# Çalışma saatleri hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim
- **Tarih:** 13 Mart 2003
- **Gündem:** ÇALIŞMA SAATLERİ HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-03-13-calisma-saatleri-hakkinda

> Oğuz Oyan (CHP), 13 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇALIŞMA SAATLERİ HAKKINDA); konuşma 913 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1 inci madde, aynı zamanda, bu tasarının tümü üzerinde uyarılar yapmanın da bir fırsatıdır. Bakınız, Türkiye'de çalışma yaşamı, 4 açıdan düzeltilmeyi beklemektedir:

Bunlardan birincisi, kayıtdışının kayıt içine alınmasıdır.

İkincisi, ucuz ve güvencesiz bir işçilik üzerine bina edilmiş ihracat ve kalkınma hamlesinin ya da kalkınma stratejisinin terk edilmesine dönük düzenlemeler getirilmesidir.

Üçüncüsü, çocuk ve kadın işçiliğini koruyan düzenlemeler getirilmesidir.

Dördüncüsü, atipik çalışma koşullarına, esnek çalışma koşullarına ilişkin koruyucu düzenlemeler, zayıf taraf olan işçi kesimini koruyucu düzenlemeler getirilmesidir.

Bunların nedeni şudur: Türkiye, eğer, halen bir kayıtdışılık üzerinden, bir ucuz işçilik üzerinden iç ve dış rekabeti geliştirmek istiyorsa, burada, büyük hata yapıyor. Bir kere, kayıtdışılık, ucuz ve güvencesiz işçilik, iç rekabeti bozmaktadır, şirketlerarası, firmalararası rekabeti bozmaktadır; ama, bunun ötesinde, Türkiye'nin uluslararası rekabet ilişkilerinde giderek bir engel, bir ayak bağı olmaya başlamıştır. Türkiye, uluslararası düzenlemelere, Uluslararası Çalışma Örgütünün normlarına uymak zorundadır ve bu, giderek, Türkiye'de çalışma koşulları üzerine daha fazla yaptırım getirecek şekilde değişmektedir. Öte yandan, uluslararası ticarette, tarife dışı engeller denilen bir kavram gelişmiştir, ucuz ve güvencesiz işgücü, çocuk çalıştırma, kölelik koşullarında işçi çalıştırma gibi, sendikalaşma haklarının engellenmesi gibi birtakım çalışma yaşamının olumsuzlukları, Türkiye gibi ülkelerin, gelişmiş ülkelere yapacağı ihracatı engelleyici olarak kabul edilmekte ve tarife dışı engeller geliştirmektedir. Adil ticaret damgasını taşımayan ürünlerin, o işyerinde çocuk işgücü çalıştırılmadığına dair kanıtlar bulunmayan işyerlerinin mallarının, ürünlerinin ihracatına sınırlar getirmektedir. Dolayısıyla, Türkiye'de eğer iş yasasıyla çalışma alanını düzenliyorsak, öncelikle bakacağımız yerler buralarıdır.

Aslında bir başka açıdan da buraya bakmamız gerekir. Çünkü, verimlilik artışı dediğimiz olay, ancak çalışma yaşamında, işçinin haklarının korunması üzerinden mümkündür, çalışanın haklarının korunmasıyla mümkündür. Türkiye'de bugün çalışanların yarısı eğer kayıtdışındaysa, bu insanların sosyal güvencesiz işte çalışması söz konusuysa, bu, hem o kişiler açısından verimsizlik koşulları oluşturur; ama hem de bu insanların 20 yıl sonrası için bu ülkenin sırtına yeni bir sosyal huzursuzluk unsuru olarak gelmesine yol açar. Çünkü Türkiye, yüzde 50'si kayıtdışında olan bir işçi kesimini, 20 yıl sonra bunlar çalışamaz koşullara geldikleri zaman, eğer bunları sosyal güvenceye kavuşturmak ister ise, bunun getireceği, yeni -sosyal güvenlik kurumlarına- maliyet dışında bir şey değildir; eğer bunları gerçekleştiremezseniz, Türkiye'deki sosyal huzuru bozmaktan başka bir anlama gelmeyecektir.

Türkiye'de en kaba biçimiyle esneklik koşulları hüküm sürerken, buraya yeni esneklik maddelerinin getirilmesi Türkiye'de iş hukukunun ve iş huzurunun bozulması anlamına gelecektir.

İş hukukunun 3 temel ilkesi vardır: İş hukuku, öncelikle, işçiyi korumak üzere düzenlenmelidir; işçiye yardım üzerine düzenlenmelidir; birinci ilkesi budur.

İkinci ilke, nispî emredici hukuk kuralları getirmek durumundadır; çünkü, ancak o şekilde asgarî normların belirlenmesi imkânı olur; çünkü, işçi ile işveren arasındaki sözleşmeler, ne yazık ki, bu normları korumaya yeterli olmamaktadır.

İş hukukunun üçüncü temel ilkesi, işçi lehine yorum ilkesidir. Eğer bir maddede, bir sözleşmede, tartışmalı bir durum varsa, bunun, işçi lehine yorumlanması, bütün dünya ölçeğinde kabul edilmiş bir ilkedir.

Bütün bunlar, aslında, boşuna konulmuş ilkeler, boşuna konulmuş hükümler değillerdir. İşçinin korunması kavramı da soyut bir kavram değildir. İşgücünü işverene satan ya da kiralayan işçi, her şeyden önce, işgücünü üretime sokarak sosyal riskler alan bir insandır, bir unsurdur. Dolayısıyla, işçinin korunması, üretim sürecinde işgücünü işverenin kullanımına sunan işçi açısından, sosyal, ruhsal, fiziksel iyilik halini sürekli kılmaya dönük tüm pozitif düzenlemelerin alınması anlamına gelir. Çağdaş bir iş hukuku normu bunların gözetilmesini gerektirir.

İşçinin işinin, bu işte kendisi ve ailesiyle insan onuruna yakışır bir yaşam sürmesini sağlayacak gelir düzeyini elde edecek biçimde, fiziksel bütünlüğünü sağlayacak, kişiliğini koruyacak, örgütlenme hakkını güvenceye alacak biçimde olması zorunludur.

Sosyal korumanın iş hukuku alanında maliyet hesabı yapılmaz; çünkü, işçinin korunması ya da insana yapılan yatırım, yardım, aslında, işverene verimlilik olarak geri döner, dönecektir.

Önümüzdeki bu yasa düzenlemesinde, ne yazık ki, çağdaşlık normlarına uyulmamaktadır; yani, işçiye dönük iyileştirici düzenlemelere yer verilmemektedir. "Ödünç iş ilişkisi", "çağrı üzerine çalışma" gibi atipik istihdam biçimleri "sıkıştırılmış iş haftası", "telafi çalışması" gibi esneklik uygulamaları, işçilerin gelirlerini, iş güvencelerini sosyal ilişkilerini bitirici bir dizi olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir.

Bu tasarının 7 nci maddesinde yer alan ödünç iş ilişkisi, işgücü piyasasını parçalamanın en etkili aracı olarak kullanılmakta, taşeron çalıştırmanın yerini alacak bir uygulamanın yasal dayanağını oluşturmaktadır.

Tasarının 14 üncü maddesinde "çağrı üzerine çalışma" maddesiyle, "taraflar belirlemedikleri takdirde" ya da "aksi kararlaştırılmadıkça" şeklindeki ifadelerle bu tür bir çalışmanın önü açılmaktadır.

Biçimsel eşitlik anlayışının somut ifadesi olan bu ifadelerle, tasarı, işçi ile işvereni, aynı güce sahip özgür sözleşenler olarak düşünmekte ve klasik sözleşme özgürlüğünden hareket etmektedir. Oysa, burada, işçinin korunmasına dönük düzenlemeler mutlaka zorunluydu.

Tasarının 22 nci maddesinde, iş koşullarında değişiklik yapma bir işveren hakkı olarak tanımlanmıştır. Üstelik, işverene, sözleşmenin kuruluş aşamasında bu hakkını saklı tutarak, iş koşullarını dilediği şekilde değiştirebilme olanağı getirilmiştir.

Tasarının 30 uncu maddesindeki düzenlemeyle, toplu işçi çalıştırma, kademelendirilerek sulandırılmıştır.

Tasarının 46 ncı maddesinde yapılan düzenlemeyle, işçilerin hafta tatili pazar günü olmaktan çıkarılıp, işverenin keyfine bırakılmıştır.

Tasarının 63 üncü maddesindeki düzenlemeyle, fazla çalışma hakları ortadan kaldırılmış, yüz yıllık bir mücadelenin ürünü olan 8 saatlik işgünü, iki aylık bir dengeleme süresi içerisinde 11 saate çıkarılarak, işverenin, haftada sadece 3 saatlik fazla çalışma ödeyerek, haftalık çalışma süresini 69 saate çıkarmasının önü açılmıştır.

Bu tasarının 64 üncü maddesindeki düzenlemeyle, telafi çalıştırması getirilmiş, işçinin ücret garantisi ortadan kaldırılmıştır.

Kural olarak, işçinin, işgücünü işverenin emir ve talimatına hazır tutmasıyla hak ettiği ücretin yerini, bağımlılık ilişkisinin sürdüğü koşullarda, ücretin, sadece fiilî çalışmanın karşılığı olması esası benimsenmiştir. Bu durumda, örneğin, işçi işe gelecek, işveren, hammadde yok, sipariş yok, elektrik kesik, vesaire nedenlerle iş vermeyip, işçiyi gönderecek; işçi, aslında, bağımlılık ilişkisi ya da hizmet aktinin sürmesi nedeniyle, zaten hak etmiş olduğu ücret için bir de telafi çalışması yapmak zorunda kalacaktır ya da hizmet aktinin sürdüğü koşullarda, işçiden kaynaklanmayan bir nedenle iş verilmemesinin karşılığında işçi ücretinden olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Çalışma saatleri hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 45. Birleşim tutanağı, 13 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-03-13-calisma-saatleri-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
