# Genel Kurul konuşması

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim
- **Tarih:** 1 Temmuz 2004
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2004-07-01

> Oğuz Oyan (CHP), 1 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim oturumunda konuştu; konuşma 2.275 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, burada, bir anlamda, son yetmişdört yıllık tarihimize damgasını vuran bir yasanın, 1580 sayılı Yasanın kaldırılmasını tartışıyoruz. Bu yasa, kamu yönetimi tarihimizde -eğer kaldırılırsa- hukuk anıtı olarak yerini alacaktır.

Kaleme alınışındaki mükemmeliyeti, uzak görüşlülüğü, çağın ilerisinde oluşu, hükümleri arasındaki sağlamlık, tutarlılık nedeniyle bu yasa zamana karşı direnmiştir. Dolayısıyla, bugün, bu sorumluluğu bilerek burada tartışmamız gerekmektedir.

1580 sayılı Yasa bir çağdaşlaşma anıtı olmuştur. Bu yasa, Türk kadınına yerel yönetim organlarına seçme ve seçilme hakkını, birçok Avrupa ülkesinden daha erken tanımıştır. Bu yasa, belde halkının ortaklaşa ve çağdaş gereksinmelerini gidermeye yönelik her türlü girişimde bulunma yetkisini belediyelere vermiş olan bir yasadır.

Bugün görüştüğümüz yasa tasarısı, 1580 sayılı Yasanın birçok bakımdan gerisinde kalan bir tasarıdır ve bu yasayı aşması gereken noktalarda da tökezlemektedir. Ne kadın haklarının daha fazla geliştirilmesi ne kamu görevlilerinin belediye meclisinde görev alabilmelerinin yolunun açılması ne mahalle muhtarlarının belediye meclislerine katılımı ne mahalle bazında temsilciler sisteminin yasal dayanağa kavuşturulması ne de belediyelere genişleyen yetki ve görev alanlarıyla uyumlu ve dengeli kaynakların aktarılmasını öngörmektedir. Dolayısıyla, çok sayıda yetersizlikler, yanlış tanımlamalar, yanlış yönlendirmeler ve Anayasaya aykırılıklarla bezenmiş bir tasarıyı tartışacağız.

Üstelik, şunu da söyleyeyim; bütün bu yetersizliklerine rağmen, bu yasa tasarısı, âdeta bir reform havasında sunulmaya çalışılıyor. Biz, bu kadar çok çelişki içeren bir tasarının, bu çelişkileri uzun süre taşıyamayacağını düşünüyoruz. Dolayısıyla, bugün yaratılan yeni mekanizmaların sistemsizlik anlamına geldiğinin çok geçmeden anlaşılacağını düşünüyoruz.

(x) 616 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Bizim buradaki çabamızın amacı şudur: Biz, testi kırılmadan, anayasal kamu yönetimi sistemimizle uyumlu bir yasa düzenlemesinin oluşmasına katkıda bulunmak istiyoruz. Anayasaya aykırılıklarla ilişkili olarak vereceğimiz önergeler, esas itibariyle bunlarla ilişkilidir. Onun dışında da az sayıda önerge vereceğiz. Az sayıda önerge vermemizin nedenlerini kısaca tekrar söyleyeyim; çünkü, basit rötuşlarla düzeltilebilecek bir proje karşısında bulunmuyoruz; bu bir.

İkincisi, bu tasarıyı A'dan Z'ye düzeltsek bile, diğer tasarılar ortada durdukça, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı ortada durdukça, geçen hafta kanunlaştırdığımız İl Özel İdareleri Kanunu ortada durdukça, bugün burada yapılacak düzeltmelerin bu bütün içinde bir anlamı olmayacaktır; dolayısıyla, hepsinin yeniden ele alınması halinde ancak bizim bu konuya katkımız çok daha kapsamlı olabilirdi; ama, biz gene de Meclisi, yönetimi bazı hatalardan esirgemek adına, demokratik belediyecilik anlayışının nasıl olabileceğini bir anlamda da göstermek adına bazı sınırlı önergeler vereceğiz. Burada hem Anayasaya hem de Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına aykırılıkları dile getireceğiz.

Değerli arkadaşlarım, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı demişken şunları öncelikle zikretmek gerekiyor. Bu şart, bize, merkezî yönetimin görevlerini tek tek sayarak sınırlayın demiyor ya da yerel yönetimleri, bilhassa il özel idarelerini genel yetkili idare durumuna dönüştürün demiyor. İl özel idareleri zaten birçok Avrupa ülkesinde kurumsal olarak dahi yok olan bir mekanizma. Bu Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı, bize, kamu görevlerini ve kamu hizmet yetkilerini, gelir dengesini hiç hesaba katmadan yerel yönetimlere aktarın demiyor. Burada, biz, hangi kaynakların yerel yönetimlere aktarılacağını bu yasa tasarısı tartışılırken bilemez durumdayız. Bu şart, bize ya da size, şirket ve işletme kurma modelini esas alarak yerel yönetimleri ve kamu hizmet üretimini tamamen piyasa mantığıyla işletin demiyor. Bu şart, size, kaynaklarınızı borç faizine aktarıyorsunuz, görevler yapılamıyor, bütün kamu hizmetini aktarın yerel yönetimlere, onlar da bunu tekrar fiyatlandırarak satsın ve kamu hizmeti bir piyasa malı olsun demiyor. Gene bu şart, size, denetimin içini boşaltın, piyasaya devredin demiyor; hesap verme sorumluluğunu sadece süslü bir laf olarak ekleyin, içerik koymayın demiyor. Gene bu şart, size, karar alma, uygulama ve bilgi edinme hakkına ilişkin olarak gündemde sürekli tutulması gereken saydamlık ilkesini içi boş bir sözcük durumuna getirin demiyor. Gene bu şart, size, Bu şart size, kamu çalışanlarının özlük haklarını budayın, iş güvencesini ortadan kaldırın, esnek çalışma koşullarını, iğreti ve güvencesiz sözleşmeli çalışma ilişkileriyle değiştirin demiyor.

Bütün bunları demiyor Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı; ama, sizin tasarılarınız bunları getiriyor; sizin, geçen haftaki tasarınız da, bugün tartıştığımız tasarınız da bunları getiriyor; hem de kendi iç hukukumuzla, yani, anayasal kamu düzenimizle çatışarak getiriyor; hatta, bazı hükümleri, doğrudan doğruya Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına aykırı olarak getiriyor. Şimdi, bunları kısaca belirteyim.

Birincisi -geçen hafta söylediğim için uzun tutmayacağım- Anayasaya temelden aykırı düzenleme, 14 üncü maddenin birinci fıkrasında yer alıyor; yani, burada "belediye, kanunlarla münhasıran başka bir kamu kurum ve kuruluşuna verilmeyen mahallî müşterek nitelikteki her türlü görev ve hizmeti yapar veya yaptırır, gerekli kararları alır, uygular, denetler" deniliyor.

Bunun ardından belediyelerle ilgili bazı görev alanlarını saymak, Anayasaya karşı hile yapmaktan başka bir şey değildir. Anayasanın, bu kuruluşları, bu kurumları özel yetkili saymasının kılıfını göstermek içindir; ama, buradaki birinci fıkra, bunun işlemezliğini ortaya koyuyor.

Keza, Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının temel maddesi, 7 nci maddesi ortada durdukça, yani, kamu yönetimini, kamu merkezî yönetimini 10 alanla sınırlı bir özel yetkili idare yapmakla sınırlı oldukça, Anayasanın 126 ncı ve 127 nci maddelerine aykırılık, daha başlangıçta ortaya konulmuş demektir. Bizim temel itirazımız da, zaten, bu noktayadır.

İkincisi; "Birleşme ve katılmalar" başlığı altındaki 8 inci maddedeki "iltihak olunacak belde sakinlerinin oylarına başvurulmaksızın..." ibaresi, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına aykırıdır, dolayısıyla, Anayasaya aykırıdır; çünkü, benimsediğimiz bir milletlerarası anlaşma vardır ve dolayısıyla, ahde vefa ilkesine aykırı olmaktadır. Bu ibarenin metinden çıkarılması için bir önerge vereceğiz.

Üçüncü olarak yine bir aykırılık söyleyeyim. "Tüzelkişiliğin sona erdirilmesi" başlığı altındaki 11 inci maddedeki hüküm de Anayasaya aykırıdır; çünkü, burada da belde sakinlerinin oylarına başvurulmamaktadır. Oysa, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartında şöyle deniliyor: "Yerel yönetimlerin sınırlarında, mevzuatın elverdiği durumlarda, mümkünse bir referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz." Biz, bu şartı imzalamışız; eğer, imzalamışsak, bunun gereğini her türlü yasama faaliyeti içinde gözetmek durumundayız.

Aslında, Anayasaya aykırılık bakımından olmasa da, tam tersten bir durum örneği verilebilir. 18 inci maddedeki yurtiçi-yurtdışı belediyeler arasında ilişki kurma meselesi de, tam tersine, bizim, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartında onaylamadığımız bir hükme işaret ediyor. O hükmün, önce, burada onaylanmış olması gerekirdi.

Dördüncü bir aykırılık olarak, 18 inci maddenin (o) bendinde yer alan hükmü söyleyeceğim. Belediye meclisinin görev ve yetkileri arasında sayılan "diğer mahallî idarelerle birlik kurulmasına, kurulmuş birliklere katılmaya ve ayrılmaya karar vermek" yetkisi, Anayasanın 127 nci maddesine aykırıdır; çünkü, orada, çok açıkça, Bakanlar Kurulunun iznine bağlıdır deniliyor. Aslında, biz de bu iznin aranmasına karşıyız; ama, önce Anayasayı bu konuda düzeltmeniz gerekir; ancak, ondan sonra bu yasada böyle bir değişiklik yapabilirsiniz. Yani, burada mevzuat hiyerarşisine uymak herkesin görevidir, özellikle de, yasama organı olarak bizlerin görevidir.

Tasarının, yine, aynı maddesinin -18 inci maddesinin- (j) bendinde belediyeye ait şirket, işletme, iştirakleri özelleştirme yetkisi belediye meclisine veriliyor. Oysa, çok açıktır ki, belediye meclislerine böyle bir yetki mevcut mevzuat çerçevesinde verilemez. Çünkü, bu kuruluşlar hangi şekilde kurulmuşsa aynı şekilde; kanunla kurulmuşsa kanunla, Bakanlar Kurulu kararıyla kurulmuşsa Bakanlar Kurulu kararıyla ancak özelleştirilebilir. Kaldı ki, 4046 sayılı özelleştirmeyle ilgili yasa da ancak bu yasa çerçevesinde özelleştirme yapılabileceğini hükme bağlıyor. Dolayısıyla, burada da Anayasanın 47 nci maddesine aykırılık vardır.

Tasarının 33 üncü maddesinde, belediye encümeni, seçilmiş ve atanmış üyelerden oluşmaktadır deniliyor. Değerli arkadaşlarım, Anayasa Mahkemesinin içtihatları var. Belediye encümeni bir karar organı gibi karar verme yetkilerine sahiptir; yürütme ve karar organıdır, ikisi bir arada. Ya bu organı bir yürütme organı haline getireceksiniz; yani, karar niteliğindeki görevlerini ayıklayacaksınız ya da bu organı bir karar organı olarak tutacaksınız, o zaman da oradan atanmışları ayıklayacaksınız. Yani, bunun ikisini bir arada yapma imkânınız yoktur. Anayasaya ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına aykırı bir durumdur. Bir başka nokta, tasarının "Şirket kurulması" başlığını taşıyan 70 inci maddesindedir; burada da "belediye, kendisine verilen görev ve hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirlenen usullere göre şirket kurabilir" denilmektedir. Oysa, 1580 sayılı Yasada, bu, Anayasaya uygun biçimde hangi konularda şirket kurulabileceği belirtilerek yapılabilir bir olaydır. Dolayısıyla, burada da, Anayasanın 47 nci maddesine aykırılık söz konusudur; çünkü, eğer, böyle yaparsanız, belediyenin her türlü hizmetlerini şirket kurarak yapma imkanını getirirsiniz; oysa, bunların sayılarak sınırlandırılması, belediyelerin bir kamu kurumu niteliği bakımından gereklidir.

Tasarıda, Anayasaya aykırı olmamakla birlikte, hukuk sistemine aykırı hükümler var. Örneğin "Hizmetlerde aksama" başlığını taşıyan 57 nci maddede, belediye hizmetlerinin aksatıldığı durumlarda, İçişleri Bakanlığının talebi üzerine, yetkili sulh hukuk hâkiminin karar vermesi öngörülüyor. Oysa, bilindiği gibi, bu durumlar, yani idarenin kamu gücünü kullanarak yaptığı işler, idare hukukuna tabidir; dolayısıyla, idarî yargıya bırakılması gerekir.

Tasarının 73 üncü maddesinin beşinci fıkrasının son cümlesinde "kentsel dönüşüm ve gelişim projesi kapsamında bulunan mülk sahipleri tarafından açılacak davalar, mahkemelerde öncelikle görüşülür ve üç ay içinde karara bağlanır" deniliyor. Üç ay içinde karara bağlamayı yasaya nasıl yazarsınız?! Bu, bir kere, usul hukukuna ilişkindir. Ayrıca, mahkemelerin üç ay içinde karar vermesini yasal hüküm haline getirmek, yasama organının yargıya müdahalesidir; eğer, bu iş bu kadar kolay olsaydı, biz, yargının önündeki yığılmayı önlemek için, mahkemeler bir haftada, bir ayda karar verecek derdik, olur biterdi. Burada, böyle bir hükme yer veremezsiniz; bu, Anayasaya aykırıdır, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırıdır değerli arkadaşlarım.

Değerli milletvekilleri, kuşkusuz, bizim, sadece Anayasaya aykırılık bakımından değil, demokratik belediyecilik bakımından da bu yasa tasarısında çok büyük eksiklikler bulmamız söz konusudur. Bunlardan birisi, demokratik belediyeciliğin olmazsa olmaz koşulu, hizmet-gelir dengesinin kurulmuş olmasıdır. Aksi takdirde, ya hizmetleri yapamazsınız ya bu tasarıda olduğu gibi, kentlerin ve son aşamada ülkenin geleceğini ipotek edecek yeni borçlanma dalgalarına yol açarsınız ya da yine bu tasarıda olduğu gibi, kamu hizmeti kavramını yok ederek, hizmetleri kullanana ödetecek mekanizmalar getirirsiniz, kamu hizmetini özelleştirirsiniz. Dolayısıyla, getirilen tasarının en zayıf halkalarında biri de buradadır. Şu an, yerel yönetimlerin, belediyelerin beklediği, öncelikle, mevcut hizmetleri dahi yapamaz durumdaki, ona yetişmez durumdaki gelir kaynaklarının artırılmasıdır. Kaldı ki, burada, belediyelere, il özel idarelerine yeni hizmet alanları aktarılıyor; ama, gelirler konusunda bir şey yok. Bu paket içinde, mutlaka, onun da, yani, malî paylaşım ve yerel yönetimler gelir yasasının da olması gerekirdi; dolayısıyla, bu tasarıyı, büyük bir belirsizlik içinde tartışmış oluyoruz.

İkinci bir nokta, demokratikleşme açısından baktığımızda, elimizdeki tasarıda, halka başvurma, yani, referandum düzenlemesi hiçbir durumda öngörülmemiş. Bu, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına aykırı olduğu gibi, demokratik belediyecilik kavramına da temelden aykırı bir durumdur. Bu tür halka başvurmaların, biraz önce örneklerini verdiğim, belediyelerin tasfiyesi, sınırlarının değiştirilmesi bakımından, onlarla sınırlı tutmak da doğru değildir. Örneğin, belediyelerin görev ve sorumluluklarını düzenleyen 14 üncü maddeye şöyle bir fıkra eklenebilirdi: "Yeşil alanların imara açılması ve imar yoğunluğunun artırılması kararları ile çevre sorunu yaratma olasılığı bulunan yatırım ve uygulamalarda yöre halkının bilgilenmesini sağlamak gerekirse referandumla yapılır." Böyle denilebilseydi, Türkiye'nin bugünkü gelişmesine daha uygun düşmez miydi?!. Yani, bu tasarının demokratik bir açılımı, acaba, burada da olmazsa nerede olacak?! Tabiî, bütün belediye gelişmelerini kentsel rantların paylaşımı üzerine bina eden bir anlayışla bir yasa yaparsanız, böyle bir şeyi düşünmek dahi, herhalde mucize olurdu.

Değerli arkadaşlarım, kuşkusuz, başka alanlarda da, kamuoyuna başvurma, halkoyuna başvurma imkânları yaratılabilir. Burada, zamanımız sınırlı olduğu için, bunların hepsine değinmeyeceğim; ama, hemşeri hukukunun gelişmesi açısından bakıldığında da, gerek saydamlık gerek bilgi edinme hakkını yaşama geçirecek araçların, mekanizmaların geliştirilmesi, bütün bunlar için de, demokratik gelişmelerin ortaya konulması gerekirdi. Bir kere, öncelikle, belediye meclislerinin sadece kent eşrafının temsil edildiği mekânlar olmaktan çıkarılması gerekiyor; kamu görevlilerinin bu meclislerde yer alabilmesini sağlayacak yasal düzenlemelerin getirilmesi gerekiyor. Bunun dışında, saydamlık ve hesap sorulabilirlik dediğimiz zaman, denetimle ilgili altyapının mutlaka kurulması gerekiyor. Oysa, bunların olmadığını görüyoruz. Örneğin, gizli ve kapalı oturumları bir tarafa bırakalım, belediye meclisinin açıkoturumlarının tutanaklarının ve varsa görüntülerinin elektronik ortamda yayımlanması, niye, bu yasa tasarısında bir şekilde öngörülmüyor? Bunların kasetlerinin kopyalarının -maliyeti bedeline de olsa- talep edenlere verilmesi, niye bu tasarıda öngörülmüyor? Yani, gerekçede olduğu gibi, katılımcılığa, saydamlığa referans yapmak, bunlara vurgu yapmak ile buna ilişkin araçları getirmemek büyük çelişkilerdir ve samimiyetsizlik örnekleridir. Dolayısıyla, eğer AKP Grubu daha samimî olmak istiyorsa; yani, saydamlık konusunda, bilgi edinme hakkı konusunda, gerçekten, gerekçede belirtilen işleri yapmak istiyorsa, bizim bir önergemiz olacak. Bu, burada bir samimiyet testidir, buyursunlar, oy versinler.

Bu arada şunu da söyleyeyim: Bu tasarının 78 inci maddesinin geliştirilmesi gerekiyor; çünkü, saydamlığın, içi boş bir laf olmaktan çıkarılması için, belediye encümeninde, belediye meclisinde, bütün bu yerlerde alınan kararların evraka geçirilmesi, kayda geçirilmesi mekanizmalarını gözetecek bir düzenleme yapılması gerekirdi. Burada önemli bir eksiklik gördüğümüzü söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada demokratiklik meselesini, mutlaka, ekonomik etkinlikle bir arada düşünmek zorundayız; yani, örneğin, tasarının 14 üncü maddesinde düzenlenmiş olan belediyelerin görev ve sorumlulukları içinde imar planı yetkileri vardır ve imar planı yapma yetkisi, kuşkusuz çok önemlidir. Belediyelerin, 1980'lerden itibaren, yirmi yıldır kullandığı ve birçok olumsuzlukları da ortaya çıkmış bir yetkidir. Evrensel kuralları olması gereken bir yetkiden bahsediyoruz; yani, her bir belediyenin kendine göre yapabileceği, kullanabileceği bir yetki değildir bu. Dolayısıyla, hiçbir otoriteye hesap verme yükümlülüğü altında kalmadan, aktarılması düşünülemeyecek bir yetkidir. Kurallara uyma alışkanlığında çok gelişkin olmayan bir toplumuz. Böyle bir toplumda, üstelik de, doğal afetlerin de çok yaygın olduğu bir coğrafyada yaşıyoruz. Böyle potansiyel tehditler de var. Bu ülkede sadece doğal afetler değil, Konya'da Zümrüt Apartmanında olduğu gibi, sosyal afetler de yaşanıyor. Öyleyse, biz, etkin bir biçimde denetim mekanizmalarını getirmezsek, imar planı yapma hakları nasıl toplum yararına kullanılabilir sorusunu sormak zorundayız. Yani, belediyeler nüfus eşiğini 5 000 yaparak vesaireyle, ehil, teknik kadroların oluşmasını sağlamak mümkün değildir; sağlasanız bile, meselenin bu kadar kolay, maliyetsiz yollarla çözümü yoktur.

Böyle bir ülkede, bir deprem kuşağı ülkesinde yapılması gereken şey, imar yetkilerini, denetim, eşgüdüm ve evrensel ilkelere göre yönlendirme mekanizmalarını kurmaktır; yani, bunu kurarak belediyelere devretmektir. Yoksa, ne yaparız biz; toplumsal ve ekonomik anlamda, bugüne kadar olduğu gibi, harakiri yapmaya devam ederiz.

Türkiye'de mevcut imar planı yapım sürecinin mutlaka iyileştirilmesi gerekiyor; ama, yeni kentsel gelişme alanlarında da geliştirilmesi gerekiyor, mevcut imarlı ve imarsız alanlardaki tüm yapı ve konut stokunun iyileştirilmesi gerekiyor. Dolayısıyla, bu, bir bütüncül yaklaşımla olabilir, her bir belediyenin tek tek yapacağı yaklaşımla olmaz. Bu da, ulusal, bölgesel ve il düzeyinde etkin karar, eşgüdüm ve denetim mekanizmasını kuracak bir planlama ve uygulama otoritesi oluşturularak çözümlenebilir. Böylece, yerel yönetimlerin, plan yapma yetkilerini kullanırken, hangi evrensel ilkelere, hangi ana kararlara ve hangi ortak stratejilere göre hareket edeceği ortaya konulabilir.

Dolayısıyla, burada, demokratik belediyecilik ilkeleri ile ekonomik etkinlik, insan hakları, sosyal haklar -tabiî, bu arada yaşama hakkı da, çünkü, Zümrüt Apartmanını tekrar hatırlayalım- ve kent halkının toplumsal denetim haklarını yeniden harmanlamak gerekmektedir. Yasama organı olarak bizden istenilen budur. Bir başka deyişle, biz, demokratiklik ile etkinlik dengesini hassas biçimde burada oluşturmak zorundayız; ama, sizin tasarınız bunu oluşturmuyor. İşte, bunun için, planlama süreçlerinin etkinleştirilmesi gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Genel Kurul konuşması”. TBMM Genel Kurulu, 109. Birleşim tutanağı, 1 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2004-07-01 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
