# 2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim
- **Tarih:** 27 Mart 2003
- **Gündem:** 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 10 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-03-27-2003-mali-yili-butcesi-10-uncu-tur-gorusmeleri-2

> Oğuz Oyan (CHP), 27 Mart 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2003 MALİ YILI BÜTÇESİ 10 UNCU TUR GÖRÜŞMELERİ); konuşma 1.068 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz konusu madde, fonlara ilişkin hükümleri içermektedir.

Türkiye, bütçe dışı fon meselesiyle 1980’ler öncesinde tanışmış olmasına rağmen, Türkiye’de fon sisteminin oluşması, esas olarak, 6 Kasım 1983 seçimlerinden sonra iktidar olan Anavatan Partisi dönemindedir. Bu dönemde, özellikle 1984 sonrasında fonlar çok hızla büyümüş, sisteme bir ur gibi yapışmıştır. Öyle ki, 1991 yılına geldiğimizde, fonlarla, fonların büyüklüğü, fonların denetlediği gelir unsurları bütçenin toplam gelirlerinin yüzde 55’ine varmıştır. Fon sisteminin böylesine büyümesi, üniversite araştırma ve öğrenci fonlarını tek sayarsak 107 fon oluşması, çeşitli kamu idaresi birimlerinin bu fonlarla ilişkili sağlıklı verilere sahip olmasını imkânsız kılmıştır. Bu imkânsızlık ve bu karmaşa, giderek, 1991 sonunda iktidar olan koalisyon hükümetini bu konuya bir ilk çözüm aramaya itmiştir; ancak, ne yazık ki, bu çözüm kalıcı bir şekle bürünmemiş ve konu bugünlere kadar gelmiş ve halen, bir sorun olarak, şu an, bütçenin 25 inci maddesinde görüldüğü gibi, önümüze taşınmıştır.

Bütçenin genellik ve birlik ilkelerinden bir kaçışın simgesi olan, aynı zamanda, denetimden kaçışın bir simgesi olan fon sistemi, kamu maliye sistemini tahrip eden çok olumsuz sonuçlar doğurmuştur. Bu sistem, gerek bizim adımıza, Parlamento adına denetim yapan Sayıştay’ın denetiminden kaçırılmış gerekse birçok diğer denetim kurumunun, Yüksek Denetleme Kurulu gibi, diğer kurumların da çoğunlukla denetimi dışına kaçırılmış, aynı zamanda, 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununun denetimi ya da daha doğrusu onun malî disiplini dışına çıkarılmıştır. Tabiî, İhale Kanununun dışına çıkarıldıklarını eklemeye gerek yok. Fonlar için özel bir ihale kanunu, zamanında çıkarılmış idi.

Böylesine bir sistem üzerine daha 1980’li yıllarda uyarıcı yazılar yazıldı. Bunları yazanlardan birisi bendim. 1985, 1986, 1987... Hatta 1987 yılında, bu konuda, şu an Anayasa Mahkemesinde görevli bir arkadaşımla fon sistemi üzerine 500 sayfalık bir kitap da yazmıştık. Bu konu, ne yazık ki, bir çözüme kavuşturulmadı. 1991 sonunda iktidar olan yeni koalisyon döneminde bir fon tasfiye birimini, biraz sistem dışı bir şekilde oluşturduk. Ben, üç ay bu kurumun başında bir tasfiye planı hazırladığımı hatırlıyorum Başbakanlık müşaviri olarak. Eğer, o tasfiye planı uygulanabilmiş olsaydı, bugün, biz, burada, şu maddeyi ya da fon sistemini konuşmuyor olacaktık. Ne yazık ki, o zaman, ne Başbakana ne ekonomiden sorumlu Devlet Bakanına, 1992’nin başlarında, bunu anlatamadık.

Bakınız, bu, çok önemli bir olay. Türk insanı kendi sorununu çözemediği için, 1999 sonundan itibaren IMF’ye verilen bütün niyet mektuplarında fon sisteminin tasfiyesine ilişkin hükümler, bu niyet mektupları, IMF tarafından Türkiye’ye dayatılmıştır. Siz, 1991-1992 sürecinde, artık kangren olmuş bir yarayı tedavi etmez, bir müşterek fon hesabı açarak bunu sürdürürseniz, sonuçta, birileri gelir, sizin adınıza bunu yapar.

Tabiî, burada, bu uluslararası finans kuruluşlarını masum kabul etmiyorum; çünkü, 1980’li yıllarda bu sistemin böylesine büyümesi, böylesine kangren oluşu gözler önündeyken, o dönemin iktidarları, uluslararası finans kuruluşlarından teşvik ve destek görmüşlerdir, bu konuda uyarılmamışlardır; ama, ne zaman bu gündeme geldi; artık, bu, öngörülemez, denetlenemez bir yapı oluşturduğu andan itibaren gündeme geldi.

Aslında, müşterek fon hesabı, sistemi daha da karmaşıklaştırdı. Bugün, bu hesap sürüyor. Bu maddede görüyorsunuz; müşterek fon hesabı, yeniden bir derde deva olarak sistem içinde. Ne yapıldı 1999 sonrasında; 1999’dan itibaren her yıl için -2000 yılı, 2001 yılı için- hedefler konuldu; bunlar, yapısal kriterler içine konuldu. Bu yapısal kriterler gereğince, işte, bu yıl 25 tane, önümüzdeki yıl şu kadar tane fonun tasfiyesi gündeme konuldu; yani, bu hükümetin taahhütleri arasına konuldu. Ne yapıldı; bunlardan, önce, bir kanuna dayanmadan, yönetmelik vesaireyle kurulmuş olan fonları tasfiye etmek kolaydı, bunları tasfiye ettiler; fakat, bir kanunla kurulmuş olan fonları tasfiye etmek için, onun kanununun değişmesi, kanunun ortadan kaldırılması ve bu fonların gelir ve giderlerinin bir şekilde bütçeye aktarılması gerekiyordu; bunlar, ne yazık ki, sonuna kadar yapılamadı, izlenemedi ve şimdi, bu fonların, önemli bir bölümü, özel hesap biçiminde çalışıyor. Müşterek fon hesabına halen ihtiyaç duyulmasının nedeni budur. Bu fonlar, halen, tam bir tasfiye süreci tamamlanmadığı için özel hesap biçiminde çalışıyor ve üstelik, böyle bir durumda, biz, 1999 ya da 2000 öncesinden biraz daha problemli bir duruma doğru gidiyoruz; çünkü, bu fonları, özel hesap biçiminde, bütçeye özel ödenek ve gelir kaydetme biçiminde çalışan bu fonları denetleme imkânından yoksunuz. Eğer varsa, kendi özel harcama usullerine göre harcama yapmaya devam ediyor. Dolayısıyla, burada, mutlaka, bu yarayı, artık tedavi etmek gerekiyor; yani, burada, bu müşterek fon hesabı türü birtakım hesaplarla bunu hâlâ sürdürmenin anlamı yoktur. Bunların kalacak olanı varsa kalır; ama, büyük bir bölümü zaten tasfiye sürecine girmiştir. Bunları sistemden çıkarmak, bütçe disiplinini bozmamak gerekiyor; çünkü, eğer, kendi denetimimiz dışında çıkan birtakım harcamalar varsa, bu, Parlamento olarak bizim adımıza denetim yapan, yapması gereken Sayıştayın, bir kere, bunları yeterince denetleyememesi sonucuna gidiyor ve biz, Türkiye’de hesapları kontrol edemez duruma geliyoruz değerli milletvekilleri.

Bakınız, bu vesileyle şunu da söyleyeyim. Biz, aslında, Sayıştayın, Meclis adına denetim yapan Sayıştayın görevini yeterince ifa etmesi için gayret içinde değiliz. Eğer, Türkiye’de, 1980’lerde, Meclis kendi yetkilerini bu kadar artan oranda yürütmeye devrettiyse, bu, yürütmeden çok, Meclisin kendi yetkilerine kıskançlıkla sahip çıkmamasından kaynaklanmıştır. Meclis, kendi yetkilerine, kendi sahasının daraltılmamasına çok kıskançça sahip çıkmalıdır. İktidar partisinden milletvekili olmak ya da olmamak kriterinden bakılamaz. Yasamayla yürütme ayırımı, kuvvetler ayırımı, ancak bu şekilde yerleşebilir.

Bakınız, şimdi, bir kesinhesap kanunu tartışıyoruz. Tartışıyor muyuz; şüpheli!.. Aslında, biz ne yapıyoruz şimdi; dokuz aylık bir dönemin, ama 2003 yılının bütçesi tahminleri üzerine konuşuyoruz; ama, aynı zamanda 2001 yılının kesinhesabı üzerine konuşuyoruz. Kaç kişi izleyebiliyor 2001 yılında ne olmuş? 2001 yılında, Türkiye Cumhuriyet tarihinin en büyük sapma gösteren bütçesini gördük; en büyük sapma gösteren bütçesiydi. Bu bütçenin başlangıç ödeneğiyle, gerçekleşen harcamaları arasında yüzde 71’lik bir fark oluştu; bu kadar büyük bir ekbütçe.

Bakınız, Sayıştayın bu konudaki hazırladığı genel uygunluk bildirimi raporunda ve onun ekli raporlarındaki birkaç tespiti okuyayım: 2001 yılı bütçesinin yılbaşı ödeneği 48 katrilyon iken, yıl içinde eklemelerle 82 katrilyona ulaştı.

Bakınız, 48 katrilyon liralık bir bütçe kabul ediyorsunuz, yıl sonunda 82 katrilyon oluyor; yani, arada bir yakınlık, herhangi bir irtibat, bir ilişki var mı; nerede 48 katrilyon, nerede 82 katrilyon? Yani, sizin, başlangıçta izin verdiğiniz harcama 48 katrilyon, sonra ekbütçe çıkarılıyor ve bu 82 katrilyona çıkıyor.

Böyle bir Parlamento, böyle bir Parlamentonun denetiminde bir bütçe olur mu? Bütçe, Parlamentonun çıkardığı en önemli kanundur, yıllık kanundur, yürütmeyi denetlemenin bir aracıdır. Bu Parlamento ne yapıyor bütçesiyle, bu bütçeye izin vermekle; belli harcamaların yapılması, belli gelirlerin toplanmasına izin veriyor. Bu kadar büyük bir fark olursa, bunun neresi Parlamentonun denetim hakkı?

Şimdi, bu 82 katrilyonluk 2001 bütçesinin –aynı zamanda kesinhesap kanununu tartıştığımız için söylüyorum- yüzde 90’ı transferler ve personel giderleri için ayrılmıştır. Böyle bir bütçenin, Türkiye’nin sorunlarına çözüm bulması mümkün değildir.

Yine, Sayıştay raporuna göre, 28 adet genel bütçeli kuruluşun bütçesi, bütçenin yüzde 1’inden azdır, yüzde 1’i aşan çok az sayıda kuruluş vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “2003 mali yılı bütçesi 10 uncu tur görüşmeleri”. TBMM Genel Kurulu, 57. Birleşim tutanağı, 27 Mart 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-03-27-2003-mali-yili-butcesi-10-uncu-tur-gorusmeleri-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
