# Gelir vergisi kanunu vergi usul kanunu

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim
- **Tarih:** 7 Ocak 2003
- **Gündem:** GELİR VERGİSİ KANUNU VERGİ USUL KANUNU
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-01-07-gelir-vergisi-kanunu-vergi-usul-kanunu

> Oğuz Oyan (CHP), 7 Ocak 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: GELİR VERGİSİ KANUNU VERGİ USUL KANUNU); konuşma 1.091 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Efendim, aralık ayı ortalarında kabul edilen ve Cumhuriyet Halk Partisinin "ret" oyu kullandığı bir Yasayı tekrar görüşmek durumundayız. 4775 sayılı bu Yasanın 1 inci maddesi hakkında görüşlerimi bildirmek üzere söz aldım.

4369 sayılı Yasa, 1998 yılında getirilen yasa, Türkiye'de Anayasanın 73 üncü maddesine uyum sağlamak üzere atılmış en önemli adımdı. Neydi bu 73 üncü madde: "Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür." Yani, az kazanandan az, çok kazanandan çok anlamına gelen bir hüküm; yani, "ödeme gücüne göre" dediğimiz zaman, artan oranlı bir vergi sistemi demek istiyoruz.

Burada biraz önce Sayın Özyürek'in de belirttiği gibi, "dolaylı" dediğimiz tüketim vergileri böyle bir esasa bakmazlar; onlar, mükellefin satın alma gücü, malî gücü konusunda kördürler; yani, hangi mal ya da hizmeti alıyorsanız, onun için tayin edilmiş vergiyi ödersiniz, sizin malî gücünüzün burada bir önemi yoktur. Oysa, Gelir Vergisi türü vergilerde, sizin öznel durumlarınızla, kişisel durumlarınızla -evli, bekâr olmanızla, çocuk sayınızla- gelir durumunuzla ilgili birtakım hükümler konulabilir; dolayısıyla, vergiyi, malî güçle uyumlu bir şekle getirme imkânı vardır.

Bakınız, Maliye Bakanının bugünlerde basına yansıyan bir açıklaması var; doğru bir açıklama: "Türkiye'de vergi adaleti bozulmuştur; çünkü, vergilerin yüzde 70'i dolaylı vergiler ağırlıklı bir duruma gelmiştir" diyor.

Şimdi, buna tekrar döneceğim; ama, eğer, böyle bir adaletsiz durum varsa, şunu biliniz ki, bunun ortaya çıkmasının en önemli nedenlerinden bir tanesi, 4369 sayılı Yasanın yarım uygulanmasıdır. Bu yasa yarım uygulanmıştır; çünkü, bu yasa 1998'de geldiğinde, bunun özellikle Gelir ve Kurumlar Vergisinde vergi oranlarını indiren hükümleri anında uygulanmış; dolayısıyla, bütün kesimler, özellikle sermayenin çeşitli çevreleri bunu alkışlamışlar; fakat, bunlar kazanıldıktan sonra, bu yasanın diğer yönleri, özellikle devrimci nitelik taşıyabilecek, vergiyi tabana yayabilecek, daha düşük oranda, ama daha çok mükelleften vergi alacak; yani, herkesin vergi ödevini yerine getireceği sistem çalışmadı. Bu niye çalışmadı; çünkü, bu yasanın buna benzer hükümleri ertelendi. 4444 sayılı bir Yasa çıkarıldı 1999'da ve bu hükümler geçtiğimiz yılın sonuna kadar ertelendi. Bugün, halen üzerinde konuştuğumuz kanun; ancak, işte geçici olarak, 4369'un maddeleri, işte bu yılın ilk on ayında uygulama sahasına yansıyor; ama, uygulanmıyor; çünkü, Maliye Bakanlığı kaldırmak istediği bir uygulamayı yürürlükte tutmuyor.

Şimdi, bu değişikliklerin arkasında, 4369'un, gelir tanımı vardı, bu gelirin unsurları vardı, dolayısıyla bütün gelirlerin kapsanması ve bütün mükelleflerin kapsanması anlayışı vardı. Bunun için gelir tanımı değiştirilmiş ve kaynak esasından, net artış esasına geçilmek istenmiştir.

Şimdi, buradan, bu hatırlatmayı yaptıktan sonra, Cumhurbaşkanının kanunu, bir kere daha görüşülmek için geri gönderme gerekçesindeki haklılığı vurgulamak istiyorum; çünkü, burada, ilk kez 73 üncü maddeye bir yaklaşım imkânı elde edilmişken, Anayasanın bu maddesine, biz yeniden 1998 öncesine dönmek isteyerek, yeniden Anayasa doğrultusunda hüküm icra edecek bir uygulamadan kendimizi -ne yapıyoruz- uzaklaştırıyoruz. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı haklı olarak uyarıyor Meclisi ve kamuoyunu ve bu konunun yeniden müzakere edilmesini istiyor.

Değerli milletvekilleri, oysa, iktidar kanadı, bu yasayı, aynen, tekrar, sanki bu uyarılar yapılmamış gibi, önümüze getiriyor. Hatta bir sayın milletvekili, burada, haksız ithamlarla Cumhurbaşkanlığı makamını suçluyor. Bakınız, Cumhurbaşkanı kendi tasarruflarında ekonomik sonuçları değil, öncelikle hukukî sonuçları gözetir. İktidarın, hükümetin yapması gereken öncelikli iş, böyle bir veto olayını da dikkate alarak, bu işi zamanında köşke yollaması -doğru yanlış, ayrı mesele; ama zamanını ona göre yapması- bu zamana sahip değilse, yapacağı ikinci şey, yeniden bir erteleme durumu yaratarak -yani, nasıl 2002 sonuna kadar ertelenmişse- daha uygun, rahat bir zamanda bu yasanın çıkarılmasının zeminini hazırlamak olabilirdi. Kendi eksikliğini şimdi Cumhurbaşkanı üzerinden çıkarmaya çalışmak ve Cumhurbaşkanını ekonomik kayıplara neden olduğu üzerinden itham etmeye çalışmak haksızlıktır, yakışıksızdır.

Bakınız, burada tutarlı olmak zorundayız. Hem, Sayın Maliye Bakanı, bu hükümetin Bakanı, Türkiye'de dolaylı vergilerin, tüketim üzerinden alınan vergilerin aşırıya gittiğini söyleyecek; ama, hem de 2002 yılında yüzde 66'ya çıkmış olan bu ağırlığı 2003 yılında yüzde 70'e çıkaracak bir tabloyu önümüze getirecek; çünkü, dolaylı vergilerin, yani, tüketim, mal ve hizmet üzerinden alınan vergilerin ağırlığı yüzde 66'ydı geçen yıl. Şimdi bunu yüzde 69-70'e taşımayı isteyen kim yahut da böyle bir projeyle önümüze gelen kim; Maliye Bakanının kendisi. Dolayısıyla, burada öncelikle bir kere tutarlı olmak zorundayız. Bir şeyi eleştiriyorsak, onun gereğini yapacaksınız. Onun gereği de, şimdi 4369 sayılı Yasayı bütünüyle değiştiren bu tasarı değildir.

Yani, siz, hem dolaylı vergileri ortadan kaldıralım diyeceksiniz yahut da -daha doğrusu- bunun ağırlığını azaltalım diyeceksiniz hem de Türkiye'de özellikle dolaysız vergiler üzerinden büyük indirimler yapacak, dolaylı vergilerin ağırlığını daha da artıracak bir vergi affı tasarısını vergi barışı adı altında getireceksiniz. Bu tutarlı değildir.

Siz hem dolaylı vergileri gayri adil diye eleştireceksiniz hem getirdiğiniz tasarıyla, getirdiğiniz bütçeyle, dolaylı vergiler ağırlıklı bir yapıya gidişi âdeta teşvik edeceksiniz.

Hem enflasyonu düşürmek isteyeceksiniz hem de aslında sistem içinde dolaylı vergileri ağırlıkta tutarak fiyat artışlarına daha çok yansıyan bir vergilemeyi devrede tutacaksınız.

Siz hem dolaylı vergileri eleştireceksiniz; ama, hem de özel iletişim vergisini getireceksiniz. Tam da dolaylı vergilerin alanına giriyoruz.

Yani, tutarlı ve samimî olmak gerekiyor değerli milletvekilleri.

Hem tüketim vergilerini gayri adil bulacaksınız, bunlar eşitsiz vergiler diyeceksiniz -ki, doğrudur- ama, hem de vergilemenin sosyal fonksiyonuyla ilgili bütün düzenlemeleri bir çırpıda gözardı edeceksiniz. Cumhurbaşkanı haklı olarak uyarıyor: "Anayasanın 73 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır" diyor.

Evet, maliye politikasının, vergi politikasının sosyal amacı, vergilerin adil dağıtımıdır. Siz, bunu mu yapıyorsunuz; bunu yapmıyorsunuz. Siz, bu yasayla, devlet içborçlanma senetleri almış bir vergi mükellefini, 608 milyar liralık yıllık geliri dolayısıyla vergi sahası dışına çıkarıyorsunuz. Bu mu vergi adaleti?! Ondan sonra diyorsunuz ki, ya, bu dolaylı vergiler, tüketim üzerinden alınan vergiler çok artıyor ve fakir vatandaş eziliyor... E, ezen sizsiniz; 608 milyar lirayı vergi dışında bırakıyorsunuz. Yani, devlete borç verenin, bunun üzerinden aldığı faizden yılda 608 milyar lirayı, dile kolay, 608 milyar lirayı vergidışı bırakıyorsunuz. Öbür taraftan, asgarî ücreti vergilemeye devam ediyorsunuz. Böyle bir mantık olmaz, bu samimî olamaz, bu tutarlı olamaz. Dolayısıyla, sizin buradan gideceğiniz yer, Türkiye'de vergi sistemini daha fazla tahrip edecek bir noktadır.

Siz, hem Avrupa Birliğine üyelik için çabalıyor gözüküyorsunuz hem kayıtdışılığı daha da azdıracak, 1998 öncesine dönüşü savunan bir düzenleme yapıyorsunuz. Türkiye'de karaparanın, kayıtdışılığın, Türkiye'deki rekabet gücünü artıracağı gibi faraziye üzerinden bunları yapamazsınız. Türkiye, bu yoldan dünyayla rekabet gücünü daha fazla artırabilecek bir durumda olamaz zaten, eğer artırdıysa bile; çünkü, Türkiye'nin rekabet ettiği ülkeler, Türkiye'den çok daha düşük ücretle istihdam yapabiliyorlar.

Siz, hem Türkiye'de vergi adaletini savunacaksınız; ama, hem de vergi aflarıyla "nereden buldun" sorusunun sorulmasına engel olacaksınız, malî milat gibi bir sayfanın açılmasına engel olacaksınız; hem yolsuzluklarla ilgili araştırma komisyonu kuracaksınız hem de yolsuzlukların anası olan bu tür uygulamaları, insanları gelirlerini nereden bulduğunun hesabını vermesi konusundaki sorumluluklarından kurtaracaksınız; yani, ayrıcalıklı bir zümre yaratacaksınız. Bunun, herhangi bir tutarlı, samimî tarafı yoktur, olamaz.

Bu arada, şunu da söylemek isterim: Türkiye'de eğer devlete güveni sağlamak istiyorsanız, bunu, buradaki tutumunuzla göstermek zorundasınız. Bunun öncelikli koşullarından biri...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Gelir vergisi kanunu vergi usul kanunu”. TBMM Genel Kurulu, 18. Birleşim tutanağı, 7 Ocak 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-01-07-gelir-vergisi-kanunu-vergi-usul-kanunu (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
