# Büyükşehir belediyeleri kanunutasarısı (s.s.619)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim
- **Tarih:** 9 Temmuz 2004
- **Gündem:** BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ KANUNUTASARISI (S.S.619)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2004-07-09-buyuksehir-belediyeleri-kanunutasarisi-s-s-619

> Oğuz Oyan (CHP), 9 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ KANUNUTASARISI (S.S.619)); konuşma 2.121 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün akşam kaldığımız yerden devam ediyoruz. Dün gece saat 24.00 civarında, Belediyeler Kanunu Tasarısı buradan çıktı, yasalaştı. Tabiî, sürecin bu aşaması tamamlanmış oluyor. Bundan sonraki yasalaşma aşamasına da bakmamız lazım. Bugün de, İl Özel İdareleri Yasasının Cumhurbaşkanı tarafından onaylanması itibariyle son gün olduğunu hatırlatmak istiyorum. Dolayısıyla, burada, belki, biz bu tasarıyı görüşürken, oradan bir karar bir şekilde çıkacak.

Değerli arkadaşlarım, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, şimdiye kadar görüştüğümüz kanun tasarılarının uzantısında olan bir tasarıdır, onların tamamlayıcı parçasıdır. Bu düzenleme, geçen yılın son ayında çıkarılan Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasası, görüşmeleri nisan ayında büyük ölçüde tamamlanmış olan Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısı -henüz geçici maddeleri var- bu arada İl Özel İdareleri Kanunu ve dün yasalaşan Belediyeler Kanunuyla bir tamamlayıcılık ilişkisi içerisindedir. Hatta, Belediyeler Kanunu, aynı zamanda, büyükşehir belediyelerini de ilgilendirmek bakımından, onun bir anaçerçevesini çizmektedir. Dolayısıyla, bizim, bu kanunlar ya da tasarılar için söylediklerimiz, büyükşehir belediyeleri için de esas olarak geçerlidir. Bir kere, öncelikle bu tespiti yapmakla başlayayım. Özellikle de, dün -bir haftadır tartışarak- buradan geçirdiğimiz Belediye Kanunuyla çok yakın bir ilişki içindedir; çünkü, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında, burada yer almayan hükümler için oraya gönderme yapılmaktadır; dolayısıyla, büyükşehirleri de ilgilendirmektedir. Bunu, öncelikle belirtmek istiyorum.

Biz, burada, hep şunu söyledik, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı için de aynı şeyi söyleyeceğiz: Burada getirilen düzenleme, Anayasanın 126 ve 127 nci maddelerindeki merkezî ve mahallî idarelerle ilgili ilkelere aykırı olarak hazırlanmıştır, tanımlanmıştır. Anayasanın, mahallî müşterek ihtiyaçları karşılamak üzere kurulmasını öngördüğü mahallî idarelere verilen görevlerin karşılayacağı toplumsal ihtiyaçların büyük çoğunluğunun mahallî müşterek ihtiyaç olarak nitelenmesi mümkün değildir; ama, buna rağmen, hepsi, bu şekilde tanımlanacak biçimde yerel yönetimlere aktarılabilmektedir. Yerelliği aşan gereksinimler, özellikler ve sonuçlar söz konusudur. Sağlık, tarım, orman, çevre, kültür ve turizmle ilgili tüm hizmetleri, acaba, mahallî müşterek ihtiyaç kapsamına sokmak mümkün müdür? Anayasadaki kamu yönetimi düzenlemesi, merkezî yönetimi genel yetkili, mahallî idareleri ise özel yetkili kuruluşlar olarak tanımlamıştır, göstermiştir. Tasarıyla bunun tam tersi yapılmaktadır. Anayasa ortada dururken bu tür bir tersine düzenlemenin nasıl yapılabildiği konusunu, herhalde, iktidarın, buraya gelmeden önce Anayasa hukukçularına danışması doğru olurdu.

Yerel yönetimlerle ilgili yasa tasarıları da, idarenin bütünlüğü, hiyerarşik yönetim, illerin yönetiminde yetki genişliği, merkezî ve yerel yönetim ilişkileri, idarî, vesayet gibi Anayasanın temel ilkeleri gözardı edilerek hazırlanmıştır. Bu kanun ve tasarılar, hiyerarşik yönetim ve yetki genişliği ilkesini fiilen ortadan kaldırarak, illerin yönetimini anayasal temeli olmayan kurallara terk etmektedir. Oysa, Anayasanın 123 üncü maddesi "İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir" kuralını koyarken, idarenin bütünlüğünü, bu kavramın uygulama araçları olarak da, hiyerarşik yönetim, idarî vesayet ve yetki genişliği ilkelerine gönderme yapmaktadır. Yani, Anayasaya göre, Türkiye'de illerin idaresi yetki genişliği esasına dayanır. Anayasa, illerin yönetiminde görevler ayrılığı ilkesini benimsemez. Oysa, burada, iktidarınızın getirdiği tasarılar, hukuk devleti ilkesine aykırı bir düzenleme öngörmekte; dolayısıyla, samimiyetsiz, tutarsız ve çelişkili olmaktadır. Biz, bunu, burada tekrar dile getirmeyi uygun görüyoruz, size uyarı görevimizi yapmak açısından önemli görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bu kamu yönetimi reformu demeti, paketi, şeffaflık, açıklık, verimlilik, etkinlik, tutumluluk gibi kavramlara gerçekten inanılmadığını, bunların sadece birtakım vitrin süsü olarak tasarılarda yer aldığını, asıl gerçekleştirilmek istenilen şeyin bu kavramların arkasında gizlendiğini, gerçek amacın kamu hizmeti, kamu parası ve kamu denetimi kavramlarının yok edilmesi olduğunu söyledik ve söylemeye devam edeceğiz; bunlar da, zaten, uygulamada görülecektir.

Bu getirilen düzenlemelerde, kamu harcama ve gelirlerinde şeffaflık, hesap verme sorumluluğu, verimlilik, tutumluluk, etkinlik sağlayacak uygun ortamların, asıl amaç bu olmadığı için, oluşturulmadığı; dikkatlerin, gerekli sistem ve mekanizmaların oluşturulmasına değil, piyasalaştırmaya, özelleştirmeye, denetimsizliğe, çıkar ve rant sağlamaya uygun ortamların yaratılmasına yöneldiğini görüyoruz.

Bakın, size, bu tasarılarla ilgili birkaç kanıt vereceğim. Kamu hizmeti nasıl denetlenemez ve yürütülemez konusunda örnekleri vereyim. Daha önceki söylediklerimizi tekrarlamamak adına değişik örnekler seçiyorum.

Bakınız, 27 Mayıs 2004 tarihinde, sizin getirdiğiniz ve burada, Yasama Organında hep beraber kabul ettiğimiz Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun vardı. Bu kanunun "Tanımlar" başlıklı maddesinde, kanunda geçen "Bakanlık" ibaresinin "Tarım ve Köyişleri Bakanlığını" ifade ettiği, kanunda geçen "kontrol ve denetim" ibaresinin ne anlama geldiği açıklanıyor. Bu "kontrol ve denetim" gıda kontrol ve denetimi olması bakımından, bizim, burada, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunundaki "kontrol ve denetim" kavramlarıyla uyuşan kavramlar değil; bir kere onu belirtelim.

Örnek şu: Tarım ve Köyişleri Bakanlığına gıda kontrol ve denetim yetkisi veriyorsunuz -siz getirdiniz, mayıs ayında çıkardık- peki, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı kurumdışı denetim yapabilir mi? Soru bu. Yani, şu düzenlemeler ortaya çıktıktan sonra, Tarım Bakanlığının taşra teşkilatı ortadan kaldırıldıktan sonra bu nasıl yapılacak? Kamu Yönetimi Temel Kanunu Tasarısının 18 inci maddesini hatırlatalım. Bu maddede, İçişleri, Maliye, Millî Eğitim, Sağlık, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarının, kurumdışı işyeri, mükellef veya üçüncü kişi ve kuruluşlar ile mahallî idarelere yönelik olmak üzere, anahizmet birimi şeklinde denetim ve rehberlik birimi oluşturabilecekleri hükme bağlanmış. Dikkat ediniz, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı yok. Yani, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının böyle bir denetim ve rehberlik birimi kurulmamış getirdiğiniz yasayla; dolayısıyla, gıdaların üretimi ve denetlenmesi meselesi nasıl olacak?! Yani, burada, o bakanlıklar açısından çok da yapısal bir denetim mekanizması öngörülmemiş olmakla birlikte, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı için böyle bir mekanizma hiç öngörülmemiş. O halde, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının taşra teşkilatını kaldırdıktan sonra, üçüncü kişi ve kuruluşa yönelik denetim birimi olmayan Tarım ve Köyişleri Bakanlığı nasıl denetim yapacak?! Siz, bunları tasarlamadan, bu ilmikleri atmadan, yasalar arasındaki bu bütünlüğü sağlamadan denetimi böylesine nasıl devredışı bırakabiliyorsunuz?! Sağlık Bakanlığı, denetim konusunda bilgisi var; ama, gıda kontrolünde görevli gösterilmemiş, dolayısıyla, o, devredışı kalıyor.

Değerli arkadaşlar, bu, çelişki ve tutarsızlıklarla örülü bir düzenlemedir; bunlar gerçek bir denetimin istenmediğinin kanıtlarıdır. Dolayısıyla, kontrol ve denetim gibi sözcükler kullanılarak, bunların arkasına sığınılarak denetimsizlik getirilmektedir. Bunu, bilginize, bir kez daha sunmak istiyorum.

Aslında, benzer bir samimiyetsizlik ve denetimden kaçış için başka bir örnek verelim. Belediyeler Kanununda da vardı, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında da var, gelecek yıllara yaygın hizmet yüklenmeleri. 2003 yılı aralık ayında Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasını çıkardınız. "Malî sistemimiz yeniden tasarlanmış ve yatırım projesi dışındaki işlerin oniki aydan daha uzun süreyle ihale edilmemesi ilkesini benimsemiştir" diyorsunuz; yani, yatırımlar oniki aydan daha uzun vadeli. Bunu siz getirdiniz, siz önerdiniz, yasalaştırdınız; ama, şimdi, bu kanun tasarısıyla eski kanununuzu yalanlayarak, onu delerek, onu devredışı bırakarak diyorsunuz ki: Oniki aydan daha uzun süreli yatırımdışı her türlü cari harcama vesaire; bütün bunlar yıllara sari, oniki aydan daha uzun vadeli ihale edilebilir. Amaç nedir; yandaş şirketleri kayırmak mıdır?! Beş yıl boyunca sarf malzemeler alacağınız bir şirketin belediyeyle ilişkisini kurup, oradan birtakım çıkar, rant dağıtımı mekanizmalarını kendi kontrolünüz altına almak mıdır?!

Değerli arkadaşlarım, tasarıyı siz getirdiniz, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasası sizin çıkardığınız bir kanun; yeni bir şey getirmedi; 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanununda kaldırılan benzer bir hüküm vardı, onu tekrarlamıştı; ama, şimdi terk ediliyor. Dolayısıyla, burada, bu yasalarda, şeffaflık, hesap verme sorumluluğu, verimlilik, etkinlik ve tutumluluk gibi kavramlar, tamamen, yok hükmünde olmaktadır. Burada sadece, bir ihaleyle çıkar paylaşımı söz konusu olduğunda, bu ilkeler tamamen dışlanmaktadır.

Bir başka örnek de, daha geçen gün Plan ve Bütçe Komisyonuna sunulan bir yasa tasarısıdır. O tasarı, önümüze, muhtemelen, haftaya getirilecek. Yeri geldiğinde söyleyeceğim; ama, denetimden nasıl kaçıldığına ya da nasıl bütçe dışına çıkıldığına dair bir örnek vereyim: Biliyorsunuz, bu Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu, tüm giderlerin bütçe içerisinde gösterilmesini öngörüyor. Peki, nasıl olacak; daha, dün akşam görüşülen tasarının geçici 8 inci maddesiyle getirilen, belediyelerin borçlarının tahkim edilmesiyle ilgili konsolidasyon maddesi, zaten, bütçe dışına çıkmanın bir yeni örneğini oluşturdu. Bir başka örnek vereyim. Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen, sizin, haftaya Genel Kurula getireceğiniz, o kırkambar, çeşitli yasalarda değişiklik yapan yasa tasarısı, Avrupa Birliği fonları ve uluslararası kaynaklardan sağlanan proje karşılığı aktarılan tutarların, ilgili idarelerin bütçelerine gelir kaydedilmeksizin, özel hesaplarda izlenilmesini öngörüyor.

Değerli arkadaşlarım, siz, kendiniz, Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Yasasını getirmiştiniz ve orada, Avrupa Birliği fonları ve uluslararası kaynaklardan elde edilen kaynakları bütçe disiplini içerisine almıştınız; ne oldu bu arada da, o, kendi getirdiğiniz, aralık ayında çıkarılan, daha bazı hükümleri uygulama fırsatı bulamamış olan, daha dumanı tüten bir yasayı, böyle, birdenbire "bu bize fazla ayakbağı oluyor, fazla sıkıyor bizi, biz bundan bir kurtulalım" diyebiliyorsunuz; Yani, özel hesaplarda izlemek, bir fon sistemi geleneğinin, bütçe dışına kaçışın yeni bir uygulaması, örnekleri olarak karşımıza sık sık gelebilecektir ve bu, sizin bütün yasa düzenlemelerinizde ortaya çıkmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, denetim sistemiyle ilgili yaptığımız eleştirilerin tümü, bu büyükşehirler için de geçerlidir. Biz, itiraz ve eleştirilerimizde hep şunları söyledik: İçdenetim dediğimiz zaman, sadece denetim yetkisi verilmesi yetmez, mutlaka, teftiş ve soruşturma yetkisine de yer verilmesi gerekir. Oysa, siz, teftiş ve soruşturma yetkisi olmaksızın garip bir denetim yetkisi tanımlıyorsunuz. Dolayısıyla, yolsuzluklarla ilgili soruşturmalar yapma konusunda büyük bir boşluk, büyük bir vakum yaratıyorsunuz; dolayısıyla da yeni yolsuzluklara, yeni usulsüzlüklere kapı açıyorsunuz.

Bu arada, Türkiye'nin çok saygın kurumlarından Maliye Teftiş Kurulu ve Başbakanlık Teftiş Kurulu örneklerinde olduğu gibi, fiilen bu kurumları tasfiye ediyorsunuz ya da İçişleri Bakanlığı Teftiş Kurulu örneğinde olduğu gibi iyice etkisizleştiriyorsunuz. Böyle bir örnekle, bu tür denetimsizlik örnekleriyle Türkiye'nin geleceğini oluşturması, Türkiye'nin düzgün bir kamu malî yönetim sistemi oluşturması mümkün değildir.

Tabiî, getirdiğiniz tasarıdaki özensizliklerin de altını çizmeme izin veriniz; yani, burada, sizin, 23 üncü maddede getirdiğiniz önerilerde, ortada olmayan, belki, getirmeyi düşündüğünüz bir vergi söz konusu; elektrik ve gaz vergisi diye Türkiye'de vergi envanterimiz içerisinde olmayan bir vergiden söz edebiliyorsunuz. Muhtemelen elektrik ve havagazı vergisini kaldırıp onu getirmeyi düşünüyorsunuz ileride; ama, böyle Türkiye'de vergicilik tarihinde görülmemiş bir ilke de böylece imza atmış oluyorsunuz; olmayan bir vergiyi çıkan bir yasada vergiye referans veriyorsunuz, onu zikrediyorsunuz. Herhalde, böyle bir özensizlikle Türkiye'de yasa yapmanın örneklerini vermek de size nasip oldu.

Değerli arkadaşlarım, Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısı, aslında, Türkiye'de birçok şeyin nasıl, ne kadar eksik tanımlandığını da bize bir kere daha gösteriyor. Bir kere şunu söyleyeyim: Gerek Belediye Kanununda gerekse de bu Büyükşehir Belediyeleri Kanunu Tasarısında, sizler, belediyeleri, daha hangi nüfus eşiklerine göre, hangi sosyal ve ekonomik kriterlere göre birbirinden ayırt edip ona göre tanımlamak gerektiğini bir şekilde yapabilmiş değilsiniz. Yani, siz, daha, Türkiye'de ne belediyeleri ne de büyükşehir belediyelerini bir tanıma sokabilmişsiniz. Yani, değişik ölçütler kullandınız Belediyeler Kanununda, 5 000 nüfus eşiğini kullandınız, 10 000 nüfus eşiğini kullandınız, 50 000, bazen 100 000 dediniz. Şimdi, büyükşehirlere geldik, 1 000 000 diyordunuz, 750 000 olarak düzenleniyor; ama, daha önce burada geçip de sonra geri dönen bir pergel yasasını yeniden getiriyorsunuz karşımıza; yani, işte, pergeli koyuyorsunuz, 50 kilometre, 20 kilometre çiziyorsunuz. Bunu, buradaki geçici maddelerle getiriyorsunuz. Böyle bir büyükşehir tanımı olabilir mi değerli arkadaşlarım?! Yani, eğer, büyükşehirler özel nitelikli idareler iseler, bunların her biri için özel yasa gerekiyorsa, o zaman, her biri için ayrı tanımlar getirmeniz gerekir. Böylesine bir ortak pergel yasasıyla büyükşehir tanımı nasıl olabilir?! Yani, bu büyükşehirler arasında çok önemli nitelik farklılıklarının da olduğunu görmeden bunlarla ilgili düzenlemeler nasıl yapılabilir?!

Genellikle, büyükşehirler, dünya uygulamasında "yerel yönetimler arasında işbirliği" başlığı altında incelenen kuruluşlardır. Bu tür kuruluşlar, eğer, çok yetkileri artar hale getirilirlerse, bunlar, daha çok, yerel idareden çok, özerk, bölgesel idareye doğru bir yol alışa girerler. Sizin getirdiğiniz tasarıyla da büyükşehir belediyeleri, eskiye oranla çok daha fazla yetkilendirilen, İstanbul ve Kocaeli olmak üzere iki ilde de bütün il sınırlarıyla örtüşen bir yapıya geliyor, diğerleri için de; işte, 50 kilometreye kadar da çıkabiliyor; yani, giderek, bir özerk idareye doğru gidiyor. Bunlarla metropol ilçe belediyeleri ve diğer il içindeki ilçeler arasındaki ilişkiler doğru düzgün tanımlanmadığı gibi, bunlarla il özel idareleri arasındaki eşgüdüm de doğru düzgün tanımlanmamış. Dolayısıyla, burada, gerek bölgesel gerek ulusal gerekse il düzeyinde plansızlık her bakımdan sırıtmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, böyle bir düzenlemeyle, Türkiye'de, böyle bir parçalı yapıyla, acaba, verimli yerel yönetimcilik yapılabilir mi, bu idareler arasındaki yetki kargaşası çözümlenebilir mi? Şimdiye kadar yirmi yıllık uygulama bize şöyle bir şeyi gösterdi: Metropol ilçeler ya da büyükşehir ilçeleriyle büyükşehir belediyeleri arasında çeşitli yetki anlaşmazlıkları ortaya çıktı. Burada, bunlar, bir şekilde büyükşehirler daha çok yetkilendirilerek çözülmeye çalışılıyor; ama, o zaman, birçok durumda "orada bir ilçe belediyesi olmasına ne gerek var" ya da ilk kademe belediyesi olmasına ne gerek var soruları gündeme geliyor. Yani, bu tanımı düzgün bir şekilde yapmadığınız zaman, bu dersi iyi çalışmadığınız zaman, Türkiye'de, kamu yönetimini gerçek anlamda reforme etme gibi bir amaca odaklanmadığınız zaman, işte, sonuçta, ortaya çıkan böyle yamalı bohça, parçalı bir düzen olacaktır ve bu, yeni sorunlara gebe bir yapı, ortam oluşturacaktır.

Bu ortaya çıkan metinler, gerek dün gerekse bugün görüştüğümüz metinler, yerel yönetimlerin, belediyelerin anayasası niteliğinde olacak metinlerdir. Bunların, böyle, alelacele, iyi düşünülmeden, iyi tasarlanmadan, iyi çalışılmadan getirilmesi, sizin, Türkiye'deki kamu yönetiminin içine sokacağınız bir dinamit gibidir; yani, bunlar, uygulamada çok ciddî sorunlara yol açmaya adaydır.

Değerli arkadaşlarım, bir kere, belediyecilik anlayışına yaklaşırken, belediyeleri, bir kamu yönetim birimi olarak tanımlama ihtiyacı var; sizin getirdiğiniz düzenlemede bu yok. Siz, aslında, belediyeleri, tüccar belediyecilik anlayışıyla görüyorsunuz, o şekilde tanımlamaya çalışıyorsunuz ve bir anlamda, âdeta, küresel tacirlerin, çokuluslu şirketlerin ihtiyaçlarıyla bunlar arasında bir denge kurmaya, bir ilişki kurmaya çalışıyorsunuz; devletin, merkezî idarenin teknik ve malî desteğinden yoksun bırakıyorsunuz; ulusal çıkarlara kör bir yapı oluşturuyorsunuz; dar, yerel çıkarlara odaklı tacir kurumlar yaratıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bu tür bir düzenleme "kamu hizmetlerini kullanan öder" ya da "kamu hizmetlerini ödeyen ancak kullanabilir" yaklaşımı, piyasalaştırma yaklaşımı, borçlanma üzerine odaklanmış bir finansman mekanizması...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Büyükşehir belediyeleri kanunutasarısı (s.s.619)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 9 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2004-07-09-buyuksehir-belediyeleri-kanunutasarisi-s-s-619 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
