# Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nurettin Canikli (AK Parti, Giresun)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim
- **Tarih:** 12 Kasım 2008
- **Gündem:** BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:302
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-canikli-23-2008-11-12-bazi-varliklarin-milli-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-kanun-tasaris

> Nurettin Canikli (AK Parti), 12 Kasım 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAZI VARLIKLARIN MİLLİ EKONOMİYE KAZANDIRILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.:302); konuşma 1.375 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, görüştüğümüz maddeyle ilgili olarak sayın konuşmacılar bazı ifadelerde ve açıklamalarda bulundular. Bunların bir bölümünün, hatta önemli bir bölümünün gerçeği yansıtmadığını ve bir bölümünün de konuya yeterince nüfuz edememekten kaynaklandığını düşünüyorum ve bu düzeltmelerin yapılması, bu açıklamaların ortaya konulması gerekir.

Ama ondan önce, biraz önceki Sayın Konuşmacının kullandığı bir ifadeyle neyi kastettiğini açıklaması gerekiyor. “Siyasi şizofren” ifadesini kullandı, tam anlaşılamadı. Bununla neyi kastettiğini de netleştirmesi gerekir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – On dakika anlattım Sayın Canikli yani.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, böyle bir, bu ifade kullanılınca böyle, keskin bir ifade, bunun elbette nereye yöneltilmek istendiğinin açıklanması gerekir.

Şimdi değerli arkadaşlar, bu maddeyle, esas itibarıyla Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun sahip olduğu bir yetki iki yıl süreyle Bakanlar Kuruluna devredilmektedir. Bu yetki vardır. Bu yetki, devletin bu konuyla ilgili bir organı olan Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından bugüne kadar da kullanılmıştır. Biraz önce, bu yetkinin kullanılması hâlinde esasında bankaların mevduatlarının kamu borcu hâline geleceği şeklinde Sayın Öztrak -yanlış hatırlamıyorsam- bir ifade kullandı, bu da doğru değil değerli arkadaşlar. Aslında bu maddeler psikolojik maddelerdir.

Bankacılık sektörü, beklentilerden en çok etkilenen, gelişmelerden en çok etkilenen ve son derece hassas olan bir sektördür ve birçok ülkede bu sektörle ilgili çok özel düzenlemeler yapılır, çok özel yetkiler alınır ve bu yetkiler de çok hassas olarak kullanılır. Özellikle bankacılık sektörünün panik hâline düşmemesi için yani ani mevduat çekişi ve bunun ortaya çıkaracağı çok ciddi sorunların ortaya çıkmaması için buna benzer psikolojik yetkiler her zaman kullanılır ve bu yetkiler kullanıldığı takdirde de bankaların, finansal sektörün sahip olduğu mevduat -yani garanti kapsamına alınması hâlinde- tamamı ya da önemli bir bölümü garanti kapsamına alınan mevduat kamu borcu hâline gelmez; bu, teknik olarak doğru değildir, fiilen de doğru değildir.

Bugün -biraz önce de ifade edildi- hemen hemen dünyanın en gelişmiş ekonomileri, yaşanan bu kriz nedeniyle mevduata, geçmişlerinde hiç olmamasına rağmen ve ideolojik olarak da bugüne kadarki söylemlerine taban tabana zıt olmasına rağmen, şu anda tasarruf mevduatına ciddi anlamda garantiler getirdiler veya garanti kapsamını genişlettiler. Neden? Bu dönemde beklentilerin son derece karmaşıklaştığı, kayganlaştığı ve belirsizliklerin arttığı bir dönemde finansal sektörün böyle bir durumdan olumsuz etkilenmemesi ve diğer sektörleri de olumsuz anlamda tetiklememesi için bu tür tedbirlere başvurdular. Bu doğrudur, yerindedir yani dünyanın uyguladığı bu tedbir ve orada böyle bir hamleyi tetikleyecek de bir ortam mevcuttur. Yani çok ciddi olarak bir sıkıntı yaşanmaktadır. Hiç kimsenin toz kondurmadığı ve bugüne kadar batabileceği hiç kimsenin aklına gelmeyen, Amerika başta olmak üzere, Batı’nın gelişmiş ekonomilerinde çok büyük finansal kuruluşları batmıştır. Amerika’da en büyük, dünyanın en büyük otuzdan fazla finans kuruluşu yerle bir olmuştur, kelimenin tam anlamıyla tarumar olmuştur değerli arkadaşlarım ve bu nedenle kamu otoriteleri, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun sahip olduğu benzer yetkileri kullanarak müdahale etmişlerdir. Bu yetki idari bir yetkidir her şeyden önce. Bu yetkinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’ndan alınıp Bakanlar Kuruluna sevk edilmesi bu yönüyle bir değişiklik arz etmemektedir. Ancak ince bir mesaj vermektedir ve bu mesajın yeri da bu kanundur. Çünkü biz bu kanunla sermaye gelmesini ümit ediyoruz, bekliyoruz, onun için çabalıyoruz ve bu sermaye sahiplerine kanunda belirtilen şartlar çerçevesinde getirdikleri takdirde, eğer herhangi bir olumsuzluk ortaya çıkarsa bu yetkinin gerekirse kullanılacağı ve bu anlamda diğer ülkelerle, mevduat garantisi getiren diğer ülkelerle ülkemizin bir haksız rekabeti oluşturmayacağı, aleyhte bir haksız rekabet oluşmayacağı ve gerekirse bu yetkinin de Hükûmet tarafından kullanılacağı ince bir mesaj olarak verilmektedir. Yoksa TMSF’nin kullanacağı bu yetkinin Bakanlar Kurulu tarafından kullanılması idari anlamda hiçbir farklılık arz etmemekte ve bir yenilik getirmemektedir, bir farklılık söz konusu değildir. Dolayısıyla getirilen bu yetkiyle, sanki işte “Efendim, özel birilerine bir avantaj mı sağlanacak, yoksa birtakım imkânlar mı getiriliyor?” gibi sorular, gerçekten bu konuya yeterince nüfuz edememiş olmasının yansımasıdır. Elbette teknik bir konudur sonuç itibarıyla ve bu değerlendirme yapılırken buna dikkat etmek gerekir.

Değerli arkadaşlar, evet, dünyada, bütün dünyada bu güçlü bankalar batarken bizim bankalarımız ayaktadır, sapasağlam ayaktadır.

MUHARREM VARLI (Adana) – Neden acaba?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hiç kimse bunun aksini söyleyebilir mi? Söyleyemez.

MUHARREM VARLI (Adana) – Neden acaba, neden acaba?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Peki neden ayakta? Güzel bir soru: Neden ayakta? Hep alışılmış kamu yönetiminde…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Batsın mı yani, batsın mı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Kamu yönetiminde yangın binayı sardığı zaman, sıkıntı geldiği zaman, kriz kapıya dayandığı zaman tedbirler alınmaya çalışılır ve bu dönemde alınan tedbirler de hiçbir işe yaramaz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Zaten yaramadı.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Aleve dökülen birkaç kova su gibidir, hiçbir işe yaramaz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Aynen öyle, yaramadı.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Onun için değerli arkadaşlar, biz bu tedbirleri zamanında aldık. Ne zaman aldık biliyor musunuz? 2003 yılı başından itibaren aldık.

Bakın, çok ayrıntıya girmeyeceğim, sadece basit bir örnek vereceğim. Birçok batı ülkesinde finansal kuruluşlar açık pozisyonlarla çalıştı ve ondan dolayı zarar ettiler ve mali yapıları bozuldu, iflas ettiler, hükûmetleri el koymak ya da destek vermek zorunda kaldı. Biz, 2003 yılı başından itibaren açık pozisyona müsaade etmedik, kanunda belirtilen sınırların dışına çıkmalarına müsaade etmedik. Yani ne yapıyordu bankalar, bankalar ne yapıyordu? Dışarıdan döviz alıyorlar, döviz borçlanıyorlar, içeride TL olarak kredi veriyorlar. Dövizle borçlandığı zaman LİBOR + 1-2’yle borçlanıyorlar, yani yüzde 3-4 civarında bir maliyeti var bunun, TL’ye çevirip içeride TL kredisi olarak veriyor; yüzde 22’ler, 23’ler civarında bir getiri elde ediyor. Bir de kurdaki aşağı gelmeyi hesaba kattığımız zaman, bankalar açısından açık pozisyonla çalışmak son derece cazip, yüksek kâr getiren bir uygulamadır ve bu yönde de her zaman bu sektörden çok da yoğun bir baskı gelir. Geçmiş dönemlerde, hemen hemen istisnasız hükûmetler bu baskıya boyun eğdiler, ama biz kesinlikle müsaade etmedik. Eğer kurun yaklaşık yüzde 25-30 civarında yükseldiği bu dönemde bankalar açık pozisyonla yakalanmış olsaydı, açık pozisyonla yakalanan banka batmış olacaktı değerli arkadaşlar. İşte tedbir budur. Tedbir 2003 yılı başından itibaren alınmıştır, tedbir zamanında alınmıştır, yerinde alınmıştır.

MUHARREM VARLI (Adana) – Allah’tan kork, Allah’tan!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bugün alınan tedbirin hiçbir anlamı yok. Başka tedbir mi istiyorsunuz? Bakın, biz KEY ödemeleri yaptık, reel sektör açısından söylüyorum. Birkaç örnek veriyorum sadece zamanı almamak için. Biz geçen dönem, yani geçen yasama döneminde KEY ödemeleriyle ilgili ödemeler yaptık, yanlış hatırlamıyorsam yaklaşık 2,5 milyar YTL civarında. Bu ödemenin iki tane amacı vardır değerli arkadaşlar:

Bir tanesi, bir hakkın teslimidir. Vatandaştan, garibandan kesilmiş, yıllar boyu unutulmuş, hiç kimsenin de aklında yok. Bu açıdan bir hakkaniyetin yerine getirilmesi, bir görevin yerine getirilmesidir. Ama aynı zamanda belki daha önemlisi ya da en az onun kadar önemli, ciddi anlamda talep daralması meydana gelmesi bekleniyor ve bu talep daralmasını ortadan kaldırmak için reel sektöre destek vermek amacıyla getirilmiştir. Ne zaman? Henüz daha global krizin hiç konuşulmadığı, gündeme dahi getirilmediği bir dönemde, yaklaşık beş-altı ay önce. Tedbir budur değerli arkadaşlar. Biz tedbirleri zamanında alıyoruz. Bakın en son, biraz önce Maliye Bakanımız belirtti, tahsilat tebliği… Mükelleflerimizin tümüne, ilave on sekiz ay, yıllık sadece yüzde 3 faizle borçlarını ödeme imkânı getirilmiştir. Keza, Sanayi Bakanlığımızın yaptığı çalışma çerçevesinde, KOBİ’lerimize sıfır faizle, hazineden finanse edilecek şekilde çok ciddi kaynaklar aktarılmıştır ve kaynak aktarmaya da devam ediliyor. İlk aklıma gelenler bunlar. Bunların hepsi tedbirdir, ama zamanında alınan tedbirlerdir. En düşük maliyetli tedbir, önceden alınan tedbirdir, yani o problemin ortaya çıkmasını engellemek amacıyla alınan tedbirdir, yani bankaların batmasını önlemek amacıyla alınan tedbirdir. Başka örnekleri de var. Bunlardan herhangi bir tanesi olmamış olsaydı bugün Türkiye'de de bankalar, diğer gelişmiş ekonomilerin bankalarının maruz kaldığı sonuçla karşı karşıya kalacaklardı, yani batacaklardı. Elbette “hamdolsun” diyeceğiz. Elbette “hamdolsun” diyeceğiz.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Banka batmadı ama esnaf battı.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İki nedenle: Bir, böyle bir Hükûmet var, önceden öngörebilen, çok önceden öngörebilen, hiç kimsenin gündeme dahi getirmediği şekilde, dönemde öngörebilen ve ona göre tedbir alan bir Hükûmet var. Onun için “hamdolsun” diyeceğiz elbette ve elbette, dünyanın yaşadığı o tarumardan ve depremden Türkiye'nin etkilenmemiş olması… Etkilenmedi, bu gerçek, finansal kesim…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Bugün millet çarşıda…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani bu etkilenmeyeceği anlamında değil arkadaşlar. Bakın, iki olayı karıştırmamak lazım. Elbette bizi de etkiliyor şu anda, etkilemeye de devam ediyor. Ama finansal kriz açısından, yaşanan finansal krizin boyutu açısından Türkiye kesinlikle bu depremi yaşamamıştır. Deprem nedir? Bankalar batmıştır. Bizde batmış mıdır? Batmamıştır.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Banka batmamış, esnaf batmış.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bugün, bakın, dünyanın gelişmekte olan…

AKİF AKKUŞ (Mersin) – Lütfen çarşıdan bir geç.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Basit bir örnek vereyim değerli arkadaşlar, ölçmek için kullanacağımız bir örnek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Nurettin Canikli (AK Parti, Giresun). “Bazı varlıkların milli ekonomiye kazandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.:302”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 12 Kasım 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-canikli-23-2008-11-12-bazi-varliklarin-milli-ekonomiye-kazandirilmasi-hakkinda-kanun-tasaris (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
