# Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nurettin Sözen (CHP, Sivas)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim
- **Tarih:** 24 Şubat 2004
- **Gündem:** KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-sozen-22-2004-02-24-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349

> Nurettin Sözen (CHP), 24 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 964 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NURETTİN SÖZEN (Sivas) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısının 15 inci maddesine ilişkin görüşlerimi sunacağım; bu sunuştan önce, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yasalar, Tanrı buyruğu değildir; dolayısıyla, gerekli görülürse, gereksinim duyulursa tümüyle ortadan kaldırılabilir, tümüyle veya bir bölümü değiştirilebilir.

Yeni bir yasa tasarısıyla karşı karşıyayız. Birçok yasanın değişikliğiyle karşı karşıyayız. Bu değişikliklerin Anayasamıza uygun olması gerekmektedir. Yasaların ve değişikliklerin, yasa tasarısının çağdaş olması gerekmektedir. Gelişen ya da değişen gereksinimimizi karşılamalıdır bu değişiklikler. Eski yasaların uygulamasından ortaya çıkan sıkıntıları, zorlukları ve mahzurları ortadan kaldırmalıdır. Eski bir yasayı değiştirirken, kaş yapalım derken göz çıkarılmamalı ya da Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olunmamalıdır.

Değerli arkadaşlarım, oysa, söz konusu yasa tasarısı, konuşan arkadaşlarımızın ifade ettiği gibi, Anayasamızın değişik maddelerine aykırıdır. En başta adı Anayasaya aykırıydı. Altı aydan beri bunu söylemekteydik; geç de olsa, yasa tasarısının müzakeresi sırasında bu değişikliği gerçekleştirdiniz, bir tanesini değiştirdiniz.

Ayrıca, bu yasa tasarısıyla, idarenin bütünlüğü ve idarî vesayet kuralı bozulmakta, asıl önemlisi, sosyal devlet tamamen ortadan kaldırılmaktadır. Ayrıca, kamu hizmetinin özel sektör eliyle yerine getirilmesi, sağlık hizmetlerinin tek elden yönetilme ilkesinin ortadan kaldırılması, çalışanların kazanılan haklarının ortadan kaldırılması, hizmetlerin eşit şekilde verilmesi, dağıtılması gibi anayasal ilkeleri yok saymıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin 22 nci Dönem çalışmalarında üzüntüyle gördük ve tespit ettik ki, AKP, Anamuhalefet Partisi veya diğer muhalefet partileri ve de en önemlisi, meslek odaları, sendikalar ve diğer sivil toplum örgütleriyle görüş alışverişinde bulunmayı, tartışmayı, uzlaşmayı yeğlememektedir, bu demokratik yöntemi uygulamayı sevmemektedir. Bu yasa taslağının bugüne dek süren hazırlık sürecinde bu yöntem uygulanmamış; daha kötüsü, uygulandığı iddia edilmiştir. Sadece kendi yandaşı olan bazı sermaye tabanlı oda ve kuruluşlarla görüşmeyi de, bu iddialar için kanıt olarak göstermişlerdir.

Yasa taslağının en önemli sorunlarından biri de, bütünlük sorunudur. Bu çerçeve yasanın 10 kadar yasayla tamamlanacağı bildirilmektedir. Anayasanın bütünlük ilkesini bozmadan, kamuoyunun ve Anamuhalefet Partisinin dahi bilmediği diğer tasarılar ortada yokken, bu tasarı nasıl tartışılabilir, nasıl yasalaşabilir?! Bu tartışmayı kabul etmek, bu tartışmadan hayırlı sonuç beklemek olanaksızdır.

Tasarıda "kamu hizmeti, memurlar, tam zamanlı ve kısmî zamanlı çalışan diğer kamu görevlileri ve işçiler eliyle yürütülür" denilmektedir. Ayrıca, kadro şartı aranmaksızın sözleşmeli statüde kamu görevlisi istihdam edileceği bildirilmektedir. Böylece, başta sağlık çalışanları olmak üzere, tüm çalışanların iş güvenceleri ortadan kalkmaktadır. İl özel idarelerine devredilecek hastanelerin yanında, sağlık ocağı, ana çocuk sağlığı merkezi, verem savaş dispanseri gibi birinci basamak sağlık birimleri de, tasarıda belirtilen kâr amaçlı özerk işletmelere dönüştürülecek ve kamusal hizmet alanı dışına çıkarılacaktır. Bu anlayış ve uygulamalarla, yurttaşın sağlığıyla ilgili ciddî kaygılar ortaya çıkmaktadır.

Tasarıda, kişilerin hak ve özgürlüklerini kullanmalarının önündeki engellerin kaldırılacağı belirtilmektedir. Bu engellerin neler olduğunu bilmek istiyoruz; bunların açıkça ifade edilmesini, yazılmasını bekliyoruz. Bunun, değişik çevrelerce farklı yorumlanacağı ve değerlendirileceği açıktır.

Kamu hizmetlerinin daha etkili ve verimli olarak yerine getirilmesi amacıyla, özel sektöre ve alanında uzmanlaşmış sivil toplum örgütlerine bu hizmetlerin yürütülmesiyle ilgili yetki verilmesi söz konusudur. Bu husus, kamu hizmetleri anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Kamu hizmetleri ve kamu yararına tasarı kavramları ortadan kalkmakta, hizmet kavramının yerini kâr almaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 41 inci maddesinde "devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulamasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar" denilmektedir. Yine, Anayasamızın 56 ncı maddesinde "devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler" denilmektedir. 41 inci maddede, annenin ve çocukların korunması için devletin teşkilat kurması ve gerekli tedbirleri almasının gerekliliği bildirilmektedir. 56 ncı maddede ise, sağlık kuruluşlarının tek elden planlanması öngörülmektedir. Anayasanın verdiği bu görev nasıl yerine getirilecektir?! Taşra teşkilatı olmayan Sağlık Bakanlığı, anayasal görevlerini nasıl yerine getirecektir?!

Anlaşılıyor ki, sağlık konusu önemi ölçüsünde ele alınmamıştır. Temel sağlık hizmetleri, bir kamu görevidir, devletin temel görevidir. Sağlık alanında diğer ülkelerle ve uluslararası kuruluşlarla imzalanan bildirge ve anlaşmalarla, devlet, birçok sorumluluk üstlenmiştir. Uluslararası bu sözleşmeler, bildirgeler ve anlaşmalar ne olacaktır, tüm bunları yok mu sayacağız?

Tasarının 46 ncı maddesinde, hükümetin görevinin sona ermesi durumunda, müsteşarların, başkan ve genel müdürlerin görevlerinin kendiliğinden sona ermesi öngörülmektedir. Böylece, her hükümet değişiminde, her bakanlıkta, yaklaşık 10 üst düzey yönetici, müşavir olacaktır. Oysa, bakanlıklarda ancak 20 müşavir kadrosunun varlığı uygun görülmektedir. Dolayısıyla, iki üç hükümet değişikliğinde, müşavir kadroları kalmayacak ve üst düzey yöneticiler, maalesef, açıkta kalacaktır. Bu sistem, siyasî kadrolaşmanın, yani, partizan üst düzey yönetici yetiştirmenin, atamanın ta kendisidir. İşte, bu partizan üst düzey yöneticileri, kendi siyasî dünyasından insanları da sözleşmeli kadrolara atayacaklar ve işleri bitireceklerdir.

Aynı yasa tasarısının 15 inci maddesinde, müsteşar yardımcılığından söz edilmektedir. Yasa tasarısının 15 inci maddesinde "bakan yardımcılığı", "müsteşar yardımcılığı" olarak yazılmıştır; oysa, dünyanın bütün ileri ülkelerinde, o makam, siyasî bir makamdır. Ülkemizde ise, müsteşarlık, bilindiği gibi, bir devlet görevidir. Siyasî tarihimiz, bu tür partizan kadrolaşmaların ülkemize getirdiği olumsuzlukların öyküleriyle doludur.

Bu yasa tasarısının çok önemli olan bir başka yanı daha vardır. Bilindiği gibi, bu yasa tasarısının taslağı, bir çalışma grubu tarafından hazırlanmıştır; hazırlanan taslak da, Bakanlar Kurulundan geçirilerek, yasa tasarısı halini almıştır. Bu taslağı hazırlayan çalışma grubunun başkanı, daha önce Başbakanın başdanışmanı olan, sonra da Başbakanlık Müsteşarlığına atanan Sayın Ömer Dinçer'dir. Her ne kadar, Sayın Ömer Dinçer'in bu hazırlıklara sonradan katıldığı söyleniyorsa da, bu doğru değildir. Cumhuriyet Halk Partisi Grubunda, taslağın sunuşunu, Sayın Dinçer yapmıştır. Başbakan Yardımcısının, taslağı kamuoyuna sunarken, sağ yanında Sayın Dinçer vardır. Kanun tasarılarının yazıldığı kitaplarda da, grubun başı olarak, Sayın Dinçer belirtilmektedir.

Bu arkadaşımızın, toplumumuzun, devletimizin sosyal ve siyasal yapısı hakkındaki görüşlerini dikkate aldığımızda, bu tasarıyı kabul etmek olanaksızdır. Bu, kabul edilemez bir durumdur. Adı geçen arkadaşımızın düşünceleri, bir makaleyle ortaya çıkmaktadır. Bu makale dokuz yıl önce yazılsa da, Sayın Dinçer, bugün de, makalede yazılanlarla aynı görüşü taşıdığını ifade etmektedir.

Bakın, tarafsız bir yazar, 5 sayfalık makalenin anafikirlerini şöyle özetliyor: "İslam bir bütündür; devlet dahil, tüm insan faaliyetlerini kapsar; bunlardan bir kısmını kabul edip bir kısmını reddetmek olmaz. Şeriat ile Müslüman inancı birbirinden ayrılmaz; Müslüman, şeriatı da tümüyle kabul etmek durumundadır."

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

---

**Kaynak gösterme:** Nurettin Sözen (CHP, Sivas). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 24 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-sozen-22-2004-02-24-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
