# Türk parasının kıymetini koruma hakkında kanunda değişiklik yap.dair.(ss.253)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim
- **Tarih:** 29 Temmuz 2003
- **Gündem:** TÜRK PARASININ KIYMETİNİ KORUMA HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAP.DAİR.(SS.253)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-07-29-turk-parasinin-kiymetini-koruma-hakkinda-kanunda-degisiklik-yap-dair

> Oğuz Oyan (CHP), 29 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK PARASININ KIYMETİNİ KORUMA HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAP.DAİR.(SS.253)); konuşma 1.707 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; umarım, bu alkışları birazdan da alırım iktidar kanadından.

AHMET YAŞAR (Aksaray) - Biz her zaman alkışlarız.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Teşekkür ederim; önce bir dinleyin ama, sonra karar verin.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Biz sizi dinleriz.

OĞUZ OYAN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, şimdi konuşacağımız, tartışacağımız tasarı, Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunda değişiklik yapan bir tasarı. Niçin böyle bir tasarı ve ne getiriyor: Bu bir af tasarısı, bu bir kambiyo affı tasarısı. İlginç bir peş peşelik. Aylardır şu ilişkiyi hep gördük: Kaynak arayışında, af mı yapalım, satış mı yapalım, ikisini de yapalım, en çok nasıl yapalım.

Biraz önce, orman satışlarıyla ilgili bir teklifi görüştük, şimdi afla ilgili bir tasarıyı görüşüyoruz. Böylece, Meclisimizin icraatı büyük bir başarıyla devam ediyor. Şimdi, bu satış yasasından sonra, af tasarımız neler getiriyor, onlara bakacağız; ama, bakmadan birkaç şeyi söyleyeyim.

Değerli arkadaşlar, bir kere, bu tür aflarla, bu tür satışlarla sorunlar çözülmez. Türkiye'nin sorunlarını çözmek; ancak, bu sorunları çözecek bir programa sahip ve bir kararlılığa sahipseniz olabilir. IMF yönetiminde bir Türkiye'yi hoş görmediğinizi söyleyerek iktidar oluyorsunuz; ama, IMF yönetiminde bir Türkiye götürüyorsunuz ve yaptığınız işten de oldukça memnun gözüküyorsunuz. Bugün, Sayın Genel Başkanınızı grup toplantısında dinledim, şunları söylüyordu: "Biz, reel faizleri yüzde 52'den 48'e düşürdük, başarılıyız."

(1) 253 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Şimdi, tabiî, ilkönce, iyi ki reel faizler değildi diyeyim, Sayın Başbakana yanlış bilgi verilmiş. Gerçekten, reel faizler iyi ki yüzde 52 ya da 48'de değil, bunlar nominal faizlerdir; ama, bu yetmez. Yani, eğer, bunun doğru olduğunu kabul etsek bile -ki doğru değil- eğer, nominal faizler, Türkçesiyle cari faizler, gerilerken sizin enflasyonunuz daha hızlı geriliyorsa, bu, reel faizlerin arttığı anlamına gelir. Yani, nominal faizler eğer yüzde 52'den yüzde 48'e düşmüş olsaydı; ama, enflasyon bu arada daha hızlı düşüyorsa, sizin ödediğiniz reel, gerçek faiz yükseliyor anlamına gelir; nitekim, Türkiye'de olan da budur. Kaldı ki...

MEHMET EMİN MURAT BİLGİÇ (Isparta) - Yarın reel faizler 10 puan birden düşecek!

OĞUZ OYAN (Devamla) - Konuşma kürsüsü açık değerli milletvekili ve diğer maddeler boş; yani, kendinizi, burada kanıtlarsanız daha iyi olur, oradan laf atarak değil.

Reel faiz meselesi bir yana, ilk önce şu nominal faizlere bakalım; yani, Hazine, yüzde kaçla borçlanıyordu, şimdi yüzde kaçla borçlanıyor?

Değerli arkadaşlarım, ilk altı aylık borçlanmanın ortalama faizi yüzde 52,6 olmuştur; hatta, ilk yedi ay, yani ocak-temmuz döneminin ortalama faizi yüzde 52,6'dır. Yani, borçlanma faizlerinin son iki ayda, haziran-temmuzda yüzde 46 mertebesinde gerçekleşmiş olması -yüzde 48 değildir- bizim, burada, ortalama faiz itibariyle baktığımız tabloyu çok düzeltmiyor. Kaldı ki, bir başka şeyi de düzeltmiyor; kasım-aralık aylarındaki ortalama borçlanma faizlerinin üzerinde bir altı aylık borçlanma faizi düzeyinde bulunduğumuz gerçeğini değiştirmiyor.

Buradan nereye geleceğim; şunu söylemek istiyorum: Eğer, borçlanma faizlerini artırırsanız, bulduğunuz bütün kaynakları buraya sarf edersiniz; yani, orman mı satacaksınız, kambiyo affı mı yapacaksınız, buradan sağlayacağınız kaynak varsa eğer bunun hepsini faizlere harcarsınız ve yaptığınız budur. Bakın, size bir rakam vereyim. Geçenlerde iktidar partinize yakın bir gazetede bir duyuru yayımlandı, imzasız, "rantiyeciler" diye; bu, aslında ne kadar çaresiz duruma düşüldüğünün de belki belgesiydi. Bu duyuruda, rantiye sahipleri şunu diyorlardı sözümona: Aman, Sayın Baykal, sakın orman meselesini geçirtmeyin -biraz önce geçirdiğimiz mesele- çünkü, biz çok memnunuz rantiyeciler olarak, devletten yüksek faizler almaya, aman, bizim menfaatımız vardır, bunu sakın geçirtmeyin.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bu yollarla sonuç alınamaz. Türkiye'de, Kasım 2002 ile Temmuz 2003 arasındaki borç stoku artışı nedir biliyor musunuz; tamı tamına 27 milyar dolardır, Türk parası olarak 38 katrilyonluk bir borç stoku artışı vardır. İçborç stoku artışının mutlak rakamlarını vereyim: Siz devraldığınızda, kasımda, 144 katrilyon içborcumuz vardı, şimdi 175 katrilyon içborcumuz var; yani, şöyle bir şikâyetle "biz geçmiş dönemin borçlarını ödüyoruz, ne yapalım" diyemezsiniz, enkaz edebiyatı değil. Siz, bu borçlara borç katıyorsunuz; yani, içborcu 31 katrilyon lira artırmışsınız, dışborcu 5 milyar dolardan fazla artırmışsınız, toplamda 27 milyar dolarlık bir borç artışı yapmışsınız. Şimdi diyorsunuz ki, ben ormanları satıp 25 milyar dolar elde edeyim...

Değerli arkadaşlarım, ekonomiyi böyle kötü yönetirseniz, istediğiniz her şeyi satın, faize para yetiştiremezsiniz. Bu, bir çare değildir. Bu, çaresizliktir. Bu çaresizlikler peşinden koşmamak gerekir. Bir kere, bunun doğru yolu, kendinizin mevcut bir programınız varsa, onu ortaya koymaktır.

Bakınız, burada, vergi affı dediniz, getirdiniz, Türkiye'de ilk altı ayda, bu yılın ilk altı ayında topladığınız vergilerdeki artış oranı, geçen yılın ilk altı ayındaki vergilerin artış oranından yüksek değil. Peki, vergi barışı ne oldu, nereye gitti; yani, bunun olumlu katkısı nerede?!

Bir başka şey söyleyeyim: Bu yılın ilk altı ayında, vergilerde tahsilat-tahakkuk oranı yüzde 75 küsura düştü, geçen senenin ilk altı ayında yüzde 77 idi; ne oluyor; yani, acaba, bu vergi barışı sürecine girenler, bu defa olağan vergilerini ödeyemez ve yeni bir af beklentisi içine mi girdiler? Acaba, bunun analizini yapan teknik adamlarınız ya da bakanlarınız var mı?

Değerli arkadaşlarım, şimdi, burada bir kambiyo affı tasarısıyla karşı karşıyayız. Bu kambiyo affı, ilginç bir af; çünkü, burada, bir kere, çok düşük birtakım bedellerle kambiyo yükümlülüklerini yerine getirmeyenler; yani, 1567 sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Yasaya aykırı davrananların, çok küçük birtakım bedeller ödeyerek bundan kurtulmaları mümkün hale geliyor. Örneğin, bu getirdiğiniz af tasarısının 1 inci maddesinin (b) fıkrasında, özetle "yurda getirmekle yükümlü oldukları kıymeti yurda getirmeyenler, bunun yüzde 5'i tutarında bir ağır para cezasıyla kurtulurlar" deniliyor. Eskiden neydi; bu getirmekle yükümlü olduğu tutarın kendisi kadar bir miktara çıkabiliyordu. Belki ağırdı, bunu azaltmak gerekirdi; iyi ama arkadaşlar, yüzde 100 olmasın da, bu, yüzde 5 mi olmalıydı?! Yani, bunun karar noktası, denge noktası bu muydu?! Yüzde 5'le mi bu yükümlülüklerden kurtulmak imkânı olacaktı?!

Öbür taraftan, geçici madde 1'e bakıyorsunuz; bu tasarı komisyona geldiğinde tek bir geçici madde vardı, komisyonda yumurtladı, doğurdu, buna 2 geçici madde daha eklendi, 3 tane geçici maddesi oldu. Yani, bu söz konusu af tasarısı, komisyonda genişletilerek -hatta bir alt komisyon da kuruldu- karşımıza geldi. Bunlar teknik düzenlemeler, basit olarak söylemeye çalışayım.

Bir kere, 1 inci maddede bir kademelendirme var -düşüklüğü bir yana- cezalar arasında az çok bir kademelendirme yapılmış. Oysa, geçici madde 1'de bu kademelendirmenin bir tuhaf şekilde yapıldığını görüyoruz; cezaların düşüklüğü bir tarafa. Bir kere, adil, hakkaniyete dayalı bir kademelendirme gözükmüyor. Örnek vereyim: "Henüz olay yargıya intikal etmemişse -yani yurt dışından getirmekle yükümlü olduğu kıymeti getirmemiş olanlar- ve 150 gün içinde getirirse, idarî işlemler ortadan kalkar" hükmü var; birinci kademe bu.

İkinci kademeye bakıyorsunuz; hazırlık soruşturması aşamasına başlamışsa ve yargıya intikal ettirilmiş; ancak, kesinleşmiş hükmü yoksa, 60 gün içinde başvurması ve yükümlü olduğu kıymeti 150 gün içinde getirmesi halinde, yüzde 2'lik bir cezayla durumu kurtarıyor.

Bir sonraki, alttaki paragrafa bakıyorsunuz, bu ikinci fıkradaki duruma aynen uygun; ama, 150 gün değil de 180 gün getirilmiş. Yalnız, burada bir fark daha göze batıyor; yurda getirmekle yükümlü olduğu kıymetin, esas itibariyle dövizin, kendisini getirme yükümlülüğü burada gözükmüyor. Bunu, herhalde Sayın Bakan açıklar; ama, burada, yüzde 4 tutarında bir ceza, eğer 180 gün içerisinde yatırılırsa, burada bir af ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlarım, eğer bununla geçici 2 nci maddedeki bir başka hükmü karşılaştırırsanız, ilginç bir şey görüyorsunuz; o da şu: Hükmolunmuş; yani, ceza kesinleşmiş, hüküm olmuş; ancak, uygulamaya konulmamış, henüz tahsil edilmemiş; böyle durumda olanlar varsa, burada da, sadece yüzde 5'lik bir cezayla kurtarıyor; yani, birinde hüküm yememiş bir ceza yüzde 4, öbüründe hüküm yemiş yüzde 5. Yani, insaf, böyle bir kademelendirme olabilir mi, böylesine bir af düzenlemesi olabilir mi?! Affa karşı olup olmamak ayrı mesele.

Kaldı ki, geçici 1 inci maddenin sonuna komisyonda eklenen, kurtarıcı bir başka madde var: "Vergi Barışı Kanunundan yararlanarak adlarına salınan vergileri ödeyen -dikkat ediniz- ya da ödeme planına bağlatan..." Yani, ben diyorum ki, ben vergimi ödemiyorum; ama, ödeyeceğim. Taahhütte bulunuyorum. Öder, ödemez; ayrı. Eğer böyle bir taahhütte bulunuyorsanız, bir önceki fıkradaki bu yüzde 4'lük oran "yüzde 1 olarak uygulanır" deniliyor. Yani, kimi kurtarıyoruz? Tabiî, bunun arkasında kimler var, bu durumda kimler var, ne oluyor, tam bilemiyoruz; ama, değerli arkadaşlarım, bu, gerçekten bir af falan değil; yani, olduğu gibi, bütün bunları hiçbir yükümlülüğe tabi değildir demek. Yani, yurda kaynak getirmek adına böylesine bir eşitsizliğe yol açmak ne derece doğrudur; bunu, size bırakıyorum.

Kaldı ki, yeni, bir başka gelişmeyle, komisyonda eklenen geçici 3 üncü maddeyle, kıymetli madenler, zorunlu döviz ve efektif devir ve satış yükümlülükleri de, yine yüzde 1'lik bir tutar ödemekle, bütün neticeleriyle birlikte ortadan kalkabiliyor. Bu yükümlü oldukları kıymetli madeni; yani, altın vesaire ya da dövizi getirmeleri şartı var mıdır, yok mudur; burada, ayrıca, o da belirtilmiyor.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, cezalardan beklenen caydırıcılığı sağlamak, bunu yerine getirmek için, cezaları hafifletme imkânı vardır, bu düşünülebilir; bu, iktisat politikasında, maliye politikasında vardır. Misli cezalar yerine, daha küçük nispette cezalar konulabilir, bunu anlarız; ancak, burada, 1567 sayılı Kanuna muhalefet edenlerin, KDV, Kaynak Kullanımını Destekleme Fonu, Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi, Harç ve Damga Vergisi gibi malî teşviklerden haksız yere yararlanmış olmaları ihtimalini düşünelim. Böyle bir ihtimal varsa, mahkemeler nezdinde görülmekte olan dava dosyalarının ve kambiyo müdürlüklerinde takipte olan işlemlerin tasfiyesinin amaçlandığı bu düzenlemeler yapılırken, mevzuatla sağlanan parasal imkânlar ile mevzuata uymama sonucunda uygulanacak cezaların dengelenmesi şarttır. Bu dengelenme, burada görülmemektedir. Uygulanacak ceza, mevzuata uygun hareket edenleri, mevzuata uymuş olmalarından dolayı cezalandırılmış duruma düşürmektedir.

Ayrıca, aflar -bunun gibi- ve benzeri düzenlemelerle, mevzuata uygun davranmayanların haksız kazanç sağlaması olanağı yaratılmış olmakta ve devlet, bu şekilde davrananlara haksız yere verilen malî teşvikler nedeniyle zarara uğratılmış olmaktadır. Bu işlemleri yapmak, örneğin, ihracat yapmak için çeşitli malî teşvikler almış ihracatçı. Yükümlülüğünü yerine getirmemiş, dövizi yurda taşımamış. Peki, bu durumda, verdiğiniz malî teşvikler ne olacak; yani, bunlar nasıl düşünülecek değerli arkadaşlarım?

Burada, özetle söyleyeyim: Gerek tasarının geçici maddeleri, gerekse ilk maddesi itibariyle, dengeli olmayan, aşırı hafifletilmiş ve neredeyse, sadece davaların tasfiyesini amaçlayan -buradan da, küçük birtakım gelirler gelir mi diye, çok iyimser bakışla ve iyi niyetli bakışla- bir düzenleme yer almaktadır. Kendi içerisinde dengesi yoktur. Hüküm giymiş ile giymemiş arasındaki farklar anlamlı değildir. Vergi barışından yararlanmak üzere başvurmuş olanlara olağanüstü imkânlar getirilmektedir.

Bu arada, geçici madde 1, 2 ve 3'te yükümlünün, kendisini, yükümlü olduğu kıymeti yurda getirmeden de bundan yararlanma imkânı ortaya çıkmaktadır.

Bu tür düzenlemelerin -tekrar söylüyorum- bir yararı yoktur. Türkiye'de eğer ihracatçıyı savunmak, korumak istiyorsanız, bunun yolu şudur: Bir kere, mutlaka, finansman ayağını sağlam tutmalısınız. Yani, kaynak bulalım, destek olalım, şu, bu, falan, bütün bunları yeniden gözden geçirmelisiniz; ama, aynı zamanda, Eximbank gibi kurumlar aracılığıyla, bu tür, ihracata destek yöntemlerini de çok iyi düzenlemelisiniz. Yapmazsanız, karşınıza, bir süre sonra yeniden bu tür sorunlar bir yumak halinde gelmeye başlar. O nedenle, burada, finansman ayağını dikkate almayan bu tür düzenlemelerin bir yararı olmayacağını düşünüyoruz; o nedenle, bu konuda eleştirel tavrımızı burada huzurunuza getirmiş bulunuyoruz.

Dikkatiniz için teşekkür ederim. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Türk parasının kıymetini koruma hakkında kanunda değişiklik yap.dair.(ss.253)”. TBMM Genel Kurulu, 112. Birleşim tutanağı, 29 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-07-29-turk-parasinin-kiymetini-koruma-hakkinda-kanunda-degisiklik-yap-dair (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
