# Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim
- **Tarih:** 30 Kasım 2004
- **Gündem:** ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2004-11-30-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653

> Oğuz Oyan (CHP), 30 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ORGANİK TARIM KANUNU TAS. (SS. 653 )); konuşma 1.683 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA OĞUZ OYAN (İzmir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, gecenin bu saatinde Mecliste yasama faaliyetlerine devam etmenin insan haklarına aykırı olduğunu hep beraber tespit ediyorsak, bu konuda özellikle İktidar Grubunun başkanvekillerinin çalışma düzenini belli bir saatle sınırlamalarının, çok büyük bir zaman sıkışıklığı yoksa, bir aciliyet yoksa, galiba hem yasama sürecine saygı açısından hem de insan haklarına saygı açısından çok yararlı olacağını düşünüyorum.

Bu saatlerde biz, sonuç olarak, çok önemli bir sektör üzerine görüşlerimizi açıklıyoruz. Bu konularda İktidar Partisi milletvekillerinin de görüşlerini daha fazla duymak isterdik; ama, ne yazık ki, görüldüğü gibi sadece muhalefet konuşuyor.

Bu organik tarımla ilgili tasarı, Türkiye'de 1990 başlarından itibaren başlamış bir sürecin uzantısında bir düzenleme. Biz, burada, bunun gerekli olduğunu bütün konuşmacılar olarak söyledik. Bu gereklilik tartışılmıyor; ancak, bu gereklilik bir yeterlilikle tamamlanmıyor. Yani, bir; bir kere, tarımın devasa sorunları yanında böyle bir tasarı, bunun çok küçük, çok sınırlı bir bölümünü oluşturuyor. İki, bunun kendisi de, el attığı konuda sorunları çözebilecek ve burada yol açabilecek bir düzenleme niteliğinde gözükmüyor; çünkü, biraz önce arkadaşlarım belirttiler, Sayın Erdal Karademir'in çok net olarak bir sorusu oldu; yani, bu sertifikasyon ücretleri nasıl ödenecek; eğer, organik tarımı desteklemek istiyorsak, buna bir kamu katkısı olacak mı ya da bir destekleme, bir prim katkısı olacak mı? Bu, tasarı içinde gözükmüyor; ama, acaba böyle bir tasavvur var mı?

Şimdi, eğer bu iş tamamen piyasaya bırakılarak çözülebiliyor olsaydı, bugün Türkiye'de, sadece 100 000 hektarlık bir alan, sadece 300 000 tonluk bir üretim, 2003 yılı itibariyle organik tarım kapsamına giriyor olmazdı, çok daha geniş alanlar ve miktarlar söz konusu olurdu. Demek ki, bir kere bu iş yürümüyor, yani, sadece piyasaya bırakarak yürümüyor.

Kaldı ki, burada siz diyorsunuz ki -çok büyük bir çelişkidir bu- Türkiye'de uzak kırsal denilen yörelerde, yani, kimyevî ilaç ya da gübre kullanmayan ya da sentetik birtakım hormonlar vesaire kullanmayan uzak kırsalda daha fazla organik tarım şansı var. İyi ama, buradaki insanlar, buradaki üreticiler -dağlık, ormanlık alanlardaki ya da derin kırsaldaki- Türkiye'nin en yoksul kesimlerini oluşturuyorlar.

Şimdi, bu, yoksul köylülüğün bir başka şeyle karşılaşması söz konusu, en ileri tarımsal teknolojilerin kullanıldığı, en ileri standartların kullanıldığı bir taleple karşı karşıya gelmesi söz konusu. Eğer, burada, siz bu sertifikasyon konusuna devlet olarak bir katkıda bulunmazsanız, bu nasıl çözülecek? Burada, varlıklı çiftçiler ya da yabancı müteşebbislerin rolü herhalde sınırlı olacak. Yani, bunun beşerî ve malî kaynakları acaba nasıl karşılanacak? Bu olmadığı takdirde, böyle bir tasarı eksik olacaktır.

Kaldı ki, Türkiye'de organik tarım meselesi -burada belirtildi- sadece tarımda girdi olarak kullanılan bu kimyasallar meselesi değil. Bu, aynı zamanda, bir çevre sorunu, yani, olumsuz çevresel etkenlerle mücadele sorunu. Türkiye'de toprak, hava ve su kirliliğiyle uğraşmak için hangi bütçeye sahipsiniz; bu konuda hangi önlemleri önümüze getiriyorsunuz?! Bunlar olmadığı takdirde, acaba, organik tarımda yol alınabilir mi?!

Şimdi, bir kere, şunu tespit edelim; Türkiye'de, IMF politikalarıyla tarıma anlamlı bütçeler ayırmak imkânı ortada yok; yani, burada, siz, hükümet olarak bunu ayıramıyorsanız, bu, IMF politikaları nedeniyle diyebilirsiniz, evet; çünkü, bakın, sadece bu yılın ilk on ayına baktığımızda, bütçenin yüzde 45'i, yani, on ayda, 112 katrilyonluk bir bütçe harcaması var; bunun 49 katrilyonu faiz harcaması; on ayda, 71 katrilyonluk bir vergi geliriniz var; bunun 49 katrilyonu faize gidiyor; yani, verginin yüzde 70'ini faize harcıyorsunuz. O zaman, bir başka sorun var; IMF politikalarıyla bu iş yürümüyorsa "IMF politikaları olmaksızın nasıl yürür"e bakacaksınız. Sizin seçmene verdiğiniz söz budur. Bu olmaksızın, Türkiye'de tarıma politika önermek mümkün değildir. Bu, bütün bir politikasızlık demeti içerisinde küçük birtakım adımlardır; bunlardan hiçbir şey olmaz. Politikasızlıktan çıkmak gerekiyor. Bundan çıkmak için de, ilkönce, bu IMF-Dünya Bankası politikalarının kıskacından, mengenesinden kurtulmak gerekiyor.

Tabiî, ikinci bir mesele daha var; Türkiye, Avrupa Birliğine üyelik bakımından başvurmuş bir ülke; bunun müzakere süreci başlayacak. Bu size önerilen ilerleme raporunda, tarımsal desteklerle ilgili önemli kısıtlar getirilebileceği iması var. Peki, ne yapıyorsunuz; bunun mücadelesinin yapıldığına dair hiçbir satır okumuyoruz; "bu kabul edilemez" diyen hiçbir hükümet açıklaması okumuyoruz. Acaba, şunun için mi; sonuçta, eğer biz böyle bir çıkış yaparsak ve bu kabul edilmezse, biz başarısız gibi gözükür ve bu 17 Aralıkta ne çıkacaksa, bunu halka kabul edilebilir bir metin olarak sunmakta zorluk çekeriz mi diyorsunuz? Bakınız, Avrupa Birliği, bu çifte standarda giriyorsa, buna karşı, Türkiye'nin, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin söyleyeceği bir şey olması gerekir.

Ben, daha sonra söyleyeceğimi şimdiden söyleyeyim. Bu işin çözümü bizde, tarımın sorunlarının çözümü Türkiye'de öncelikle ve Türkiye'nin çıkarlarını korumaktadır. Bu çıkarları doğru düzgün koruyabiliyorsak, AB'yle de bunun doğru düzgün pazarlığını yapabiliyorsak, o zaman, söz bizdedir, inisiyatif bizdedir.

Bakınız, Tarım ve Köyişleri Bakanlığının tarım ürünleri strateji belgesi var; Sayın Bakan bu belgeyi açıkladı. Bu strateji belgesine göre "gayri safî millî hâsılanın en az yüzde 1'i tarıma, tarımsal desteklemeye ayrılacak" deniliyor.

Değerli arkadaşlarım, bu sözleri Sayın Bakan sarf ettikten bir hafta sonra, 2005 yılı bütçesi açıklandı; tarıma ayrılan pay, 2005 yılı gayri safî millî hâsıla tahmininin binde 7'si, yani yüzde 1'in altında. Bir hükümetin bir sayın bakanının sözlerinin, daha bir hafta geçmeden kendi bütçeleriyle yalanlanması, yani, açığa düşürülmesi, bir büyük talihsizlik, bu hükümet için değil sadece, bu ülke için de; çünkü, tarım destek bekliyor ve bu destek konusunda bir umut deniliyor yüzde 1 -çok düşük bir oran ayrıca, onu da söyleyeyim- ama, 2005'te binde 7. Bu yıl kaçtı; bu yıl da binde 7,5 zaten. Yani, 2004 yılı itibariyle de binde 7,5; bütçenin yüzde 2,5'i, millî gelirin binde 7,5'i.

Değerli arkadaşlarım, bunlarla yol alamazsınız, bunları mutlaka 3-4 kat artırmak zorundasınız. Bakınız, Avrupa Birliğinin standartlarında uygulamış olsaydınız, bugün, Türkiye'de, tarıma 20 katrilyon civarında bir kaynak ayırmanız gerekirdi. Bundan vazgeçtik; 3,5 katrilyon ayırmışsınız 2005 yılı bütçesinde, 3 katrilyon 450 trilyon. Gelin, bunu, hiç olmazsa, 10 katrilyon yapın, yani Avrupa Birliği standartlarının yarısına getirin. Bunu yapmazsanız, bunu yapamazsanız, tarıma destek verdik lafını edemezsiniz. Yani, burada "1 000 Köye 1 000 Gönüllü" vesaire gibi 10-20 trilyon, onu da sağdan soldan, Odalar Birliği, bilmem ne... Bunlarla ancak avutursunuz. Bunlarla insanlar avunamaz bile. Yani, bu tür makyajlarla, Türkiye'de tarımın sorununa çözüm bulmak mümkün değil.

Bakınız, gelişmiş ülkelerle Türkiye'yi karşılaştırayım şu destekler açısından: Gelişmiş ülkelerde, tarımın millî gelire katkısı yaklaşık yüzde 3 dolayındadır. Bu, Avrupa Birliği ülkeleri için de böyle; fakat, aynı zamanda, bu ülkelerde tarıma katkı, millî gelirin yüzde 2'si dolayındadır; yani, tarıma 2/3 oranında bir katkı var, tarımın katmadeğerinin yüzde 75 kadarı tekrar tarıma dönüyor. Siz, gelin, bunu yüzde 50 alın; yani, tarımsal katmadeğerin yarısı kadar tarıma destek verildiğini düşünün, iyimser rakamla 1/2 oranında diyelim. Peki, Türkiye'de ne; Türkiye'de tarımın millî gelire katkısı yüzde 12. Peki, demin söyledik, bizim tarıma katkımız ne; binde 7, yani yüzde 1 bile değil; oran, 1'e 17 değerli arkadaşlar, 1'e 17. Avrupa Birliğinde -en kötümser olarak- baktığınızda, tarımın katmadeğerine oranla 1'e 2'dir tarıma destek; Türkiye'de 1'e 17. Böyle bir politikayla tarımın sorunlarına çözüm mü bulacaksınız?! Yani, bu, nafile çabadır; bu, kendimizi kandırmaktır; bu, milleti kandırmaktır.

Dolayısıyla, Türkiye'nin Avrupa'nın ortak tarım politikasına uyumu böyle olamaz. Böyle olamazsa; bizim, Avrupa Birliğinin karşısına çıkıp "ben sana böyle uyum sağlayamam" deme yürekliliğini göstermemiz gerekiyor. Eğer Avrupa Birliği çifte standart uygulamıyorsa, samimîyse, ikiyüzlü değilse "Türkiye'yi tarımsal desteklerin dışında tutabilirim" türü bir ifadeye, 17 Aralıkta, nihaî raporda yer veremez; yer verirse, bu, Türkiye açısından kabul edilemez bir koşul olur; bunu, bugünden söylemek zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye 2000 yılından itibaren, 9 Aralık 1999 tarihinde IMF'ye verilen ilk niyet mektubundan itibaren bir program uyguluyor. Bu program, üç yıl uygulandıktan sonra sizin elinize geçti ve iki yıldır da siz uyguluyorsunuz, aralık ayında beşinci yılını dolduruyor. Siz, bunu bir üç yıl daha uzatmak üzere müzakerelere oturuyorsunuz; yani, IMF kıskacı altında sekiz yıl; bu sekiz yılın beş yılı da size nasip olacak. Sizin bütün devri iktidarınız, birinci yılından beşinci yılı sonuna kadar -eğer seçimler normal zamanda olacaksa- beş yıl boyunca IMF'li bir iktidar olacak. Siz bunun sözünü mü vererek geldiniz? Tarımcıya bunun sözünü mü vererek geldiniz?! Tarımcıya bunun sözünü vererek mi geldiniz?!

İşte böyle bir ortamda Türkiye'de bütün tarıma dönük fiyat destekleri kaldırılmışken, girdi destekleri kaldırılmışken, kredi destekleri önemli ölçüde daraltılmışken, Ziraat Bankasının özelleştirilmesi gündemdeyken, birçok kuruluş özelleştirme kapsamına alınmışken, Toprak Mahsulleri Ofisi buğday, hububat almazken, Tekel dışarı çekilmişken, tarım satış kooperatifi birlikleri, tarım kredi kooperatifleri sistem dışına doğru yavaş yavaş itilirken, böyle bir durumda peki ne var tarıma dönük destek; tek destek, Dünya Bankasının önerdiği, IMF'nin desteklediği bir doğrudan gelir desteği var. Bu doğrudan gelir desteği nedir; şu an dönüm başına 16 000 000 lira. 2003 için öyleydi. 2004 için -daha yeni başlayacaksınız uygulamaya. Bu yıl için 130 trilyon. Biraz önce Sayın Bakan verdi bilgiyi- gene 16 000 000 lira. Peki, ben size soruyorum: 16 000 000 lira sabit kalıyor, bu yıl ve gelecek yıl ödenecek. Peki, enflasyon sabit mi; yani, Türkiye'de fiyatlar sabit mi; hayır. Yüzde 12'yi niye vermiyorsunuz? Bir.

İkincisi; biraz önce burada arkadaşlarım açıkladılar; girdi fiyatlarını, gübre fiyatlarını aldığınız zaman, ortalama artışlar bir yıldan diğerine yüzde 25'in altında değil, yüzde 40-50'lere çıkan da var. Yani, sizin bütün girdi fiyatlarınız artacak, mazotunuz artacak vesaire; sizin enflasyonunuz yüzde 10-12'lerdeyken faizler yüzde 28'lerde, 2 katın üzerinde ve sizin doğrudan gelir desteğiniz sabit. Yani, enflasyonu aşındırmak yetmiyor, bir de girdi fiyatları karşısında inanılmaz geriletiyorsunuz. Böyle bir politika olabilir mi?! Bu sosyal bir politika olabilir mi?! Bu bir ekonomik politika da olamaz.

Değerli arkadaşlarım, bir de çok tuhafımıza giden bir şey var; hükümetin başı Başbakan, hangi desteklerin olup olmadığının farkında değil. Bir "mazot desteği sürüyor" diye tutturmuş. Erzurum'da "mazot desteği veriyoruz, yetmez mi? Yüzde 40'ını karşılıyoruz" dedi. Dün tarım şûrasında söyledi. Hangi mazot desteği?! Bir kere verilmiş bir mazot desteği var. Bir kere, ikiye bölüp; bir daha yok, arkasında bir yasal dayanağı yok. Böyle bir şey yok ki; keşke olsa, hani nerede? Ama, olmayan bir şeyi varmış gibi söylemek ve bir de, bunun arkasından, böyle, olmayan bir destek üzerinden çiftçiyi azarlamak, paylamak!.. Hem de paylarken kullanılan dil, yani, "bütün millet size mi bakacak" diye. Yani, kimin dili biliyor musunuz bu; bu, kentlerin, büyükkentlerin, o tuzu kuru büyük sermayesinin, büyük medyasının, köşeyazarlarının dili; bu "kentliler olarak biz çalışıyoruz, köylüler yiyor paramızı..." Bu, bunun dilidir. Başbakan onlardan mı oy alarak seçildi geldi buraya değerli arkadaşlarım?! (CHP sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla, bir kere, öncelikle bir aynaya bakmamız gerekiyor; biz nereden geldik, nereye gidiyoruz, bir aynaya bakalım; hepiniz bakınız ve bir vicdan muhasebesi yapınız, bir siyasî muhasebe yapınız; çünkü, bunun sonuçları siyasîdir; ama, siyasete olan güvensizliktir de. Dolayısıyla, Türkiye'deki demokratik sistem açısından da, bu, çok riskli bir olaydır. Yani, her iktidarın, gelip, milleti...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Oğuz Oyan (CHP, İzmir). “Organik tarım kanunu tas. (ss. 653 )”. TBMM Genel Kurulu, 23. Birleşim tutanağı, 30 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/oguz-oyan-22-2004-11-30-organik-tarim-kanunu-tas-ss-653 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
