# Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan Bakanlar Kurulu Programı'nın görüşülmesi münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 26. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nurettin Canikli (AK Parti, Giresun)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim
- **Tarih:** 28 Kasım 2015
- **Gündem:** Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan Bakanlar Kurulu Programı'nın görüşülmesi münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=41839
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-canikli-26-2015-11-28-basbakan-ahmet-davutoglu-tarafindan-kurulan-bakanlar-kurulu-programi-n

> Nurettin Canikli (AK Parti), 28 Kasım 2015 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan Bakanlar Kurulu Programı'nın görüşülmesi münasebetiyle); konuşma 2.409 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 64’üncü Hükûmet Programı üzerinde AK PARTİ Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu vesileyle, bugün Diyarbakır’da şehit olan polis memurlarımız Ahmet Çiftaslan ve Cengiz Erdur’a Allah’tan rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun. Yine, bugün Diyarbakır’da katledilen barış adamı Tahir Elçi’ye rahmet diliyorum ve bu cinayetleri telin ediyoruz, en şiddetli şekilde kınıyoruz.

26’ncı Dönem yasama faaliyetlerinin de hayırlara vesile olmasını, barış ve kardeşlik ortamı içerisinde bu çalışmaların yürütülmesini, karşılıklı olarak birbirimizi daha iyi anlama ortamının oluşabileceği bir platformda bu çalışmaların yürütülmesini temenni ediyorum.

Sayın Başkan, sizi de tebrik ediyorum, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Ve elbette, 64’üncü Hükûmetimizi ve bakanlarımızı tebrik ediyoruz. Allah yardımcıları olsun.

On üç yıldan beri bu Parlamentoda görev yapma imkânımız oldu. Bu dördüncü dönemdi, şahsım olarak ifade ediyorum. Bu süre içerisinde muhalefete mensup arkadaşlarımızdan en çok duyduğumuz, işittiğimiz sözlerden bir tanesi: “Yakında kriz olacak. İşte, üç güne kalmaz, beş güne kalmaz, yılbaşında, bilemediniz altı ay sonra kriz geliyor.” Ve buna benzer, bu içerikte cümlelerdir. Nitekim kayıtlara baktığınızda, özellikle bütçe görüşmelerinde buna benzer temennilerin, ifadelerin çokça zikredildiğini görürsünüz.

İkinci çok sıkça duyduğumuz cümlelerden bir tanesi: “Bir sonraki seçimde biz geliyoruz ve bir sonraki bütçeyi biz yapacağız.” şeklinde. Yine, kayıtlara baktığınızda bu temennileri, bunları çok sıklıkla görürsünüz.

Aradan on üç yıl geçti, bir dört yıl daha geçecek; on yedi yıl. Ama üzülerek ifade ediyorum, muhalefete mensup arkadaşlarımızın bu temennileri, bu hayalleri gerçekleşmedi ve en azından önümüzde görebildiğimiz, tahmin edebildiğimiz zaman dilimi içerisinde de gerçekleşme imkânı gözükmüyor, üzgünüz, yani üzgünüz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Öngörü hepimize lazım değerli arkadaşlar, öngörü, elbette, iktidara lazım, Hükûmete gerekir ama muhalefete de gerekir. On yedi yılda bu ifade edilen temennilerden hiçbir tanesinin -ki aynı zamanda hedeftir bu sonuç itibarıyla, hedefler ortaya konulmuştur- bu hedeflerin gerçekleşmemesini nasıl tanımlarsınız, ben onu sizin takdirlerinize bırakıyorum.

Programa geçmeden önce, burada gündeme getirilen birkaç husus var, öncelikle onlara kısaca değinmek istiyorum. Bir tanesi kişi başına düşen millî gelirin hesaplanması yönteminin değiştirilmesi töhmeti ya da suçlaması; biraz önce burada bir sayın, değerli konuşmacı tarafından ifade edildi. İddia şu: “Millî gelir 10 bin doların üzerine çıkmıştı fakat daha sonra, kurdaki hareketlenmeler nedeniyle -özellikle dolarda- dolar cinsinden ifade etme durumunu değiştirdiniz çünkü dolara çevrilirse dolardaki yükselme nedeniyle kişi başına düşen millî gelirin dolar karşılığı 8.500 küsur dolara düşüyordu. Bunu kamufle etmek için, kapatmak için bir yeni kavram uydurdunuz: Satın alma gücü paritesi. Dolar bazında izlemekten vazgeçtiniz ve satın alma gücü paritesiyle, o tanımlamayla izlemeye başladınız.” Elbette öyle olacak.

Şimdi düşünün değerli arkadaşlar, kişi başına düşen millî gelir 10 bin dolar. Türkiye’deki bir vatandaşımızın satın alma gücünü ifade ediyor bu rakam, onu temsil ediyor, mal ve hizmet satın alma kapasitesini ifade ediyor, ifade etmesi gerekir. Şimdi düşünün, her şey sabit, içeride fiyatlarda herhangi bir problem yok. İçeride bu parayla, bu satın alma gücüyle ne kadar mal ve hizmet satın alabiliyorsa kurdaki hareketlenmeden sonra da aynı mal ve hizmeti satın alabiliyor. Yani, kurdaki hareketlenme nedeniyle dolara dönüştürdüğümüz zaman ortaya çıkan düşüş fiktif bir düşüştür, sanal bir düşüştür, reel bir düşüş değildir. Reel olabilmesi için, eline geçen parayla satın alabileceği mal ve hizmetin miktarında bir azalma meydana gelmiş ise o zaman gerçekten bunu söyleyebilirsiniz. Var mı? Yok. Böyle bir iddia da yok. Dolayısıyla, tanımlama son derece uygundur. Çünkü dolarla ya da herhangi bir para birimiyle tanımlamak her zaman gerçeği doğru olarak yansıtmayabilir. Arkasındaki tanımlanmak istenen, esas itibarıyla, o parayla ne kadar mal ve hizmet alınabildiği, kaç kilo peynir, zeytin, her neyse yani hangi kriteri kullanıyorsanız, hangi somut veriyi dikkate alıyorsanız, onu satın alma kapasitesini ve gücünü yansıtır. Eğer burada bir değişiklik yoksa esas o zaman yanıltıcı olur. 10 bin dolardan kurdaki hareketlenme nedeniyle 8.500 dolara düşmüştür. Siz kullanıcıya, içerideki ve dışarıdaki okuyuculara, ilgililere bu rakamı bu şekilde verdiğiniz zaman algı şu şekilde olacaktır: 1.500 dolarlık satın alma gücünde bir azalma meydana gelmiş gibi kabul edilecektir. Peki, bu doğru mu? Doğru değil. Biliyorum, o dergi öyle yazıyor yani ona bir itirazımız yok, dolar bazına çevirdiğiniz zaman ona bir itirazımız yok, onu söylemeye çalışıyorum. Ama esas o zaman gerçek ortaya konulmamış olur ve yansıtılmamış olur. Düzeltilmesi gerekiyor ve o kitapçık doğruyu yansıtıyor bu anlamda çünkü bizim bir başka görevimiz de var aynı zamanda: Kamunun doğru bilgilendirilmesi, gerçek bilgilendirilmesi, onu yapıyoruz sadece.

Değerli arkadaşlar, tabii, Hükûmet programı çok ayrıntılı konuşulmadı; her şey konuşuldu. Eleştirmek için söylemiyorum, bir tespit olarak ifade etmeye çalışıyorum ama Hükûmet programını da konuşmamız lazım çünkü onu müzakere ediyoruz. Yani, Hükûmetimiz bir program getirmiş, nedir? İn midir, cin midir? Ne işe yarar? Yani, hakikaten sorunlara parmak basabilmişler mi, isabetli tespitler ve hedefler ortaya koyabilmişler mi? Bunları da konuşmamız gerekir elbet, her şeyi konuşmamız gerekir, itirazım yok ama bunları da konuşmamız gerekir. İzniniz olursa ben biraz o noktalara değinmek istiyorum.

64’üncü Hükûmetimizin, programını üç ana kavram ve hedef üzerine oturttuğunu söylemek mümkün. Bunlardan bir tanesi, Türkiye’nin zenginleştirilmesi, üretimin arttırılması, millî gelirin arttırılması. Nasıl yapmaya çalıştığını biraz sonra ayrıntılarıyla paylaşmaya çalışacağız.

İkincisi, artan millî gelirin daha adil bir şekilde dağıtılması.

Üçüncüsü de daha özgür ve demokratik standartların yükseltildiği bir Türkiye’ye ulaşılma hedefi. Üç tane temel hedef var.

Birinci hedefle ilgili olarak, elbette “zenginleşme” demek sonuç itibarıyla üretilen mal ve hizmetin arttırılması demektir, ülkenin millî gelirinin büyütülmesi demektir. Son on üç yılda millî gelir reel bazda -hangi kriteri, ölçüyü alırsanız alın- 3 kat zenginleşmiştir; ister dolar bazında alın, ister sabit fiyatlarla alın, hangi kriter, ister satın alma paritesi itibarıyla, daha da fazla, 3 kat zenginleşmiştir Türkiye. Bu tespiti bir yapalım, yanımızda dursun. Hükûmet programında bu çok açık bir şekilde ve cesaretli bir şekilde ortaya konuluyor. Tabii, bunun yapılabilmesi için mutlaka yöntemlerinin de ortaya konulması gerekir. Sadece “Biz millî geliri arttıracağız. Türkiye’yi, ülkeyi şu kadar zenginleştireceğiz.” demekle bu iş olmaz, bunu herkes bilir, en iyi de biz biliyoruz, en iyi AK PARTİ biliyor. Çünkü realist olmayan iddialarla yola çıktığınızda bunun adı masaldır; öyle, masaldır. Biz masal anlatmadık, hiç masal anlatmadık. Bugün de öyle, masal anlatmıyoruz, anlatmış olsaydık bugün bu tablo farklı olurdu, bu Meclisin tablosu, farklı bir siyasi durum ortaya çıkardı. Yani bizim masal anlatmadığımızın en büyük delili ve ispatı, en son ispatı 1 Kasım seçim sonuçlarıdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Millî gelirin artırılması… Bakın, Hükûmet son derece isabetli bir kararla… Şu anda bir orta gelir tuzağı sıkıntısıyla karşı karşıyayız, bunu açıkça da itiraf ediyoruz, herhangi bir problem yok. Ayrıntıya –teknik bir konu- girmeyeceğim. Bunu aşabilmemiz gerekiyor ama mevcut üretim yapısı ve yöntemiyle ve çeşidiyle orta gelir tuzağından Türkiye’nin çıkartılmasının mümkün olmadığını biliyoruz. Herkes konuşuyor, Hükûmetimiz farkında. O nedenle zaten özellikle katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesi, teknoloji barındıran, daha yüksek oranda teknoloji barındıran ve fiyatı yüksek olan ürünlerin üretilmesi noktasında inanılmaz bir kararlılık söz konusu ve bunu da Hükûmetimiz “yenilikçi üretim” olarak tanımlıyor. Bakın, bunun takdir edilmesi gerekir, bu son derece önemli. Hakikaten yani söylersiniz biz şunu yapacağız, bunu yapacağız ama kullandığınız, önerdiğiniz araçlar eğer bu hedefe ulaşmak için yeterli değil ve zayıf ise işte o zaman masal olur. Onun için…

MUHARREM ERKEK (Çanakkale) - Masal dinliyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Yani masal konusunda sizinle aynı görüşte değiliz, kusura bakmayın.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Masal… Masal…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Tabii, şimdi, orada birinin hakemliğine başvurmamız gerekir. Siz öyle söylersiniz, biz böyle söyleriz. Hakem de bellidir, hakem de kararını vermiştir.

Bakın, programda özellikle belli alanların bu anlamda bu hedefe ulaşmak için itici motor gücü olarak kullanılması kararı ve iradesi vardır. Onunla ilgili aslında kararlar alınmaya başlanmıştır. Yeni dönemde bunların kapasitesinin ve performansının daha da genişletilmesi, hacimlerinin büyütülmesi noktasında kesin bir irade ve kararlılık söz konusudur. Özelikle, bakın, yerli üretim… Yani bu hedefe ulaşmak, orta gelir tuzağından Türkiye’nin hızla çıkabilmesi için yerli üretim ilaç ve tıbbi cihaz ürünlerinin üretilmesi, biyoteknolojik ilaç, biyomalzemeler, biyometrik ekipmanların üretilmesi, elektronik sektörünün daha etkili bir şekilde devreye sokulması, yerli otomotiv sektörünün bu amaçla aktive edilmesi, demir-çelik sektörü, yerli savunma sanayisinin itici güç olarak, yani bu hedefe ulaşmak için itici güç olarak kullanılması. Ha, bunlar da hayal değil, bunlar da masal değil.

Bakın, AK PARTİ hükûmetlerinden önce savunma sanayisinde yerli üretim oranı yüzde 20 civarında iken bugün bu oran yüzde 60’lara ulaşmıştır. Askerin elindeki o basit diyebileceğimiz piyade tüfeğini dahi yüzde 100 yerli olarak yapma kapasitesine sahip olmayan bir Türkiye’den bugün artık çok daha sofistike füze sistemlerinden, yine ilk defa yüzde 100 yerli tasarım savaş gemilerine, tank ve motorlarına kadar ürünleri konuşuyoruz, onların üretimlerini tartışıyoruz. Bunlar reel şeyler, gerçek şeyler; bunlar masal değil, bunlar yapılan şeyler. Ve zaten bu ülkenin savunulması ve bütün vatandaşlarımızın bu topraklarda özgürce yaşaması söylemle olmaz. Her şeyden önce fiziki olarak oraların savunulabilmesi gerekir. İstediğiniz kadar nutuk atın, istediğiniz şeyi söyleyin, istediğiniz kadar insanların hoşuna gidecek kelimeler kullanın ama askerinizin elindeki gerektiği zaman üretici ülke tarafından rahatlıkla bloke edilebilecek bir piyade tüfeğini dahi yerli olarak sunamıyorsanız bütün bu konuşmaların hiçbir anlamı yok. İşte masal odur, o nedenle söylüyoruz biz masal anlatmıyoruz… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sadece mal ve hizmetlerde değil, bakın, sadece fiziki mal üretiminde değil, aynı şey hizmetler için de geçerli. Katma değeri yüksek… Biz eğer bu hedeflere ulaşmak istiyorsak geleneksel üretim araçlarının, ürünlerinin ötesine geçmemiz gerekiyor ve geçmeye başladık, bunların en ilginçlerinden bir tanesi, en somut örneği sağlık turizmidir. Geçen yıl Türkiye’ye bu amaç için 500 binden fazla turist gelmiştir, Türkiye’de sağlık hizmetlerinden faydalanmak için.

ÇAĞLAR DEMİREL (Diyarbakır) – Özel sektöre geliyor ama.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Gelenler, yanlış anlamayın, sadece estetik amaçlı değil, sadece basit göz operasyonları için değil, en sofistike sağlık operasyonları için, baypas da dâhil olmak üzere; dünyanın her yerinden, sadece Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Balkanlar değil, Amerika’dan, özellikle Batı Avrupa’dan insanlar geliyor. 500 bin kişiden bahsediyoruz, 500 bin kişi ve sadece fiyat avantajı için gelmiyor. Hiç kimse ucuz diye kalbini teslim etmez herhâlde, eğer orada gerçekten kaliteli bir sağlık hizmeti sunulmuyorsa, en ufak bir risk varsa böyle bir tercihte bulunmaz.

Bakın, ilginç olan şu: Bu 500 bin kişi geçen yıl 2,5 milyar dolar bıraktı, kişi başı 5 bin dolar. Normal bir turistin Türkiye’de bıraktığı para bin dolar. Tam 5 katı, bakın. Sağlık turizminde bir kişinin, bir turistin Türkiye’de bıraktığı para tam 5 bin dolar; 5 katı, 5 bin dolar. Hikâye anlatmıyorum, masal da anlatmıyorum, olanlardan bahsediyorum, “cek, cak” da değil. Geçen sene Türkiye’ye gelen insanlar...

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bakanınız niye Amerika’da ameliyat oldu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani, bütün dünya Türkiye'nin... Bir örnek olarak bunu söylüyorum. Bunu eğitime teşmil edebilirsiniz, başka alanlara, ulaşıma teşmil edebilirsiniz, her yere yansıtabilirsiniz. Ben sadece ilginç bir örnek olsun diye söylüyorum sağlığı. Bütün dünya Türkiye’ye güveniyor, onun için geliyor. Hem parasını bırakıyor hem sağlık hizmetinden faydalanıyor.

Ve bakın, değerli arkadaşlarım, istişare ederken temenniler güzel, biz de katılıyoruz. Yine Naci Bey’in söylediği gibi, her türlü öneriye, özellikle yapıcı, katkı sağlayıcı ve bizim alacağımız kararlardaki isabet oranını artıracak her türlü karara elbette saygı duymamız gerekir, kulak vermemiz gerekir, veriyoruz da zaten. Ama biraz önce anlatmaya çalıştığım gibi somut olması gerekir değerli arkadaşlar; somut, uygulanabilir, reel... Yani onun ötesine geçtiği zaman, reel rakamlarla olabilirliği konusunda desteklenemeyen iddialar eğer olursa, o zaman onun ismi başka olur dolayısıyla somut olması gerekiyor. Ona da her zaman açığız. Bunu da buradan belirtelim.

Şimdi, tabii, sağlık hizmetlerinden -hemen belki soru olarak akla gelebilir- sadece yabancılar mı faydalanıyor? Hayır tabii. Esas olarak bu ülkenin, Türk milletinin evlatları, bu ülkenin vatandaşları faydalanıyor ve her yerde faydalanıyor.

Bakın, seçim çalışmaları sırasında seçim bölgem Giresun’da bir köyde dolaşırken bir vatandaşımız geldi, dedi ki: “Bir hafta önce babamı baypas ameliyatı yaptırdık Giresun’da ve bir kuruş para vermedik.” Şimdi, böyle bir operasyon için diyelim on dört yıl önce, on beş yıl önce Giresun’un ya da başka bir yerin ya da Sivas’ın köyündeki bir vatandaşımızın Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlere gitmesi gerekirdi. Öyle değil mi? Bu hizmeti Anadolu’da alabilmesi kesinlikle mümkün değildi. Ayrıca, belki 50 bin lira mı dersiniz, 100 bin lira mı dersiniz, ciddi olarak da bir ödeme ve harcama yapması gerekirdi. Yani, bunun anlamı, o vatandaş bunu yapamayacağı için orada ölüme mahkûm edilirdi. Aynen tablo buydu. Bu sadece tabii Giresun değil, Giresun da bir örnek, Sivas da öyle. Biraz önce bir tanımlama kullanıldı Sivas için, “geri kalmış” diye; hayır, bilmiyorum en son ne zaman gittiniz, muhtemelen on üç on dört yıl önce gittiniz, gidildi. Bugün Sivas gelişmiş, bu saydığımız hizmetlerin hepsi dâhil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sadece o değil, gidin bakın, bugün Sivas’ta dershane başına düşen öğrenci sayısı kaç? Bakın, 21 ya da 22, 30’lardan geldi buraya, bir örnek yani.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne zaman gittin Sayın Canikli?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hizmetin, yaşamın standardının ölçüleri nedir? Bunlardır işte, onları örnek veriyorum. Dolayısıyla, “Sivas geri kalmıştır.” kavramını kabul etmiyoruz, doğru da değil zaten, Sivas gelişmiştir, Türkiye'nin bütün illeri gibi gelişmiştir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Türkiye'nin en çok göç veren ili.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Hastalardan 13 kalem katkı payı alıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, bir şey daha söyleyeyim, hoşunuza gitmeyecek, kusura bakmayın. Yine seçim bölgemden örnek veriyorum ama bu örnek Türkiye'nin tüm illerine teşmil edilebilir. Ordu-Giresun Havaalanı açıldıktan sonra -yine “Hayal görüyorsunuz.” diyorlar- bir gün bir hemşehrim telefonla beni aradı, dedi ki: “Havaalanına yürüyerek gidiyorum.” Giresun-İstanbul 90 lira otobüsle, gidiş dönüş ne kadar biliyor musunuz uçakla? 80 lira değerli arkadaşlar, 80 lira.

BÜLENT YENER BEKTAŞOĞLU (Giresun) – Ankara?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – On beş yıl önce, on dört yıl önce böyle bir hizmetten ancak filmlerde gördüğünüz, elinde çanta, içinde para dolu olduğunu tahmin ettiğimiz bu tipler ancak faydalanabilirdi ama vatandaş yürüyerek evinden geliyor, havaalanından gidiş dönüş 80 liraya… (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Masal anlatmıyoruz, bunların hepsi gerçek şeyler, hepsi reel şeyler değerli arkadaşlar. Hiçbir ilimize haksızlık etmeyelim, hiçbir yere haksızlık etmeyelim.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Cepten harcama miktarını söyler misiniz Canikli Bey?

MUSA ÇAM (İzmir) – Anlattıklarına Elitaş bile gülüyor, Elitaş bile gülüyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Keşke zamanım olsa da hepsini söylesem keşke ama zamanımı kendi programım doğrultusunda kullanacağım ama Sayın Başkan takdir ederse tabii hepsini kullanacağız.

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Cepten harcamalardaki artışı söyleyin. Vatandaş gidemiyor Canikli Bey, doğru söylemiyorsunuz. Cepten harcama miktarını söyleyin.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Canikli, bu söylediklerinize kendi grubunuz inanır da biz yemeyiz! Sivas büyüyormuş!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar…

AHMET SELİM YURDAKUL (Antalya) – Sağlık Bakanınıza sorun.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sivas Türkiye'nin en çok göç veren ili.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Evet, gidin, hepsi var, hepsi var orada. Ama şunu diyorsanız: Tabii, Boğaziçi’ni Sivas’a taşıyamayız, kusura bakmayın onu yapamayız…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bunu bize inandırma, kendi grubun inanabilir.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …yani Boğaz Köprüsü’nü de taşıyamayız Sivas’a. Ama onun dışında, beş yıldızlı hastanelerden tutun okullara kadar, ulaşım imkânlarına kadar ne istiyorsanız hepsi Sivas’ta var.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Gelişiyorsak niye göç veriyor?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Gidin bakın, buyurun, Sivas burada, gidin bakın.

---

**Kaynak gösterme:** Nurettin Canikli (AK Parti, Giresun). “Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından kurulan Bakanlar Kurulu Programı'nın görüşülmesi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 6. Birleşim tutanağı, 28 Kasım 2015. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-canikli-26-2015-11-28-basbakan-ahmet-davutoglu-tarafindan-kurulan-bakanlar-kurulu-programi-n (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=41839

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
