# Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim
- **Tarih:** 18 Şubat 2004
- **Gündem:** KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2004-02-18-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349

> Oğuz Oyan (CHP), 18 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KAMU YÖNETİMİ TEMEL KANUNU TASARISI (SS.349)); konuşma 1.803 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yemek sonrasının bu boşluğu önünde konuşmak, doğrusu, tercih ettiğim bir ortam değildi; ama, sonuç itibariyle, Türkiye'de, milyonlarca insanın bu tartışmaları büyük bir ilgiyle izlediğini düşünerek, en azından, toplum, Mecliste olduğundan daha ilgili diye düşünmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada, tartıştığımız, konuştuğumuz tasarı, Türkiye'nin önümüzdeki çok uzun bir dönemini etkileyecek, hatta, altüst edecek bir tasarıdır. Dolayısıyla, buradaki bu tasarıyı tartışırken, burada AKP sözcülerinin yaptığı gibi, Sayın Bakanın yaptığı gibi, Anamuhalefet Partisi Cumhuriyet Halk Partisinin söylediklerini farklı bir şekilde ya da onun konumunu çarpıtarak yorumlamak yerine ya da referansları cumhuriyet dönemi dışındaki yerlerden almak yerine, biraz daha, galiba, dikkatimizi, neyin benzer neyin farklı olduğuna çevirirsek ve Cumhuriyet Halk Partisinin neyi söylemek istediğini anlamaya çalışırsak, herhalde, bu, İktidar Partisi açısından da bir ilerleme olabilir.

Bakınız, buraya gelen AKP Sözcüsü Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat, referans verirken 1921'deki bir yasamaya gidiyor ve orada kalıyor; çok ilginç bir şey. Cumhuriyet 1921'de kurulmadı değerli arkadaşlarım; cumhuriyet 1923'te kuruldu. Ondan sonraki bütün cumhuriyet dönemi ilerlemelerini yok mu sayıyorsunuz?! Referans noktanız cumhuriyet öncesi mi?! Cumhuriyet öncesindeki 1920 ile 1923 arasındaki dönem, Türkiye'de, henüz, merkezî idarenin bütün bir ülkeye, o parçalanmış ülkeye hâkim olamadığı bir dönemdir zaten. Dolayısıyla, orada elindeki yetkileri merkezî olarak tutması mümkün değildir. Siz, 1921'i örnek vereceğinize, seksen yıllık cumhuriyet tarihinin bu konudaki gelişmelerini örnek almaya çalışın, referansınızı cumhuriyet içinde tutmaya çalışın.

Bakınız, şimdi, bu yasayla ilgili Sayın Bakan "siz burada eleştiri yapıyorsunuz da halk adına ne söylüyorsunuz" dedi.

Şimdi, bu yasa, kuşkusuz, bir kamu yönetimi yasası. Kamu yönetimi yasası, esas itibariyle, soyut bir düzenlemedir; ama, ben, Sayın Bakan söyledi diye değil, zaten öyle söyleyeceğim için, ama, Sayın Bakanın da, herhalde, söylemesine de bir cevap olacaktır; toplum ne bekliyor, siz ne öneriyorsunuz, oradan gireyim.

Değerli arkadaşlarım, toplum ne bekliyor; topluma siz diyorsunuz ki: "Biz, düzenleme yapıyoruz; bu düzenlemeyi yapınca toplum daha iyi hizmet alacak." Acaba?.. Gerçekten öyle mi? Sizin yaptığınız düzenlemeyle, toplumun beklentileri arasında uçurumlar var, okyanuslar var.

Toplumun talebi nedir; yeterli ve nitelikli kamu hizmeti almaktır. Toplumun böyle bir talebi var. Peki, siz, bu hizmeti sunabiliyor musunuz? Böyle bir hizmet bugün sunulabiliyor mu? Türkiye'de merkeziyetçilik mi hizmeti sunamamanın nedeni? Toplam vergi gelirinin yüzde 66'sını, 2004 bütçesinde faize aktaracaksınız. Düzelmiş dediğiniz 2004 yılında dahi topladığınız vergilerin üçte 2'sini faize aktaracaksınız.

Toplum, "ak kedi" ya da "kara kedi" demiyor. Toplum, kedinin fareyi tutmasını istiyor; yani, kamunun, kamu hizmeti üretmesini istiyor. Yani, bunu merkez ya da yerel üretmiş, birinci meselesi bu değil toplumun, halkın. Halkın birinci meselesi, hizmetin üretilmesi.

Türkiye'de devlet, hizmet üretemez noktadadır. Türkiye'de bu anlamda devlet, meşruiyetini yitirme noktasındadır. Siz, böyle bir noktada nasıl bir davranış içindesiniz; siz böyle bir noktada diyorsunuz ki, bu IMF programlarının sadık uygulayıcıları olarak, giderek daha da az kamu hizmeti üreten bir iktidar olarak, ne yapıyorsunuz, ben, bu hizmet üretemez yapıda üzerimdeki sorumluluktan kurtulayım, bunu üstümden yerel yönetimlere atayım, o hizmetler yapılıyormuş gibi olsun orada. Ne kadar kaynak aktaracaksınız belli değil. Bu üçüncü kitap olarak dağıttığınız şeyde belli değil. İl özel idarelerine ne kadar kaynak aktaracaksınız; büyük bölümü oraya aktarıyor. Daha önceki taslaklarda yüzde 6'ydı. Yani, yüzde 1 yerine yüzde 6'ya çıkaracaksınız. Yani, yüzde 5'lik bir ilave pay aktarıp, ne haliniz varsa görün, bütün hizmetleri yapın diyeceksiniz. Vergilerin yüzde 66'sını faize aktarmaktan vaz mı geçeceksiniz? Vergilerin yüzde 66'sı faize gitmeye devam edecek, siz ne yapacaksınız; alın size yüzde 5, hizmet üretin... Bu, kamu hizmeti üretme sorumluluğunu üzerinden atmaktır, bundan kaçmaktır.

İkinci bir kaçış noktanız şudur: Sadece yerele atmıyorsunuz, hizmet üretme sorumluluğunu, sadece IMF programları için o üretemediğiniz hizmetleri üzerinizden atmıyorsunuz, bir başka şeyi daha yapıyorsunuz; yerel yönetimler aracılığıyla piyasaya aktarıyorsunuz ve bunu bir fazilet olarak savunuyorsunuz. Gerekçelerinize bakın, bu tasarının yönetim anlayışının birinci gerekçesinde "piyasaya saygılıdır ve mümkün olduğu ölçüde piyasa araçlarını kullanır" deniyor. Yani, sizin gerekçenizin birinci maddesi, niçin bunu yapıyorsunuzun birinci maddesi piyasadır, kamu hizmetini, kamu hizmeti olmaktan çıkarmaktır; bu mu sosyallik, bu mu adalet değerli arkadaşlarım?! Bu, Türkiye'de sosyal devletin idam fermanıdır. Bu, daha da ötesinde, Türkiye'de kamu hizmeti üretiminin idam fermanıdır. Siz, bu yasada şunu söylüyor musunuz; halkın talebi şu: Halk "ben vergi ödüyorum, eğitimi bedava almak istiyorum, özel okulda değil" diyor, ya da "kamu kurumuna, aile birliğine, yakacak yardımı yaparak, karneyi parayla satın alarak çocuğumu okutmak istemiyorum" diyor. Sizin bu yasanız bu konuda ne diyor Sayın Bakan? Halk "ben sağlık primimi ödüyorum, ben sigortamı ödüyorum, bunu ödedikten sonra bir de hastanede gidip ayrıca özel muayene parası ödemek istemiyorum" diyor; sizin yasanız buna ne getiriyor? Kamu hizmetini yerelleştirmek ve özelleştirmekten, piyasaya devretmekten başka ne getiriyor Sayın Bakan? Halk bunu soruyor; halk ne diyor dediniz, işte halk bunu soruyor. Halk, Avrupa'da olduğu gibi...

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI MEHMET ALİ ŞAHİN (İstanbul) - Diğer yasalarda...

OĞUZ OYAN (Devamla) - Sayın Bakan, konuşma hakkınız sınırsız, oradan laf atmayın, konuşursunuz.

Halk, aile yardımı yapılmasını istiyor. Yoksullar, Türkiye'de, sizden, sadaka, iane, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan yardım için ilçe teşkilatları önünde kuyruktan geçmek istemiyor. Bu halk, sizden, yasayla tanınmış haklar istiyor, aile yardımı istiyor. Şimdi, siz, burada, diyorsunuz ki: "Malî açığı kapatacağız." Hangi malî açığı kapatacaksınız?! Kapatırsınız tabiî!.. Siz, bu yasayla, kamunun üzerindeki bütün hizmet üretme sorumluluğunu, yerele ve oradan özele atarak, kamunun, artık işlevsiz... Kamunun tek işlevi ne kalıyor; borç ödemek; yani, IMF'nin bekçiliğini yaptığı bu para akımlarının tepesinde bir bekçilik görevi yapmak; yani, siz, geçmiş iktidarlardan daha fazlasını yapıyorsunuz; ona, birazdan geleceğim. Değerli arkadaşlarım, bu, sizin iktidarınızın bir icraat biçimi olabilir; ama, Türkiye'de, toplumun talebi bu değildir.

İkinci konu, toplumun bir diğer beklentisi, kamu hizmetlerinin hiçbir ayırımcılığa yol açılmadan, kamu hizmetlerinin hiçbir partizanlığa yer verilmeden, kamu hizmetlerinin hiçbir savurganlığa, hiçbir israfa yol açılmadan, yolsuzluklara yol açılmadan gerçekleştirilmesidir; yani, daha iyi denetim, daha iyi denetimdir; bütün rant kanallarının tıkanmasıdır. Sizin yaptığınız bu mu?! Siz, burada, teftiş kurullarının tasfiyesine varan bir düzenleme getiriyorsunuz, diyorsunuz ki, Sayıştay denetimi... Sayıştay denetimi zaten var, yeni bir şey getirmiyorsunuz. Bütün yerel yönetim kurumları Sayıştay denetimine zaten tabidir. Burada, sizin yaptığınız nedir; orada, sorgulama hakkına da sahip olan ve sorgulama, teftiş, inceleme ve sorgulama haklarını kullanan bu teftiş kurullarının -bütün halıyı alttan çekerek- tasfiyesine yol açıyorsunuz. Bu mu hesap verme sorumluluğu... Hesap verme sorumluluğu gibi süslü laflar bu tasarıda var mı, var; ama, altı boş, mekanizması yok; yani, kime hesap verecek... Özellikle de, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda bu geldi, mekanizması orada da yoktu; ama, bu tasarıyla iyice kalkıyor. Bir vali, bu kadar çok kamu hizmetinin sorumluluğunu üstlenen bir vali, hangi bakana, nasıl hesap verecek?! O bakan, gelecek, burada, bize, nasıl hesap verecek?! Bunun hiçbir mekanizması, hiçbir performans denetim ölçütü burada yoktur; buna bağlı olarak çıkan ya da taslaklarını gördüğümüz diğer yasalarda da yoktur.

Değerli arkadaşlarım, sizin teftiş kurullarını etkisizleştirmenizin arkasındaki yatan nedeni biz biliyoruz. Siz, bugün, kendi üzerinizdeki dosyaları, dokunulmazlık zırhı arkasına saklanarak eğer gündeme getiremiyorsanız, milletvekillinin dokunulmazlığını kaldırma sözünü, ya da sınırlandırma sözünü bütün herkes için burada uygulayamıyorsanız, şimdi bu denetim dışına kaçışla, teftiş kurullarının tasfiyesiyle yapmak istediğiniz ve yapacağınız şey, kendi döneminizdeki icraatlarınızla ilgili her türlü denetim kurumlarının kurumsal hafızasını yok etmektir. Kurumsal hafızayı yok eden bir icraatın başlangıcını burada açıyorsunuz. Dolayısıyla, gerekçenizde süslü bir laf olarak duran o "performans açığını kapatacağız" sözü, hiçbir altyapısı olmayan, hiçbir dayanağı olmayan bir hükümden başka bir şey değildir.

Üçüncü olarak, siz, burada diyorsunuz ki, küreselleşmenin sonuçlarıdır, çağdaşlıktır; yani, dünya böyle gidiyor, biz de böyle gideceğiz. Bakınız, size bir kere şunu söyleyeyim: Küreselleşme iki taraflı bir bıçaktır. Küreselleşme, bir taraftan çok güçlü devletleri, Amerika gibi, Avrupa Birliği gibi -bunların bütününü de bir küresel devlet diye düşünün- o birliği de ya da onun içinde tek tek bir Fransa, bir Almanya, Türkiye'den çok daha fazla ulus devlettir hâlâ, birlikiçi ilişkiye rağmen; ama küreselleşme simetrik olmayan bir ilişki yaratıyor. Bir, Amerika gibi çok güçlü devletler kendi ulus devletlerini aşırı güçlendiriyorlar, bunu güçlendirirken de, bizim gibi, çevre, üçüncü dünya ülkeleri dediklerini unufak etmeye çalışıyorlar. Oradaki o ulus devlet yapısını darmadağın etmeye çalışıyorlar; yani, küreselleşme böyle çalışıyor. Dolayısıyla, küreselleşme ile yerelleşme bir arada gidiyor. Niye küreselleşme ile yerelleşme birbirinin zıttı değildir de, kardeşidir; işte bu nedenle öyledir. Küresel güçler, bunun içinde siyasî güçler ve ekonomik güçler, hepsi daha fazla yerel yönetimlere yetki devredilmesini istiyorlar. Çokuluslu şirket, yatırım yapacağı zaman bir ülkeyle değil, gidip bir belediyeyle o ilişkiyi kurmak istiyor, karşısında daha zayıf bir güçle o pazarlığı yürütmek istiyor.

Siz, burada bu küreselleşmeyle bağlantıyı nasıl bir şey görüyorsunuz, ne istiyorsunuz, toplum ne istiyor? Toplum, küreselleşmeden ne bekliyor; "biz, bu küreselleşmeden dünyanın ileri ülkeleri gibi daha fazla refah istiyoruz, daha fazla zenginleşme istiyoruz" diyor, toplumun talebi bu. Sizin talebiniz ne; başmüsteşara bakın, ne istiyor; başmüsteşar diyor ki yazısında: Globalleşmenin; yani küreselleşmenin olduğu her yerde mahalli kültürler gelişmeye başlar. Bizim ülkemiz söz konusu olduğu için, mahallî kültür İslamdır. Globalleşme ne kadar artarsa İslamlaşma da o kadar çok artacaktır. Yani, arkasından, devam ediyor, onun için laiklik, cumhuriyet, bizim bunları zayıflatmamızın yolu ademi merkeziyettir; yani, yerel yönetimleri güçlendirelim... Buradan, biz, Türkiye'deki ulus devleti...

MAHFUZ GÜLER (Bingöl) - Öyle bir şey yok...

OĞUZ OYAN (Devamla) - Var işte; yani, sizin, halen Başmüsteşar sıfatını... Kimin Başmüsteşarı; Başbakanın, Başbakanın koruduğu, kolladığı, hâlâ devam eden... Böyle bir müsteşarın hazırladığı bir tasarıyla karşımıza çıkıyorsunuz ve Türkiye Cumhuriyeti dönemine bile referans vermeye gitmeden, 1921'den bahsediyorsunuz... Bu, Türkiye Cumhuriyetine karşı bir tehdittir. Bu yasa ve sizin bu anlayışınız, cumhuriyete, laik cumhuriyetin varlığına bir tehdittir. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) - O da bitti, o konuşmanız da bitti...

OĞUZ OYAN (Devamla) - Burada öngörülen şey bir yönetsel federalizmdir. Bu yönetsel federalizm, bu yasanın 7 nci maddesiyle kendini ele vermektedir. Biraz önce burada dile getirildi; merkezî hükümete sadece 10 tane hizmet alanı sayan, gerisini tamamen yerel yönetime veren bir yasa, üniter bir devletin yasası olamaz. Burada bir yönetsel federalizm amaçlanmaktadır.

Şunu da söyleyeyim: Başlangıçta, yanlış olarak, kendi kitaplarında da söylediler sanıyorum; biz CHP'ye de brifing verdik, onlardan görüş aldık... Bize, sadece, dokuz on ay önce -sanırım nisan ayıydı- bir sunuş yapıldı, yani bilgi verildi. Bu sunuşta biz, şunu söyledik: Sizin bu taslağınız, bu şekliyle, merkezî iktidarın görev alanını sınırlandıran, 10 maddeyle sınırlandıran, gerisini tümüyle yerel yönetime bırakan bir taslak, bir tasarı. Bu, atanmış vali sistemiyle gitmez, bizi, seçilmiş vali sistemine götürür dedik. Hemen Ömer Dinçer oradan atladı "tamam, siz destek verin, seçilmiş valiye geçelim" dedi; yani, bu gizlenemez, saklanamaz bir ihtiras olarak, bunun arkasında gizli gündem olarak duruyor zaten; yani, bunu, biz, kendi Grubumuzda yaptığımız görüşmede, 30 kadar arkadaşımızın önünde yaptığımız görüşmede tespit edebildik.

Dolayısıyla, burada şu tespiti yapmama izin verin: Burada, gerek Dünya Bankası gerek IMF'nin dayattığı bir yapısal reform olmasının ötesinde, sizin de çok arzu ettiğiniz bir düzenleme var. 57 nci hükümetten sizin farkınız bu. 57 nci hükümet, önüne getirilen bu IMF yasalarını olduğu gibi imzaladı, çıkardı. Siz bundan bir adım öteye gidiyorsunuz, bu tür düzenlemelere sadece boyun eğmiyorsunuz, ondan yarar umuyorsunuz, kendi gizli gündeminizi ortaya koymak için bir de ondan yarar umuyorsunuz; birlikte, cumhuriyetin kalelerine nasıl saldırabiliriz hesabı yapıyorsunuz. Dolayısıyla, bu, içeride meşruiyet arayışını, dış güçler üzerinden meşruiyet arayışını sürdüren bir iktidarın, Türkiye açısından bir talihsizlik olduğunu düşünüyorum.

Son olarak şunu söyleyeyim: Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, kuşkusuz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Kamu yönetimi temel kanunu tasarısı (ss.349)”. TBMM Genel Kurulu, 54. Birleşim tutanağı, 18 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2004-02-18-kamu-yonetimi-temel-kanunu-tasarisi-ss-349 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
