabı hâline gelmişlerdir. Dolayısıyla, bu sorunları çözmek için sorunların köküne inecek bir kararlılık içerisinde bulunmak mecburiyetindeyiz.

Bu çerçevede, biz, bölgedeki hem terör meselesini hem terör örgütlerini hem de küresel ölçeklere gelmiş olan göç meselesini bir sebep olarak görmüyor, bunları sonuç olarak görüyoruz. Bu sonuçların ortadan kaldırılması için bu sonuçlara vücut veren, bunları ortaya çıkaran sebeplerin ortadan kaldırılması zaruridir. Üç önemli meselenin üzerinde dünya sistemi eğer bir çözüm bulamazsa bu bölgemiz de, dünya da küresel göçün ve küresel terörün tehdidinden kurtulamayacaktır.

Bir taraftan bölge ülkelerindeki askerî müdahaleler ve işgaller -Afganistan’ın işgaliyle birlikte başlayan süreç- arkasından Irak’ın işgali ve daha sonra vekâlet savaşlarıyla dünyadaki neredeyse bütün orduların gelip bir türlü vaziyet ettikleri Orta Doğu coğrafyası. Bunun ortadan kaldırılması için askerî müdahaleler ve işgaller dönemi mutlaka sona erdirilmelidir.

Ayrıca, bölgedeki terör ve göç meselesinin altındaki en önemli ikinci diğer neden; despot yönetimler, demokrasi kıtlığı ve halkın büyük kesimlerinin yönetim ve karar süreçlerine bir türlü dâhil edilememesidir. Milleti yönetim ve karar süreçlerine dâhil eden bölgesel yönetimler kurulmadan, bölgede demokrasinin tam manasıyla tesisi yönünde bir istikamette hareket edilmeden ne göçü ne de küresel terörü önlemenin mümkün olmayacağı kanaatindeyiz.

Ayrıca, bir başka temel neden ise bölge ülkelerinin halklarının, özellikle genç nesillerin ekonomik sistem içerisinde yer alamamasıdır. Gelir dağılımı adaletsizliği, yoksulluk ve neredeyse hayatı ilgilendiren her türlü gelişmeden, medeni gelişmeden yoksunluk, bölgedeki terörün ve göç hareketinin arkasındaki en temel nedenlerdir.

Değerli arkadaşlarım, bütün bu genel çerçeve içerisinde, esasen söylememiz gereken temel şey, bugün karşı karşıya kaldığımız problem, küresel düzenin barış ekseninden kaymış olması ve bu anlamda küresel düzende mutlak manada bir düzensizliğin hâkim olmasıdır. Bugün karşı karşıya kaldığımız uluslararası bir sistemin varlığından, kurumlarıyla işleyen bir sistemin varlığından söz edebilmek mümkün değildir. Sadece iki olaya baktığımız zaman bunu bütün açıklığıyla görüyoruz. Bunlardan birincisi Ukrayna krizidir, ikincisi ise Suriye krizidir. Suriye ve Ukrayna krizine sistemin çözüm bulamamış olması, sadece ilgili tarafların görüşlerinin çok farklı olmasından değil, aynı zamanda küresel sorunlara çözüm bulacak uluslararası bir mekanizmanın ortada mevcut olmamasından kaynaklanıyor.

Onun için, her vesileyle dile getirdiğimiz Birleşmiş Milletlerin yeniden yapılandırılması meselesi, Türkiye’nin bundan sonraki süreçteki temel meselelerinden birisidir. “Dünya 5’ten büyüktür.” derken sadece söz olsun diye, retorik olsun diye bunu söylemiyor, uluslararası sistemin problem çözme yeteneğini yitirmiş olan bu yapısına dikkat çekmeye gayret ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölgemizdeki gelişmeler, bu gelişmelerin Türkiye’yi ilgilendiren kısmı, bütün bu sorunları tek tek konuşursak çözüm bulmamız oldukça zordur. Tabiri caizse, önümüzde 3 bin-5 bin parçadan oluşan bir “puzzle” vardır, biz sadece bir tanesini alır, bu parçalardan birisi üzerinde konuşmaya gayret edersek ne sorunu çözebilir ne de o meseleyi çözebilecek bir siyasi perspektifi ortaya koyabiliriz. Örneğin, 15 Temmuz akşamı burada bombanın patlatılması “puzzle”ın sadece parçalarından birisidir. Cizre’de, Sur’da, Diyarbakır’da çukurlar kazılarak bombaların yerleştirilmesi “puzzle”ın sadece parçalarından birisidir. DEAŞ’ın 14 yaşındaki bir çocuğun üstüne bombaları yerleştirerek Gaziantep’te çok sayıda insanımızı katletmesi, şehit etmesi sadece “puzzle”ın bir parçasıdır. Ya da Rakka’daki, Musul’daki operasyonlarda dünyanın birçok ülkesinin, ellerindeki maşaları kullanarak oralarda bir vekâlet savaşlarını sürdürmesi ya da Halep’teki insani trajedi “puzzle”ın sadece bir tek parçasından ibarettir. Büyük resmi görmek mecburiyetindeyiz. Büyük resmi görmediğimiz takdirde söyleyeceğimiz her sözün karşılıksız olduğunu, her sözün çözümsüz olduğunu bilmemiz, anlamamız gerekiyor. Büyük resim şudur: Bir asır evvel bu bölgenin, bu coğrafyanın halkları arasında insanların, akrabaların şehirlerini, köylerini, kasabalarını bölerek sınırlarını yapay bir şekilde çizen irade yani birinci Sykes-Picot’u ortaya koyan irade bir asır sonra ikinci Sykes-Picot’u ortaya koymaya çalışıyor. Onun için, bir asır önce yaptıklarını şimdi daha kökleştirerek, daha derinleştirerek, sınırlarını bölüp ama gönüllerini ve zihinlerini bölemedikleri bölge halklarının şimdi zihinlerini ve gönüllerini bölmeye çalışıyorlar. Türklerin, Arapların, Kürtlerin, Farisilerin, bu coğrafyada yaşayan bütün insanların etnik ayrımcılık üzerinden ya da mezhep ayrımcılığı üzerinden birbirlerine düşmesini, birbirleriyle kavga etmesini istiyorlar; büyük oyun budur. Bu binlerce parçadan oluşan “puzzle”da ortaya çıkan resim ikinci Sykes-Picot’la bölgeyi lime lime etmektir. Bu bölünmede ne Türklerin ne Kürtlerin ne Arapların ne Acemlerin ne de bölgedeki diğer halkların hiçbirisinin hayrına bir tek hazırlık yoktur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, bu büyük resmin gerçeği karşısında hepimizin ciddi bir şekilde millî menfaatlerimiz, ulusal menfaatlerimiz çerçevesinde bir arada olmamız ve bunu da aşarak, ulusal sınırlarımızı da aşarak bölge halklarının menfaatlerini gözeten bir bütünleşme içerisinde bulunmamız gerekiyor. Evet, ikinci Sykes-Picot iki fay hattı üzerinde, etnik ayrımcılık ve mezhep çatışmaları üzerinde bu coğrafyada sınırları böldüğü gibi şimdi gönülleri ve zihinleri bölmeye çalışıyor. Onlar bölmeye çalışacak, Türkiye’nin üzerine düşense bu bölmeye çalıştıkları coğrafyayı daha fazla bütünleştirmek, daha fazla birleştirmektir.

Bu çerçevede, sadece siyaseten söylediklerimize değil, günlük lisanda konuştuklarımıza da dikkat etmek mecburiyetinde olduğumuzun altını çizmek isterim. Öyle bir algı operasyonu, öyle bir şekilde insanları yönlendiren bir operasyon yapılıyor ki mesela, Orta Doğu’daki terör örgütleri üzerinden ya da silahlı gruplar üzerinden konuşulurken bu örgütlerin, grupların isimleri ve kimlikleri söylenmek yerine mezhepleri, meşrepleri ve etnik kökenleri söyleniyor. Örnek olarak, “Şii milisler” deniliyor, “Kürt milisler” deniliyor, “Türkmen milisler” deniliyor, “Sünni milisler” deniliyor. Allah aşkına söyler misiniz, DEAŞ denilen bu terör örgütü Sünnileri temsil eden bir örgüt müdür? Ya da Haşdi Şabi denilen örgüt bölgedeki Şiileri temsil eden bir örgüt müdür? Ya da PYD-PKK dediğimiz örgüt Kürt kardeşlerimizin tamamını temsil eden bir örgüt müdür? Hayır değildir. Dolayısıyla, bu bölgede konuştuğumuz lisana da dikkat etmek mecburiyetindeyiz. Eğer illa bir örgütün örneğin, Musul’la ilgili bir haberde bir örgütün isminden bahsedeceksek “PYD” deyin, “Haşdi Şabi” deyin. Niye insanların etnik kökenlerini, insanların mezheplerini, meşreplerini dile getirerek bu anlamda uluslararası emperyalizmin ekmeğine yağ sürecek ikinci Sykes-Picot taraftarlarının planlarını kolaylaştıracak söylemlerin içerisinde oluyoruz? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Vakti mümkün olduğu kadar az kullanmak için hızlı konuşuyorum, çok yoruldunuz, farkındayım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Efendim, Parlamento burası ne kadar müzakere o kadar kaliteli yasama.

BAŞBAKAN YARDIMCISI NUMAN KURTULMUŞ (Devamla) – Eyvallah, olsun, sizleri daha fazla yormamak için saate de bakıyorum bir taraftan.

---

**Kaynak gösterme:** Numan Kurtulmuş (AK Parti, Ordu). “2017 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2015 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesabı 1'inci Tur görüşmeleri münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 32. Birleşim tutanağı, 6 Aralık 2016. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/numan-kurtulmus-26-2016-12-06-2017-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-ile-2015-yili-merkezi (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=54554

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
