# 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin İlk Görüşmesi münasebetiyle

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 27. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nurettin Canikli (AK Parti, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim
- **Tarih:** 5 Aralık 2022
- **Gündem:** 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin İlk Görüşmesi münasebetiyle
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=111539
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-canikli-27-2022-12-05-2023-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-teklifi-ile-2021-yili-merkezi-y

> Nurettin Canikli (AK Parti), 5 Aralık 2022 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin İlk Görüşmesi münasebetiyle); konuşma 770 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA NURETTİN CANİKLİ (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, öncelikle, hepinizi, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 2023 bütçemizin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

2023 bütçesini yüksek enflasyon, gerçekten hayat pahalılığı ve yeni uygulanan bir para politikasının, klasik iktisat teorisinin dışında yeni söylemleri gündeme getiren bir para politikasının uygulandığı dönemde tartışıyoruz, değerlendiriyoruz.

Yüksek enflasyon kötüdür, bunu bütün iktisat bilimcileri kabul eder ve yüksek enflasyonun olduğu ülkelerde -Türkiye için de geçerli- yüksek enflasyon hem büyüme açısından ciddi tahribat ortaya çıkarır hem de gelir dağılımını bozar. Geçmişte yüksek enflasyonla karşı karşıya kalan ülke ve ekonomilerin uygulamalarında bu iki olumsuz sonuç mutlaka ortaya çıkmıştır yani millî gelir azalmıştır, üretim azalmıştır, üretilen mal ve hizmetler azalmıştır ve gelir dağılımı bozulmuştur, özellikle dar gelirlilerin millî gelirden aldığı pay azalmıştır.

Şimdi, bu açıdan bakıldığında, son bir yıldan beri -bir de biraz önce de ifade etmeye çalıştığım gibi- düşük enflasyon politikası olarak özetleyebileceğimiz ve klasik iktisat teorisinin dışında bir modelin kararlı bir şekilde uygulandığı bir dönemdeyiz aynı zamanda, bir yıldan beri uygulanıyor. Biliyorsunuz, eylül ayından itibaren agresif bir şekilde faiz oranlarının ısrarla peş peşe düşürüldüğü ve reel faizin çok ciddi anlamda negatif olarak uygulandığı bir model şu anda uygulanıyor, hayata geçiriliyor. Bir yıldan beri uygulanıyor, dolayısıyla bir yıllık uygulama süresi, esasında, bu modelin uygulanmasının sonuçlarını değerlendirmek için yeterli bir süre. Yani bir yıldan beri uygulanan modele bakmamız gerekiyor. Hangi açılardan bakmamız gerekiyor? Özellikle büyüme ve gelir dağılımı açısından bakmamız gerekiyor.

Ekonomide iki tane temel hedef vardır. Ekonomistlerin temel amacı, ülkede üretilen mal ve hizmetlerin artırılması, büyütülmesi ve üretilen mal ve hizmetlerin olabildiği ölçüde dengeli bir şekilde toplum kesimlerine dağıtılmasıdır, 2 tane temel hedef. Dolayısıyla bu açıdan bakmamız gerekiyor.

Şimdi, uygulanan para politikasının yani “düşük faiz” olarak adlandırdığımız para politikasının alternatifi nedir? Alternatifi, özellikle gelişmekte olan piyasalar için pozitif reel faiz politikasıdır yani “faizin, enflasyon oranının biraz üzerinde belirlenmesi” şeklinde özetleyebileceğimiz bir politikadır. Neden? Çünkü özellikle, ellerinde Türk lirası varlıkları bulunduranların Türk lirası varlıklarından çıkmamaları ve dövize yönelmemeleri için bu politika tatbik edilir, uygulanır. Bir başka ifadeyle, şu anda politika faiz oranı yüzde 10-11 civarındadır.

KEMAL PEKÖZ (Adana) – 9.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bunun alternatifi olan faiz oranı uygulanmış olsaydı yüzde 85’lik enflasyon oranının biraz üzerinde bir faiz politikası uygulanması gerekirdi, bu da en az yüzde 86 nominal faiz uygulaması anlamına gelir, yani şu anda yüzde 11 olan bu nominal faizin, politika faizinin yüzde 86 olarak uygulanması anlamına gelir. Yüksek faiz uygulandığı dönemlerde yatırımlar azalır. Neden? Çünkü yatırımcılar, ellerinde bulundurdukları fonları riskli yatırım yerine garantili yüksek faize plase ederler, kanalize ederler ve oradan gelir elde ederler. Ayrıca, hane halkı da ellerindeki tüketim için planladıkları fonları tüketime değil yüksek faiz getirisi nedeniyle faize kanalize ederler. Bu açıdan da bakılması gerekiyor.

Sonuç itibarıyla, tabii, yatırımlar azalınca çalışanlar işlerini kaybederler, millî gelir azalır; özellikle, ücretlilerin millî gelirden aldığı pay düşer. Dolayısıyla yüksek faiz uygulanan dönemlerde zengin daha zengin olur çünkü parası olan, sermaye sahibi kaynağını, imkânını, fonunu faize yatırır ama diğer taraflarda dar gelirli olan, faiz geliri elde etme imkânı olmayan da millî gelirden daha az pay elde eder yani fakirleşir. Şimdi, bu açılardan baktığımızda, Merkez Bankasının ısrarlı, agresif faiz düşürme politikasının sonuçlarına baktığımızda 2 sonucu görüyoruz: Üretim açısından bakalım; üretim açısından bakıldığında, eylül ayından itibaren uygulanan düşük faiz politikasının sonucunda, bakın, üretim hangi aşamaya gelmiş onları bir ortaya koyalım.

Şimdi, biliyorsunuz, eylül ayında politika faizi yüzde 19 ve enflasyon da yüzde 21-22 civarında ama enflasyonun yönü yukarı. Eğer klasik iktisat politikası uygulanmış olsaydı, eylül ayının sonuna kadar nominal faizin en az yüzde 28’e, 30’a çıkartılması gerekirdi, özellikle hane halkının, vatandaşın dolara gidişini engellemek amacıyla bu şekilde bu politikanın hayata geçirilmesi gerekirdi fakat böyle olmadı. Aslında, Hükûmet, bu açık yani… Daha doğrusu, Merkez Bankasının kararıyla -ama bunu da herkes biliyor, elbette bunda Sayın Cumhurbaşkanımızın ısrarlı taleplerinin payının olduğunun kabul edilmesi gerekiyor- eylül ayı sonuna kadar yüzde 30 olması gereken normal klasik para politikası hayata geçirilmiş olsaydı… Faiz oranı yüzde 19’dan hızla düşürülmeye başlandı ve şu an itibarıyla yüzde 9,5 olarak uygulanıyor.

Burada hatırlatmamda bir fayda var: Bütün dünyada en borçlu organ devlettir, devletler en çok borcu olan yapılardır; Türkiye için de geçerli, dünyanın bütün ülkeleri için de geçerli; Türkiye’de nispi olarak diğer ülkelere kıyasla daha düşük.

TURAN AYDOĞAN (İstanbul) – Türkiye’de özel sektör de çok borçlu.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla bugün en borçlu yapı olarak hazine, politika faizine yakın oranlardan borçlanıyor yani yüzde 10-11 civarında borçlanıyor.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen bu söylediğine inanıyor musun ya? Ben bu eğitimimle biliyorum yalan olduğunu.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Eğer klasik para politikası uygulanmış olsaydı bugün nominal faiz oranı enflasyonun biraz üzerinde yani yüzde 86 civarında olması hazinenin de en az yüzde 86’yla borçlanması gerekirdi, bugün yüzde 10’la borçlanıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Nurettin Canikli (AK Parti, İstanbul). “2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin İlk Görüşmesi münasebetiyle”. TBMM Genel Kurulu, 29. Birleşim tutanağı, 5 Aralık 2022. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-canikli-27-2022-12-05-2023-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-teklifi-ile-2021-yili-merkezi-y (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=111539

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
