# (10/69,118) esas numaralı meclis araştırma komisyonunun.(orman köylülerinin sorunları) 450 sıra sayılı raporu üzerinde

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Nusret Bayraktar (AK Parti, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim
- **Tarih:** 1 Haziran 2004
- **Gündem:** (10/69,118) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONUNUN.(ORMAN KÖYLÜLERİNİN SORUNLARI) 450 SIRA SAYILI RAPORU ÜZERİNDE
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c051/b095/tbmm220510950038.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/nusret-bayraktar-22-2004-06-01-10-69-118-esas-numarali-meclis-arastirma-komisyonunun-orman-koylule

> Nusret Bayraktar (AK Parti), 1 Haziran 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: (10/69,118) ESAS NUMARALI MECLİS ARAŞTIRMA KOMİSYONUNUN.(ORMAN KÖYLÜLERİNİN SORUNLARI) 450 SIRA SAYILI RAPORU ÜZERİNDE); konuşma 3.115 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA NUSRET BAYRAKTAR (İstanbul) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Çanakkale Milletvekili Ahmet Küçük ve 64 arkadaşı ile AK Parti Edirne Milletvekili Ali Ayağ ve 23 arkadaşının ayrı ayrı vermiş oldukları orman köylülerinin sorunlarının araştırılması hususundaki önergeler birleştirilerek bir araştırma komisyonu kurulmuştu. Bu araştırma komisyonunun kısa adı "Orman Köylülerinin Sorunlarını Araştırma" ama, uzun adıysa sadece araştırma değil... Alınması gereken önlemlerin tespiti konusunda bir komisyon kurulmuştu ve bu komisyonla ilgili raporumuzun görüşülmesinde, AK Parti Grubu adına söz almış bulunuyor; bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

(10/118) ve (10/69) esas numaralı önergeler birleştirilerek, (10/69,118) diye adlandırılan komisyon raporunun 450 sıra sayısıyla görüşülmesi bugün gündemimizde.

Komisyonumuzun Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve AK Parti Grubunun hem grup yöneticileri hem de komisyon üyelerinin tam bir mutabakatıyla yapılan merkezî ve yerel çalışmalarının sonuçlarını biraz sonra birlikte tartışmış olacağız. Öncelikle ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından, sivil toplum örgütleri ve meslek kuruluşlarından belge ve bilgilerin toplanılması, daha sonra orman köylerinin ve orman köylülerinin sorunlarının tespiti doğrultusunda, Mersin, Muğla, Tekirdağ, Kırklareli, İstanbul, Trabzon, Gümüşhane, Rize, Artvin, Bolu ve Sakarya İllerinin il merkezlerinde, ilçe merkezlerinde ve en uzak köylerinde bizatihi yapılmış olan araştırmalarda, sivil toplum örgütleri, ilgili bölge müdürlükleri, muhtarlar ve orman köylerinde yaşayan köylülerimizden alman bilgi, belge, duyduklarımız, bildiklerimiz, gördüklerimiz ve yaşadıklarımızın tümü özetlenerek rapor haline getirilmek suretiyle Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuş bulunmaktadır.

Sözlerimin başında, bir kez daha altını çizerek belirtmek istiyorum ki, Cumhuriyet Halk Partisi ve AK Partinin değerli komisyon üyelerine, başta bu konunun gerçekten duayeni saydığımız, orman camiasında uzun yıllar emek ve hizmet vermiş olan Cumhuriyet Halk Partisi Giresun Milletvekili Mehmet Işık Beye ve komisyonun diğer üyelerine, teşekkürlerimi arz ediyorum; çünkü, komisyon çalışmalarımızın büyük bir bölümü kış kıyamete, buzlu ve karlı zamanlara rastlamış olmasına rağmen, karlı ve buzlu yollarda, sabahın erken saatlerinden gecenin ilerleyen saatlerine kadar, her programlanan, planlanan çalışmayı harfiyen yerine getirmekte azamî hassasiyet, titizlik ve dikkat gösterdiler, ciddî katkı sağladılar. Bu bakımdan, huzurunuzda, hem grubum hem şahsım hem de komisyon başkanı sıfatıyla, bu arkadaşlarımıza, uzman arkadaşlarımıza teşekkürleri bir borç biliyorum.

Konuşmamı iki bölümde özetlemeyi düşünüyorum; birinci bölümde, ormanlarla ilgili teknik bilgileri ve sorunların özünü, ikinci bölümde ise, orman köylülerinin taleplerini ve bu taleplerle ilgili çözüm önerilerimizi sunmak istiyorum. T.B.M.M. B : 95 1 . 6 . 2004 O :1

Birinci bölümde teknik bilgilerden kısaca bahsetmek istiyorum: Kendini yenileyebilen kaynakların başında ormanlar gelmektedir. Ormanlar, sadece yakacak ve yapacak odun kaynağı olarak değer ifade etmezler. Ormanların fonksiyonel değeri, odun değerinin önüne geçmektedir. Ormanların, karbon emisyon fonksiyonu ve oksijen kaynağı olması, rekreatif kullanımı, savunma fonksiyonu, su kaynaklarıyla ilgili fonksiyonları gibi fonksiyonel değerleri vardır. Çevre bilinci geliştikçe fonksiyonel değeri daha da artacaktır. Ülkemizdeki ormanların tamamına yakını devlet mülkiyetindedir. Ormanların işletilmesi, korunması, gençleştirilmesi ve geliştirilmesiyle ilgili görevler kanunla Çevre ve Orman Bakanlığına verilmiştir.

Ormanın, ekoloji, ekonomi, politika, botanik ve buna benzer farklı bilim dallarınca, kendi bakış açıları ve ilgi alanlarına göre birbirinden farklı tanımları yapılabilmektedir. Bu farklı ve bilimsel ormancılık tanımları yanında, yürürlükteki 6831 sayılı Orman Kanununda, orman "tabiî olarak yetişen veya emekle yetiştirilen ağaç ve ağaççık toplulukları yerleriyle birlikte orman sayılır" diye tanımlanmıştır.

Ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik gelişmelerin hızlı olduğu günümüzde orman, ağaç topluluklarının bulunduğu mekân olma yanında, başta odun hammaddesi olmak üzere çok değişik ürünler ve hizmetler üreterek topluma fayda sağlayan, kendi içinde birtakım dengeleri olan, canlı, dinamik ve karmaşık yapıda, karasal ekosistemler içinde en büyük paya sahip olan, çok boyutlu bir sistem ve yenilenebilir özellikte bir doğal kaynaktır. Devamlılık ve istikrarlılık bu sistemin temel özelliğidir.

Orman ekosistemleri, yeryüzündeki sistemlerin en karışık ve ilgi çekici olanıdır. Orman ekosis- temlerinin bir noktasına yapılacak olası bir müdahale, tüm sistemde etkisini göstermektedir. Müdahalelerle ortaya çıkan olaylar zincirinin olumlu veyahut olumsuz etkileri, başta orman ekosis- temi olmak üzere havzadaki tüm kaynakları etkileyebilmektedir. Bu nedenle, ekosistemi oluşturan elemanlar arasındaki doğal dengenin korunması, orman kaynaklarının varlığının ve dolayısıyla faydalanmanın sürekliliği açısından zorunludur. Orman ekosisteminin bu özelliğini dikkate almayan politikalara göre yapılan ormancılık yönetimi, kaynağın tahribine yol açmaktadır.

Orman ekosistemleri, sürdürülebilir kalkınma sürecinin odak noktasında bulunmaktadırlar. Bu sürecin temel öğesi orman olup, başta odun hammaddesi olmak üzere, diğer bütün üretimler ve faydalar buna bağımlıdır. Sistemde, toprak, meralar, ormaniçi sular, rekreasyon alanları, yaban hayvanları, bitkiler, yeraltı mineralleri ve buna benzer diğer öğeler de yer almaktadır. İşte, sayılan bu öğelerin tümünü birden, orman kaynakları kavramıyla ifade etmek uygun olacaktır.

Şimdi, belki düşünebilirsiniz ki, orman köylülerinin sorunları araştırılırken, ormanla ilgili bilgilerin bu şekilde detaylı verilmesi uygun mu değil mi. Aslında, direkt olarak, orman köylüsü ile Türkiye'nin, hem genel yapımız itibariyle hem orman köylüleri itibariyle, en yakın, ilintili olduğu bölüm orman ve ormancılık olduğu için, başta, orman ve ormancılıkla ilgili olan konuları biraz daha detaylandırmanın faydalı olduğu düşüncesiyle, bu konunun derinliklerine iniyorum. Daha sonra, asıl konunun sorunları ve çözüm önerilerini de birlikte tartışmış olacağız.

Ormancılık, orman kaynaklarına, toplumun refahı doğrultusunda bilinçli müdahale etmektir. Bunu yaparken, toplum taleplerini, ormancılık sektörünün diğer sektörlerle, bölgeyle ve mak- roekonomik yapıyla olan ilişkilerini, ülke ve sektör kısıtlarını dikkate almak, parasal faydaları diğer faydalarla dengelemek, ekonomik, sosyal ve biyofizik sonuçları farklı olan alternatifler üretmek ve çok ölçütlü karar verme tekniklerini kullanarak aralarından seçim yapmak, çağdaş ormancılık anlayışının gerekleridir.

Ormancılık, doğal şartlara açık bir arazi işletmeciliğidir. Her şeyden önce, toprağa bağlı, yenilenebilen biyolojik bir varlık söz konusu olduğu için, her türlü risk faktörü önem arz etmektedir.

Ormancılıkta, sadece bugünkü nesillerin ihtiyaçlarını karşılamak yeterli değildir; gelecek nesillerin ihtiyaçlarını da bugünden gözetmek gerekir. Bu anlayış, devamlılık ilkesini doğurmuştur. T.B.M.M. B : 95 1 . 6 . 2004 O :1

Sürdürülebilir kalkınmanın temelinde, ekonomi ve ekolojinin birbirini dengeleyecek şekilde uyumlaştırılması yer aldığından ve de ormanlar kara ekosistemleri içerisinde büyük paya sahip olduğundan, sürdürülebilir kalkınmanın yolunun sürdürülebilir ormancılıktan geçtiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, ormancılıkta kısa vadeli yaklaşımlar yerine, sürdürülebilir yaklaşımların esas alınması zorunludur.

Ülkemizde kişi başına düşen orman alanı 0,31 hektar olup, gelişmiş ülkelere göre düşük bir düzeydedir. Yaklaşık yüzde 25'i ağaçlandırmayla verimli hale getirilmesi mümkün görülen ormanlarımızın, 3 500 000 hektarı, aynı zamanda, ormanüstü ve ormaniçi mera niteliğindedir. Bozuk ve verimsiz karakteri ağır basan ormanlarımız, biyolojik çeşitlilik ve miktar olarak da ülke düzeyinde dengeli dağılım göstermemektedir.

Türkiye'de, ormancılık, ulusal kalkınma planlarına göre, tarım sektörü içinde bir alt sektör olarak yer almaktadır. Ormancılık çalışmalarında en önemli kısıt, insan faktörüdür. Ormanlar, insanlar tarafından, ısınma, ısıtma, satma, kullanma, açma, yerleşme amacıyla yapılan usulsüz kesim ve yakma eylemlerine, ağaçlandırma sahalarında usulsüz otlatmalara tabi tutularak, önemli miktarda tahrip edilmektedir. Ormanlar üzerinde meydana gelen bu tür usulsüz kesme, açma ve yakma faaliyetleri, ekseriyetle ormanların içinde ve bitişiğindeki yerleşim yerlerinde yaşayan insanlar tarafından yapılmaktadır. Orman Kanununda, bu yerleşim birimlerine ormaniçi ve orman bitişiği köy, bu köylerde yaşayanlara da orman köylüsü denilmektedir. Dolayısıyla, orman köylüsünü sosyal, ekonomik ve kültürel yönden geliştirmediğimiz sürece, ormanları tam olarak korumamız mümkün değildir. Bunun için, öncelikle, orman köylüsü korunmalı, korunan orman köylüsüyle azamî işbirliği sağlanarak, ormanlar korunmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; ülkemizin, 2000 yılı nüfus sayımına göre, 7 302'si ormaniçi, 13 128'i orman bitişiği olmak üzere, toplam 20 430 adet orman köyü mevcuttur. Bu köylerde, 7 585 849 orman köylüsü yaşamaktadır. Orman köyleri, ülkemizin en fakir, en çilekeş insanlarını barındırmaktadır. Bu kesimin, devletin her türlü yatırım ve hizmetlerinden en son ve en az payı almakta olduğunu görmekteyiz. Maalesef, Türkiye'de, fert başına millî gelir ortalama 3 000 dolar düzeyinde olmasına rağmen, ormaniçi ve orman kenarı köylerde yaşayan vatandaşlarımızın büyük bir bölümünün, fert başına 50 dolar ile 300 dolar arasında, millî gelirden pay aldığını görüyoruz. Bunu, bizatihi, istatistik! verilerle, yaptığımız araştırmalarda bölge valilerinden ve bölgelerden aldığımız son bilgilerle de teyit etmiş durumdayız.

Orman köyleri, eğitim, ulaşım, sağlık ve haberleşme gibi hizmetlerden yeterince istifade edememekte, sürekli göç vermekte, terk edilen köylerde olduğu gibi, göç edilen kentlerde sorunlar daha da artmaktadır. Bu köylerimizin, arazileri kıt, verimsiz, parçalı ve engebelidir. Arazilerin yüzde 15'i tarıma elverişli olup, yüzde 60'ından fazlasında eğim yüzde 30'un üzerindedir.

2003 yılı sonu itibariyle sağlanan verilere göre, ülkemizin toplam orman alanı 20 763 247 hektardır. Bu miktar, toplam ülke yüzölçümünün yüzde 26,6'sını teşkil etmektedir. Orman alanları içerisinde normal koru ve normal baltalık ormanlar 10 027 568 hektarla, toplam ormanlık alanın yüzde 48,3'ünü, çok bozuk koru ve çok bozuk baltalık ormanlar ise 10 735 679 hektarla, toplam ormanlık alanın yüzde 51,7'sini oluşturmaktadır. Toplam 20 700 000 hektar olan ülkemiz ormanlarının hemen hemen tümü, yani, yüzde 99,98'i devlet ormanıdır. Toplam ülke orman alanlarının yüzde 0,086'sına tekabül eden 277 özel orman ile yüzde 0,017'sine tekabül eden 51 adet hükmî şahsiyeti haiz amme müessesesine ait ormanların toplam alanı 161 933 724 metrekareye ulaşmaktadır.

3116 sayılı Orman Kanunuyla, devlet ormanlarının devlet tarafından, devletten başkasına ait ormanların da devletin denetim ve gözetimi altında işletilmesi hükmü getirilmiş ise de, 1945 yılında çıkarılan 4785 sayılı Kanunla tüm ormanlar devletleştirilmiştir.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de ormanlar yok edilmekte, ama, ülkemizdeki nedenler ile dünyadaki nedenler tam paralellik göstermemektedir. Dünyada ve ülkemizde genelde açma, kesme, yerleşme, yangın, kar, rüzgâr devriği, böcek tahribatı, asit yağmurları gibi birçok biotik ve abiotik nedenlerle yok edilen ormanlar, Anayasamızın mevcut güvencesine karşın, ülkemizde mülkiyete konu edilmesi için yaratılan nedenlerle de ayrıca tahribata uğratılmaktadır. T.B.M.M. B : 95 1 . 6 . 2004 O :1

Genel hatlarıyla sorunlar ve taleplerin ne olduğunu da özetleyerek diğer konumuza geçeceğiz. Duyduklarımız, bildiklerimiz, öğrendiklerimiz, gidip gördüklerimiz, dinlediklerimiz ve yaşayanlardan da öğrendiklerimize göre, kamu kurum ve kuruluşlarından, sivil toplum örgütlerinden ve de meslek kuruluşlarından merkezde alınan brifinglerin değerlendirilmesi ve komisyonumuzun bizatihi taşrada bir aylık yapmış olduğu araştırmalar, geziler sonucunda illerde yaptığı incelemelerde ormancılık ve orman köylüleriyle ilgili aşağıda özet olarak belirteceğim sorunlar ve talepler tespit edilmiştir.

1. Orman kadastro sorunları:

1937 yılından günümüze kadar farklı tarihlerde orman alanlarının tanımını ve dolayısıyla ormanların sınıflandırılıp güvence altına alınmasını (tahdit ve sonra kadastro) doğrudan veya dolaylı biçimde etkileyen değişiklikler yapılmışsa da, orman-halk ilişkilerinin iyileştirilmesinde, mülkiyet ve kadastro sorunlarının çözülmesi hususunda beklenen sonuçlara ulaşılamamıştır.

Orman kadastrosu sorununun çözümünde yasal değişikliklere öncelik tanınırken, her yasal değişikliğin uygulanması, sorunu daha da karmaşık hale sokmuş ve yeni değişiklikler gündeme gelmiştir.

Daha evvel yılda 1 200 000 hektar olarak belirlenen yıllık kadastrosu tamamlanacak saha hedefi, personel yetersizliği ve çeşitli nedenlerle ancak 500 000 hektar civarında gerçekleştirilebil- mektedir. Bu şartlarda kadastro çalışmalarının ancak 12-15 yıl içerisinde bitirilebileceği hesaplanmaktadır. Halen yürürlükte olan mevzuata göre mülkiyet, kadastro ve ormanlarla ilgili sahiplilik ve vasıf tayini konuları;

Anayasamızın 169 uncu ve 170 inci maddeleri,

3402 sayılı Kadastro Kanununun 18/2 nci maddesi,

6831 sayılı Orman Kanununun 1 inci maddesi ve istisna bentleri,

4785 sayılı Devletleştirme Kanunu,

5658 sayılı İade Kanunu,

1744, 2896, 3302, 3373 sayılı Kanunlarla değişik 6831 sayılı Orman Kanununun ilgili maddeleriyle,

İlgili bulunmaktadır.

Bu yasalara rağmen orman-halk ilişkilerinde ortaya çıkan problemler bugüne kadar çözüm- lenememiştir, hatta, daha da karmaşık hale gelmiştir, devlet-millet barışı yerine, âdeta devlet-millet çatışması haline gelmiştir.

Ormanlarımızın korunabilmesi ve mülkiyet durumunun hukukî yönden güvenliğinin sağlanabilmesi bakımından orman kadastro çalışmaları büyük önem taşımaktadır. Ormanlarımızın bugüne kadar ancak yüzde 70'ine yakın kısmının kadastrosu tamamlanabilmiştir.

Ülkemizde, tarım, ormancılık, hayvancılık, endüstri gibi çeşitli sektörlerin çalışma alanları, tekniğine ve bilimsel yöntemlere dayanılarak kesin bir biçimde birbirinden ayrılamamış ve arazi kullanımı bir plana bağlanamamıştır. Bu yüzden, bir yandan verimli tarım toprakları yerleşme alanı veya endüstri işletmeleri için kuruluş yeri olarak kullanılmakta, öte yandan da, ormanlardan ve meralardan tarla açılarak tarım alanı kazanılmaya çalışılmaktadır. Maalesef, ülkemizde, yanlış arazi kullanımı sonucunda, toprak erozyonu, seller, taşkınlar ve heyelanlar tehlikeli boyutlara ulaşmakta, can ve mal kayıpları meydana gelmektedir. T.B.M.M. B : 95 1 . 6 . 2004 O :1

İkinci konu, mülkiyet sorunları:

Ülkemizde, devlet orman mülkiyeti 3116 sayılı Yasayla başlamış, 1945 yılında çıkarılan 4785 sayılı Yasayla, ormanların devletleştirilmesinden günümüze kadar mülkiyet sorunları çözülememiştir. Ormanların devlet eliyle korunması amacıyla çıkarılan yasa amacına ulaşmamış, hatla, bazı bölgelerde ormanların aleyhine sonuçlar doğurmuştur. Bu orman sahipleri, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde, uygun mülk edinme belgeleri (eski tapu) ile vergi kayıtlan veyahut uyuşmazlık durumunda mahkeme belgeleriyle birlikte başvurmaları halinde devletleştirme bedelini alabilmekte, bir yıl içerisinde başvuru olmaması durumunda ise, bu haktan tamamen yoksun bırakılmaktadır.

1950 yılında yürürlüğe giren 5658 sayılı Kanunla, 4785 sayılı Kanunla devletleştirilen ormanlardan bazı şartlan ihtiva edenlerin sahiplerine iade edilmesi hükmü getirilmiştir; ancak, o zamanki iletişim araçlannın yetersizliğinden dolayı, çok az sayıda orman köylerinde yaşayan insan bu yasalardan zamanında haberdar edilebilmiştir. Orman köylüleri, günümüzde bile, bu yasalardan önemli ölçülerde haberdar değildirler. Çoğunlukla kadastro çalışmaları sırasında halen kullandıkları arazileri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bayraktar, şimdi size 1 dakikalık eksüre vereceğim; çünkü, komisyon adına da konuşmanız var. Konuşmanızı tamamlayın, daha sonraki bölümde devam edersiniz.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) - Sayın Başkan, birinci bölümü bitireyim, komisyon adına yapacağım konuşma süresinden kesersiniz.

BAŞKAN - Şimdi, 1 dakika içerisinde toparlayacak mısınız?

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) - Efendim, 20 dakikalık konuşmaya ne kadar eksüre vermeyi takdir ederseniz, ona bağlıdır.

BAŞKAN - Hayır, ben size şimdi 1 dakika eksüre vereceğim; konuşmanızın bu kısmını toparlayın, konuşmanızın 20 dakikalık kısmına sonra devam edersiniz tekrar.

Buyurun.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) - Sayın Başkanım, izin verirseniz birinci bölümü bitireceğim, ikinci bölüm daha kısa olacak; dolayısıyla, toplam süreye eşit olacak.

BAŞKAN - O zaman, şöyle; inisiyatif kullanarak sürenizi çalıştıracağım, 20 dakikalık sürenizden keseceğim yalnız.

Buyurun.

NUSRET BAYRAKTAR (Devamla) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Çoğunlukla kadastro çalışmaları sırasında halen kullandıkları arazileri ellerinden alınınca (örneğin Rize İli Ardeşen İlçesi Işıklı Köyü) 4785 sayılı Yasadan haberdar olmaktadırlar. Nesilden nesile, yıllarca kullanılan bu arazilerde bir ev dahi yapacak tapulu mülke sahip olunmaması nedeniyle, kadastro çalışmalarına bile karşı çıkılabilmektedir. Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesinde kadastro yapılabilen yerlerde ormanların daha da fazla tahrip edildiği de gözlenmektedir. Bu yüzden, ormanların mülkiyet sorunları bugüne kadar bir türlü çözülememiş olup, günümüzde de ormancılığımızın başlıca sorunlarından birini oluşturmaktadır. Daha önce ormanla ilişiği olmayan köyler, şimdi ormanla iliştirilmiş gözükerek mahkemelerde süründüklerinden yakınmaktalar.

2/A ve 2/B alanları ile ilgili sorunlar:

Morfolojik ve topoğrafık yapı itibariyle afete maruz görülen köyler, tüm köylerin yüzde 20 sini teşkil ettiğinden, bu köylere herhangi bir yatırım ve altyapı yapılması ya çok pahalıya mal olmakta ya da tamamen imkânsız bulunmaktadır. Ayrıca, bu arazi yapısı, tarımı ve hayvancılığı da imkân- sızlaştırmaktadır. 6831 sayılı Kanunun 13/B maddesine göre bulundukları yerlerde kalkın- dırılamayacağı anlaşılan köylerin, ormana ve orman toprağına zarar vermemeleri için başka yerlere nakledilmesi öngörülmüştür. Ancak, köy naklinin çok pahalı oluşu ve Türk köylüsünün gelenek ve hayat tarzına uymaması açısından bu konuların da uygun şartlarda yapılamadığı görülmektedir. T.B.M.M. B : 95 1 . 6 . 2004 O:1

6831 sayılı Orman Kanununun 2/A maddesi kapsamına giren ve köy yerleşim alanları olarak düşünülen yerlerin altyapı hizmetleri, (elektrik, yol, içme ve sulama suyu gibi) imar hizmetleri, tarım alanlarının imar ve ihyası için, Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğüne para aktarılması gerektiği halde, bugüne kadar bu konuda da kaynak aktarılamamıştır.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; bütün bunlarla birlikte bir de yasal sorunlar var ki, yasal sorunların yanı sıra da, çözümsüzlüğü en çok etkileyen konulardan biri, uygulama esnasındaki yanlışlıklar veyahut aksaklıklardır.

Yerinde kalkındırılamayan orman köylerinin kısmen veya tamamen nakledilerek yerleştirilmesi için orman sınırları dışına çıkarılacak araziler (2/A sahaları) ile orman özelliğini tamamen kaybeden araziler (2/B sahaları) Anayasamızda ve yasalarımızda birlikte ele alınmıştır. Bununla ilgili hükümler 1982 Anayasasının "Ormanların korunması ve geliştirilmesi" başlığı altında 169 uncu maddesinde yer almaktadır.

Madde 169'da aynen şöyle deniliyor:

"Madde 169. - Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi devlete aittir.

Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.

Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasî propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.

Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş olan tarla, bağ, meyvelik, zeytinlik gibi çeşitli tarım alanlarında veya hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler, şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında, orman sınırlarında daraltma yapılamaz."

Anayasanın bu hükmünün nasıl yerine getirileceği 6831 sayılı Orman Kanununun 2 nci maddesinde düzenlenmiştir ve madde 2'de şöyle deniliyor:

"Madde 2- Orman sayılan yerlerden:

A) Öncelikle orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen yerleştirilmesi maksadıyla, orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler ile halen orman rejimi içinde bulunan funda ve makilerle örtülü yerlerden tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler,

B) 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tam olarak kaybetmiş yerlerden; tarla, bağ, bahçe, meyvelik, zeytinlik, fındıklık, fıstıklık (antepfıstığı, çamfıstığı) gibi çeşitli tarım alanları veya otlak, kışlak, yaylak gibi hayvancılıkta kullanılmasında yarar olduğu tespit edilen araziler ile şehir, kasaba ve köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerleşim alanları,

Orman sınırları dışına çıkarılır.

Orman sınırları dışına çıkarılan bu yerler, devlete ait ise hazine adına, hükmî şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ise bu müesseseler adına, hususî orman ise sahipleri adına orman sınırları dışına çıkarılır. Uygulama kesinleştikten sonra tapuda kesin tashih ve tescil işlemi yapılır.

Bu yerler dışında orman sınırlarında hiçbir suretle daraltma yapılamaz." denilmektedir. T.B.M.M. B : 95 1 . 6 . 2004 O:1

Anayasamızın 169 uncu maddesi ve Orman Kanununun 2 nci maddesine göre orman sınırları dışına çıkarılmış ve çıkarılacak yerlerin nasıl değerlendirileceği yine Anayasamızın 170 inci maddesinde düzenlenmiştir ve madde şöyle diyor:

"Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımlarından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde Devletle bu halkın işbirliğini sağlayıcı tedbirlerle, 31.12.1981 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin değerlendirilmesi; bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yerlerin tespiti ve" diğer konular devam ediyor.

Ben, sürenin yetmeyeceğini gördüğüm için bunları kısaltıyorum.

Bu, 2 Anayasa maddesine rağmen, 170 inci maddesindeki 2/A ve B sahalarının değerlendirilmesiyle ilgili 2924 sayılı Kanunun 1983 yılında yürürlüğe girmiş orman sınırları dışına çıkarılan 473 419 hektar alan içerisinde ancak 536 köydeki toplam 14 235 parsel yerin 6 701 hektarı yalnız tapusu verilebilerek devredilebilmiş, geri kalan kısımların tamamı, 2924 sayılı Kanuna göre 31.12.1981 tarihinde belediye olan yerlerdeki 2/B sahaları saklamadığından, 31.12.1981 tarihinden önce orman sınırları dışına çıkarılan tüm 2/B arazilerinin satışının Maliye Bakanlığınca yapılabilmesi için 29.6.2001 tarihindeki 4706 sayılı Kanunla düzenleme yapılmıştır. Bu kanuna göre herhangi bir işlem yapılmadan, Anayasa Mahkemesinin 2001/382 esas 2002/21 karar sayılı kararıyla, 4706 sayılı Kanunun 2/B sahalarıyla ilgili 3 üncü maddesi iptal edilmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.12.1997 tarih 1997/19-655 esas 1997/1018 sayılı kararında, bu iptal gerekçeleri gündeme alınarak, bu tip konulann, kanunların uygulanamaz niteliği ortaya konulmaktadır.

Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçelerinde, 2/B ve 2/A arazilerinin özelliğinde kabul edilerek orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin, yalnızca orman köyleri halkının nakli ve yerleştirilmesi amacıyla değerlendirilebileceği, yasa koyucunun, bu alanların kullanıcılarına veyahut başkalarına, hatta, ormaniçi köyler halkına satılmasını veyahut bu amaçla devredilmesini sağlayacak bir düzenleme yapması olanaklı değildir denilmektedir. Dolayısıyla, 2924 sayılı Kanunla ilgili hukukî boşluk olmasa bile, bu kanun, 2/A ve B sahalarının tapuda devir ve teslim işlemlerini, yani mülkiyet devrini esas aldığından, uygulanamaz hale gelmiştir. Dolayısıyla, bu anayasal ve yasal düzenlemelerin yeniden ele alınması gerektiği hususunu hatırlatıyorum. Diğer konuları da, komisyon olarak görüşlerimi anlatırken özetlemeye çalışacağım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Nusret Bayraktar (AK Parti, İstanbul). “(10/69,118) esas numaralı meclis araştırma komisyonunun.(orman köylülerinin sorunları) 450 sıra sayılı raporu üzerinde”. TBMM Genel Kurulu, 95. Birleşim tutanağı, 1 Haziran 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/nusret-bayraktar-22-2004-06-01-10-69-118-esas-numarali-meclis-arastirma-komisyonunun-orman-koylule (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c051/b095/tbmm220510950038.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
