# Genel Kurul konuşması

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nurettin Sözen (CHP, Sivas)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim
- **Tarih:** 7 Temmuz 2004
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-sozen-22-2004-07-07

> Nurettin Sözen (CHP), 7 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 1.255 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA NURETTİN SÖZEN (Sivas) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu Sivas-İstanbul yanlışlığını herkes yapıyor, onun için burada da bir kez daha tescil edildi.

Konuşmama başlamadan evvel hepinizi saygıyla selamlıyorum. 616 sıra sayılı Belediyeler Kanunu Tasarısının 37 nci maddesine ilişkin görüşlerimi Grubum adına sunacağım. Kuşkusuz, belediye başkanının görevi veya belediye başkanıyla ilgili maddede söylenecek şeyler sınırlı; ama, yerel yönetim konusundaki görüşlerimi bu vesileyle sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bilindiği gibi, tartışmakta olduğumuz yasa tasarısı, 1580 sayılı Belediye Kanununun yerine geçecek olan bir yasadır. Yine, 1580 sayılı Yasanın da 1930 yılında; yani, yetmişdört yıl önce Yasama Meclisinde karara bağlandığını, kanunlaştığını biliyoruz. Kuşkusuz, değişen, dönüşen toplumumuzda bu ömür uzun bir ömür, bir yasa için çok uzun bir ömür. Bir yasanın uzun ömürlü olabilmesi için, toplumun değişimi ve dönüşümü yanında tasarının ihtiyaca cevap verebilmiş olması; yani, kısaca, titiz ve dikkatli bir şekilde, özen gösterilerek hazırlanmış olması gerekir. Üzülerek ifade etmek durumundayım ki, 1580'in yerine kaim olacak bu yasa tasarısı, özenle ve titiz bir şekilde hazırlanmamıştır ve kuşkusuz, bu hızlı değişim süreci içerisinde de, hiçbir zaman, ömrü, böyle yetmişdört yıl gibi uzun bir süre dayanmayacaktır. Bu yasayı güncelleştirmekte çok gecikmişiz. Bu gecikme yanında, bu yasayı gerçekleştirebilen; yani, yetmişdört yıl uygulanabilen bir yasayı gerçekleştiren 1930'un Yasama Meclisini oluşturan üyelere de saygı duymak, onları saygıyla anmak gerekiyor.

(x) 616 S. Sayılı Basmayazı, 1.7.2004 tarihli 109 uncu Birleşim Tutanağına eklidir.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde, daha evvel de ifade edildiği gibi, ilk belediye, Beyoğlu'nda, o zamanların adıyla Pera'da kuruldu. Pera'da kurulma nedeni İstanbul'daki gayrimüslimlerin o yörede oturmuş olmasından kaynaklanıyordu. Daha da ilginci, 1854'te kurulan bu ilk belediyede konuşma dili, Türkçe yanında Fransızcaydı. Genellikle gayrimüslimler belediyeyle ilişkilerini sürdürdükleri için Fransızca konuşuluyordu.

Yine, eskiden, bilindiği gibi, belediye başkanı meclislerden seçilmekteydi. İstanbul'da bir istisna söz konusuydu. İstanbul'da belediye başkanı aynı zamanda valiydi veya vali, aynı zamanda belediye başkanıydı. 1960'tan bu yana ülkemizde belediye başkanları tek dereceli seçimle seçilmektedir. İstanbul'da valilik ile belediyenin ayrılması da 1960 yılından çok kısa bir süre önce gerçekleşmiştir.

1923'te belediye sayımız sadece 431 iken, bugün 3 215 belediyeye ulaşmışız. Yine, kent nüfusu, 1950'lerde, tüm nüfusumuzun yüzde 27,5'ini oluştururken, 2000'de, bu nüfusun yüzde 78,73'ünü oluşturmaktadır. Bu olguya, yani, belediye sınırları içinde yaşama olgusuna, siyaset biliminde, idare biliminde, kent biliminde, bilindiği gibi, kentleşme diyoruz. Kentleşmenin de, bir uygarlık ve kalkınma ölçüsü olduğunu biliyoruz.

Yine, üzülerek belirtmeliyim ki, kentleşmede de çok geç kaldık ve henüz istenilen düzeye ulaşamadık. Bugün, Batı ülkelerinde, Avrupa Birliği ülkelerinde, toplumun sadece yüzde 10'u tarımla ilgili işlerle uğraşırken, ülkemizde bu oran bugün halen yüzde 30'a ulaşmaktadır.

Türkiye'deki mevcut kentleşme, sağlıklı ve düzenli bir kentleşme de değildir. Kentleşme, sağlıksız bir göçle örtüşmüştür. Ülkemizde gelir ve hizmet dağılımının çok adaletsiz bir biçimde oluşması, plansız gelişen özel sektör, doğu ve güneydoğudaki terör, ulusal konut ve yerleşim politikaları, istihdam politikalarımızın yetersizliği, kentlerde ve özellikle büyük kentlerde çarpık kentleşme olgusuyla bizi karşı karşıya bırakmıştır.

Kuşkusuz, çözüm, çarpık kentleşmeye neden olan unsurların, sorunların ortadan kaldırılmasıdır. Yani, öncelikle gelir ve hizmet dağılımındaki adaletsizliğin ortadan kaldırılması gerekmektedir, terörün sona erdirilmesi gerekmektedir, daha sonra da, çarpık kentleşmeye maruz kalmış alanların rehabilitasyonu gerekmektedir, planlı yerleşimi sağlamak gerekmektedir ve bu planlı yerleşimi de çok ciddî bir şekilde uygulamak, denetlemek gerekmektedir; ancak böylece, sağlıklı bir kentleşmeyle karşı karşıya kalabiliriz.

Çağdaş, demokratik ülkelerde yerel yönetim harcamaları toplam kamu harcamalarının yüzde 50'sini aşarken, ülkemizde, bu oran, maalesef, hâlâ, yüzde 20'nin altındadır. Bu da, yerel yönetimlerin kaynaklarının, yatırımlarının ve de tüketimlerinin yetersiz olduğunu ortaya koymaktadır.

Yerel yönetimler, özellikle demokratik, özerk, katılımcı, etkin ve verimli olmalıdır. Buradaki özerklik, kanunla kendisine verilen görev ve hizmetleri kendi organlarının kararıyla ve kendi sorumluluğu altında yerine getirme anlamında kullanılmaktadır. Ülkemizde demokrasinin yerel yönetimlerle başladığına inanırız ve bunu da, çoğu kez, şu tekerlemeyle ifade ederiz: Belediyeler demokrasinin eşiği ve beşiğidir; yani, demokrasi, kentte yerel yönetimlerle başlar ve gelişir.

Yerel yönetimler, mevcut yasaların güncelleşmemesi dolayısıyla özellikle iki temel sorunu yaşamaktadır; bunların birincisi, kaynak sıkıntısıdır; diğeri de, yasal yetersizlik gibi, yetkilerin sınırlı kalmasıdır. Umarız, bu yasa tasarısı ve geleceğini bildiğimiz yasa tasarıları, yerel yönetimlerin bu, kaynak, yetki artırımı ve karmaşası sorununu çözer. Nitekim, Anayasamızın 127 nci maddesinde "mahallî idarelere görevleriyle orantılı gelir kaynakları sağlanır" denilmektedir. Bugüne dek Anayasanın 127 nci maddesinin hükümetlerce yerine getirildiğine tanık olmadık; dileriz, gelecekte, Anayasanın bu hükmü hükümetlerce yerine getirilir.

Gerek Kamu Yönetimi Temel Yasası Tasarısıyla gerekse Belediyeler Yasası Tasarısıyla, belediyelere verilen veya devredilen yetkilere paralel, merkezî yönetim, yerel yönetimlere ödenek ve kaynak aktarmak zorundadır. Bölgesel farklılıkları ve yatırım ihtiyaçlarını karşılamak için merkezde oluşturulacak fonların, objektif kurallara göre yerel yönetimlere dağıtılma kuralları tespit edilmeli ve açıklanmalıdır.

Devlet gelirlerinden yerel yönetimlere verilmek üzere ayrılan payların dağıtımında, nüfusun yanında ve dışında, yerel koşul ve özelliklerinden kaynaklanan başka faktörler de dikkate alınmalıdır. Örneğin, yaz-kış faktörü. Bilindiği gibi, Bodrum, Alanya, Antalya ve Kumburgaz örneklerinde olduğu gibi, bu bölgelerde yaz aylarında nüfus çok yüksek olmakta, kışın ise nüfus azalmaktadır. Mevcut yasalardan hiçbiri, tartışmakta olduğumuz yerel yönetimlerle ilgili tasarı da bu durumu dikkate almamaktadır. Hatta, gece-gündüz farklılıkları, yerel yönetimlerin, kaynak kullanımında, adaletsizliklerle karşı karşıya kalmasına neden olmaktadır. Örneğin, Eminönü ve Beyoğlu gibi ilçelerin nüfusu gündüz milyonları aşmakta, geceleri ise bu nüfus düşmektedir.

Nüfus artışı dışında başka faktörleri de dikkate almak lazım; ekonomik durumu, kültürel durumu ve kalkınmada öncelikli bölgelere tahsis yapılırken bu faktörler de değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

İhmal ettiğimiz bir başka gerçek, yerel yönetimlerimiz, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına yeterince uymamaktadır; uygulamada uyulmamaktadır, yasa tasarısının hazırlanmasında uyulmamaktadır.

Anayasayla İçişleri Bakanlığına verilmiş olan yerel yönetim organlarını ya da üyelerini geçici bir önlem olarak görevden uzaklaştırma yetkisi, yanlış kullanılmaya açık bir yetkidir. Bu anlamda, idarî vesayet kaldırılmalıdır. Belediye başkanları, idarî kararla görevden alınmamalı, görevden alınmalarına, yasalar çerçevesinde, belediye meclisleri karar vermeli ve bu karar, idarî yargının denetimine tabi olmalıdır.

Yerel yönetimler üzerinde, merkezî yönetimin önceden izin verme veya kararlarını onaylama gibi tüm vesayet yetkileri kaldırılmalıdır. Yerel yöneticiler ise, halkı dinlemeli, halkı bilgilendirmeli, halkın kararlara katılımını sağlamalıdır. Mahalle birimleri oluşturulmalı ve mahalle muhtarlarıyla dayanışma içerisinde, eğitim programları, gençlere yönelik programlar, sanatsal etkinlikler düzenlenilmelidir.

Kadınlara, gençlere, bedensel ve zihinsel özürlülere, yaşlılara, korunmaya muhtaç çocuklara, tüm belediye hizmetlerinde öncelik ve ağırlık verilmelidir.

Çalışanlara hizmetiçi eğitim, çalışma ortamının iyileştirilmesi, kuşkusuz, çalışanlardan beklenen verimin artmasını sağlayacaktır.

Sivil toplum kuruluşlarıyla tam bir işbirliği sağlanılmalıdır. Politika oluşturma, kararlara katılma, kural koyma, izleme ve denetleme alanlarında sivil toplum örgütleriyle işbirliği yapılması zorunludur.

Belediye sayısının artışından korkmamak gerekir. Ancak, eleman ve araç bakımından fakir olan küçük belediyeler, en yakın güçlü belediyelerle ilişkilendirilmelidir. Maalesef, yasa tasarısında bu alanda da hiçbir gelişme sağlanamamıştır. Bilindiği gibi, birçok belde, araç gereçten yoksundur, teknik elemandan yoksundur. Dolayısıyla, belde halkına gerekli hizmeti verememektedir. Oysa, bu belediyeler, en yakın güçlü belediyeyle veya il belediyesiyle ilişkilendirilmek suretiyle, planlama ve hizmet verme fırsatı ve ortamına kavuşmalıdır.

Bu anlayışla, belediye olma koşulunda, nüfus çıtasının yükseltilmesi yanlıştır. Belediye sayısı artırılmalıdır; ancak, onların çalışmasına ve verimli çalışmasına olanak sağlayan koşullar da hazırlanmalıdır. Bu, zor değildir. Büyükşehirlerin çevresindeki küçük belediyeler nasıl büyükşehir belediyesi kapsamına alınıyorsa, il çevresindeki belediyeler de, bir düzenlemeyle, il belediyesiyle ilişkilendirilebilir, araç-gereç kullanımı ve planlama konusunda il belediyesiyle beraber çalışabilir.

Ayrıca, daha önce belediye olmuş beldelerde, nüfus azalıyor diye veya borçlu diye, belediyenin kapatılması son derece yanlıştır; ancak belde halkının isteğiyle -ki, bu, Özerklik Şartının bir zorunluluğudur- en yakın belediyeyle birleştirilmesi söz konusu olabilir.

Daha evvelki konuşmalardan da anlaşıldığı gibi, bugün, 340 belediyemiz kapanma tehdidiyle karşı karşıyadır. Bu belediyelerin içerisinde, tarihî bakımdan, kültürel bakımdan, ekonomik ve sosyal bakımdan yaşaması ve hizmete devam etmesi gereken koşullara sahip belediyeler vardır. Bunlardan bir tanesi de -Belediye Başkanı dün, bana uğradı ve bilgi verdi; tanımadığım bir belediye- Akçakışla Belediyesi. Akçakışla Belediyesi, kapatılma tehdidiyle karşı karşıya; ama, Akçakışla, Padişah Yıldırım Beyazıt döneminde askerlerin konakladığı bir belde. 1900'lü yıllarda taştan yapılmış bir belediye binasında çalışıyor. Her türlü ekonomik ve sosyal faaliyetleri var. Her gün, iki yönde, 4 otobüs sefer yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Nurettin Sözen (CHP, Sivas). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 7 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nurettin-sozen-22-2004-07-07 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
