# 2006 yılı merkezi yönetim, 2004 mali yılı genel bütçe kanunu (s.s.1028,1029,1030)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nurettin Canikli (AK Parti, Giresun)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim
- **Tarih:** 14 Aralık 2005
- **Gündem:** 2006 YILI MERKEZİ YÖNETİM, 2004 MALİ YILI GENEL BÜTÇE KANUNU (S.S.1028,1029,1030)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-canikli-22-2005-12-14-2006-yili-merkezi-yonetim-2004-mali-yili-genel-butce-kanunu-s-s-1028

> Nurettin Canikli (AK Parti), 14 Aralık 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2006 YILI MERKEZİ YÖNETİM, 2004 MALİ YILI GENEL BÜTÇE KANUNU (S.S.1028,1029,1030)); konuşma 2.952 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2006 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öğleden önce ve öğleden sonraki bölümde muhalefete mensup konuşmacılar 2006 yılı bütçesiyle ilgili bazı değerlendirmeler yaptılar. Ben de mümkün olduğu ölçüde teknik seviyede kalmaya çalışarak, hem 2006 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısının özelliklerini ve hem de bu tasarıyla ilgili muhalefete mensup konuşmacıların ifade ettiği hususları değerlendirmeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, 2003, 2004 ve 2005 yılında, bu üç yıla ilişkin bütçeler üzerinde AK Parti Grubu adına konuşmalar yaptım. Bu bütçeyle ilgili, yani, şu anda görüştüğümüz bütçeyle ilgili konuşma taslağını hazırlarken eski notlarıma göz attım. Göz atıyorken bir şey fark ettim; acaba… Tabiî, detayda birçok şey tartışıldı, birçok şey mikro düzeyde söylendi, söyleniyor; yani, millî gelir şu olmuş, işte, istihdam rakamları böyledir, ihracat böyledir, cari açık budur vesaire. Bunlar tabiî son derece önemli ve aşağı yukarı bütün konuşmacılar da bu detay rakamları bizlere aktardılar, Sayın Bakan ve diğer konuşmacı arkadaşlar. Acaba, global, makro bir değerlendirme yapma imkânı ortaya çıkabilir mi diye -bu son derece önemli- yani, AK Parti Hükümetlerinin getirdiği bütçelerin ve bütçe uygulama sonuçlarının acaba sistematik olarak bir değerlendirmesinin mümkün olup olmadığı üzerinde bir konuşma yapılabilir mi ya da böyle bir değerlendirme yapılabilir mi diye kendi kendime sordum; çünkü, elimizde yeteri kadar done var, yeteri kadar data var; çünkü, AK Parti Hükümetleri döneminde 3 tane bütçe uygulanmış ve sonuçları ortaya çıkmış. Dolayısıyla, 3 tane bütçenin rakamları üzerinden giderek genel değerlendirmenin mümkün olduğu sonucuna vardım ve konuşmamın da ana teması, çatısı bu olacaktır.

Şimdi arkadaşlar, AK Parti Hükümetlerinin getirdiği bütçelerin, bana göre, 4 tane temel özelliği var; vurgulanması, altının çizilmesi gereken 4 tane özelliği var. Bu özelliklerden bir tanesi, 2003 yılından itibaren kamunun, kamu kesiminin ekonomideki ağırlığı azalmaya başlamış. Bu nasıl olmuş; bu, bütçe yoluyla, bütçe uygulaması yoluyla gerçekleştirilmiş. Biliyorsunuz, bütçe yoluyla, millî gelirin yaklaşık yüzde 40'ı her yıl kamu tarafından toplanır, piyasadan çekilir şu veya bu şekilde ve tekrar piyasaya verilir. Dolayısıyla, millî gelirin yaklaşık yüzde 40'ının bir süzgeçten geçirilerek, yeniden yoğrularak, yeniden harmanlanarak piyasaya verilmesi sırasında, hâkim olan politikaların da etkisiyle birçok denge değişir.

Şimdi, kamunun ekonomideki ağırlığının azalması son derece önemlidir; hem pratik uygulama açısından hem de teorik açıdan önemlidir. Bütün iktisat bilimiyle uğraşanlar çok iyi bilir ki ve herkes kabul eder ki, daha etkin, daha verimli bir ekonomi uygulaması sonuçları için kamunun ekonomideki ağırlığının azaltılması gerekir. Neden; çünkü, inanılır ki, kamu, yani devlet, kaynak kullanırken, kişilere ve özel sektöre nazaran daha verimli kullanamaz kaynakları; çok açık bir ifadeyle, çarçur eder. Dolayısıyla, devlet, kamu, kendi aslî fonksiyonlarının finansmanı için gereken parayı alacak ve bunu mümkün olduğu ölçüde minimum seviyede tutacak, onun dışındakini, gerisini piyasaya bırakacak; piyasaya bırakacak ve kişilere daha fazla gelir imkânı sağlayacak, yatırımcılara daha fazla gelir imkânı sağlayacak. Kişilere daha fazla gelir bırakması devletin, daha az kaynağı ekonomiden çekmesi, daha çok tüketim anlamına gelir. Yani, vatandaş Ahmet'in, Mehmet'in, kim olursa olsun, o insanlara harcanabilir geliri daha fazla bıraktığınız zaman, bu tüketimin artması anlamına gelir. Yatırımın ve büyümenin fonksiyonu da, daha doğrusu büyümenin fonksiyonu da tüketimdir. Yani, daha fazla kaynak vatandaşa, kişiye bırakılıyor, daha fazla harcama, tüketim meydana geliyor ve daha fazla büyümeyi kamçılıyor. Bu, işin birinci boyutu.

İkinci boyutu, yatırım boyutu. Daha az kaynak çektiğiniz zaman, bazı yatırımcıların elinde daha fazla kaynak kalıyor. Bu, banka olabilir, müteşebbisler olabilir ve bunların tasarruf ettiği rakamları yükseltiyorsunuz, tasarruf etme imkânını yükseltiyorsunuz. Tasarruf demek, yatırım demektir. Tasarruf, yatırımın bir fonksiyonudur.

Şimdi, bakın, tabiî, bunu rakamlarla ifade etmemiz gerekiyor. Geçmiş bütün hükümetler, aslında, bunu realize etmek istemişlerdir ve teorik olarak da, hep bütçe konuşmalarında, onun dışındaki bütün akademik tartışmalarda bu ifade edilmiştir, dile getirilmiştir. Yani, kamunun, devletin ekonomideki payını azaltmamız gerekir, azaltacağız demişlerdir; ama, 2003 yılına kadar, hiçbir hükümet bunu realize edememiştir. Tam aksi meydana gelmiştir. Baktığınız zaman, bütçe toplamının, bütçe harcamaları toplamının 2003 yılına kadar millî gelir içindeki payı sürekli yükselmiştir. 2002 yılının sonu, 2003 yılı milattır bu açıdan bakıldığında. 2003 yılı başından itibaren ya da 2003 yılı bütçesiyle birlikte, bu tablo değişmeye başlamıştır.

İsterseniz, çok fazla sıkmadan, rakamlarla ifade edelim. 2002 yılında, bütçe harcamaları toplamının, yani devletin bütçe yoluyla piyasadan çektiği kaynakların toplamının gayri safî millî hâsılaya oranı yüzde 42 yaklaşık olarak; 2003 yılında yüzde 39,35; 2004 yılında yüzde 32,68; 2005 yılında yüzde 32,2 ve 2008 projeksiyonunda yüzde 31 olarak öngörülmektedir. Bir düşüş vardır ve bu düşüş kalıcı bir düşüştür, tesadüfî bir düşüş değildir. Hem 2003 yılında hem 2004 yılında ve hem de 2005 yılında, uygulama sonuçlarından ortaya çıkan rakamlarla ifade etmeye çalışıyorum. Bu, son derece önemli bir sonuçtur. Yani, bugüne kadar, bütün hükümetlerin yapmak isteyip de yapamadığı ve ekonominin gelişmesi, kalkınması, yatırımların ve büyümenin daha üst noktalara gelmesi açısından son derece önemli olan, kamunun daha az kaynak kullanması ve daha çok kaynağı yatırımcıya ve tüketiciye bırakması imkânı ortaya çıkmıştır ve bu da, AK Parti Hükümetlerinin bütçelerinin uygulamasıyla ortaya çıkmıştır.

Değerli arkadaşlar, AK Parti bütçelerinin ikinci özelliği, ciddî ve istikrarlı bütçe yapma, yapabilme özelliğidir. 2003 yılına kadar, maalesef, hemen hemen neredeyse son otuz yıla baktığınızda hiçbir istisnası yok, yani, 2003'ten geriye otuz yıla baktığınızda, hiçbir bütçede ciddîyet ve istikrar yok değerli arkadaşlar. Nedir ciddîyetin ve istikrarın ölçüsü; şimdi, hükümetler geliyor, Meclise ve millete diyorlar ki, örnek olarak, 1995 yılı bütçesi görüşülüyor, 1994 yılında, geliyorlar, diyorlar ki: "Biz, 1995 yılında şu kadar harcama yapmayı planlıyoruz toplam olarak, şu kadar bütçe büyüklüğümüz olacak, şu kadar faiz giderimiz olacak; şu kadar personel giderimiz olacak, şu kadar gelirimiz olacak." Bu, önemli bir sözdür. Bu, hükümetlerin, vatandaşa ve Meclise verdiği önemli bir sözdür ve bu sözün yerine getirilmesi gerekir, bu sözün tutturulabilmesi gerekir; eğer tutturabiliyorsanız, ciddîyet vardır, tutarlılık vardır; eğer tutturamıyorsanız, ciddîyet ve tutarlılık yoktur. 2002 yılına gelene kadar, belki bir iki yıl istisna, hemen hemen hiçbir yılda, hükümetlerin getirdiği bütçe rakamları, tahminleri tutmamıştır; yani, uygulama sonuçları ile tahminler arasında çok ciddî farklar meydana gelmiştir.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Bütçe samimiyeti, değil mi?!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Tabiî, şimdi, değerli arkadaşlar, böyle bir iktidar olduğunuz zaman, vatandaşın size olan güvenini kaybetmeniz son derece doğaldır ve zaten öyle oldu, geçmiş yıllara baktığınız zaman, öyle oldu ve bu tablo, AK Parti Hükümetlerinde değişmeye başladı.

Belki, bazıları diyebilir "tesadüf" diye. Bütçe uygulamalarında bir yıl tesadüf olabilir, iki yıl tesadüf olabilir, olmaz ama, üç yıl üst üste tesadüf olamaz kesinlikle ve bunlar gerçekleşmiş rakamlardır değerli arkadaşlarım.

Şimdi, bakın, ciddî ve tutarlı bütçelerin son derece ekonomik faydaları da var ya da aksi olduğu zaman ciddî anlamda ekonomiye maliyeti var.

Şimdi, bakın, İstanbul'un Anadolu yakasında oturuyorsunuz ve Atatürk Havalimanında bir uçağa yetişmek istiyorsunuz. Tabiî, arada ciddî bir mesafe var ve son derece de zaman tahmininde bulunmakta zorlanıyorsunuz. Neden; bazen gidiyorsunuz trafik müsait, 45 dakikada gidiyorsunuz, bazen trafik tıkalı birbuçuk saatte gidiyorsunuz.

Şimdi, siz, uçağa yetişmek için ne yapıyorsunuz; en kötü ihtimali hesap ederek yola çıkıyorsunuz. Yani, birbuçuk saat önceden yola çıkıyorsunuz. O 45 dakika, bazen yarım saat, bazen 15 dakika sizin için bir maliyettir.

Aynı şey bunlar için de geçerli. Yatırımcının geleceğe yönelik olarak karar verebilmesi için temel parametrelerin değişmemesi lazım ya da temel parametreler hakkında bilgi sahibi olması gerekir, tahmin edebilmesi gerekir.

Şimdi, siz, bir bütçe yapıyorsunuz, yıl başında ortaya koyduğunuz bütün değişkenlerin yıl sonunda ortadan kalktığını ve çok farklı rakamlar dizisiyle karşı karşıya kaldığınızı görüyorsunuz. Böyle bir durumda, tabiî, yatırımcı yatırımına karar verirken, işte bu risk primini en yüksek noktada tutar. Fiyatlar yükselir, maliyetler yükselir.

Onun için, mutlak surette, hükümetler, özellikle ekonomide, her alan için geçerli, özellikle ekonomide faiz şu olacaktır demiş ise faiz o olacaktır, faiz oranı, büyüme şu kadar bekliyoruz demişse büyüme bu kadar olacaktır, vergi şu kadar olacaktır demişse vergi o kadar olacaktır.

Şimdi, yine, geçmiş hükümetlere baktığımız zaman, hemen hemen hepsinde şaşma olmuştur. Hani, poliste doğruyu söyler mahkemede şaşar hikâyesi, her neyse, tam olarak…

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Karakolda doğruyu söyler, mahkemede şaşar.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şimdi, dolayısıyla, bugüne kadar, 2003 yılına kadar gelen manzara budur.

Bakın, örnek vermek istiyorum: 1995 yılı bütçesi 1,33 milyar YTL tahmin edilmiş, toplam bütçe büyüklüğü, toplam bütçe harcaması 1,724 olarak gerçekleşmiş. 1996 yılında 3 510 000 000 YTL tahmin edilmiş, 3 961 000 000 YTL olarak realize olmuş ve böyle devam ediyor; istisnasız, bütün yıllar için geçerli. 2001 yılında 79 milyar YTL tahmin edilmiş, gerçekleşen 80 milyar YTL.

Değerli arkadaşlar, ister yerli yatırımcı açısından ister yabancı yatırımcı açısından, tabiî, böyle bir tablo karşısında, o hükümetlere, o kadroya, o ekonomi yönetimine insanların güvenmesi mümkün değil; istikrar çok önemli onun için; ama, bu tablo, otuz yıllık, yirmi yıllık bu tablo, bu istikrarsız tablo, AK Parti Hükümetlerine gelindiğinde değişiyor. Bakın, 2003 yılında 145 949 000 000 YTL olarak bütçe harcaması tahmin edilmiş, 140 katrilyon lira veya 140 454 000 000 YTL olarak gerçekleşmiş. 2004 yılında 149 milyar YTL olarak tahmin edilmiş bütçe harcaması toplamı, 139 milyar YTL olarak gerçekleşmiş. 2005 yılında 157 milyar YTL olarak tahmin edilmiş ve yıl sonu tahminimiz, şu anda 145 milyar YTL'dir. Burada da, aslında, tahminlerde bir yanılma var; ama, önceki hükümetlerin döneminde olduğu gibi, 5 söyleyip 6 olarak gerçekleşmemiş; 5 söylenmiş, 4,5 olarak gerçekleşmiş ve bu, üç yıl için de geçerli değil arkadaşlar; yani, sadece bir yıl için geçerli değil, iki yıl için geçerli değil, üç yıl için geçerli değil. Şimdi, istikrar, son derece önemli.

Sayın Mumcu, tabiî, istikrardan bahsediyor; ama, istikrar, ekonomide önemlidir, siyasette de önemlidir. Biraz önce Sayın Mumcu'yu dinledik. Ne diyor Sayın Mumcu; diyor ki… 27 ay bakanlık yapıyor; ondan sonra, çıkıyor diyor ki: "Ya kusura bakmayın, ben hata yapmışım." 27 aylık bir intikal sorunu var, bir intikal söz konusu.

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - En büyük erdemdir hatasını kabul etmek.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Sadece bu kadarla değil. 1999'dan 2001 yılına kadar, yaklaşık üçbuçuk yıl bakanlık yapıyor ve bu dönem, aslında, yer yerinden oynadığı bir dönem ekonomi açısından. İnanılmaz olumsuzlukların meydana geldiği, büyük yolsuzlukların meydana geldiği, her gün gazeteden büyük banka yolsuzluklarını okuduğumuz ve insanların, artık, siyasetten, siyasetçilerden, siyaset kurumundan nefret eder hale geldiği, nefret edilir hale getirildiği bir dönemde üçbuçuk yıl bakanlık yapıyor, ondan sonra diyor ki: "Ya kusura bakmayın, ben hata yaptım…"

Şimdi, ben, ikisinin aritmetik ortalamasını aldım; yani, şunu bulmak için: Sayın Mumcu'nun intikal gecikmesindeki ortalama süre ne kadardır; üç yıl, öyle anlaşılıyor.

İRFAN GÜNDÜZ (İstanbul) - Altı yıl.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Hayır, üç yıl, ortalaması, aritmetik ortalaması; yani, ikisini topluyorum, ikiye bölüyorum.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Bir daha söyle, intikal etmedi!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şimdi, üç yıllık bir intikal söz konusu, bir istikrarsızlık söz konusu.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - O zaman niye milletvekili yaptınız?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yani, üç yıl, üçbuçuk yıl bakanlık yapıyor. Bütün bu dönemlerde meydana gelen olayların hepsinin altında imzası var, hepsi onun bakanlığı döneminde gerçekleşiyor.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Sayın Canikli, niye milletvekili yaptınız?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Mesela, faizlerin yüzde 7 000'lere çıktığı, reel faizlerin yüzde 3 000'ler olduğu dönemler. Şimdi reel faiz yüzde 6, Sayın Mumcu bunu eleştiriyor. Yüzde 6, sadece yüzde 6. Enflasyon oranı yüzde 8, nominal faiz yüzde 14, reel faiz yüzde 6. Onun döneminde, onun bakanlık yaptığı dönemde reel faizlerin hesabı bile yoktu; yüzde 1 000, yüzde 2 000, yüzde 3 000. Hiç o dönemde vicdanınız sızlamadı mı Sayın Mumcu? (AK Parti sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Ama siz de alıp tekrar bakan yaptınız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, bu istikrar son derece önemli.

Bakın, şimdi Sayın Mumcu üçbuçuk yıl Bakanlık yapıyor, çalışıyor, çalışıyor, üçbuçuk yıl sonra diyor ki: "Ya, kusura bakmayın, ben hata yaptım." Sonra 27 ay bakanlık yapıyor ve çıkıp diyor ki: "Ya kusura bakmayın, ben hata yaptım." Peki, bu millet nasıl anlayacak sizin ne zaman hata yaptığınızı ne zaman yapmadığınızı? Acaba, şu anda da hata mı yapıyorsunuz siz?

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Siz hatanızı bile anlamıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ya da yarın Sayın Mumcu diyebilir ki: Anavatan Grubu, kusura bakmayın arkadaşlar, ben Genel Başkan oldum; ama, hata yaptım, bana eyvallah. Diyebilir, neden; çünkü, geçmişteki yaptıkları, geçmişteki tavırları, gelecekteki tavırlarının teminatıdır. Temel kuraldır; yani, bunu laf olsun diye söylemiyoruz. Bunu, reel sonuçlardan yola çıkarak söylüyoruz.

Bu kadarla sınırlı değil değerli arkadaşlar istikrar. İstikrar, hem ekonomide geçerlidir, hem siyasette geçerlidir.

15 Şubat 2005 tarihindeki basın toplantısında, hani, bakanlıktan ayrıldıktan sonraki basın toplantısında Sayın Mumcu diyor ki: "Bu hükümet çok önemli başarılara imza atmıştır." Yani, AK Parti Hükümetlerini kastederek söylüyor ve "bu hükümetlerin başarısı için dua edeceğim" diyor; ama, bugünkü konuşmasını izlerseniz, o günkü konuşmasıyla içerik olarak hiçbir alakası yok. Lütfen, herkes için geçerli, siyasetçiler için daha da geçerli. Şöyle: insanlar hem geçmişine hem geçmişte olanlara hem de geçmişteki konuşmalarına bakarak konuşmalı, bakarak hareket etmeli; aksi halde, üç yıllık intikal problemleri ortaya çıkar. Üç yıllık intikal problemi olan bir tanesinin devleti yönetmesi düşünülemez değerli arkadaşlarım. Yani, hata yaptığınızı siz üç yılda fark ediyorsanız, bu, çok ciddî bir zaaftır, bir istikrar sorunudur. Sayın Mumcu'nun aritmetik ortalama olarak intikal süresinin de üç yıl olduğunu anlıyoruz; dolayısıyla, bunu, buradan belirtmemiz gerekiyor, üç yıllık bir intikal süresiyle ne genel başkan olunur ne de devlet yönetilir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, AK Parti Hükümetleri bütçelerinin üçüncü özelliği de şudur: Bütçeler, artık, faiz boyunduruğundan kurtarılmaktadır. Şimdi, bakın, "faiz boyunduruğu" kelimesi hemen hemen herkes tarafından aşina olunan bir kelime, hepimiz biliriz. Gerçekten, yıllardan beri, bütçe, faiz boyunduruğunun altındadır. Neden; bütçenin en ana harcama kalemi, gideri, faiz giderleridir. 1980'li yılların ortalarından itibaren başlamış ve 2002 yılında pik, en uç, en üst noktasına çıkmış.

Şimdi, pik deyince, tabiî, burada, hemen, yine, Sayın Mumcu'nun… Yani, kusura bakmayın, o kelimeyi kullanmamak lazım. Sayın Mumcu da, biraz önce, konuşmasında sık sık yabancı kelimeler kullanmaya çalıştı, işte "overshooting", "emerging markets" gibi, buna benzer birtakım kelimeler.

Değerli arkadaşlar, tabiî, burada Türkçe konuşuyoruz; yani, Sayın Mumcu, eğer, bu kelimeleri konuşmalarının arasına sıkıştırarak entelektüel olduğu havasını vermeye çalışıyorsa, tutmaz bu hava. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ÖMER ABUŞOĞLU (Gaziantep) - Bütçeyi konuş, bütçeyi!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Burada hem muhalefette hem iktidar grubunda İngilizceyi son derece güzel konuşan, ekonomiye hâkim olan arkadaşlarımız var; ama, burada geldikleri zaman herkesin anlayacağı bir dilde Türkçe konuşuyorlar. Bu şekilde başka bir hava vermeye çalışmanın da çok fazla bir anlamı yok.

Şimdi, faiz boyunduruğundan hep kurtarmaktan bahsedilir bütçeleri. Bu, gerçekten doğrudur; çünkü, elinizde öyle bir bütçe var ki, yarısı, hiç dokunma imkânınız olmadan, bir tasarruf imkânınız olmadan faiz giderlerine aktarılıyor. Yönetmek, harcamak demektir. Harcamadan yönetmek olmaz. Ama, elinizde öyle bir bütçe var ki, yarısı faize gidiyor, hiç dokunma imkânınız yok. Geriye kalanla devleti yönetmeye çalışıyorsunuz, bütün sorunları çözmeye çalışıyorsunuz. Çözmeniz de mümkün değil. Geriye kalanlar üzerinde de çok fazla oynama imkânınız yok; çünkü, onların da gideceği yerler belli.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, eğer, gerçekten, hem sosyal hem ekonomik hedefleri gerçekleştirmek isteyen bütün hükümetlerin yapması gereken tek bir adım vardır, en önemli adım vardır, o da, bütçe üzerindeki faiz yükünün azaltılması. Ancak bu yükü azaltırsanız, buradan elde edeceğiniz tasarruflarla diğer harcama kalemlerine kaynak aktarabilirsiniz, devletin aslî fonksiyonlarının finansmanı için kaynak oluşturabilirsiniz, daha çok sosyal amaçlı projeler üretebilirsiniz, yatırımlara daha fazla kaynak aktarabilirsiniz.

Şimdi, bakın, bu hep söylendi, söylediler, tersini yaptılar. Bir hükümet yüzde 40 iken aldı; yani, faiz giderlerinin toplam bütçe içerisindeki payını yüzde 40 iken aldı, yüzde 45'e çıkardı, birisi aldı yüzde 50'ye çıkardı ve bu, 2002 yılına kadar böyle sürdü.

Şimdi, bakın değerli arkadaşlar, 2002 yılında faiz ödemelerinin bütçe içerisindeki payı yüzde 46,78. Araları geçeceğim. Sürekli bir istikrarlı düşüş var. 2005 yılı sonunda yüzde 32 olacak. Yani, 2002 bütçesinde toplam harcamaların, toplam kaynakların yüzde 47'si yaklaşık olarak, hiç dokunmadan faize aktarılırken, 2005 yılı sonunda yüzde 32'si aktarılıyor. Bunun anlamı şudur: Yüzde 46, yüzde 47 ile yüzde 32 arasındaki fark, AK Parti Hükümetleri döneminde faiz giderlerinin azaltılması nedeniyle elde edilen tasarruftur, ilave paradır.

Hani, Sayın Baykal'ın konuşmasında ifade ettiği bir husus var; sosyal amaçlı projeler üretmediniz ya da sosyal amaçlı harcamalar yapmadınız; sadece ramazan sofralarıyla sosyal politika üretilemez… Doğru, gerçekten, ramazan sofralarıyla sosyal politikalar üretilemez. O, belki, işin, ancak bonusu olabilir. Biz öyle yapmıyoruz zaten değerli arkadaşlar. Biz nasıl yapıyoruz; gerçekten kaynak üretiyoruz.

Niçin üretiyoruz? Şimdi, bakın, bütçede iki tane ana kalem var, bütün bütçelerde; bir faiz harcaması var, bir de faizdışı harcama var. İki tane anakalem var, iki tasnif var. Faiz harcamaları, genelde, toplumun orta ve üst gelir grubunda bulunan insanların elde ettiği, onlara kaynak aktarılan bir kalem.

Faiz gelirini kim elde eder; parası olan elde eder, sermaye sahipleri elde eder. Öyle değil mi; doğru. Dolayısıyla, faizdışı harcamalarda yer alan kalemler kimlere aktarılır; bunlar da toplumun orta ve alt gelir grubunda bulunan insanlarına aktarılır, işçisine aktarılır, çiftçisine aktarılır, yatırıma aktarılır.

Yatırıma aktarılan için de geçerli. Bakın, Türkiye'de; yani, ilk bakışta, sanki, yatırıma aktarılan kaynakların da sermaye sahiplerine aktarılan bir kaynak gibi olduğu düşünülebilir; ama, bu doğru değil değerli arkadaşlar. Neden; çünkü, Türkiye'de, kâr marjının, bugünlerde, bu son dönemlerde son derece düşük olduğu dikkate alınırsa, yatırımlar kaleminde yer alan paraların da, kaynakların da, esas itibariyle, toplumun orta ve alt gelir grubunda bulunan insanlara aktarıldığı sonucu ortaya çıkar.

Dolayısıyla, siz, eğer, gerçekten, sosyal amaçlı bir proje üretmek istiyorsanız ya da sosyal amaçlı bir harcama yapmak istiyorsanız ne yapacaksınız; faiz giderlerini azaltacaksınız, buradan elde ettiğiniz tasarrufu faizdışı harcama kalemine aktaracaksınız. Hangi kaleme aktarırsanız aktarın, fark etmez. Mal ve hizmet alımı, yatırımlar, personel giderleri, cari transferler... Hangi kaleme aktarırsanız aktarın, hepsinin gideceği yer, sonuçta, toplumun orta ve alt gelir grubunda bulunan insanlardır.

İşte, biz de bunu yapmışız. Ne yapmışız; bütçenin içerisindeki yüzde 47 olan faiz oranı yükünü yüzde 32'ye düşürmüşüz. Bu para nereye gitmiş; bu para faizdışı harcamaya gitmiş. Gideceği başka yer yok zaten. Dolayısıyla, biz sadece ramazan sofralarında sosyal politika üretmiyoruz değerli arkadaşlar ve bilimsel yöntem budur, akılcı yöntem budur ve biz de bunu yapıyoruz ve bunu da hiçbir hükümet başaramamıştır; hiçbir hükümet başaramamıştır. Bütün hükümetler sadece bu payı yükseltmişlerdir; yani, faizdışı kalemlerden kaynakları almışlar; yani, toplumun alt ve orta gelir grubuna kaynak aktarılan kalemlerden parayı almışlar, kaynakları almışlar; nereye aktarmışlar; toplumun sermaye kesimine, üst gelir gruplarında yer alan insanlara kaynak aktarmışlar. Tablo bu, rakamlar bu. Hepsi rakamlarla değerli arkadaşlar; demagoji yok.

Şimdi, AK Parti gelince tam tersi olmuş; kaynaklar, buradan alınmış, buraya aktarılmaya başlanmış. İşte, fark bu ve AK Parti Hükümetlerinin ortaya koyduğu bütçelerin önemli sonuçlarından bir tanesi de bu.

---

**Kaynak gösterme:** Nurettin Canikli (AK Parti, Giresun). “2006 yılı merkezi yönetim, 2004 mali yılı genel bütçe kanunu (s.s.1028,1029,1030)”. TBMM Genel Kurulu, 31. Birleşim tutanağı, 14 Aralık 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-canikli-22-2005-12-14-2006-yili-merkezi-yonetim-2004-mali-yili-genel-butce-kanunu-s-s-1028 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
