# Kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu tasarısı (s.sayı:302)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim
- **Tarih:** 10 Aralık 2003
- **Gündem:** KAMU MALİ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU TASARISI (S.SAYI:302)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-12-10-kamu-mali-yonetimi-ve-kontrol-kanunu-tasarisi-s-sayi-302

> Oğuz Oyan (CHP), 10 Aralık 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU MALİ YÖNETİMİ VE KONTROL KANUNU TASARISI (S.SAYI:302)); konuşma 1.073 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının 1927 yılından bu yana yürürlükte olan çok temel bir malî kanunu değiştiren, dolayısıyla, bugün burada olduğundan daha fazla ilgiyi hak etmesi gereken bir tasarı olduğunu belirtmekle söze başlamak istiyorum.

Böylesine bir tasarının 48 saat geçmeden Genel Kurula indirilmesi, Parlamentomuzun bu konudaki ciddiyetine halel getirecek bir durumdur; çünkü, böylesine önemli ve Türkiye'nin bundan sonraki on yıllarını belirleyecek bir tasarının bu kadar aceleye getirilmesinin ne gibi gerekçelere dayandığını anlamak gerçekten zor. Bunun arkasında bir IMF baskısının olduğunu, bir yeni gözden geçirmenin yapısal ölçütlerinden biri olarak bunun ileriye sürüldüğünü tahmin edebiliriz; ama, burada, önümüze gelen tasarının, yine de, Parlamentomuzun hiç olmazsa ilgili komisyonunda, bir altkomisyona daha fazla zaman verilerek pişirilmesi, olgunlaştırılması ve bunun milletvekilleri tarafından hazmedilmesinden sonra bu teknik düzenlemenin burada tartışılıyor olması gerekirdi.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, bugün, bir YÖK Yasasını, birkaç ayda bitirelim diye iktidarınız önümüze getiriyor; oysa, Avrupa Birliği, 1998'deki Bolonya Deklarasyonundan sonra -1998'de Bakanlar Kurulunda aynı deklarasyon yapılmış- 2010'a kadar, Avrupa Birliği, kendi üniversiter sistemini yeniden düzenleme süresini tayin etmiştir; yani, on yıldan fazla bir süre, Avrupa Birliğinin üniversite reformuna ayırdığı süredir. Bunu çok bulabiliriz; ama, hiç olmazsa bir yıl böyle bir konu tartışmaya açılmalı ve eksiği gediği kapatılmalıdır.

Şimdi, burada, bir de ilginç olan bir şey var. IMF'ye söz verildiği için belki aceleye getiriliyor; ama, tasarı, mevcut haliyle, aslında bir yasak savma tasarısı da. Yani, IMF'ye söz verildiği için alelacele hazırlanmış; ama, mevcut yapı içerisinde, bize bugün önerilen bu tasarı içerisinde, bütün sistem içi kurumların, özellikle Maliye Bakanlığı, DPT Müsteşarlığı gibi kurumların mevcut pozisyonlarını kaybetmeden, değiştirmeden, sanki bir şeyler yapılıyormuş izlenimini vermeye yönelik bir tasarıdır bu.

Madde 9'a bakarsanız, kurumların yetki kullanımı yerine -ki, esasta, kurumların yetkisi kaynak kullanımının performans ölçümü üzerine oluşmalıdır- orada, hâlâ Maliye Bakanlığı, DPT'nin, sürekli olarak sistem içerisine müdahil olduğunu görürsünüz. Birazdan değineceğim 10 uncu maddede ve diğer maddelerde de benzer şeyler var.

Değerli arkadaşlarım, görüşmekte olduğumuz tasarı, hesap verme sorumluluğu, stratejik plan, performans ölçümü, saydamlık, iç ve dış denetim gibi, kamu yönetimi ilkeleri üzerine inşa edilmeye çalışılıyor; güzel, bu tılsımlı sözcükleri kullanıyor; ama, tasarı, bu haliyle yasalaştığı takdirde, çok büyük sorunlara neden olacaktır.

Bir kere, her şeyden önce bu kavramların doğru bir şekilde kavranılmadığını, bu tasarı içerisinde görüyoruz. Kavramlar hatalı bir şekilde kullanılınca da, buradan ortaya çıkacak sistemin hatasız olması mümkün değildir. Hesap verme sorumluluğu eğer doğru bir şekilde dizayn edilmiş olsaydı, burada, birçok başka unsurun tasarı içerisinde olması gerekirdi. Tasarının performans denetimi ve performansın raporlanması konularına yaklaşımı hatalıdır, eksik bilgilere dayalıdır, aynı şekilde, denetimle ilgili düzenlemeler, genel kabul görmüş denetim standartlarına uygun değildir.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarıyı hazırlayanlar, nasıl bir sistem değişikliğine gidildiğinden ve ne kadar büyük sorunlarla karşı karşıya kalınacağından habersiz görünüyorlar. Hesap verme sorumluluğu, stratejik plan, performans ölçümü, saydamlık gibi kavramlar, telaffuzu kolay; ama, hayata geçirilmesi güç kavramlardır. Performans bütçesi hazırlamak, başlıbaşına büyük bir iştir; bir şey yapmak yerine bir şey yapıyormuş gibi yapmıyorsak, gerçekten çok büyük bir iştir.

Bakın, ben size, hesap verme sorumluluğu üzerine bir tanım vereyim: Hesap verme sorumluluğu, kendisine yetki verilen yetkililerin ve kaynak tahsis edilen yetkililerin, bu yetkileri ve kaynakları ne kadar iyi kullandıklarını raporlama, sergileme sorumluluğu olarak tanımlanabilir. Kamu kaynaklarının iyi kullanılıp kullanılmadığının, yani verimli, etkin ve tutumlu bir şekilde kullanılıp kullanılmadığının üzerinde bir kanaate ulaşmak istiyorsak, performans ölçümü yapılması gerekiyor. Bir başka ifadeyle, hesap verme sorumluluğu, en iyi şekilde, performansın ölçülmesiyle ve performans ölçümü sonucu ortaya çıkacak performans bilgilerinin raporlanmasıyla yerine getirilebilir. Performans ölçümleri ile stratejik planlar ve performans bütçe arasında çok sıkı bir bağlantı vardır.

Başka ülkelerin deneyimleri, oluşturulan sistem içerisinde bu mekanizmaların nasıl işlediğini bize gösteriyor. Bakın, örnek vereyim: Kurumlar, uzun dönemli stratejik planlar çerçevesinde, vizyonlarını, misyonlarını -bu kelimeler var bu tasarıda; ama, anlamları kayarak- amaçlarını, hedeflerini ve performans hedeflerini belirlerler. Ayrıca, kurumlar, belirledikleri amaç ve hedeflerine ulaşmak için, yıllık performans planları geliştirmekte, amaç ve hedefleri ne ölçüde gerçekleştirdiklerini değerlendirmek için, performans ölçüm rejimi oluşturmaktadırlar. Oluşturulan performans ölçüm rejimi içerisinde program, faaliyet veya projelerle ilgili girdileri, çıktıları, sonuçları, hizmet kalitesini ve maliyetleri içeren performans göstergeleri seti oluşmaktadır. Bu set aracılığıyla, amaç ve hedeflere ne ölçüde ulaşıldığını değerlendirmeye elverişli performans bilgileri elde edilmekte ve ulaşılan performans raporları aracılığıyla yayımlanmaktadır.

Demek ki, hesap verme sorumluluğu, elde edilen, ulaşılan sonuçların raporlanması yoluyla yerine getirilmekte, böylece başarı ya da başarısızlık açık ve saydam bir şekilde sergilenmektedir. Oluşturulan bu yapı içerisinde, bakanların ve kurum yöneticilerinin hesap verme sorumluluğu, yürütülen faaliyet, program ya da projelerle ilgili amaç ve hedeflerin gerçekleşme derecesine göre değerlendirilmektedir. Uygulamada kimlerin, nelerden dolayı hesap verme sorumluluğu içinde olduğu, bazı tartışmalar yaratabiliyor; ama, genel kabul gören uygulama şudur: Yöneticilerin -örneğin müsteşar, genel müdür ve benzerlerinin- hesap verme sorumluluğunun çıktılarla sınırlı olduğu, yani, outputs denilen çıktılarla sınırlı olduğu; müsteşarların, bakanlara karşı, belli çıktılar elde etmekten dolayı hesap vermekle sorumlu olabilecekleri; ancak, sonuçlarla, yani, outcomes denilen sonuçlarla ilgili hesap verme sorumluluğunun ise bakanlara ait olduğu ve bakanların, parlamentoya karşı, belli sonuçların elde edilmesinden dolayı hesap verme sorumluluğunun olduğu yolundadır.

Örnek vereyim: Diyelim ki, çocuk ölümlerini yüzde 1 oranında azaltmak istiyorsunuz. Bakan, bu konuda, bütçesi görüşülürken parlamentoya bu taahhüdü verir, bunun yetkisini ve kaynaklarını alır. Aldığı yetki ve kaynak karşılığında bu taahhüdü verir; ben, çocuk ölümlerini yüzde 1 azaltacağım... Peki, araçları nedir; diyelim, araçlardan bir tanesi aşılama sistemi olsun. Müsteşar, o aşılama sisteminin, diyelim 1 000 000 çocuğa aşı yapılacağı konusundaki taahhüdünü kendi bakanına verir, bununla ilgili sorumluluğunu bakanına karşı yerine getirir. Peki, bütün bunlar, bu tasarıda herhangi bir şekilde düzenleniyor mu; hayır. Yani, ölçülebilir taahhütlere dayalı performans denetimleri, bu tasarıda ne yazık ki düzenlenmemiştir.

Bakanların, sonuçlardan dolayı parlamentoya karşı hesap verme sorumluluğunu yerine getirebilmesi, parlamentonun tahsis ettiği kaynaklara karşılık ne tür sonuçlar elde etmeyi taahhüt ettiğini beyan etmesine, yani, ölçülebilir hedefler belirlenmesine bağlıdır. Benzer şekilde, üst yöneticilerin hesap verme sorumluluğunu yerine getirebilmeleri de, kendilerine tahsis edilen kaynakların ve verilen yetkilerin karşılığında nasıl bir performans sergileyeceklerini beyan etmelerine, yani, ölçülebilir performans hedeflerini belirlemelerine bağlıdır. Hesap verme sorumluluğu, bu karşılıklı taahhüt ve beklentiler çerçevesinde yerine getirilmekte, performans ölçümlerine dayalı performans raporları aracılığıyla, bu sorumluluğu ne şekilde yerine getirdiği sergilenmektedir.

Peki, tasarı buna yer veriyor mu? Tasarı, bu mekanizmaları görmezden gelmektedir. Tasarının 8 inci maddesinde, tanımı yapılan hesap verme sorumluluğu anlayışı ile bizim burada anlattığımız hesap verme sorumluluğu arasında bir benzerlik kurulamamaktadır ne yazık ki. Dolayısıyla, bu tasarı, bu haliyle, ölü doğmuş bir tasarı olmaktadır. Bakınız, ölçülemeyen durumlarda dahi dolaylı kanıtlara başvurulmaktadır. Diyelim ki, performans kriterlerini geliştiremiyorsunuz, o zaman, performans göstergelerine başvuruluyor. Dolaylı ya da doğrudan göstergeler, genellikle dolaylı göstergeler... Bir örnek verelim: Uyuşturucu kullanımını azaltmak hedefi güdüyorsunuz. Burada somut, ölçülebilir ölçütler, eğer, geliştiremiyorsanız...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Kamu mali yönetimi ve kontrol kanunu tasarısı (s.sayı:302)”. TBMM Genel Kurulu, 26. Birleşim tutanağı, 10 Aralık 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2003-12-10-kamu-mali-yonetimi-ve-kontrol-kanunu-tasarisi-s-sayi-302 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
